Aylık arşivler: Haziran 2006

İNCİ

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su üzerinden akıp geçsin diye, kabuğunu açmış. Su içinden geçerken, solungaçları yiyecek toplayıp midesine gönderiyormuş. Aniden, yakınındaki bir balık, bir kuyruk darbesiyle kum ve çamur fırtınası yaratmış. İstiridye de kumdan nefret edermiş; zira kum öylesine pürüzlüymüş, kabuğunun içine bir kum tanesi kaçsa son derece rahatsız olurmuş. ‘, ‘İstiridye derhal kabuğunu kapamış ama çok geç kalmış; sert ve pürüzlü bir kum taneciği içeri girip, iç derisi ile kabuğun arasına yerleşmiş.

Aman Allahım, şu kum tanesi istiridyeyi ne çok rahatsız ediyormuş. Ama, kabuğunun içini kaplaması için kendine verilmiş olan salgı hücresini hemen çalıştırarak, minik kum tanesinin üstünü kaplamaya başlamış; ta ki, nefis, parlak ve düzgün bir örtü oluşana kadar…

İstiridye, yıllar yılı, minik kum taneciğinin üstüne katlar eklemeye devam etmiş ve sonunda müthiş güzel, parlak ve son derece değerli bir inci oluşmuş.

Bazen karşı karşıya olduğumuz  problemler bu kum taneciğine benzer; bizi rahatsız ederler ve niye bize bu derece eziyet çektirip asabileştirdiklerine şaşarız; fakat azmin getirdiği cesaret ve kuvvetle, sorunlarımızın ve zayıflıklarımızın üstesinden geliriz.

Daha alçakgönüllü, dualarımızda daha ısrarlı, çevremizdekilere daha yakın, daha akıllı ve sorunlarımıza karşı daha dayanıklı hale geliriz. Gizli bir gücün yardımı ile birden, yaşamımızdaki pürüzlü kum tanecikleri, bize kuvvet veren değerli incilere dönüşür ve çoğumuza ümit ve ilham kaynağı oluştururlar.

Paylaşın:

BİLMİYORSUN

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Kaç gecedir seni uyuyorum
Seni uyanıyorum kaç zamandır
İsmin hala dudaklarımda gizli,
Seni içiyorum sabah akşam.
Kaç dumandır gözlerimde tütüyorsun
Seni ağlıyorum kaç damladır, seni gülüyorum

BİLMİYORSUN..

Hiç düşündün mü saçlarım neden böyle dağınık
Neden gözlerim bu kadar parlak
Ve seni neden seviyorum delicesine
Kaç dalgadır seni vuruyor denizler ,yüzüme
Kaç martıdır başımda dolaşıyorsun
Kaç rüzgardır saçlarımda ellerin

BİLMİYORSUN..’, ‘Kaç mızraptır seni vuruyorum tamburumun tellerine
Kaç sestir sen ağlıyorsun göğsümde nağme nağme
Seni çiziyorum kaç resimdir
Seni çığırıyorum türkü türkü

BİMİYORSUN..

Kaç gündür seni üşüyorum
Sana yanıyorum kaç haftadır,bilmiyorsun
Kaç buluttur ıslanıyorum aşkından
Yüzüm sen,gözüm sen ,saçım sen oldun
Kaç aynadır sen duruyorsun karşımda
Kaç ormandır yanıyorsun yüreğimde
BİLMİYORSUN..

Kaç şarkıda seni dinler ağlarım
Kaç kadehtir sen dokunuyorsun dudaklarıma
Seni içiyorum kaç şaraptır
Kaç özlemdir özlüyorum kokunu
Kaç vapurdur sen gidiyorsun içimden
Kaç saattir bekliyorum aramıyorsun

BİLMİYORSUN..

Kaç ölüdür ölüyorum ardından
Kaç mezardır gömüyorum aşkını olmuyor
Bilmiyorsun ceylan gözlüm ,bilmiyorsun
Seni neden sevdiğimi ,nasıl sevdiğimi bilmiyorsun
Seni uyanıyorum kaç sabahtır,

BİLMİYORSUN..

Paylaşın:

Önyargı

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

UZAKLARDA bir köyde, kocasi, çocugu dogmadan ölmüs, tek basina yasayan hamile bir kadin kendisine arkadas olmasi açisindan dagda yarali olarak buldugu bir gelincigi evinde beslemeye baslar.

Gelincik kadinin yanindan bir an bile ayrilmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da,oldukça uysallasir. ‘, ‘Bir kaç ay sonra kadinin çocugu dogar. Tek basina tüm zorluklara gögüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadir.

Günler geçer. ve kadin bir gün bir kaç dakikaligina da olsa evden ayrilmak ve yavrusunu evde birakmak zorunda kalir…

Gelincikle bebek evde yalniz kalmislardir. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelincigi ve kanli agzini görür.

Anne çildirmisçasina gelincige saldirir ve oracikta öldürür hayvani. Tam o sirada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur.

Anne odaya yönelir… Ve odada besigi, besigin içindeki bebegi ve bebegin yaninda duran parçalanmis bir yilani görür.

Paylaşın:

YENİLGİ GİBİ GÖRÜNEN ŞEYLERDEN GELEN ZAFER

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Soğuk bir kış sabahı sahilde bulunan küçük bir koydan bir balıkçı filosu denize açıldı. Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu ve gece olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti. Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar ve sevgililer ellerini oğuşturup, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Tanrıya yakararak rüzgara açık kıyıda bir aşağı bir yukarı dolandılar.

Bu berbat durumda, bir de kulübelerden birinde yangın çıktı. ‘, ‘Erkekler olmadığı için yangını söndürüp kulübeyi kurtarmak mümkün olmadı.

Ancak gün ışıdığında, herkesin sevinçle gördüğü gibi balıkçı teknelerinin tümü de sağlam olarak limana döndü. Fakat, orada ümitsiz bir kişi varda. Bu kişi yangında evi kül olan adamın eşiydi.

Kocası karaya çıkarken şöyle bağırıyordu, “Aman Allah’ım, mahvolduk! Evimiz, içindeki herşeyle birlikte yangında kül oldu!”

Adam ise, kadını şaşırtan şu sözleri haykırdı, “ O yangına şükürler olsun! Yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler yolunu buldu ve salimen limana döndük.

Paylaşın:

Kavak Ağacı ve Kabak

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisi ile müthiş hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş.  Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa :

– ””Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?”” ‘, ‘- ””On yılda”” demiş kavak.

– ””On yılda mı”” diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

– ””Ben neredeyse 2 ayda seninle aynı boya geldim bak.””

– ””Doğru” demiş ağaç.

– ””Doğru””

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye başlamış sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa :

– ””Neler oluyor bana ağaç?””

– ””Ölüyorsun”” demiş kavak.

– ””Niçin?””

– ””Benim 10 yılda geldiğim yere 2 ayda gelmeye çalıştığın için.””

Paylaşın:

BİLİM

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Kimya biliminin dehası Lavoisier’in asıl eğitimi hukuktu ve paris bürosuna kayıtlı bir avukattı. Bilimsel gözlem ve yorum üstüne yaptığı konuşmaları ile ünü bütün dünyaya yayılmıştı. Kimya bilimini reddeden yobazların kafasını gösterip “bu kelleler hiçbir işe yaramaz” dediği için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp ölüme mahkum edildi.
Lavoisier, matematikçi Lagrange’ı çağırdı. “Kellem giyotinden sepete düştüğünde gözlerime bak, eğer iki kere kırpıyorsam bil ki, insan kafası kesildikten sonra bir süre beynin düşünmekte olduğunu anlarız.”
Lavoisier’nin kafası kesildikten sonrsepete düştü ve gülerek iki kere göz kırptı.
Matematikçi Lagrange diyor ki “Lavoisier’in son saniyede ispat arayışı, bilimselliğin yüzlerce yıl sürecek meşalesidir. Ama o yobaz kafalar  ufunet üretmek için asırlarca karanlıkta sürünecekler.”

Paylaşın:

Korku ve Sevgi

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız


Her türlü seçiminiz ya sevgi ya korku düşüncesinden kaynaklanıyor…..

Korku;
daraltan, kapayan, içe hapseden, kaçan, gizleyen, biriktiren, yığan, zarar
veren enerjidir.

Sevgi;
genişleten, açan, yayılan, kalan, açık olan paylaşan, iyileştiren enerjidir.

Korku bedenleri giysilerle sararak gizler.
‘, ‘Sevgi çıplak olmaya izin verir.
Korku sahip olduklarına sımsıkı yapışır,
Sevgi sahip olduklarını paylaşır.
Korku zorba yakınlık ister,
Sevgi sevecen yakınlık.
Korku sımsıkı sarar, bırakmak istemez,
Sevgi özgür bırakır.
Korku kurutur,
Sevgi yumuşatır.
Korku saldırır,
Sevgi bağrına basar

Her insan düşüncesi, sözü, davranışı bu duyguların birinden kaynaklanır.
Bu konuda başka bir seçiminiz yok, çünkü seçeceğiniz başka bir şey yok.
Ama bu iki duygudan hangisini seçeceğiniz konusunda özgürsünüz……..

Neale Donald Walsch

Paylaşın:

Duygu ve Akıl

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Ya aklini dinleyeceksin ya da gönlünü, eğer farklı şeyler söylüyorsa bu ikisi.

Olur da ikisini birden dinlemeye kalkarsan ne gönlün sana yar olur, ne de aklın sana yol gösterir.

Biraz duygusal ve biraz akıllı adam olup kalıverirsin orta yerde.

Öyleyse, akılsa gerekli olan, akıldan yana koy tercihini…

Yok, duygusal olman gerekiyorsa, koyver kendini gitsin… Varacağın yer, aklın da varacağı yer olacaktır.

Prof. Dr. Reşat ÖZKAN       

Paylaşın:

Gün geçtikçe daha fazla kapanır olduk içimize…

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız



Gün geçtikçe daha fazla kapanır olduk içimize…

Etrafımıza kalın duvarlı kaleler kuruyoruz. O kalelerin içinde başımızı dışarı bile çıkarmadan yaşayıp gidiyoruz. Dostlarımız, arkadaşlarımız artıyor. Onlar arttıkça biz kalelerimizin duvarlarını daha da sağlamlaştırıyoruz. Açılacak en küçük bir gediğe, o gedikten içeri girecek bir tek kişiye tahammülümüz yok çünkü. Nasıl da saklıyoruz kendimizi… ‘, ‘Görünüşte mutluyuz. Eşimiz, sevgilimiz, arkadaşlarımız, ailemiz var. Haydi itiraf edelim kendimize. Ne paylaşıyoruz onlarla? Yüzeysel sohbetler, sahte gülüşler ve birkaç dakikalık sevinçler dışında? Kendimizi birine açarsak bütün benliğimizi yitirecekmişiz gibi hissediyoruz. Yanılıp şaşıp pişmanlığını yaşıyoruz. Sonra hiçbir şeyin yolunda gitmediğini fark ediyoruz. Aşklarımızı bitiyor, evliliklerimiz sona eriyor. İş hayatımız, aile yaşantımız sorunlar yumağı haline geliyor. Ancak, işin içinden çıkamaz hal geldiğimizde birine ihtiyaç duyuyoruz. Zamanında uzatılan her eli geri çevirdiğimizden bu kez etrafımızda kimseyi göremiyoruz. Gördüklerimizse açık ama giren yok artık. Yalnızlık çöküyor üstümüze. Taşıyamaz hale geliyoruz. Kendi elimizle kurduğumuz gurbette sürgün hayatı yaşamaya başlıyoruz.

Nerede hata yaptığımızı düşünüp duruyoruz günlerce, gecelerce…

Oysa bu sorunun yanıtı o kadar basit ki… Bir arkadaşımız suratımızı asık görüp “Neyin var bugün” diye sorduğunda, ona “Bir şeyim yok yalnız bırak beni” diye terslediğimiz an yaptık hatayı…

Eşimiz ya da sevgilimiz, “İyi misin” sorusunu yönelttiğinde sert bir şekilde “İyiyim görmüyor musun?” diye yanıtladığımız an yaptık hatayı…

Onlara bir çiçeği, bir öpücüğü bir gülümsemeyi çok gördüğümüz an yaptık hatayı…

Üstümüze titreyen annemizi “Yeter artık ben çocuk değilim, kendi başımın çaresine bakabilirim” deyip üzdüğümüz az yaptık hatayı…

Mahkum etmeyin kendinizi yalnızlığa, o en ağır yükü taşımayın. Size el uzatana siz de uzatın elinizi korkmayın… Paylaşın, paylaşmanın verdiği o müthiş coşkuyu duyumsayın içinizde. Aşkta cömert olun, saklamayın duygularınızı. Eğer bir kale kuracaksanız bunu yalnızlığa karşı kurun.

YALNIZLIK AŞAMASIN O KALENİN DUVARLARINI…

Paylaşın: