Aylık arşivler: Ekim 2008

İki dirhem, bir çekirdek

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Giyim kuşamına özen göstermiş, şık ve süslü kıyafetleriyle dikkat çeken insanlar hakkında sık sık “iki dirhem bir çekirdek” sözü kullanılır. Bu yakıştırma, ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı eski devirlerden kalmadır.

Belki biliyorsunuz, bir okka, bugünkü ölçülerle 1238 gram tutar. Okkanın dört yüzde birine, dirhem adı verilir. (Şimdiki gram ile aynı birim olduğunu sanarak gram diyecek yerde dirhem denilmesi hatalıdır.)

Dirhem, daha ziyade hassas teraziler için kullanılan bir ölçüdür. Ancak sarraflar, dirhemden daha hassas  ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanılır. Buna çekirdek denir ki toplam, 5 santigram karşılığıdır.

Eski devirlerin en kıymetli parası olan bir Osmanlı altını, toplam iki dirhem ve bir çekirdek ağırlığa sahiptir.

Bu durumda süslenmiş kimselere, iki dirhem bir çekirdek yakıştırmasında bulunanlar, mecaz yoluyla onlarla altın demiş olurlar ki bizce pek zarif bir nüktedir.

Paylaşın:

İnsanları nasıl değiştirirsiniz?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız
gönül pervânesine

Image by elif ayse via Flickr

Birini birkaç kelime ile sonsuza dek değiştirebilirsiniz. Soru şu: İnsanları değiştrebiliyor musunuz yoksa aynı mı kalıyorlar?

Evde, işte, okulda sürekli dönüşüm deneyimi yaşıyoruz. Bu yaşadığımız deneyimler bazen 5 dakikalık bir sunum, bazen 3 aylık bir okul dönemi, bazen bir haftasonu olabiliyor. (Deneyim: Bir insan üzerinde etki bırakan olay yada olgudur.)

İnsanlar değişir mi? Yön değiştirirler mi? Burada önemli olan önce ne yapmak istediğinizi bilmeniz sonrasında da bunu uygulayabilmenizdir.

Birşeyleri değiştirmek hiç kolay değildi ve kolay olmayacak, sizin bunun farkında olduğunuzu ama en azından bu yazıyı okuyarak bir şeyleri deneyeceğinizi sanıyorum.

Hayat gerçekten hiçte ucuz olmayan birçok bedel içeriyor. Bir takım değerleri oluşturmak ve korumak gerçekten akıllıca davranmayı ve çok uğraşmayı gerektiriyor. Hiçbirşey oturduğumuz yerde bize gelmiyor. Bu yüzden şimdi sizden farklı bir bakış açısı ile dünyaya bakmaya ve dünyayı daha güzel hale getirecek değişiklikleri yapmaya başlamaya davet ediyorum.

Herşeyin başlayıp bittiği yerde tutku var. Birini gerçekten değiştirmek istediğinizde öncelikle duygusal taraftan başlıyorsunuz. Birinin bir şeye ikna olabilmesi için önce ona bunu aktarandaki tutkuyu görmesi, aktarınında bu tutkuyu ona hissettirebilmesi önemlidir. Eğer birisinde bir istek yaratıp ona gerekli araçları verirseniz onlar bu inandıkları şeyi gerçekleştirmek için uğraşmaya başlarlar. İnandıkları şeyin onlar için anlamlı ve bir haz veriyor olması olası zorluklarla mücadelelerini kolaylaştıracaktır. Korku ile motive ettiğinizde aynı sonuçları alamayabilirsiniz. Eğer insanları sevgi ve tutuku ile motive ederseniz bu hayallerini gerçekleştirmek için dünyanın sonuna kadar tek ayak üzerinde gidebileceklerini görürsünüz.

Sizin iki şeye inanmanız önemli: vermek istediğiniz tutukuya ve o insana. İnanmadığınız bir şeyi başkalarına aktaramazsınız ve sadece vakit harcamış olursunuz. Eğer o insanı sevmiyorsanız yada inanmıyorsanız onu değiştirmenizde o kadar zorlaşacaktır çünkü insanlar akıllıdır. Eğer onlara karşı samimi olmazsanız bunu hemen farkederler. Yapmacık asla olmayın.(İmaj maker’ınız Mevlana olsun: göründüğün gibi ol yada olduğun gibi görün)

Okulunuzu düşünün size sevgi ve tutkuyla anlatılan bir ders ile sadece konuların hızla geçildiği sıradan derslere karşı olan ilginiz aynı mıydı? Siz, izleyicilerinizin uyumaması ve ilgilerinin dağılmaması için elinizden geleni yapmalısınız. Böylelikle sesinizi duyurabilirsiniz.

Çevrenizdekileri değiştirmek için duygularını tutkuyla tetikleyin. Uyanık kalmak için kahveye ihtiyaç olmadan insanın gözlerini sevgi ve ilgiyle açık tutabileceğini gösterin onlara.

Paylaşın:

Kuantum Yönetimi

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız
quantum ripples in chaos

Image by Kalense Kid via Flickr

Projelerimizi planlarken, çoğu zaman daha önce hiç yapmadığımız bir şey hakkında süre ve maliyet tahminleri yapmak zorunda kalırız. Projeler doğaları gereği riskleride içerdiklerinden doğru tahminlerin yapılma olasılıklarıda zayıf olmaktadır. Kuantum Yönetimi, maliyet ve zaman kavramını farklı yollardan düşünme becerisini hedeflemektedir.

Ayşe orada olmak istemediği odanın önünde duruyor ve pazarlama müdürünün kendisine söylediklerini düşünüyordu: “Sakın bana Mart 15’den Mayıs 15’e deme. Bana bunu ne zaman teslim edeceğini söyle!”

Asıl sorun, Ayşe’nin kesin bir tarih verememesi, bu tip şeylerin kestirilemiyor olması ve patronununda bunu bir türlü anlamamasıydı. “Tamam, 15 Mayıs kesin” dedi.

“Hayır,” dedi patron “Ortalamasını alacağız. O zaman ne oluyor?” dedi ve arkasındaki direktöre döndü “15 Nisan? Nisan 15. İşte budur. Başka bir şey var mı?”

Herşeye rağmen Ayşe’nin ekibi 26 Nisan’da 10 gün gecikerek teslimatı yapabildi. Ayşe’yi, ekibini ve ilgili diğer herkesi kötü bir gün bekliyordu. Orada neler oluyordu?

Problem-çözen organizasyonlarda iki tip iş olur : Operasyonlar ve Projeler. Operasyonal iş genellikle imalat gibi tekrarlanan eforu, rutin idari işleri ve altyapı operasyonlarını tarifler. Proje işi ise yeni ürün geliştirme, başka yere aktarma, reorganizasyon tip işleri tarif eder. Operasyonlar tekrarlanan ve az riskli işlerdir. Projeler ise tek ve risklidirler. Bu sebeple projelerin farklı yönetilmeleri gerekir. Kuantum Fiziği bunu anlamanıza yardım eder.

Kuantum Fiziğinde doğal olarak bir herhangi bir şey bilinemezdir. Örneğin, Hareket eden birinin bulunduğu yer konusunda eminizdir ama hızından emin değilizdir. Klasik Fizik sınırlama getirmez.

Yenilik yada önceden tahmin edilebilirlikten birini seçmek gerekir. Her ikisi de olmaz

Yönetim’de örnekseme vardır. Maliyeti ve zamanı kesin olarak bilmek istiyorsak yenilikleri azaltmamız gerekir çünkü yenilik risk getirir. Eğer riski kabul ediyorsak maliyet ve zaman konusunda tam kesin olmamayı göze alabilmeliyiz. Kuantum Yönetimi riskin içeriğini asla tam olarak bilemezsin demektedir.

Operasyon odaklı organizasyonlardaki yönetim deneyimlerinde yöneticiler asla şöyle şeyler duymaktan hoşlanmazlar “4-6 ay içerisinde tamamlanmasını bekliyoruz” Genellikle “tepeden inme” zamanları talep ederler. Bu klasik yönetimdir ve klasik fiziğe benzer.

Organizasyonunuzu Kuantum yönetimine yöneltmelisiniz. Bir yönetici olarak:

  • “Ne zaman hazır olur?” diye sormayın, “%95 olasılıkla ne zaman hazır olur?” diye sorun.
  • %95 bandında tahmini tutan proje yöneticilerinizi ödüllendirin.
  • Mali İşler, risk yönetimini bireysel proje bazında değil projelerin toplamı bazında değerlendirmelidir.

Proje yöneticisi olarak:

  • En iyi ve kötü ihtimaleri %95 bandında tahmin etmeye çalışın.
  • Eğer sizden tepeden inme tarih istenirse onlara Kuantum Yönetimini öğretmeye çalışın. Ya kaybedersiniz yada biraz ilerleme sağlarsınız.
  • Tepeden inme bir tarih dolayısıyle kendinizi kötü hissederek bir yerlerde durduğunuzda böyle bir şeyi kabul etmenin Kuantum Yönetimi kurallarını değiştirmeyeceğini unutmayın.
Paylaşın:

Takdir etmek ve güven göstermek

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız
Hummingbird Hawk - Moth

Image by Kuzeytac via Flickr

Bazı şirket çalışanları gerçekten yaptıkları işlerle ne kadar seçkin ve özel olduklarını belli ederler. (Ama yüzde 90’a 10 kuralını unutmayalım: İnsanların %90’ı kendilerini yaptıkları her şeyde ortalamanın üstünde görürler.) Benim burada kastettiğim ise gerçekten iyi iş çıkaranlar.

Eğer yöneticiyseniz bu insanları ödüllendirmek istersiniz ve diyelimki bu konuda bütçeniz yok. Yapacağınız bir takım küçük jestleride onur kırıcı bulma ihtimalleri var.

Bir TV kanalının yapımcılarından olan Ahmet akşamki haber bültenine bir haberi yetiştirmeyi başarmıştı. Ahmet hem kurallara uyması, hem şirket içi nezaketi, hem işi sahiplenmesi ve zaman kısıtlarına rağmen işini kusursuz yapması sebebi ile çok iyi bir çalışandı. O akşam kanal diğer tüm kanallara “haber atlatmıştı”. Ayşe yöneticisi olarak Ahmet’e nasıl bir jest yapacağını düşünüyordu. Yemeğe mi götürecekti yoksa bir kalem mi alacaktı hediye olarak? Ahmet’i ne şekilde olursa olsun demoralize etmemesi önemliydi.

İnsanlar gerçekten seçkin ve iyi çalışanlar olduğunda ne yapmalı?

Onu hem yüzyüze hemde yürekten takdir etmeli ve güveninizi göstermelisiniz. Bunu herkesin olduğu bir ortamda veya herkesin okuyacağı bir email ile yapabilirsiniz. Sizin bu kişinin başarısına ilişkin farkındalığınız şirket içerisindeki morali yükseltecektir. Yapılan iyi işlerin sonucunda alınan onur madalyaları, oskar gibi ödüller tamamen takdirin göstergeleridir.

Ancak parasal ödüllerin sadakati artırabileceğini yada parasal olmayan ödüllerin performansı düşürebileceği unutulmamalıdır. Özellikle enflasyonist ortamlarda para en büyük ödül olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada parasal ödülün getireceği iki sıkıntının altını çizmek istiyorum;

1- Yapılan işe biçilen değer diğer yapılan işlerin değeri ile karşılaştırılmaya başlanır. Her ne kadar biçilen değer minnettarlıkla orantılıda olsa diğerlerinin yaptığı işe değer verilmediği hissi yaratabilir.

2- Kişisel engeller – Minnettarlığımızın karşılığı olarak şu ödülü, ikramiyeyi kabul edin gibi sözlerin altındaki anlamlar kişisel engelleri doğurabilir. Ödülü bu şekilde sunuyorlarsa kadem, kıdem olarakta sunabilirler yanılgısı işle talepler artabilir.

Ve unutulmamalıdır ki her parasal ödül bir öncekinden yüksek olmalıdır.

Bu tipteki başarılı insanlara daha fazla sorumluluk ve fırsatları sunmanız en doğrusu olacaktır. Örneğin Ahmet’e yeni başlayacak bir programın koordinasyonu gibi bir sorumlulukta verilebilirdi.

Eğer başarılı çalışanlara fırsat verirseniz –ki bu bir tercih meselesi-, şirketede bu başarılı çalışanla beraber başarma fırsatı tanımış olursunuz.

Herkesin önünde yapacağınız bir takdir başkasının veremeyeceği bir ödül olacaktır. Bu aynı zamanda şirketinizde başarılı birini farkederek onu daha fazla kazanmanızı ve sadakatini sağlayacaktır. Bu sizin kendinize de verdiğiniz bir ödül olacaktır.

Paylaşın:

Liderlik becerinizi değerlendirin!

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Harvard Business Review da okuduğum What to Ask the Person in the Mirror adlı makalede Robert S. Kaplan 7 soruyu kendimize sorarak liderlik becerilerimizi değerlendirebileceğimizi söylüyor.  aşağıda kısaca bu soruları anlatmaya çalıştım:

  1. Vizyon ve Öncelikler:
    • Kendi işimle ilgili vizyon ve önceliklerimi hangi sıklıkla gözden geçiriyor, birlikte çalıştığım insanlarla paylaşıyorum?
    • Bana vizyon ya da önceliklerimi soranlara net bir cevap verebiliyor muyum?
    • Vizyonumu gerçekleşitirmek için 3-5 adet önceliğim net olarak belli mi?
  2. Zamanı yönetme:
    • Zamanımı nasıl harcıyorum? Öncelikler? Diğer?
  3. Geri besleme:
    • İnsanlara zamanında ve yapıcı geri dönüşler yapıyor muyum?
    • Duymak istemediğim şeyleri bana söyleyebilen çalışanlarım var mı ve onlara karşı nasıl davranıyorum?
    • Size ne dürüst olanlar en yeni çalışanlarınız mı en eski çalışanlarınız mı?
  4. Başarı planlama:
    • Benim başarılı olmamı sağlayanlar nelerdir?
    • Benim başarımda rol alanlara nasıl fırsatlar sunuyorum?
    • İşleri doğru dürüst delege edebiliyor muyum?
    • Karasız kaldığım oluyor mu? Ne zamanlarda ve neden? Problem nedir?
  5. Değerleme ve odaklanma:
    • Gereken değişim ya da değişikliklere zamanında gidebiliyor muyum?
    • Eğer işimi baştan kurmam gerekseydi ne yapardım?
    • İşimi baştan kurmak için astlarıma ihtiyacım ne düzeyde?
    • İşimi baştan kurmak için kimin tavsiyelerini dikkate alırdım?
  6. Baslı altında liderlik:
    • Baskı altında nasıl davranıyorum? Çalışanlarıma yönelik tutmum ne oluyor?
    • Bende baskı yaratan şeyler nelerdir?

    Çalışanlarınız sizi kriz zamanında mikroskop altına alırlar ve izlerler. sizin söylediklerinizden çok yaptıklarınız değerlendirilir. Hatalarınızı kabulleniyor musunuz yoksa birilerini mi suçluyorsunuz, bunlara bakarlar. Çalışanlarınızı destekleyip desteklemediğiniz kendi derdinize düşüp düşmediğiniz izlenir. Sakin misiniz yoksa asabi mi? Gerçekleri mi yoksa söylenmesi gerekeneleri mi söylüyorsunuz.

  7. Kendine dürüst olmak:

    • Gerçekten liderlik tarzım beni yansıtıyor mu yoksa oynuyor muyum?
Paylaşın:

LinkedIn’deki Proje Yönetimi Grupları

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız
Bende LinkedIn sitesini kullananlardanım. Benim sayfama buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Proje yönetimi eğitimleri ve danışmanlığı verdiğim için bu konudaki ilgili gruplara da vaktim olduğunca katılmaya çalışıyorum. LinkedIn’deki gruplarda oldukça güzel tartışmalar oluyor. Üstelik bu tip gruplarda aktif katılımcılar sıcak bilgilere ve bu konudaki gelişmelere anında erişebiliyorlar. Proje Yönetimi ile ilgilenenler için aşağıdaki grupları öneriyorum: Some of the groups I'm a member of
Bunlara ek olarak tam başlığı Proje Yönetim olmasa da katılmayı düşüneceğinizi düşündüğüm birde şu gruplar var; The Employee Engagement Network, Blogher, The Requirements Networking Group, ganntFace community, The Professional Project Managers Networking Group
Paylaşın:

Nereden çıktı bu @ işareti?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Her yerde onu görüyoruz. E-mail adresimizin tam ortasında, kartvizitlerimizde, gazetelerde ve TV’de. Bilinen kullanım ve anlamıyla bilgisayarınız ile modem ve telefon aracılığı ile gönderdiğiniz e-mail adreslerinde kullanılan bir kod.

Peki kökeni neresi? Nereden çıktı?

İsveçte “tarçınlı çörek”, “çorap”, “fil kulağı”, Fransa’da “arobas” (anlamı yok) yada “a roulé”, Hollanda’da “maymun kuyruğu, Italya’da “salyangoz” ve Israil’de “shtrudel” diyorlar.

İngilizce’de kurumsal at (biz Türkiye’de ed diye okuyoruz) yada ad işareti deniyor. Uzun süre fiyat etiketlerinde kullanılan bir işaret. Örneğin “3 çorap @ 10 YTL.”

@-işareti bilgisayar tarihinden çok daha eskiye dayanıyor. Latince ve Paleografi(eski yazıları inceleyen bilim dalı) profesörü olan Berthold Louis Ullman, “Ancient Writing and Its Influence” adlı kitabında @-işaretinin bir “bağ olduğunu ve iki harfi bağladığını söylemektedir. Latince’de “ad” edatı ona doğru, ‘ya doğru anlamında iki kelimeyi bağlamada kullanılıyordu.

@-bağı 6. ve 7. yy’a dayanıyor. Bu zamanda katipler uncial (http://en.wikipedia.org/wiki/Uncial) denen bir yazı tekniği kullanıyorlardı. Birçok kısaltma ve bağ gerek yazım kolaylığı sağlaması gerekse zaruriyetten yazıyı bitirmede belirteç olarak kullanılmaya çalışılmıştı.

Bu dönemlerde @-işareti özellikle sekretarya yazışmalarında ve ticari mektuplaşmalarda kullanılıyordu.

@-işareti bilgisayar dünyasına 1970’lerde işletim sistemi Tenex ile Internet’in ilk zamanlarında email ve programlamada kullanılarak girdi.

Paylaşın:

Tüm kitaplar Google’a

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız
Google Video Player

Image via Wikipedia

Geçen sene Kaliforniya Üniversitesi de Google’ın yürüttüğü, kütüphanelerdeki kitapların taranarak dijital ortama aktarıldığı projeye 34 milyonluk bir arşiv ile katılmaya karar vermişti.

Google Kitapları Kütüphanesi projesinin amacı tüm kütüphanelere herkesin erişimine sunmak. Projenin internetteki sayfası: http://books.google.com/googlebooks/library.html

Böylesine nükemmel bir kültürel miras ve bilimsel hafızanın yaratılması aslında yepeyeni bir paradigmanın ortaya çıktığını gösteriyor. Bugüne kadar sadece çevremizdeki (varsa) kütüphanelerden yararlanırken, yapılan araştırma ya da kitap yazma hazırlıkları sınırlı kaynaklar taranarak yapılabilirken şimdi kitaplara ulaşmak ne kadar kolaylaşacak.

Birçok kütüphane yada bilgi depremlerde, yangınlarda yok olmadı mı? Kitapları dijital ortama geçirmek ve elektronik olarak saklamak bilginin kaybolması ya da deforme olmasının önlenmesi bu projenin en büyük faydalarından biri.

Şimdi seslenmek istiyorum: Ey Türkiye’deki kütüphaneler, yayın kuruluşları ve özellikle medya (kısmen tamamladı ama olsun) tüm içeriğini dijitalleştirip hem satabilir hemde ücretsiz kaynak olarak açabilir. Geleceği inşa etmenin yollarından biri olan dijitaleşme konusunda bir an önce adım atılmaya başlanmalı.

Paylaşın:

İmalı suçlamalarla baş etme

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Bazıları dillerini akıllıca kullanarak bizim bam telimize basarlar. İmalı suçlamalar çoğu zaman bizi savunmaya zorlar ki, bu da yapılması gereken en son şeydir. Başka ne yapılabilir?

Tarkan komitede yer alması gerekenlerin listesini hazırlamıştı ve Canan da kendi adını o listede görmek istiyordu. Canan adını listede göremeyince afalladı. Toplantının geri kalanını içinde kopan fırtınayı sezdirmeden geçirdi ve toplantının sonunda Tarkan ile konuşmak için kaldı ve Tarkan’a “Dikkatli ol” dedi

“İstersen ofisime gidelim.” dedi Tarkan
Kısa bir yürüyüşten sonra Tarkan’ın ofisine geldiler, kapıyı kapatıp oturdular.
“Aslında problem Agro’nun başarısız olacağına dair bir etki yaratmış olman” dedi Tarkan.
“Eğer Belgin’i değiştirmeseydik o zaman…”
Tarkan durdurdu.

“Dinle. Fazlası var. Ben de gösterilen bakış açısından yanayım ama benim sıkıntım bu konuda senin nasıl ilerleyeceğin. Seni 3 konuda izledim. Birinci olarak, hata yapacağımız varsayımı ile devam edemeyiz. İkincisi, yaptığımız görüşmeler her iki taraf içinde geri besleme sağlayabilecek şekilde olmalı ve son olarak tüm fikirler dinlenmeli, eğer bir fikir gerçekten kötü ya da kullanışsız ise bu fikri veren kişiye yansıtılmamalı.

İstemeden zorla destek verenlerden veya farklı konulara yapışanlardan kopararak bu işi yapmak için yola çıktık ve başaracağız.

Canan sessizce oturuyordu.

Tarkan’ın 3 koşul ile Canan’a dolaylı olarak atağa geçmesi gerçekten enteresan bir durumdu. Eğer kabul ederse suçunu itiraf etmiş olacaktı. Eğer karşı koyarsa bu sefer de savunmaya geçmiş olacak imalı suçlamayı güçlendirmiş olacaktı. 3 tane imalı suçlama vardı;

Hata
Canan projenin başarısız olacağına inanıyordu

Geri Besleme
“Karşılıklı” lafı bir yerlerde tek yönlü iletişim olduğu mesajını veriyordu. Canan tek yönlü iletişimde dayatıyordu.

İsteyerek vermemek
Canan ve Tarkan farklı düşüncelere sahiptiler fakat ne istemeyerek verme ne yapışma, ne saldırı ne de yansıtma vardı, fakat Tarkan bu konularda Canan’ı suçlamıştı. Bu suçlama, mesajın kendisindeki yalanlarıda koruyordu. Canan’a saldırganlığı ile ilgili saldırı ile Tarkan kendi taktiklerinin ortaya çıkmaması için kızı kısıtlıyordu.

Canan uymamayı tercih etti. Bir sonraki gün, bu konu üzerinde düşündükten sonra
Tarkan’a: “Agro’nun başarısız olacağını kesinlikle düşünmüyorum. Bu konuda seni ikna etmek için ne söylemem gerektiğini bilmiyorum ama başarısız olacağına kesinlikle inanmıyorum. Komiteye tüm desteğimi vereceğim. İletişimde yaşadığımız problem ise muhtemelen benim işin başından beri olmamam.

“Herşeye rağmen seni duyuyorum ve bahsettiğin 3 gerekliliğin ekipteki herkes için bir gereklilik olduğunun farkındayım. Yeni olan şeyleri bulmaya her zaman açığım ve eminim gelecekte bizim için birçok fırsat var ve zaman geçtikçe neler olduğunu göreceğiz. ”

Canan’ın komiteye tam zamanlı katılmasından çok olmamasının maliyetinin yüksekliğinin altını çizdi. Bir saat sonra Tarkan arayarak iletişim problemini giderecek bir aracı bulmaya çalıştığını iletti.

İmalı suçlamalar çoğu zaman bizi savunmaya zorlar ki, bu da yapılması gereken en son şeydir. Savunmaya geçmek yerine beklenmedik bir yanıt vererek pozisyonunuzu güçlendirin ve kendinizi daha rahat hissedeceğiniz bir pozisyona geçin. Buradan manzara daha iyi olacaktır.

Paylaşın:

Acil problem çözümü

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız
Flickr Meet #3 - Nottingham

Image by CraigMarston via Flickr

Acil durumlarda ve özellikle kriz durumlarında eğer şirketin ve çalışanların geleceği risk altındaysa problem çözümü çok öenmli bir hale gelmektedir. Bu noktada şirket ya da ekip olarak problem çözümüne yönelik yapabileceğiniz bazı şeyleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Toplantı bittiğinde herkes durumun sandıklarından daha vahim olduğunu farketmişti. birisi şöyle bir şey sordu: “Diğer firmalarda acaba böyle mi düşünüyorlar? Ne düşünüyorlardır sizce?”

Bu tip durumlarda kolaylıkla “evet herkes böyle düşünüyor” ya da “sadece biz akıllıyız ve farkındayız” demek zordur. “Emin değilim” dedi oturanlardan birisi. “Ama herkesin umudu olduğuna ve bu krizden akıllıca çıkış yolları bulmaya çalıştıklarına ve bunu yaparken acil problemlerine öncelik vermeleri gerektiğinin farkında olduklarına eminim” dedi. Herkes gülümsedi, soran hariç.

“O zaman durumumuzun farkındayız ve acil problemlerimiz için çözüm üretmeye başlayalım” dedi katılımcılardan birisi. Herkes istekli ve heyecanlıydı. Problemlerinin çözümünün kendilerinde olduğunu biliyorlardı.

Bu tip durumlarda grubu konuya odaklamak ve dikkatlerinin başka şeye kaymamasını sağlamak önemlidir. Ne yapılmalı;

Suçlu aranmasını engelleyin
Birilerini suçlamak yada mazeret bulmak problemi çözmez. Eğer acil çözüm istiyorsanız zaman çok önemlidir.

Sakın “ben demiştim” demeyin
Bu da bir tür suçlamadır. Kendinizin zamanında haklı olduğunu ve diğerlerinin sizi dikkate almadıkları için bu duruma düşüldüğünü söylemek onları suçlamaktır. Bu davranış problemi çözmediği gibi karşı taraftakileri savunma y da karşı saldırıya teşvik edecektir.

Çözümler faydalarına göre sıralanmalıdır
Çözümü önerenin ünvanı yada tiri değil önerilen çözümün fayda tesiri önemlidir. Bazıları iyi hatip olarak kend ifikirlerini empoze etmeye çalışabilirler fakat çözümler fayda tabanında ele alınmalıdır.

Kararlı ve ani hareket edilmelidir
Ben askerdeyken eğer roket geldiğini görürüsek 2 sn. içinde uzaklaşmamız gerektiğini öğrenmiştik ki 2 sn. anında harekete geçen bir için 10-20 mt eder ve saklanmanız için yeterlidir. Acil durumlarda hızlı hareket önemlidir. Atrıca hereketin dağdan düşen kar topu gibi olması gerekir. Problem çözme ile ilgili yapılanlar dışarıda açık iş bırakmamalı, bir bütün halinde hareket edilmelidir. Gecikme risk getirir.

Acil durum hiyerarşisi içinde yerinizi kabul edin.
Acil durumlarda herkese bir rol düşer ve siz ünvanınızın dışında gerekli bir konuda görevlendirilebilirsiniz. Acil durumlar adiliyeti ya da normal hiyerarşileri ortadan kaldırabilirler ve gayet normaldir.

Herkesin birbirine bağlı olduğunu unutmayın
Eğer bir görev ya da sorumluluk alıyorsanız berbaer olduğunuz ekibinde düşünce ve beklentilerine uygun davranmanız gerektiğini onlara karşıda bir sorumluluğunuz olduğunu unutmamalısınız. Sadece kendi alanınızda bir şeyler iyi yapmanız herkesin yararına ve doğru bir şey yaptığınız anlamına gelmez.

İnsanların dediklerini duyun ve dinleyin
Sadece işinize yada sorumluluğunuza odaklanıp başka problemler atlar ya da yanlış anlarsanız daha büyük problemlere sebebiyet verebilirsiniz. Sabırla ve dikkatlice dinlemeyi öğrenmelisiniz.

En önemlisi her ne kadar olağanüstü ve kötü bir durum olsada pozitif tarafınızı asla kaybetmemeniz gerekliliğidir. Negatif düşünce olumlu alternatifleri bulmanıza engeldir. Brlikte ve ekip olarak başaracağınıza inanmanız önemlidir.

Paylaşın: