Etiket arşivi: ses

Müzikal zekanız ne kadar iyi?

Biri size “şııııııııı” (ingilizlerin yazdığı gibide yazalım “shhhhh”) dediğinde o tarafa dönüp bakmaz mısınız? Yani bu tipte bir sesi “bana bak, buraya bak” olarak algılarız ve o an için dikatimiz dağılır. Bu yüzden belkide hayatımıza giren tüm gürültüleri ve sesleri ayarlamaya, konsantre olabileceğimiz sessiz anları yaratmaya çalışırız. Ama acaba tüm sesleri doğru olarak anlayabilir musunuz?

Diğer seslerde bize çeşitli ipuçları verir; sifon sesini duyduğunuzda birinin tuvaletten çıkacağını, ambulans sireni duyduğunuzda birinin hasta olduğunu, komşunuzdaki müzik sesi çok yüksekse parti verdiğini düşünebilirsiniz. Sesi duyduğumuz anda beynimiz gerisini getirir ve artık o bilgi öylece kalır.

İşte herkesin duyduğu ses ile ilgili yürüttüğü fikir ve belkide tüm beyinsel işlevlere müzikal zeka diyebiliriz. Aslında müzikal zeka sadece şarkı gibi müzik parçalarıyla sınırlı olmayıp çeşitli seslerin tonlar, kalite, uzunluk, hacim ve kaynağını farketme ve anlama olarak yorumlanabilir.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Ses ile pazarlama

2004 yılında Garanti’de çalışıyor iken “konuşan ekstre” yapalım diye bir öneri getirmiştim. Gönderdiğimiz elektronik ekstrelerin(pdf) içine reklam spotu eklemekti ve bir örneğini hazırlamıştım. Maalesef o dönemde tutulmayan bir fikir olsa da 2008 yılı sonunda bu sefer Garanti’nin danışmanı iken tekrar gündeme getirdiğimde ilgilenildi ve üye işyerlerinin ekstrelerine ses eklendi.

Ses bence alternatif kullanım yolları ile pazarlamada yeni bir konsept olarak daha fazla önem kazanmaya başlayacak. Aslında pazarlama açısından ses kayıtlarının ya da canlı olarak sesin daha verimli kullanılabileceği ve çok faydalı olacağını düşünüyorum. Bu yüzden SES’ i ” akıllı ” kullanma konusunda birkaç cin fikri sizlerle paylaşmak istedim;

Otomatik dilenciler – Size yoldaki bir makine yapacağınız bağışın Çocuk Esirgeme Kurumuna vb. gideceğini söylese ve hatta belki çocukların kendi seslerinden şiirler okusa. Sokaklarda bizlerden çok daha zengin olan dilencilere para vermekten daha iyi olmaz mı?

Turizm – Aslında Miniaturk, gezi botları vb. yerlerde artık birkaç dilde size orayı anlatan ve bilgi veren cihazlar var. Elinizdeki bileti makineye okuttuktan sonra dil seçeneğini seçip dinlemeye başlıyorsunuz.

Sanal Açıklayıcılar – Bazı makinelerin nasıl kullanılacağı çokta kolay olmuyor. Örneğin artık birçok mağazada karşıma çıkan 2 YTL’yi içine atıp kolu çevirdiğinizde oyuncak düşüren makineler var. Bu makinelere 30 saniyelik bir ses kaydı konup insanlara yol gösterilebilir. Aynı şekilde bankaların ATM makinalarınada bu tip sesli yol göstericiler konulmalıdır.

Hoşgeldin – Bir restauranta, otele yada mağazaya girdiğinizde size hoşgeldin diyen, çıkarken güle güle diyen bir ses kaydı hoş olmaz mıydı.

Minyatür – Doğum günü pastanızın mumları yandığında yada hediye paketini açtığınızda tebrik mesajınıda dinleyebilirsiniz. Hatta hediye paketinizden çıkan bir kodu internette bir siteye girip hediyeyi size gönderenin mesajını dinleyebilseniz fena mı olurdu?

Mağazalar – Aslında birçok mağaza şu departmanda şu indirim var vb. kullanıyor ama hiç biri şu markanın promosyonu şu bölümde gidin tadın yada bugün şu gazeteyi okudunuz mu vb. bir mesajı vermiyorlar.

Ringback tone’lar – Birisi sizi cep telefonunuzdan aradığında ona müzik dinletebiliyorsunuz. Hatta bir dönem telesekreter mesajınızı kendiniz kaydedip onu da dinletebiliyordunuz.

Espiri – Evdeki telesekreterinize bir fıkra yada bir anınızı kaydederseniz siz evde yokken arayanlar bunu dinleyebilirler. Eğer bir kurumsanız neden reklam spotlarınızı yada scriptlerinizi koymayasınız ki?

Gelecekte – Size evden çıkarken açık unuttuğunuz ışıkları yada cihazları hatırlatma, arabanızdan inerken dışarının hava durumunu hatırlatabilir.

Ciddi Öneri: Bir bankanın internet sitesine girdiğinizde ve bilgisayarınızda mikrofon var ise ör.”Garanti” dediğinizde login sayfası açılsa iyi olmaz mıydı? Ama o kadar…Daha fazla yüksek ses ile finansal bilgileri ifşa etmenin manası yok:)))

Paylaşın:

Duyduğumuz sesler gerçek değil

Özellikle Hollywood düşler üzerine kuruludur. Ve bazen o kadar güzel oluyor ki bizlerde ekranlarda gördüklerimize inanmaya başlıyoruz. Keanu Reeves dünyayı kurtaran adam, Christopher Reeve superman oluyor.

Ekranların arkasında olanlar ise inanılmaz. Örneğin Notting Hill filminde Hugh Grant filmin sonunda Julia Roberts’ı öperken çıkan ses aslında stüdyoda elinin üstünü öpen birinin çıkardığı ses.

“Foley artist” diyorlar buna Hollywood’da. Bu terim Jack Donovan Foley’den geliyor. 1950’lerde yaptığı bu tipte seslendirmeler sayesinde soyadı terminolojiye giriyor. Filmlerin çekimleri esansında sadece oyuncuların sesleri kaydediliyor başka hiç bir şey kaydedilmiyor. Daha sonra bizlerin duyduğu kapı kapanma sesi yada fermuar çekme sesi stüdyolarda ekleniyor.

Hollywood’da şu anda en kıymetli işlerden biri. Fakat göz ve kulak koordinasyonunu ile zamanlama becerisinin çok iyi olması gerekiyor. Eğer gerçekten yetenekliyseniz stüdyolar size staj imkanı tanıyabiliyor. Bu işten iyi para kazanmak mümkün ama herhangi bir hata yaptığınızda bu işi bedava yapabilecek bir çok kişinin kapıda beklediğini unutmamanız gerekiyor.

Sanki bit pazarını andıran bir yerde çalışılıyor. Etrafta sepetler, daktilolar, kutular, tenekeler, kask, araba kapıları, oyuncak silahlar, kumaşlar, naylon vb. bir sürü şey.

Foley’ler çok titiz bir mimarın bir evi tasarladığı gibi stüdyolarını tasarlıyorlar. Taş, kum vb. herşey ile. Yürüme, koşma, zıplama vb. seslerin çıkarılması için bu şart. Hatta bazen birden fazla karakterin farklı ayak sesleri için ayakkabılarını sürekli değiştiriyorlar. Detaylar çok önemli: eğer üzerinde deri ceket olan biri varsa kolların sürtünme sesi ile ayak sesi uyumlu olmalı.

Örneğin gerekli bir koltuk gıcırdaması sesi çıkarmak için her defasında farklı bir şey yapılması gerekiyor. Ör. Bir ayak alta alınıyor, geriye iyice yaslanıp 45 derece dönülünce çıkan ses ile başka bir yöntemle çıkarılan ses aynı olmuyor.

DuPilka bu konudaki en önemli Folay’ler den birisi. Birçok filmde imzası var. Çok yaratıcı ve temiz iş çıkarmasının avantajını yaşıyor. Bir boks filmi öncesi boks eldivenleri alıp araba koltuğuna vurarak tüm sesleri hazırlayabiliyor.

DuPilka Men in Black filminin başındaki yusufçuk uçuşunun sesini Toys “R” Us’da bulduğu bir oyuncakla 3 gün uğraşarak çözüyor. Tüm bu uğraşısının karşılığı olan doğru sesin süresi ise 2 dakika.

Paylaşın:

İçgüdülerinize güvenin!

Bazen birini ilk gördüğünüzde sevmediğiniz, bazen içinizden bir sesin yapma dediği olmuyor mu? İçinizdeki sese güvenin.

Aslında yapılan araştırmalar zor kararların çoğu zaman bilinçli bir şekilde verilmediğini gösteriyor. Almak istediğimiz şey yerine daha ucuz başka bir şey ile karşılaşırız. Açızdır ama yesem mi diye düşünürüz. Et mi tavuk mu yesem diye düşünürüz. Hayat bizi sürekli bu tipte terciler yapmaya zorlar.

Şimdi adını hatırlamadığım bir kitabın kahramanı her karar vermesi gerektiğinde zar atıyordu. Çok azımız hayatın şansa dayandığına inanır, bu yüzden karmaşık kararları dikkatlice düşünerek verme gayretine gireriz.

Benim önerim özellikle basit şeylerde mutlaka içgüdülere güvenilmesi. Kendimi bildim bile herhangi bir şeyi yapmaya niyetlendiğimde içimdeki ses ya da herhangi bir şey (ayağımın takılması, kafamı çarpmam vb.) bana o işi yapmamamı söylediğinde uyuyorum ve bu sayede (belki de tamamen raslantı) 2 kere hayatım kurtuldu.

Amsterdam Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada basit kararların beynin bilinçsiz tarafı ile çözülmesinin daha iyi olacağı ispatlanmaya çalışılmış. Deneklere 4 tip araba tanıtılmış. En basit 4 özellik, en karmaşık 12 özellik anlatılmış. Deneklerin bir kısmına düşünme vakti verilmiş ve düşündükten sonra basit 4 özellikli arabayı seçmişler. Kompleks 12 özellik her bir iözelliği değerlendirme çalıştıkları için karasızlıklarını büyütmüş.

İnsan beyni bilinçli ya da bilinçsiz kontrol olmak üzere iki aktiviteye ayrılıyor. Bilinçli kontrol aslında “ilgi” ile ilgili. Yani bisiklet sürmek vb. sürekli dikkat gerektiren şeylerde ilgi çok önemli. İlginiz yoksa dikkatinizde olmuyor. Birşeyleri anlamak ve öğrenmek gibi bilinçsiz kontrole dayalı beyin aktivitelerimiz ise hala büyük bir soru işareti..

Aslında bilinçli yaptığımızı düşündüğümüz bir çok şeyin aslında bilinçsiz bir şekilde yani içgüdüyle başladığını söyleyen bilim adamları çoğunlukta. Aslında içgüdüler bir lokomotif etkisi ile hareketi başlatıyor bilinçli olarak devamını getirmeye çalışıyoruz.

Aslında beynimiz büyük bir hard disk gibi hafızasına tüm deneyimleri ve bilgileri yüklüyor. Ve biz bir takım davranışlarımız öncesi gidip eski kayıtlardan durumu kontrol ediyoruz. Aslında bilinç yapılacak işin ön kontrolünü sağlayan bir kontrol listesi gibi bir şey oluyor.

Bilinçli düşünme matematik vb. belirli kuralları hatırlayarak ve onlara bağlı olarak çözülebilecek şeyler için ideal fakat kompleks problemler için değil. Bilinçsiz beyin faaliyeti ki buna düşünmeden davranmak da diyebiliriz, aslında karşımızdaki kompleks duruma çok daha doğru bir çözümü getirebilmekte.

Eğer sizleri biraz olsun aydınlatabildimse bundan böyle et mi yoksa tavuk mu yiyeceğiniz konusunda bilinçli olarak geri dönüp bir karar vermeye çalışmanız gerekmediğinide anlamışsınızdır. İçinizden nasıl geliyorsa öyle yapın. (Ama doktorunuzun tasiyelerini, kanunları ve diğer insanları rahatsız etmeyecek olan şeyleri).

Paylaşın: