SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Quicktime ikonundan kurtulmak
May 29th, 2007 by savassakar

Apple Quicktime player, iTunes yükleyenlere otomatik olarak yüklenmektedir. Ama QuickTime Task (qttask.exe) adlı bir uygulamayı sürekli çalıştırarak bilgisayar performansınızdan yer.

Belki bir virüs değil ama rahatsız ettiği kesin.

Önce Windows Task Manager’ı çalıştırın qttask.exe yazan dosyayı seçin ve silin.

Registry editor açın ve HLM\Software\Microsoft\ Windows\CurrentVersion\Run  bölümünü silin.

QuickTime Task – “C:\Program Files\QuickTime\qttask.exe” -atboottime

Daha sonra Windows Explorer içinden (C:\Program Files\QuickTime\) bölümünü açın  ve qttask.exe dosyasını şeçip F2′ye basın. qttask.exe.old olarak ismini değiştirip Enter’a basın.


VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
KPSS’ye hazırlananlar için kaynaklar
May 29th, 2007 by savassakar

http://rapidshare.com/files/30143890/Matematik.rar

http://rapidshare.com/files/30668778/Kpss_ingilizce.rar

http://rapidshare.com/files/29936433/Kpss_Chm.rar

http://rapidshare.com/files/29246839/Vatandaslik_Guncel.rar

http://rapidshare.com/files/30322540/Kpss_Deneme.rar

http://rapidshare.com/files/29434847/Kpss_Bilgi.rar

http://rapidshare.com/files/24914478/Yunus_TueFEK__.rar

Not: Yukarıdaki linkleri kopyalayıp tarayıcınıza yapıştırın. Dosyalar rapidshare sitesine .rar formatında (Sıkıştırılmış olarak yüklenmiştir.) Belli bir süre sonra silinecektir. Yüklemek için acele ediniz. Söz konusu siteden indirdikten sonra winzip yada winrar gibi bir proğram yardımıyla dosyaları açmanız gerekecektir.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Şimdi Endişelen, Sonra Ağla
May 29th, 2007 by savassakar

Yazar: Jennifer Louden

Birkaç yıl önce, kızımın üçüncü sınıfı bitirdiği günü hatırlıyorum.

Ağladım.

Kızım, birkaç gün sonra, günlüğüne yapıştırabileceği eski fotoğrafların bulunduğu iki kutuyu ortaya çıkarmıştı. Yogadan gelmiştim. Mutfakta birşeyler atıştırmaya koyuldum ve onunla birlikte fotoğraflara baktım. Lilly, 3 ve 4 yaşlarında, eski evimizde arkadaşlarıyla ve yaşamımızdan gelip geçen aile üyeleriyle oynarken…

Ağladım.

Çok geçmeden kiliseye gittim. Muhteşem bir sevgi yapısına dönüşmüş yeni binadaki ilk ayin. İlahi sesleri her yeri dolduruyordu…

Ağladım.

Ağladım çünkü bu özel dönemin hasretiyle yanıp tutuşuyordum. Mezuniyet dönemi, çocukların bir numara büyük ayakkabıya ihtiyaç duydukları dönem, biçilmiş çimen kokusunun dönemi, büyük ihtimalle uzun gecelerin ışığının dönemi ve Şair Mary Oliver’ın “Ölüm Geldiğinde” adlı şiirinde dediği gibi, “Hayretle evlenmiş bir gelindim. Dünyayı kollarının arasına almış güveydim” diye düşünebildiğim günkü insan olmaya özendiğim dönem.

Bu dönüm noktalarında birşeyi çok açık hissediyorum. Dünyayı kucaklamaya can attığımda, bu, kendimi geliştirmem gereken eksik yanlarım kanalıyla oluyor. Mutfakta oturmuş, Lillian’ın fotoğraflarına bakarken hatırladığım şey, minik ayaklarının elimdeki ağırlığı ya da göğsümdeki ipeksi saçı değildi, aksine o yıllar ne kadar gergin olduğumdu. Yeterince iyi bir anne olma konusunda ne kadar endişe duyduğumdu. Hiçbir zaman öyle olamadığımı hissetmemdi.

Lillian’ın gülerken, sırıtırken, gülümserken, dönerken, sıçrarken, resim yaparken ve uyurken çekilmiş fotoğraflarına baktım. Şunları düşündüm: “Biliyor musun, gerçekten mutlu görünüyor. Bence iyi bir iş yapıyordun.” Yaşamımın ne kadar daha zor olduğunu gördüm. Sebebi, endişelenmem, kaygılanmam, kendi kendimi yememdi.

Terden ıslanmış yoga giysilerimle öylece otururken, elimden gelenin en iyisini yapmak için yogayı nasıl kullandığımı düşündüm. Yıllar boyunca endişelenmeyi, kaygılanmayı, zihnimde sürekli var olan yapılacaklar listesini, her şeyin yolunda gittiğine dair bir işaret olarak kullanmıştım. İlgilendiğimin bir göstergesi olarak. Ben ve BÜYÜK HATA (topuklarımı çimdikleyen şüpheli gulyabani adam) arasındaki güvenlik ağı olarak.

Bunu yapmayı nasıl öğrendim? Hangi ihtiyacı karşılıyordu? Amacım, nedenini sorgulamak değil. Tatlı kızımın şimdi çok uzaklarda kalan, okul öncesi yıllara ait resimlerine bakarken beni ilgilendiren, gelecek odaklı, elini ovuşturan endişe hayaletine artık hayatımı adamamamdı.

Şimdi şunu sormak istiyorum: Elimizden gelenin en iyisini yapmak için endişe ve kaygı dışındaki diğer yollar hangileri? İşte aklıma gelen ilk düşünceler.

1) Mevcut gerçekliğe dikkat edin. Yaşamınızı ya da sanatınızı yaratmanın yolu, ne istediğinizi ve mevcut gerçekliğin ne olduğunu bilmek, sonra da bu ikisi arasındaki gerilimin sizi organik olarak ileriye götürmesine izin vermektir.

Burada önemli olan, mevcut gerçekliği görmenin ne kadar zor olabileceğidir. Gerçek gibi görünen ama genellikle Oz’a* çok benzeyen bir değerlendirmeler (yorumlar/öyküler) çorbası içinde yaşıyoruz. Savları (Savlar, “Mavi gözlerim var” ya da “Dışarısı 40 derece” gibisinden kanıtlar sunabileceğiniz önermelerdir) adlandırmak, mevcut gerçekliği görmenin en iyi yoludur. Örneğin, uluslararası bir konferansta yapacağım iki konuşma hakkında çok endişeliydim. Endişelenmek yerine bir kağıt aldım ve konuşmalara ilişkin bütün savları yazdım:

Son 11 yılda yaklaşık 600 konuşma yaptım.
Çok sayıda konuşmanın ve konuşma notunun yer aldığı bilgisayar dosyalarım var.
Henüz konuşmalarım hakkında birşey söylemek üzere özel bir hazırlık yapmadım.
Her bir konuşmamın ne tür sonuçlar doğurmasını hedeflediğimi belirlemedim.
Henüz giyecek birşey seçmedim.
Kara ulaşımımı henüz onaylamadım.

Mevcut gerçekliği adlandırmak, kendinizi rahat ettirmek YA DA korkutmak değildir. Durumun ne olduğunu soğukkanlılıkla söylemek ve bunu incelemek için bir adım geriye çekilmektir. Kendimi fazlasıyla endişeye kaptırdığım zamanlar, birinin bana mevcut gerçekliğin savlarını bulma konusunda yardımcı olmasına ihtiyaç duyarım. Koçluk yaptığım müşterilerim de bu ihtiyacı hissederler. Bu durum, insanı olağanüstü bir biçimde serbest bırakır VE dikkatimizi tekrar tekrar savlara yöneltmemizi gerektirir.

2) En köklü deneyimlerinize güvenin. Endişelendiğimi hissettiğimde, birkaç dakika nefes alır ve kendime dönerim. Buradan bakarak kendime şuna benzer özenli bir soru sorabilirim: “Bu durumda benim için en önemli olan şey nedir?”, daha sonra “Belli bir güven noktasında durarak bu önemli durumla nasıl baş edebilirim?” Endişenin yüzeysel sesinden kurtulup daha derin bilgiye doğru bilinçli bir geçiş yapın.

3) Destek isteyin. Söz konusu işi (çocuklarımızı büyütmek, rapor yazmak ya da yolculuğu planlamak) kendi başımıza yapmak zorunda olduğumuzu varsaydığımızdan, ne kadar sık endişe içinde yaşarız? Bize doğumdan itibaren kutsal bir çağrı kartı verilir. Bu kart, Tanrıyı ya da diğer insanları yardıma çağırmamıza imkan tanır. Kartı cüzdanımızdan çıkaralım ve kullanalım.

4) Sakinleşmek için bedeninizi kullanın. Nefes almak, yürümek, yoga, tai chi, çocuklarınızla birlikte trampolinde sıçramak, masaj yaptırmak… Bir sonraki adımda gerçekten ne olması gerektiğini net bir biçimde dinleyebilmek üzere merkezi sinir sisteminizi yeterince uzun bir süre sakinleştirecek herhangi birşey…

Ve bu arada, nefes alın!

*Gerçekdışı, büyülü, tuhaf bir yer. L. Frank Baum’un The Wonderful World of Oz adlı romanındaki hayal ülkesi.

 

Kaynak: http://www.marjinal.com.tr 

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Günün Linkleri
May 29th, 2007 by savassakar

http://omgfreemovies.com/ - Bedava filmler

http://livesearch.alltheweb.com/?ek=1 – Yeni nesil canlı arama, Yahoo’dan

Medeniyetler Haritası

FolderShare – dosyalarınıza uzaktan erişin yada paylaşın – max 2 GB

Gazhoo – doküman pazaryesi (formlar, araştırma dosyaları vb.

PhotoJojo – fotoğrafseverler bu sitenin newsletter’ına mutlaka üye olmalılar

SharpCast – fotoğraflarınızı saklayın, paylaşın ver bunu masaüstünüzden yapın.

YuuGuu – bilgisayarınıza uzaktan erişin

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Aşk… İki kişilik isyan
May 28th, 2007 by savassakar

Aşk bir barışma yöntemidir. Karşısındakini anlayacak duru zihin hali ve cesaret ister. En deli aşkta bile iki kişilik bir denge kurma çabası gizlidir. Toplumun gerdiği ipin üstüne çıkmışsın; aşağıda kalabalık, bağırıyor, çağırıyor, karşı çıkıyor. Kimi yuhalıyor, ipin gerildiği direkleri sallayanlar bile var.

Birbirine doğru yürüyen iki sevgilinin dengelerini bozup, ayaklarını kaydırmak, aşktan aşağıya düşüp sakatlansınlar hatta ölsünler diye aşk telinde denge uzmanlığına çıkanlara yapılmadık bırakılmaz.

Ateş püskürtülür, taş atılır, laf atılır. Bütün ışıklar söndürülür, karanlıkta aşktan aşağıya yuvarlansınlar diye… Altlarında ağ varsa, güvenliklerini kaybetsinler diye, onun da ipleri kesilir. Bütün engellemelere rağmen aşk cambazları çıktıkları ipte birbirlerine doğru ilerleyip, kavuşmaya, sarılıp koklaşmaya çalışırlar. Tehlikeli işe soyunmuşlardır.

Kavuşup birbirlerine sarıldıktan sonra da engellemeler sürer. Zeki değillerse, kendini sevgiliye adamanın yöntemlerini keşfedemiyorlarsa, yaratıcı bir zihin haliyle her gün kendilerine, yaşama, aşka yeniden başlayamıyorlarsa dengeyi kendileri de bozar. Kimi yuvarlanır, gergin ipin üstünden aşağıya, kafası gözü patlar. Ruhu parçalanır; kalabalığın arasında aşk sakatı olarak dolaşmaya başlar. Yukardakilerin dengesini bozmaya çalışanlara katılır.

Bağırır, çağırır, yukarıda tek başına ipin üstünde kalan kıymetlisine laf atar, taş atar, ateş püskürtür. O da tepe aşağı yuvarlansın, dengeyi kaybetsin ister. Kimi yeniden merdivenlerden ipe çıkıp denge uzmanlığını aşk dedikleri ip cambazlığını, trapez ustalığını baştan keşfetmeyi, becermeyi dener. Bir daha ipe çıkıp sevgiliye doğru yürüyüp dengeyi kurmayı dener.

Emek vererek yare kavuşabilmek için bütün gücünü kullanarak aşk cambazlığına soyunur yeni baştan… Bazıları aşağıda kalır, kendisi gibi ipten düşmüş aşkın sakatladığı birini arar. Kimi de hiçbir zaman ipe çıkmaya cesaret gösterememiş birini bulup, çılgın kalabalığa meydan okumanın gereksiz olduğuna kendini ve karşısındakini ikna edip, tehlikesi olmayan yer taklaları atıp, çember çevirip, top atıp tutarak sıradanlığın kuştüyü yataklarına serilir.

Kalabalığa meydan okuyup, onların adam yeme, aşıkları ipten, trapezden düşürme ayinlerinden korkmayanlar, özgürlüğün sırrıyla yüz yüze gelirler… Evet aşk cesaret istiyor. Önünü kesenlere baş kaldıracak cesaret… Aşka gönüllerini kaptıranlar, kopacak kıyamete aldırmadan aşağıdakilerin kopardığı gürültüye kulak asmadan dengelerine hayran kalınsın diye ipe, trapeze çıkıp birbirlerine doğru yürüyerek, sallanarak meydan okurlar boşluğa…

Meydan okurlar bütün tehlikelere, sıradanlıklara. .. Eşlerine güvenip boşluğa bırakıyorlar kendilerini trapezden… Boşlukta eller buluşuyor, birbirlerini yakalıyorlar. Aşağıdakiler bağırsa da çağırsa da boşluğa meydan okuma hayranlık uyandırıyor. Alkışlar yükseliyor.

Bazen partnerinle dengeyi sağlayamayabilirsin ya da kendini ona doğru fırlatırsın tutamaz ya da sen onu yakalayamazsın. Boşluğa meydan okumaya çalışanlar, böyle sonları da bilir.

 Ama hepimiz bile bile çıkmaz mıyız, aşkın tehlikeli yüksekliklerine? Bu bilinç hali değil mi aşkı vazgeçilmez kılan? Bu bilinmezlik değil mi, insanın ellerini uzatıp karşısındakini yakalamak için kendini boşluğa fırlatmasını sağlayan? Evet aşk iki kişilik bir meydan okumadır.

 Ali Poyrazoglu

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
© Copyright 2004-2012, Savaş Şakar