Aylık arşivler: Aralık 2008

Nasıl evlenme teklif edilir ?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Ben maalesef şöyle gerine gerine anlatacağım bir evlenme teklifi yapamadım hemde o kadar aşıkken. Kendiliğinden evlenme kararımızı almış ve evlenmiştik. Bizim kuşaktanda bekar olan az kaldı artık bu öneriler yeni kuşaklara.

Fakat “ben yapamadım ama başkaları yapsın” klişesi ile birkaç enteresan fikir yazayım dedim;

1. Klasik yoldan teklif edin. Dizlerinizin üzerine çökün gözlerinin içine bakarak teklifinizi yapın.

2. Garsondan yüzüğü içine koyduğunuz bir dilim pastayı isteyin. (Aman yutmasın).

3. Onu tiyatroya götürün ve tiyatro müdüründen yardım isteyin. Perde kapandıktan sonra sizin için evlenme teklifini oyunculardan birisi sahneden yapsın.

4. Bir öğlen bir demet çiçek ile işyerinde karşısına dikilin ve teklifinizi yapın.

5. Tebeşirle kapısının karşısına yada yere “Benimle evlenir misin?” yazın. (Ama kimsenin duvarına, evine zarar vermeyecekseniz.)

6. Bir radyo istasyonu ile anlaşıp beraberken radyodan teklifinizi yapıp ona bir şarkı çaldırın.

7. Ailenizi ve arkadaşlarınızı çağırıp onların yanında teklif edin.

8. Aileniz ve arkadaşlarınızla birden onun evine gidip kapısının önünde teklif edin.

9. Bir kasede aşkınızı kaydedin ve teklifinizi sonuna ekleyin.

10. Birlikte çekilen fotoğraflarınız ve anılarınızla bir web sitesi oluşturun ve siteye girişte teklifiniz yer alsın.

11. Kutu içinde kutu, bir sürü kutu ayarlayın en sonuncuya teklifinizi koyun.

12. Dev bir koli bulup altını çıkarıp içine girin ve ona koli gelmiş gibi yapılmasını sağlayın. Geldiğinde sürpriz yaparak kutudan çıkın.

13. Haftasonu sakin bir yere gidin ve teklifinizi yapın.

14. Sabah kahvaltısını hazırlayıp bir gül ile yatağa götürün ve teklifinizi yapın.

15. İnce şeyler sevmeme derseniz chat yaparken yada email ile teklif yapabilirsiniz.

16. Romantik bir yemek ortamında ve mum’a teklifinizi yazılı olarak iliştirin.

17. Banyo aynasına buhara teklifinizi yazın.

18. Onu ilk tanıştığınız yere davet edin ve teklifinizi yapın.

19. Üzerinde benimle evlenir misin yazan pasta yaptırın.

20. Sürekli okuduğu derginin, kitabın, gazetenin içine teklifinizi yazarak koyun.

21. Kolye, künye, saat alıp içine ”benimle evlenir misin?” yazdırabilirsiniz.

22. Bir bardak şarabın içine yüzüğü koyup teklifinizi yapabilirsiniz.

23. Onun çok sevdiği, hayran olduğu birine mümkünse bir sanatçı vb. kişi aracılığı ile teklifinizi yapabilirsiniz.

24. Kolunuza geçici dövme ile “benimle evlenir misin?” yazdırabilirsiniz.

25. Kar varsa kardan adam yapıp eline bir tabelaya “benimle evlenir misin?” yazabilirsiniz.

26. 3 balon gönderin. Üzerlkerinde “Benimle evlenir misin? yazsın.

27. Çaktırmadan bir şişeye evlenme teklifiniz yazın ve denizde şans eseri bulmuş gibi yapın ve bırakın o açsın..

28. Bir küçük uçak kiralayın ve arkasında benimle evlenir misin bayrağını dalgalandırsın.

29. Fosforlu duvar süslerinden evin duvarına “Benimle evlenir misin?” yazın ve gece aniden ışıkları söndürün.

30. Evin içinde farklı notlar bırakın. Her not ile diğer mesajı bulsun ve en sonunda teklifinizi tabiki.

31. Kadıköy’deki balona bindirin ve orada teklif edin.

Benden bu kadar, sizin enteresan önerilerinizide buraya bekliyorum.

Paylaşın:

CD Kutusundan Lamba Yapma

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Eğer sizde de bendee olduğu gibi birçok Cd kutusu biriktiyse mutlaka yapmanız gereken bir lamba önermek istiyorum;

Öncelikle elinizde olması gereken malzemeler şöyle;

1- Boş CD Kutusu

2-istediğiniz bir renkte LED lamba

3-470 Ohm’luk bir adet direnç

4-9 Voltluk bir adet pil

1. adım. Boş Cd kutusunu alıyoruz;

2. Adım – LED ve Direnci birbirine bağlıyoruz. Burada ister lehim yapın isterseniz kablo ile bağlayın farketmez.

3. Adım – Pili bağlayın. Direnç olan taraf  “-” kutba bağlanacak.

4. Adım – Sonuç

İyi eğlenceler

Paylaşın:

Akıllı bebekler öğrenebildikleri kadar erken öğrenirler

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

27 aylık bir kız çocuğu babası olarakyaşadığım, hala yaşamakta olduğum ve hala okuduğum şeylerden öğrendiklerimi burada sizlerle paylaşıyorum. Bir bebeğin beynini bazen boş bir hard disk’e benzetirler. Bildiğim kadarı ile buna psikoloji dilinde “tabula rasa” deniyor.

“Tabula Rasa” yani şöylede denebilir : İnsan bütün bilgilerini deneyimleriyle elde eder. Doğuştan hiçbir bilgi ve doğru taşımaz. Yapılan bir deneyde doğuştan bir köre bir küple bi küre elletilmiştir. Daha sonra birden gözleri açıldığında dokunmadan hangisinin küre hangisinin küp olduğunu anlayamamıştır.

Bu yüzden bebeklerin beyinleri, etraflarını çevreleyen ve erişebilecekleri bilgilerle beslenir.

Aslında böyle bakıldığında çocuk beyni gelişiminin çok kompleks olduğuda görülebilir. Örneğin çevresinde her ne konuda tehditler olursa olsun çocuk öğrenmeyi kesmez. Bu yüzden ebeveynler için çocukların ilk yaşları eğitim ve öğretim için çok önemlidir.

Aslında birçok şey çocuğun bilinçaltına işlemekte ve sonrasında yetişkinliğe ilerlerken ortaya çıkmaktadır. Eğer çocuk 3 yaşına kadar çalışmanın önemini kavrarsa bu sayede dikkatliliğini ve gayretini koruyarak büyümeye devam eder.

Çocuklar çok hızlı öğrenir ve hatırlarlar. Bu yüzden 4 yaşında bir çocuğu eğitmek 44 yaşındaki bir yetişkini eğitmekten kolaydır. Yine hard disk örneğine döneceğim, çocukların sakladıkları veri miktarı oldukça sınırlıdır.

Çalışmak, verilen görevi yerine getirmek ve tüm bunları yaparken takip edilerek çalışkanlılığın öğretilmesi çocukları anaokuluna hazırlar.

Eğitimin eğlenceli olması, eğlencenin öğretilmesi önemlidir. Her ikiside çocuklar için doğrudur. Ailelerin çocukların keyif almalarını engellemeyecek şekilde eğitim yöntemleri bulmaları gerekir. Eğlenceyi öldürürseniz eğitimide kesmiş olursunuz. Eğlenceli oyun yada aktiviteler en iyi eğitim yöntemidir.

Çocuğunuzun bazı şeyleri kendi başına halletmesini sağlayacak ortamlar yaratarak özgüvenini geliştirebilirsiniz. Koltuğa çıkmaya çalışan çocuğunuza yardım etemeniz belkide hayatı boyunca birilerinin ona yardım etmesini beklemesine yol açabilir. Bu bir şeyler ibaşarmaları için onlara şans verilmesi gerekir.

Özgüven, çocuğunuzda özgürlük kavramının gelişimini sağlayacaktır. Buda ona hayatının geri kalan döneminde güç verecektir.

En önemlisi çocuklarınızın “öğrenmeyi öğrenmeleridir” Yaşadıkları hayat veya çevrelerinde gördükleri şeylerden kendilerine bir ders çıkarmayı öğrenmelidirler. Ve akıllı çocuklar sadece düşünmezler aynı zamanda duyguları ilede hareket ederler. Bu yüzden onlara öğrenmeyi öğretip bunu hem mantık hemde duygu süzgecinden geçirerek kendi adlarına doğru karar almalarını ve bizlerden sonrada başarılı bir hayaları olmalarını sağlayabiliriz.

Paylaşın:

2008’in En İyi Fotoğrafları – 120 adet

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Durup durup kendime “Tanrı iyiki fotoğrafı yarattı” diyorum. Boston.com’da 2008 yılını fotoğraflar eşliğinde önümüze seriyor. Özellikle “savaş fotoğrafları” bir çocuğun bakması için çok uygun değil bu yüzden çocukların bakmamasını öneririm.

Birinci bölüm – 40 adet fotoğraf

İkinci Bölüm – 40 Adet Fotoğraf

Üçüncü Bölüm – 40 Adet Fotoğraf

Paylaşın:

İşkolik misiniz?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

iskolikEski bir işkolik ve işkolikliği yüzünden sağlığını kaybetmiş biri olarak bu yazıyı yazıyorum. Kariyer planlarınıza, geleceğe yönelik hedeflerinize ve rüyalarınıza erişmek için “işkolik” olmanıza gerek yok.

İş hayatında yukarı çıkan basamakları belirlediği düşünülen bazı hurafeler vardır: “ Geç saatlere kadar çalış, tatillerde çalış, işleri bitir, fark yarat. İşte en kısa yol budur ” diye.

Kontrolden çıkmak

Mustafa kariyer basamaklarını çıkmaktadır ama hayatının bazı önemli unsurlarınıda geride bırakmaktadır. Örneğin çok iyi bir basketçi olan Mustafa artık çalışmaktan vakit bulamadığını söylemektedir. Sadece haftada bir gün yine kendisi gibi iş hayatından bir kaç kişi ile birlikte küçük maçlar yapmaktadırlar.

Mustafa kariyerinde geldiği nokta konusunda aslında bir yandan da müteşekkirdir. Fakat maliyeti ne olmuştur? Duygusal, fiziksel ve kişisel hayatı da kariyerine paralel olarak gelişmiş midir?

İş ve özel hayatınızı dengeleyebilmeniz başarı için en kritik anahtardır. Ve eğer kariyer yapmak konusunda ısrarlıysanız özel hayatınızı iş hayatınızın mutlaka dışında tutmalısınız. Unutmayın her şey bir “ düzenleme yada planlamadan ” dan ibaret.

Şimdi mevcut durumunuza göz atalım;

Bazılarınız çok çalıştığının farkında bile olmayabilir. Bu yüzden herhangi bir riskte olup olmadığını düşünmez. Şöyle bir düşünün; yeni mezun olduğunuzda yada iş hayatınızın başında sosyal hayatınıza ilişkin zaten bir problem yoktu. Surf yapmak gibi yani okulda yakaladığınız sosyal bir dalga bir süre daha iş hayatında sizi taşımıştı.

Fakat zamanla kişisel hayat ile profesyonel hayat arasındaki denge profesyonel hayat tarafına doğru kaymaya başlar. Neden? Çünkü siz çok çalışıp iyi işler çıkarttıkça daha çok iş verilir. (Çok çalışana yük vuran çok olur)

Şimdi isterseniz işkolik olup olmadığınızı kontrol edelim. Aşağıdaki soruların ne kadarına evet diyorsanız o kadar işkoliksiniz demektir;

• İşiniz sizi aileniz yada başka şeylerden daha çok heyecanlandırıyor mu?

• Çalıştığınız saatler çalışmadığınız saatlerden çok mu?

• Eve, haftasonuna yada tatile iş götürüyor musunuz?

• Yaptığınız iş ile ilgili çok konuşur musunuz?

• Haftada 40 saattenfazla çalışıyor musunuz?

• Hobileriniz para kazanmak üzerine mi?

• Yaptığınız işin tüm sorumluluğunu üzerinize alıyor musunuz?

• Aileniz yada arkadaşlarınız geç kalmalarınız konusunda şikayetçi mi?

• Daha elinize iş varken yeni işleri alıyor musunuz?

• İşlerin tamamlanma sürelerini küçümseyip daha kısa süreler verip tamamlamak için kendinizi yırtıyor musunuz?

• Eğer sevilen bir iş yapılıyorsa uzun sürelerle çalışılabilir inancında mısınız?

• İş dışında öncelikleri olan diğer insanlara karşı tahammülsüz müsünüz?

• Eğer çok çalışmazsanız işinizi kaybedeceğinizi yada hata yapacağınızı düşünüyor musunuz?

• Geleceğe ilişkin sürekli kaygılarınız var mı?

• Her şeyi enerjik ve rekabetçi olarak mı yapıyorsunuz? Arkadaşlarınızla oynadığınız oyunlar dahil.

• Size az çalışmanızı söyleyenlerden rahatsız oluyor musunuz?

• Ailenizle yada arkadaşlarınızla biraz uzun süre geçirdiğinizde kavga ediyor musunuz?

• Araba sürerken, uyurken yada başkaları ile sohbet ederken yine iş düşünüyor musunuz?

• Yemek yerken çalışır yada okur musunuz?

• Paranın hayatınızdaki problemleri çözeceğine inanır mısınız?

Eğer bu sorulara “ evet ” diyorsanız korkmayın, yalnız değilsiniz. Bende yıllarca bu sorulara yüksek sesle EVET dediğim bir hayatı yaşadım.

Doğru çalışmak

Eğer kendinizi işkolik yada o yolda biri olarak görüyorsanız yapabileceğiniz çok basit şeyler var. Ailenize ve arkadaşlarınıza vakit ayırın, rahatlamak ve dinlenmek için organizasyonlar yapın(masaj, kaplıca vb.), sadece haftaiçi çalışın ve haftasonunu keyifli şeylerle değerlendirin, bulunduğunuz şehirden sadece haftasonları bile olsa kaçın (ama dizüstü bilgisayarınız ve cep telefonunuz olmadan mümkünse)

Yada:

• Hobi edinin. (Yeni bir dil(osmanlıca), seramik veya pasta kursu, takı tasarlama ve yapma, koleksiyon vb.)

• Düzenli uyuyun – Hergün aynı saatte yatıp aynı saate kalkın.

• Aileniz ile akşam yemeklerini yiyip, düzenli organizasyonlar yapın (piknik, mangalbaşına gitmek, sinema vb.)

• İş dışında da aktif olun. Düzenli ve sağlıklı yemek yiyip, mutlaka egzersiz yapın(sabahları yarım saat yürüyüş veya hafif koşu, yüzmek vb.)

Paylaşın:

İstenmediğinizi nasıl anlarsınız?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Çalıştığınız şirketin sizi istediğine emin misiniz? Yöneticinizin sizinle çalışmak istediğine emin misiniz? Eğer istenen biriyseniz ona göre muamele görürsünüz, istenmiyorsanız ona göre.

Bu yüzden bıçağın iki yüzü olduğunu belirtmek istiyorum. Bir yönetici çalışanı işte kalsın diye onu mutlu etmenin birçok yolunu bulabilir ama istemediği elemanı göndermek yada istifa etmesini sağlayacak şeyler yapabilir.

Benim yaşadığım ve aklıma gelen yönetici taktiklerinden bazıları aşağıda. Bunlar KASITLI yapıldıklarında kötü şeyler. Ama bazen farkında olmadanda aşağıdaki tavır ve davranışları yönetcilerinizde görebilirsiniz. Paranoya’da yapmamak lazım.

Neler yapalar, bakalım;

Çok sıkı bitiş tarihi olan işler verirler, haftada 45 değil 60 saat çalışılmasını gerektirir fakat buna rağmen fazla mesai ödenmez.

Proje başarılı olsa ile bile bundan prim vermezler.

Yaptıkları işleri küçümser ve her halukarda geç kaldıklarını iddia ederek hedeflerini tutturamadıklarını iddia ederler.

Dinlemekten çok konuşurlar yada dinliyormuş gibi yaparlar.

Sizi övgülere boğabilirler ve hatta yeni ünvanda verebilirler ama karşılığında hiç bir şey vermezler

Yapılacak iş için gerekli olan kaynakları(para, eleman) sağlamazlar, yetki vermezler.

Ne iş yaptığınızdan çok işe geliş ve gidiş zamanlarınız üzerine odaklanırlar. Yönetimin tuttuğu elemanlar fitness center’dan çıkıp saat 10:00’da işe gelirken, 09:05’te geliyorsanız göze batar.

Ünvanınızı değiştirip yükselttiklerini söylerler ancak elemanlarınızı alıp başka tarafa verirler.

Sizinle ilgili konularda uzlaştırıcı değil taraf olurlar.

Çalışanın gözlerinin içine bakarak konuşmazlar.

Herkesin önünde sizi kınayabilirler, küçük düşürebilirler.

Sadece kendi istedikleri yetesiz elemanları işe alıp hep beraber başarılı olmanızı isterler.

Aynı hatayı başkası yaptığında ona ceza vermezler.

Daha fazla sorumluluk isteyip istemediğinizi sormazlar.

Sizin işinizi bilmemekle beraber zor durumda kalacağınızı bilmelerine rağmen müşterilere sizin yerinize taahhütte bulunurlar.

Sırf kendilerine yakın olduğu için bazılarını ödüllendirirler, onların daha ge çgelip daha uzun öğle yemekleri yemelerine göz yumarlar.

2. sınıf malzeme yada kaynaklar ile 1. sınıf iş üretmenizi beklerler.

Sizi eğitim yada seminerlere göndermezler. Ya çok iyi bildiğinizi düşünüyorlardır yada daha fazla gelişmemenizi.

Etkilenecek olmanıza rağmen bir politika oluştururken sizin görüşünüzü almazlar.

Düşük zam yada prim verirler.

Sizinle konuşurken başka şeylerle ilgilenirler.

Sizin heyecanla iletmek istediğiniz bir mesajı, projeyi büyük bir sıkıntı ve isteksizlikle dinlerler.

Dağınık masanıza takarlar.

Sizin şikayetlerinizi dikate almazlar çünkü aynı tarafta değilsinizdir.

Size doğrudan destek verebilecekken sadece epostayla yada birilerine yönlendirerek geçiştirmeye çalışırlar.

Sizin yapılacaklar listenizden çok onların istedikleri listesine uymanızı beklerler.

Hem eğitim hemde işi aynı anda yapmanızı ve zamanında işleri bitirmenizi beklerler.

Sizin telefonlarınıza çıkmazlar.

Birileriyle ekip olmanızı istemezler. Ekip olursanız mücadele etmek zorlaşır onlar için.

Toplu olarak yemeğe giderlerken sizi çağırmazlar.

Diğerlerine doğum günü hediyesi alırlarken size almazlar, hatta doğum gününüzü hatırlamazlar.

Beklediğiniz bir prim, ünvan değişikliğini sebep göstermeksizin askıya alırlar.

Kıyafetinize takılırlar.

Sizin her arandığınızda bulunmanızı ama sizin her yeri arayamamanızı isterler.

Internet erişimlerinizi kısıtlayabilirler. (Herkesinki kısıtlanıyorsa şirket politikasıdır, sadece sizinki ise kişisel bir uygulamadır.)

Size işinizi nasıl yapacağınızı söylerler.

Yaptığınız işle ilgilenmezler. Sadece eleştirebilecekleri sayıların peşine düşerler.

Uzman olduğunuz konularda ukalalık yaparlar, bilgiçlik taslarlar.

Telefon konuşmalarınızı izlerler.

Arada bir size nutuk çekmek için yanlarına çağırırlar.

Oturduğunuz, çalıştığınız yeri, mekanı bozarlar, değiştirirler.

Sizin yaşadığınız, aklınıza gelen bu ve benzeri taktikler varsa yorum olarak bekliyorum.

Paylaşın:

Duygularınız size ne anlatıyor?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Duygularımız, bizim için iyi ve kötü olan şeyler konusunda bizi uyaran muazzam bir alarm sistemidir.

Örneğin düştüğümüzde yada bir yerimizi vurduğumuzda hemen fiziksel bir müdahaleye ihtiyaç duyarız. Sargı bezi, bandaj, alkol vb. Bir yandan da özellikle küçük çocuklar için söylenen “elini sobaya değdirirsen birden çekmen ve bir daha asla dokunmaman gerektiği mesajını sana beynin iletir ve sende öğrenirsin.

Bunun aynısı bence duygular içinde geçerli. Duygularımız çeşitli iç ve dış etkenler tarafından tetiklenir ve bize bir şeyler yapmamız gerektiği mesajını verirler.

Yaşadığımız hayatta bizi mutlu eden ve üzen bir çok şey yaşarız. Ör;

Kederlenmek – başkalarının üzüldüğünü görünce, bir aile kaybını hatırlayınca

Öfke – adaletsizlik yaşayınca, biri size küfür ettiğinde

Çaresizlik – patronunuzun bir isteği yada yaptığınız için sonucunda ortaya çıkan bir şey yüzünden

Yalnızlık – sevecek biri ile tanışmadıysanız,

Kalp çarpıntısı ve başağrısı – bizim önemsediğimiz ama kendini önemsemeyen insanlar olduğunda

Acı – sevdiğimiz biri vefat ettiğinde

Korku – tehlike anında

Mutluluk – bir ilişkide yada finansal açıdan işler yolunda gittiğinde, komik bir şey varsa

Rahatlama – tatildeyken, yakın arkadaşlarla birlikteyken, sevdiğiniz bir işi yaparken

Gururlu – iyi bir şey yaptığımız söylendiğinde

Heyecanlı – özel bir şey yaptığımızda

Haz – güzel bir yemek yemek

Daha yazarken aklıma bir sürü örnek geliyor, o yüzden burada kesiyorum. Aslında özetlemek gerekirse biz pozitif duygularımızı dikkate alıp peşlerinden gidiyoruz.

Peki ya kendi inançlarımızdan, düşünce ve duygularımızdan kaynaklanan duygularımız ne olacak?

Şöyle bir şeye inanmıyorum: kızgınlık, incinme, kaygı ve depresyon gibi duyguların başka insanlar yada olaylar tarafından bizim sırtımıza bindiklerine. Aslında kendi duygu, düşünce yada davranış şekillerimiz bence onları davet ediyor.

Bizim sebep olduğumuz ve yine bize zarar veren düşünceler

Korku – olacağını varsaydığımız şeyler ile ilgili

Kaygılarımız

Depresyon

İncinmek

Kızgınlık

Çabuk kızma

Canı sıkılmak

Sobaya değmek konusunu düşünün. Yukarıdaki duygulara sahip olduğunuzda bunların sizin istemediğiniz şeyler olduğunu düşüneceksiniz. Ve bu duygulara yol açan şeylere kendinizi yasaklayacaksınız. Soba suçlu mu sizce?

Örneğin, biri sizi suçladığında incineceksiniz ve sizi incitmekle suçlayacaksınız karşınızdakini. Ben bugüne kadar çevremde hep “özgüveni yüksek biri” olarak tanındım. Ama kendi çevremde “Yeterince iyi değilim” ya da “Yanlış bir şey yapmış olmalıyım” ya da “Olmuyor” diyen bir sürü insan oldu.

Eğer bu tip inançlarınızı bırakır, karşınızdakilerin davranışını kişisel olarak algılamazsanız incinmemiş olursunuz. Yalnızlığınızı aşmak için uğraşırsanız aşarsınız. Birinden ayrıldığınızda üzülebilirsiniz ama bunu size karşı değilde iki kişinin birarada olamaması gibi düşünebilirsiniz.

Eğer kendinizi incinmiş hissediyorsanız bu size önemli bir mesaj vermektedir unutmayın. Sizin için doğru olmayan bir düşünce tarzına sahip olabilirsiniz, olayları kişiselleştiriyor olabilirsiniz ve bu düşünce tarzınız sizi üzmektedir. Size zarar veren düşünce tarzınızdan sıyrılmanız gerekir. (Kendinizi jiletlemenin manası yok)

Aşk, keyif ve iç barış gibi olumlu düşünceleri içinizde büyütebilirsiniz. Siz özünüzde kendinizi büyütebilir ve pozitif hale getirebilirsiniz. İhtiyacınız olan güç içinizde mevcut ancak çıkarmak için biraz uğraşmanız gerekiyor.

Duygularımız bize ne anlatıyor? Dış etkenli üzücü duygularımız bize kendimizi rahat ettirmemiz, rahata doğru yol almamız gerektiğini söylerler. Dış etkenli mutlu duygularımız ise orada kalabildiğimiz kadar kalmamızı. İçimizden gelen bizi üzen duygular ise inanç, duygu ve düşünce tarzlarımızı değiştirmemizi ve kendi kendimize zarar vermememizi söylerler. İçimizden gelen ve bizi mutlu eden duygular ise doğru yolda olduğumuzun işaretleridir.

Duygularınıza vakit ayırın ve onların size verdikleri mesajları iyi anlamaya çalışın!

Paylaşın:

Neden akıllı firmalar aptalca şeyler yaparlar?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Şirketler kar ve/veya gelir elde etmek amaçlı organizasyonlardır. Ve akıllı olmak zorundadırlar. Fakat, gördüğüm veya bana denk gelen aptallıklarda hep bu soruyu sorarım. Aslında cevabı biliyorum, firmaları akıllı yapan akıllı insanlardır ve aptalca şeyleri yapanlarda akıllı insanlardır.

Akıllı insanlar genellikle aynı hatayı iki kere yapmazlar ama bu ilk hatalarını yada aptallıklarını her an yapabilirler anlamına gelir. Birde akıllıca yapılan aptallıklar var ki biraz onlardan bahsedeceğim;

Ortak Karar

Bazen, bir şey yapılacağı zaman bir çok kişinin ortak kararına ihtiyaç duyulur çünkü sorumluluk dağıtılmak istenir. Bir problemin çözümüne çok fazla kişiyi karıştırmak daha çok veri, farklı bakış açıları, birden fazla çözüm, bu çözümlere ilişlkin daha fazla eleştiri ve daha çok el-kol anlamına gelir.

Birden fazla tarafı her konuda bir araya getirmek ve ortak bir karar çıkartmak karar almayı zorlaştırabilir. Herhangi bir şeyi az insana kanıtlamak çok insana kanıtlamaktan daha kolaydır. Hatta bu tip durumlarda soru soran, karşı çıkanlarda istenmeyen kişi ilan edilebilirler.

Kanılar

Eğer birde şirket içinde belirli konularda yerleşmiş inançlar, kanılar var ise karar alma süreci dahada zorlaşır. Alınacak kararlar bu kanılara göre belirlenirken birçok kusur görmezden gelinir.

Kanıların kötü olacağını söylemek doğru olmaz ama başarı için belirleyici öneme sahip oldukları kesindir. Önemli olan kanıların gözler ve beyinler açık olarak irdelenmesi, yanlış yöne sapılmaması ve kuruntulara yol açmamasıdır.

Patronlar

Patron şirket için doğru olduğunu şahsen düşündüğü yada sadece sevdiği için bir şeyleri başlatıyorsa işte bu nokta tehlikeli bir noktadır. Çünkü patronla ters düşmek kariyer riskidir, dediğini yapmak şirket için doğru değilse yapanı aptal yapacak olan şeydir. Ve kimse bile bile aptallık yapmak istemez.

Patronlarımızın haklarını yemeyelim, onlar akıllıdır. Onlar bir anda bir şey görüyorlar, bir ışık, hemen kafalarında mevcut işleri ve öncelikler reorganize ediyorlar ve başlattıkları şeyi akıllı bir platforma oturtuyorlar

Uzmanlar

Akıllı insanlar diğer akıllı insanlara hayranlık duyarlar. Örneğin coğrafya konusunda bilginiz yoksa o konuda bir danışman tutarsınız ve o size dünyanın düz olduğunu söyleyebilir.

Uzmanlar kendi alanlar ıdışındaki konularda da hazırlıklıdırlar. Örneğin bir pazarlama probleminbiz olduğunu söyleseniz size farklılaşın diye bir öneriyi anında getirebilirim. Bir işe yarar mı, bilmem J

İyi haberler

Bir firma her an rakiplerinin, müşterilerini, devletin, denetçilerin saldırısına maruz kalabilir. Bu tip durumları hasır altı edip sürekli iyi haberleri duyurmak ve yayınlamak iyi olmayacaktır. Hatta bazı yöneticilere astları kötü haberleri asla duyurmayarak onunla uğraşmak istemezler. Yöneticide “bana problem getirmeyin çözüm getirin” havasında olabilir. Kötü haberlerde, problemlerde iş hayatının birer parçasıdırlar.

Saçmasapanlıklar

Çok çeşitli örnekler verilebilir. Şirket vizyon vce misyonunda ne kadar insana değer verdiğini yazan firmaların kaçı sağlık sigortası yaptırıyor acaba? Şirketlerde karlar düştüğünde bunun sorumlusu olan yönetici ve pazarlamacılar yerine neden şirketin zararında hiç payı olmayan tornavida tutan işçiler toplu olarak işten çıkartılıyor? Dürüst ve çok akıllı dediğiniz insanlar için devletine en çok vergiyi vermek midir erdem yoksa ilgili açıkları bularak şirketinin karını maksimize etmek midir?

Bütçeler

Yönetim bütçe hazırlamanızı ister ve gelen bütçeleri belirli bir yüzdede keser. Bütçeyi hazırlayanlarda bu kesintiyi tahmin ederek bütçeyi şişirerek hazırlamışlardır. Kimin kimi kandırdığı belli olmayan aptalca bir döngüdür bu yaşanan. Bazı yerlerde zxaten bütçerler formalite için hazırlanır, ne yıl içinde uyulur nede bundan kimse rahatsız olur.

Açgözlülük

Eğer bir firma “sırf kazanmak” için oynuyorsa ne kurallara, ne kanunlara nede etik kurallara tam anlamıyla uymayacaktır.

Kibir

Sizi tanıştırayım, açgözlülüğün ikiz kardeşi kibirle. Eğer bir şirket Tanrı’nın lütfu olduğunu düşünüyorsa orada kibir var demektir. Üstelik bu tip firmalar kendilerini dünyevi şeylerin (yasalar, kurallar vb.) üstünde görerek davranırlar.

Paylaşın:

Atatürk, Mark Rothko ve Google

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Bazen yaptığımız planlar, ürünler ve süreçler kullanışsız, hantal yada karmaşık olurlar. Bir şeyler ya eksik yada fazladır. Ve biz ancak içimize sindiğinde bir şeyleri iyi yaptığımıza inanırız.

Peki neden bir çok şeyi karmaşıklaştırıyoruz yada zorlaştırıyoruz?

Hande bir sonraki slayta geçince Rüçhan daldığı hayallerden sıyrıldı, küçük bir esneme ile toplantıya geri döndü. Stratejilerini gözden geçiriyorlardı. Strateji dokümanı titizlikle hazırlanmış, çok iyi araştırılmış, olabildiğince karmaşık ve anlaşılmazdı. Rüçhan, emin olmadığı halde neden bu maddeleri onayladığını geçirdi içinden. “Ne farkeder” dedi. “Nasılsa 3 ay sonra anlaşılmaz strateji dokümanının yeni versiyonunu gözden geçireceğiz.”

Proje toplantılarında buna benzer şeyler yaşanıyordu. Yöneticiler yerine mühendisler, strateji planı yerine proje planı, yine aynı karmaşa ve anlaşmazlık ve 3 ay sonra tekrar üzerinden geçilecek olan gerçekleştirilemez bir proje planı.

Bazen yaptığımız planlar, ürünler ve süreçler onları yapanlar tarafından bile anlaşılmayacak karmaşıklıkta olabiliyor. Gereksiz karmaşıklık birçok şirketin içine sinmiştir. Hatta bu alışkanlık kişisel programlara ve işlere kadar yansır. Gönderdiğimiz epostalar karşımızdakinin okumayacağı kadar uzun, anlamayacağı kadar karmaşık ve zor olabilir.

Efektif planlar, kullanışlı ürünler ve uygulanabilir süreçler basit ve zariftir. Ancak bazen kaliteyi kompleks olma ile, tam olmayı da detaycılıkla karıştırırız.

Benim basit ve şıklıkla ilgili olarak nitelendirdiğim birkaç örnek var:

Atatürk’ün Gençliğe Hitabı – Sadece bir sayfa ile bu kadar çok anlaşılır mesajın verilmesi gerçekten muazzam

Mark Rothko’nun resimleri güzellik ve basitlik paradigmalarını anlatır.

Google– sitenin tasarımına göz atın ve şirketinizin web sitesi ile karşılaştırın. Dünyanın en çok ziyaret edilen sitesindeki tasarımın basitliği ve şıklığını düşünün.

Bazıları az bir şeyle çok şey başarırken bizler neden işlerimizi, hayatımızı karmaşıklaştırıyoruz?

Karmaşa alışkanlığımız

Bazıları Ürün Geliştirme veya Stratejik Planlama departlarında çalışırlar. Özellikle bu birimlerde çalışanlar problem çözmeyi severler ve problemler yeterince zor değilse keyif almazlar.

Yanlış problemi çözme

Müşterilerimiz mutsuz olduğunda HEMEN ya ürünlerimize yeni özellikler ekleriz yada yeni ürünler çıkartırız. Halbuki müşteri hizmetleri servisinde küçük bir düzeltme bu problemleri giderebilecektir belkide. Gerçek problemi çözmemiz lazım.

Liderlik Eksiği

Bazen sadece üst yönetciler kızmasınlar yada kızgınlıkları geçsin diye bir şeyler yaparız. Ve hatta yaşanan problem çoğu zaman onların suçları olmakla beraber onların liderlik zaaflarını karmaşık işlerle örtbas etmeye çalışırız.

Basitlik, şıklık ve etkinlik sizinle başlar. Çevrenizdeki basit ve şık şeylere artık daha fazla dikkat edin ve sizde doğru dalgayı yakalayın.

Paylaşın:

Neden ilk önce Yıldız Oyuncular kaçar?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Businessman with binoculars spying on competitors.

Sanki saatin akrebinin tekrar aynı yere gelmesi gibi her yıl şirket içindeki “yıldız oyuncular” artık gitme vakti geldiğini düşünürler.

Çalıştığım oldukça büyük bir firmada hem pazarlama tarafı hem de teknik taraf neredeyse aynı zamanlarda bu psikolojiye girerlerdi. Aslında yapılan araştırmalar çok hoş olmasada bir şirketin genel kazancını toplam çalışanın %20’sinin kazandırdığını göstermekteydi. Diğer %80 yine çok önemli olmakla beraber daha çok destekleyici ve tamamlayıcı çalışanlardan oluşur. %20’lik grup genellikle “yıldız oyunculardan” oluşur, bu çalışanların yerine adam bulmakta zordur, yaptıkları işi yapmakta.

Üstelik şirketlerde yukarıda bahsettiğim hareketlenme genellikle bu %20’ye girenler arasında olur. Neden yer değiştiriyorlar derseniz birkaç sebep söylenebilir;

  • Para
  • Yapacak bir şeyinin kalmaması, heyecanının azalması
  • İşin çok heyecanlı ve riskli olması
  • Firmanın kötüye gidişi

Biraz bu nedenleri açıklamaya çalışayım ama bu maddelere daha onlarcasını ekleyebilirsiniz. Sadece ben kendi tecrübelerime dayanarak 4 madde ile sınırlıyorum yazımı.

Para

İyi adamlar daha fazla para kazanabileceklerinin de farkındadırlar. Özellikle enflasyonist bir ülkede para en önemli belirleyicilerden biridir. Bu yüzden aynı şirkette kalıp enflasyon oranında bir artış yerine ünvan, fayda ve ücret artışını yakalamayı isterler. Ayrıca şirketler arasında ücret standartı gibi bir uygulama olmadığından özellikle uluslararası firmalarda yöneticilik yüksek ücret anlamına gelmektedir.

Şirketler bir hata yaparlar, ödeyebilecekleri minimum maaş bütçesi üzerinden ve yapacakları zam(enflasyon oranı) üzerinden plan yaparlar. Aslında ödeme potansiyellerine ilişkin bir fonu her zaman yedekte tutmakta fayda vardır. Çünkü sektördeki ücret artışı enflasyon yada ekonominin genel gisişinden bağımsız daha yüksek olabilir.

“Yıldız oyuncular” değerlerini bildikleri için tatmin olmazlarsa başka yere kayarlar.

Yapacak bir şeyinin kalmaması, heyecanının azalması

Monotonluk insanı tüketir. Sürekli ve uzun süre aynı işi yapan biri bir süre sonra sıkılıp başka şeyler peşine düşecektir. Aslında uzun süre ve sürekli yapmaktan dolayı işi ile ilgili “yıldız oyuncu” olmuştur. Ama o öyle düşünmemektedir.

Bu tipteki çalışanlar tünelin sonundaki ışığın üzerine gelen trenini ışığı olduğunu düşünmeye başlarlar giderek.

Eğer yöneticiler özellikle bu tipteki çalışanlarının hedeflerini, nasıl motive olduklarını ve huylarını ve özellikle ne düşündüklerini bilmiyorlarsa onları kaybetme eşiğindedirler. Bunun yolu; konuşmak, arkadaş gibi yaklaşmaktır. Ona farklı sorumluluklar vererek hayatını renklendirmek ve belki hedeflere yönlendirmek iyi bir çözüm olabilir.

İşin çok heyecanlı ve riskli olması

Burada bahsettiğim insanlar tembel olmayan insanlar. Üstelik bürokrasiden, işbirliğinin olmamasından, dedikodudan, belirsiz hedeflerden vb. sıkılmış insanlardır. Bu insanlara sadece “yap” diyerek iş bitirtmek zordur, gerekli malzemeyi, yetki ve sorumluluğu vereceksiniz. Hadi bunları vermediniz çalışan bir savaşır, iki savaşır, üç? Uçar gider çünkü onun hayatını çok riskli bir hale getirmişsiniz demektir.

Çalışanlar çoğu zaman sıkıntılarını dile getirmezler. Biriktirirler ve bir noktada patlarlar. Ama akıllıca açık kapı politikası izler ve birazda onlara yakın durursanız “tek taşla iki kuş vurma” şansınızı artırırsınız. Ayrıca kendilerine ilişkin çözüm önerilerini yine onlara sorabilirsiniz. İnsanları kaybetmek gerçekten çok kolay ama kazanmak zordur unutmayın.

Firmanın kötüye gidişi

Eğer firmanın üst yönetimi firmanın hedeflerine ulaşmasını sağlayamıyor, firmanın zarar etmesine sebep oluyorlarsa problem var demektir. Her ne kadar herkes enflasyonist ortamda para ile motive olur diye düşünsekte kazın ayağı her zaman öyle olmuyor. Çalıştığım bir danışmanlık firması çağırdığı konuşmacıları, biraz konuları çok az değiştirdiği için popülaritesini giderek kaybediyordu. Danışmanlık ve eğitim işinde de sizin günü yakalamanız geliştirmeniz ve şirketin sektör liderleri içerisindeki yerini korumasını sağlamanız gerekir.

Ben sadece 3-4 örnek verebildim, sizlerinde “yıldız oyuncuların” kaçmasına ilişkin görüşleriniz varsa buraya yorum olarak gelsin, hoş gelsin, sefa gelsin.

Paylaşın: