Aylık arşivler: Ocak 2009

Sessiz kabullenme

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Diyelim ki çocuğunuz sizin istemediğiniz bir şeyi gözünüzün önünde yaptı ve siz hiçbir şey demediniz. Ya da işyerinde çalışanlarınızdan birisi ciddi bir hata yaptı, farkettiniz ancak bir şey demediniz.

İşte bu sessiz kabullenmedir.

Bir şeyleri sessiz kabullendiğinizde ortaya çıkan negatif sonuçlarıda körüklemiş olursunuz. Ya sizin sessizliğiniz aynı şeyin tekrar yapılma cesaretini verir yada yapılanın yanlış olmadığını düşündürtebilir.

Hayatınızda, çevrenizde ve/veya haberleri izlerken neleri kabulleniyor, neleri kabullenmiyor, neleri kabullenmiyor üstelik onunla mücadele ediyorsunuz hiç düşündünüz mü?

Pasif kaldığınız noktalarda belkide enerjiniz yeteriz kalıyor, spor yapmıyorsunuz, iyi beslenmiyorsunuz. Yada bulunduğunuz pozisyon etki yaratabileceğiniz bir güç vermiyor size. Belkide yorgunsunuz geçmiş mücadelelerden. Belki başından beri korkup kaçtınız mücadele etmekten. Hangisi?

Peki bu durumda kendinizi sessizce kabulleniyor musunuz? Kendi performansınızı kabul eidlebilir düzeyde görüyor musunuz? Ailenize yeterince vakit ayırdığınızı, sağlığınıza gereken özeni gösterdiğinizi, yardıma muhtaçlara yardım ettiğinizi, çevreyi koruduğunuzu düşünüyor musunuz?

Şimdi yaşadığınız iyi-kötü olayların ve aldığınız sonuçların sizi şaşırtıp şaşırtmadığını söyleyin.

“Şanssızım” “Nazar değdi” “Hayret yahu kısmet değilmiş” gibi teslimci klişeleri bırakın. Eğer hayatınızda bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız sessiz kabullenme ile yapamazsınız. Kendinize yeni standartlar getirin.

Yeri geldiğinde karşı çıkın, fikirlerinizi söylemekten çekinmeyin, iyiye doğru haraketten sarfı nazar etmeyin.

Sessiz onaylama yakın arkadaşların, eşlerin, dostların en büyük korkularından biridir çünükü samimiyeti yok eder, gerçeklerin saklanması anlamına gelir. Bazen gerçeklerle yüzleşmek ağır olsada dostluk, arkadaşlık bunu gerektirir.

Sessiz onaylama problemlerinizi çözümsüzlüğe sürükler. Çünük problemleri çözmenin birinci adımı problemi dile getirmek ve tanımlamaktır. Sesizlik problemi gizler ve gizlendiği yerde büyümesini sağlar.

Bugüne kadar sessizliği, ketumluğu erdem edindik ama yerine göre. Konuşmanında erdem olduğu yerleri bilmek gerek. Hem de sessizlik sağır etmeden insanı.

Paylaşın:

Nasıl yeni müşteri bulabilirim?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Eğer sanal mağazanızı açtıysanız ya da daha açma aşamasında iken ne tip müşterilere ihtiyacınız olduğunu belirlemiş olmanız gerekmektedir. Bunu yaparken birkaç yöntem izleyebilirsiniz;

–    X firmasının tüm çalışanları benim müşterim olabilir
–    X firmasının İnsan kaynakları departmanı çalışanları benim müşterim olabilir.
–    …………. Meslek grubu (Ör Avukatlar) benim müşterim olabilir.
–    …… ila …… yaş aralığında olanlar(ör 18-35) benim müşterim olabilirler.
–    Mevcut müşterilerim arkadaşlarını getirsin.

Yukarıda şekillendirmeye çalıştığımız şekilde çeşitli profillerde müşterilerinizin kimler olabileceğini belirlemelisiniz.

Bundan sonra yapmanız gereken bu gruplara nasıl erişebileceğinizi belirlemektir. Örneğin X firması çalışanları müşterim olabilir diyorsanız o firmanın İnsan kaynakları yöneticisi veya bu konuda size yardımcı olabilecek ilgili kişiye ulaşmaya çalışmalısınız.

İlgili kişiye ulaşmadan önce o firmanın çalışanlarına nasıl bir fark yaratacağınızı, ne tip avantajlar sunacağınızı, neden onlar için doğru bir mağaza olduğunuzu anlatabileceğiniz belki kısa bir sunum, tanıtım yazısı veya broşürünü mutlaka hazırlamış olmalısınız.

Eğer bir meslek grubunu hedef kitleniz olarak görüyorsanız o meslek grubuna ait dernek ve meslek kuruluşlarına ulaşmaya çalışmalısınız. Bu meslek kuruluşları üyelerinin yararına olan şeyleri onlara duyurmayı tercih edecektir ancak üyeleri için gerçekten bir fark yaratıyorsanız.

Eğer belli bir yaş aralığını hedefliyorsanız o zaman o yaş aralığının tüketim alışkanlıklarına ilişkin araştırmaları okumalı, sitenizi ilgili grubun ilgisini çekecek bilgi ve içerik ile donatmalısınız.

Eğer mevcut müşterilerim arkadaşlarını getirsin diyorsanız o zaman “Arkadaşına Öner” gibi bilinen yöntemleri kullanmalı fakat öneren ve önerilene en azından ilk alışverişte bir avantaj sunmalısınız.

Yeni müşteriler yeni eğilimler ve modaların rüzgarları ile gelebilirler. Bu yüzden konunuzla ilgili sitenizde yeni bir eğilim, akım veya modaya yönelik ürünleri ana sayfadan sunmalı ve eposta gibi araçlarla duyurmalısınız.

Özellikle sitenizde diğer satış sitelerinden farklı ve ucuz olan ürünlerinizi ön plana çıkartmalı Google vb. reklam alanlarında bu ürünlerinizin reklamını yapmalısınız. Sizi farklılaştıran ve müşteri için en avantajlı olanı sunduğunuz sürece yeni müşteriler elde etmeniz kaçınılmazdır.

Sitenizi ile ilgili istatistikleri incelerken müşterilerin neden almaktan vazgeçtikleri konusuna özel bir özen göstermeniz gerekir. Bu noktada sitenizden çıkmak isteyen müşterilerinize alternatif indirim, bedava kargo gibi özellikler sunarak alışverişlerini tamamlamalarını sağlayabilirsiniz.

Sitenizin ziyaretçilerine neyi hangi koşullarla sattığınız takdirde gelebileceklerini uygun bir şekilde sormalısınız. Eğer talebi bilirseniz satışı yönetmeniz kolaylaşır. Çeşitli basit anketlerle kimin müşteriniz olacağını belirleyebilirsiniz.

Paylaşın:

Herkese uygun bir egzersiz programı

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Artık kilolarım aldı başını gidiyor. Bu konuda iyi ve kendini ispatlamış programları biraz araştırdım ve aşağıdaki gibi bir programa bir an önce başlamaya karar verdim.

Adımlar

Haftada 3 gün 20-30 dakika ayırmanız gerekecek. Bu üç günün arka arkaya değilde gün aşırı olmasında fayda var.

Önce kendinize iyi bir koşu ayakkabısı alın. Her spor ayakkabısı ile koşmak doğru olmaz. Bileğinizi incitebilirsiniz. Mağazalarda özellikle koşmak istediğinizi belirtirseniz size yardımcı olunacaktır.

Koşmadan önce mutlaka esneme hareketleri yapmalısınız. Yukarıdan aşağıya tüm kas gruplarını en az 15 saniye esnetmekte fayda vardır. Örneğin kafayı , omuzları, kolları, bilekleri(el ve ayak) çevirme vb.

Tam başlamadan önce şöyle bir dik durup kollarınızı yan tarafta serbestçe bırakın. Elleriniz rahat olmalı. Mümkün olduğunca vücudunuzda kasılı bir yer kalmamasına gayret edin.

Nefes alma konusunda burundan derin nefes alırken ağızdan yavaş yavaş vermekte fayda vardır. Ağızdan nefes vermek daha fazla karbondioksidi ve harareti daha az efor ile atmaya yarar.

Haftada 3 gün 2 ay sürecek aşağıdaki programı sizinle paylaşmak istiyorum;

Hafta 1:
5 dakika ısınma yürüyüşü. 60 saniye koşma 90 saniye yürüme ile toplam 20 dakika

Hafta 2:
5 dakika ısınma yürüyüşü. 90 saniye koşma, 2 dakika yürüme ile toplam 20 dakika

Hafta 3:
5 dakika ısınma yürüyüşü. Aşağıdaki uygulama 2 tekrar:
200 mt. Yada 90 saniye koşu
200 mt. Yada 90 saniye yürüme
400 mt. Yada 3 dakika koşu
400 mt. Yada 3 dakika yürüme

Hafta 4:

5 dakika ısınma yürüyüşü ve:

400 mt. Yada 3 dakika koşu
400 mt. Yada 3 dakika yürüme
800 mt. Yada 5 dakika koşu
400 mt. Yada 2 – 2, 5 dakika yürüme
400 mt. Yada 3 dakika koşu
200 mt. Yada 90 saniye yürüme
800 mt. Yada 5 dakika koşu

Hafta 5:
Çalışma 1: 5 dakika ısınma yürüyüşü ve:
800 mt. Yada 5 dakika koşu
400 mt. Yada 3 dakika yürüme
800 mt. Yada 5 dakika koşu
400 mt. Yada 3 dakika yürüme
800 mt. Yada 5 dakika koşu
Çalışma 2: 5 dakika ısınma yürüyüşü ve:
1200 mt. Yada 8 dakika koşu
800 mt. Yada 5 dakika yürüme
1200 mt. Yada 8 dakika koşu
Çalışma 3: 5 dakika ısınma yürüyüşü, 3 km yada 20 dakika koşu, yürüme yok

Hafta 6:
Çalışma 1: 5 dakika ısınma yürüyüşü ve;
800 mt. Yada 5 dakika koşu
400 mt. Yada 3 dakika yürüme
1200 mt. Yada 8 dakika koşu
400 mt. Yada 3 dakika yürüme
800 mt. Yada 5 dakika koşu
Çalışma 2: 5 dakika ısınma yürüyüşü ve;
1500 mt. Yada 10 dakika koşu
400 mt. Yada 3 dakika yürüme
1500 mt. Yada 10 dakika koşu
Çalışma 3: 5 dakika ısınma yürüyüşü, 4 km yada 25 dakika koşu, yürüme yok

Hafta 7: 5 dakika ısınma yürüyüşü, 4 km yada 25 dakika koşu

Hafta 8: 5 dakika ısınma yürüyüşü, 4, 5 km yada 30 dakika koşu

Hafta 9: 5 dakika ısınma yürüyüşü, 5 km yada 35 dakika koşu

Öneriler

  • 2 ay çok uzun bir zaman değil, sabredin ve plana uymaya çalışın.
  • Yavaş başlamayı kafanıza takmayın. Siz yarışa hazırlanmıyorsunuz sağlıklı olmaya çalışıyorsunuz.
  • Koşarken rahatlıkla konuşabildiğiniz sürece kendinizi çok yormadığınızı ve doğru br noktada olduğunuzu anlayabilirsiniz. Konuşmada zorluk çekiyorsanız kendinizi fazla zorluyorsunuz demektir.
  • Mesafe yada süre olarak mutlaka ölçümleme yapın.
  • Grup halinde aktiviteler motivasyonu artırır. Ancak grup aktivitelerinde kimsenin kimseyle yarışmaması kendini zorlamaması önemlidir.
  • Esnemezseniz daha sonra kas ağrılarınız olabilir.
  • Bu tip egzersizleri eğer bir sağlık probleminiz vasa mutlaka doktorunuza danışarak yapmalısınız.
  • Yeterli miktarda sıvıyı koşma öncesi, sonrası ve sırasında almalısınız.
Paylaşın:

Banner başarısını artırmak

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Yapılan bir çalışmada bannerlarda marka bilgisinin karşı tarafa iletilmesinde bir insan portresinin kullanılmasının en basit ve etkin yol olduğu belirtilmiş.

2005 yılında Yale, Harvard, Princeton, Chicago Üniversiteleri Güney Afrikada 50.000 potansiyel müşteriye gönderilen kredi teklifi kampanyasını incelemişler. Farklı insan fotoğraflarına bağlı olarak farklı faiz oranları ve vadeler konulmuş. Her ne kadar fiyat hassas olunsada belirledikleri bir fotoğraf ile ilk tercih edilen kredi teklifinde en yüksek oranı yakalamışlar. Yani akıllıca seçilen resim ile yapılan teklif rahatlıkla satılabilmiş.

Örneğin erkek müşterilere gönderilen mesajlarda sol üst tarafta bir bayan resmi olması daha etkili olmuş.

Veri giriş(data entry) bannerdan etkilenen için hemen başvurma yada mesaj gönderme gibi hızlı etkileşim imkanı sunmakta.

Diğer yandan bannerlarda video her ne kadar dosyayı büyütüp sistemi yavaşlatacak gibi dursada sadece 5-10 saniyelik bir video hareketi ilgiyi oraya çekecektir.

Dinamik banner(dynamic xml driven text) ise hergün veya tıklama ile üzerindeki bilginin değiştiği bannerlar. Örneğin bugünkü hava durumu, dolar kuru vb. pazarlama mesajı ile dinamik bilginin bir arada olması.

Paylaşın:

Kadın Dili: Bükçe

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Oğlum bir hafta sonra evleniyor.  Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, “Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

-Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.

-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?

-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor.

-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin. Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.

-Kadınların ayrı bir dili mi var?

-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli.

– İyi de niye Bükçe?

-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını “Bükçe” koydum.

-“Bükçe zor bir dil mi baba?” diye sordu gülerek.

-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca “seni seviyorum” diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca “seni seviyorum” un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.

-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?

-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani?

-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. “Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?” diye canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan’la böyle sorunlar yaşıyoruz. “Niye düşünmedin?” diye kızıyor bana.

-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?

-Var dedik ya oğlum, Bükçe’yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?

-Hazırım baba.

-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir.  Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe’de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana “Bugün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

-Hikaye dili yani?

-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikaye anlatma, ana fikre gel,  kısa kes.” demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen “seni sevmiyorum.” de. İki durumda da “seni sevmiyorum” demiş olacaksın.

-Ne alakası var baba “seni sevmiyorum” demekle “kısa anlat” demenin?

-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

-Bu önemli. Bükçe’de dinlemek sevmektir diyorsun.

-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.

-Geçen hafta Canan bana “Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de “Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. “;Neyin var?” diye sordum. “Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?

-“Böyle de iyisin” derken o “de” ekini orda kullanmamalıydı n. Canan bunu şöyle anlamıştır. “Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”

-Peki ne demem gerekiyordu?

-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardı r. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün “Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.” deseydin,  günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup “Ağır mıyım?” derse sakın ;Evet, biraz” falan deme “Hayır” de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.

-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

-Ve asla unutmazlar, değil mi?

-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için “Biraz cimri.” demiştim. Hala “Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.

-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.

-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama “Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye asla yüzüne vurmayacaksın.

-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde “Niye bana iğne batırıyorsun?” Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. “Akşama tok mu geleceksin?” diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. “Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum” demek istiyor. Anladım ama tabi “Ne demek istiyorsun?” demedim.

-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.

-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan “Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim.” demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. “Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?”dedim. “Tamam.” dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

-Bu Bükçe’de kısa konuşma yok mu baba?

-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, “Neyin var?” diye. “Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.

-Bükçe’de “Hiçbir şey yok.” demek “;Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman.

-Evet. Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; “Şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için “Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksı n tabi.

-Bir arkadaşım da “Kadınların ‘Peki.’ demesi tehlikelidir” demişti.

-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir ‘peki’, ‘olur’, ‘tamam’ her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe’de “Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında “Peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

-Zor bir dil baba.

-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.

-Anlamak da pek kolay değil ama.

-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.

-Nasıl yani?

-Mesela, karın sana “Ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. “Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. “Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır.

Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

-Küçük ama önemli detaylar.

-Aynen öyle. Mesela karın “Üşüdüm.” diyorsa, “Üstünü kalın giy.” demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe’yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.

-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.

-Not mu alsaydım… Epeyce detayı varmış dilin.

-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük “Fark etmez.”dir. “Fark etmez”i kadınlar “Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap.” diye anlarlar.

-En değerli sözcük nedir?

-Sen bil bakalım.

-“Seni seviyorum.” herhalde.

-Evet, kadınlar “Seni seviyorum.” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler “;Söylemiştim, zaten biliyor.” diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.

-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.

-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.

-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

– Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.

-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe’yi anlamaya başladım. Canan aradı. “Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç.” diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi “Ev de perde de umurumda değil.” gibi anlayacağı aklıma geldi. “Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.” dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım.  Bana Bükçe’yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

-Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.

Kaynak: Sema Maraşlı’nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından…”

Paylaşın:

Skype, USB ile cebinizde

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

1.  Önce USB’nizde bir klasör açın ve adına “Skype” adını verin.

2.  Bilgisayarınızda yüklü olan Skype uygulamasını yani skype.exe dosyasını bulun. (C:\Program Files\Skype)

Sağ-klik ile kopyalayın.

3.  USB’nizdeki skype klasörüne skype.exe’yi kopyalayın.

4.  Skype klasörünüzün içine data adlı bir klasör daha ekleyin.

5.  Notepad’de boş bir dosya açıp içine : skype.exe /datapath:”Data” /removable yazın ve ismini skype.bat olarak kaydedin.

6. Bu dosyayı data klasörünün içine ekleyin ve herşey hazır. USB’nizi herhangi bir bilgisayara takip skype.exe’ye tıkladığınızda kullanabilirsiniz.

Kaynak: labnol.org

Paylaşın:

Yöneticiniz “Ali Cengiz Oyunu” yapıyorsa

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Bazen yöneticiler bir kişiye yetki vermemek için çeşitli taktikler uygularlar. Ve üstelik bu taktiği projeleri yada kişilerin kariyerini sabote etmek için kullanırlar. Bu tip bir yarıştan nasıl kurtulursunuz?

Belki televizyonda seyretmişsinizdir belkide kendiniz yapmışsınızdır. Bir piknik oyunu vardır: Önce çift olursunuz, sonra ayaklarınızı birbirine bağlarsınız ve koşma yarışı yaparsınız. Oldukça komik görüntüler çıkar ortaya.

Bu tip yarışmalar pikniklerde eğlenceli ama iş ortamlarında tehlikelidir çünkü birlikte hata yapma olasılığı yüksek bir çift kasıtlı olarak bir araya getirilmiştir. Eski bir çatışmayı tekrar su yüzüne çıkarmak, kimin yönetici olduğunu özellikle belirsiz bırakmak, organizasyonel tansiyonu yükseltmek, yada prim için çekişme yaratmak vb. malzemeyi yönetici akıllıca kullanarak ya projeyi sabote etmeye çalışır yada bu kişilerin kariyerini.

Bu tip yarışlarda genellikle başarıdan tüm yarışmacılar sorumlu tutulurlar. Böylelikle çatışma içinde zorla başarmaya çalışınılır.

Eğer siz böyle bir yarışta değilseniz çevrenize şöyle bir bakın.

Hiç hoşlanmadığım ve başarısız olduğunu bildiğim bir kişi zorla ekibime verilmiş ve işbirliği yapmam istenmişti. Böyle şeyler bazende şirketin kendi iç kültüründen kaynaklanabiliyor. “Ben sevmediğim kişilerle çalışmak zorunda bırakılıyorsam bende başkalarını aynı durumda görmekten memnun olurum” düşüncesi çok tehlikeli. Özellikle sizin başarınız yöneticinizin başarısını gölgelemeye yetecek ölçüdeyse.

Diyelimki böyle bir duruma düştünüz ne yapacaksınız?

Partnerinize durumu açıklayın

Beraberce bu durumu masaya yatırmalı ve konuşmalısınız. Eğer sizlerii zor durumda bırakmak için, birileri sizi bir araya getirmişse bunu tersine çevirebilirsiniz.

Durumunuz ile ilgili hemfikir olun

Sizi bu şekilde bir araya getiren kasıtlı yaptıysa ya işinizi bozmak yada kariyerinizde yara açmak istiyordur. Eğer bilerek yapmadıysa bu durumu nasıl lehinize çevirebileceğinize ortaklaşa karar verin. Önemli olan gerçekte neyin olup bittiğinde karşılıklı hem fikir olmanızdır.

Yardım isteyin

Eğer siz çözemiyorsanız yardım isteyin. Sizi bu duruma getiren yöneticinizin üzerindeki bir yönetici yada etkili başka biri size yardım edebilir. Kasıtlı olarak kötü duruma düşürüldüğünüzü hissettiğinizde bir başka yöneticiden destek istemek gayri ahlaki değildir.

Eğer bu şekilde yapamıyorsanız diğer olasılıkları değerlendirin

Eğer bir şeylerde anlaşmıyor ve olumlu bir gelişme sağlayamıyorsanız profesyonel olun. Sizin yaptığınız işin kasıtlı sabote edilmesi yada kariyerinizin kasıtlı olarak zarar görmesi yerine iş değişikliği daha iyi bir çözüm olabilir. Pes edin demiyorum ama başarısız olmaktansa başarılı olacağınız başka bir bölüme geçmek yada iş değiştirmek alternatifi iyi bir çözüm olabilir.

Özellikle büyük organizasyonlarda, yaşı geçkin yöneticiler pozisyonlarını koruyabilmek için tecrübelerine ve zekalarına dayanarak bu tipte taktikler geliştirebiliyorlar. “Herkes kendince haklıdır” a inanmıyorum ve “ali cengiz oyunlarının” bir sonuç vermeyeceğini düşünüyorum.

Sizin yaşadığınız Ali Cengiz Oyunları olduysa bu yazıya yorum olarak paylaşırsanız sevinirim.

Paylaşın:

Proje maliyetlerini düşürmek

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Bilişim projelerinde gerçek maliyetleri görmek ve hesaplamak kolay bir şey değildir. Öncelikle nelerin maliyetleri belirlediğini, harcamaların hangi strateji ile yapılacağı, yapılan bilişim harcamalarının yatırım olarak algılanıp algılanmayacağı ve ne zaman bilişim yatırımları yapılacağı gibi hususların irdelenmesi gerekir.

Projenin maliyetini tahmin etmek savaşın yarısıdır, diğer yarısı bu maliyetleri proje süresince korumaktır.

Temel Maliyetleri Kontrol – Microsoft Project programını kullanıyorsanız proje planınızı bitirdiğinizde baseline (planlanan) olarak kaydetmeniz gerektiğini biliyorsunuzdur. Böylelikle proje ile ilgili gerçekleşmeleri programa girdiğinizde planlanan ve gerçekleşen olarak ilerlemeyi izleyebilirsiniz.

Bilişim projelerinde temel maliyetler işlerin yürümesi için gereken maliyettir. Genellikle ortalama bir şirkette tüm bilişim harcamalarının %70’ine denk gelir. Dış kaynak kullanımı ile ilgili sözleşmeler, servis seviye anlaşmalarını gözden geçirme, eldeki mevcut değerleri iyi yönetmek, sunucuları konsolide etmek, eski uygulamalardan kurtulmak, iyi bir altyapı mimarisi kurmak, iyi bir proje ve kaynak yönetimi ile bu maliyetleri kontrol edebilirsiniz.

Böylelikle temel maliyetlere ayrılan bilişim bütçesinin oranını düşürerek yeni projeler için kaynak yaratabilirsiniz. Temel maliyetler gıda, giyecek, güvenlik harcamalarıdır.

Gizli Bilişim Harcamaları

Gartner firmasının yaptığı bir araştırmaya göre kurumsal teknoloji harcamalarının %10’u Bilgi Sistemleri birimlerinin kontrolünde yapılmakta. Harcamaların başkaları tarafından yönetilmesi ve gizli bişlişim harcamalaının ortaya çıkmasının bazı nedenleri var:

  • Yatay organizasyonel yapılar kontrolü zorlaştırıyor
  • Çabuk ve hızlı hareket gereken durumlarda politika ve prosedürler vakit kaybettirici olarak algılanarak dikkate alınmıyor.
  • Organizasyonel otoritede iş birimleri yöneticileri yapılan bilişim harcamalarının sorumluluğunu üzerlerine alıyorlar.
  • Dış kaynak seçimini yaparken iş birimlerinin sadece amaçlarına odaklanmaları ve kurumun genel teknolojik altyapısını dikkate almamaları

Gizli bilişim harcamaları proje maliyet kontrollerini ve hesaplamalarını zorlaştırır. Kültürel eğilimler iş birimlerinin şirketin stratejik hedefleri ile çatışma yaşamasına şirket içi ayrılık ve kontrolsüz harcamalara yol açmaktadır.

Uzun vadeli uygulama maliyetlerini anlamak

Genel bir kural kullanılan bir uygulamanın yıllık maliyeti onu geliştirme maliyetinin %40-60’ı civarında gerçekleşir. Çok mu geldi? Bu maliyetler destek, bakım, operasyon, lisans, altyapı, varsa müşteir hizmetleri ve operasyonel personeli içerir. Temel maliyetler gibi bunlarda işin devam etmesini sağlayıcı maliyetlerdir. Geçmişte gerçekleşen projelerinizde geliştirme için harcanan ile yaşatmak için harcanan bedelleri analiz edin, dediğimin doğruluğunu göreceksiniz.

Bilişim maliyet tahmini gerçekleri

Ne kadar iyi proje maliyeti tahmini yapabiliyorsunuz? Maalesef bilişim projelerinde kristal küresine bakıp maliyeti tutturan ben henüz görmedim çünkü bilişim projelerinde hata oranı çok yüksektir. Örneğin sadece başlangıç öngörüleriniz bile %100 sapabilir.

Sizin yapabileceğiniz tek şey kendi konularında tahmin yapanların bu tahminlerini somut olarak nelere dayandırdıklarını anlamaktır.

Mevcut Sistem Yatırımlarından Faydalanma

Uygulamalar, yazılımlar, ağlar, altyapı ve her türlü bilişim yatırımı düzenli olarak gözden geçirilmeli, maksimum fayda alınmaya çalışılmalı ve kendisine yapılan yatırımı kurtarıp kurtarmadığı(ROI) izlenmelidir.

Kısa vadeli maliyet kısma ölçütleri oluşturun

Bazen maliyetleri taktiksel çözümlerle düşürebilirsiniz. İstanbul’dan Tokyo uzun bir yoldur ama havaalanına nasıl gideceğimizden başlayarak maliyetlerimizi düşürmeyi deneyebiliriz.

Proje başladıktan sonra resim netleştikçe belirli yatırımlara karar verin. Proje kapsamını kontrol altında tutun. “Zaten lazım olur” yada “muhtemelen lazım olacak” şeklindeki öngörülerle yatırım yapmayın. Projenin kapsamını netleştirecek sözleşmeyi bir an önce tüm taraflarla yapmaya çalışın. Eğer iyi bir değişim yönetimi sistemi kurarsanız “bişey daha vardı” toplantılarını ve sonuçlarını iyi yönetebilir hale gelirsiniz.

Sadece bilgi eksikliğinde ve kaynak eksikliğinde danışmana başvurun. İnsan kaynakları harcamaları en büyük harcamalarınızdır.

Uzun vadeli maliyet kısma ölçütleri oluşturun

Taktik olarak stratejik düşünmeyi asla bırakmayın. Büyük resmi görerek ilerlemeye çalışın. Çifte kullanımdaki kaynakları azaltın, gereksiz kaynak ve maliyetlerden kurtulun. Önceliklerinizi tekrar organize edin.

Fiyatlama ve sorumluluk mekanizmaları kurun

Eğer iş birimlerini daha sorumlu kılarsanız teknoloji yatırımları ve talepleri konusunda daha dikkatli davranırlar. Gerçekten ne istenildiğinin tam anlaşılması durumunda doğru harcamaların yapılacağının iş birimlerine anlatılması gerekir. Sürekli değişiklik taleplerinin faturasının sorumluluğunu almalıdırlar.

Bilişim Yatırım Kararlarını Doğru Yönetmek

Birçok kurum bilgi sistemleri ve iş birimler iarasında iyi bir diyalog olmadığı için kör uçuşu yaparlar. Bazende aynı gemide olduklarını unuturlar.

Organizasyonlar bilgi sistemleri birimlerinin değer katan stratejik bir ortak olduğunu anlamalıdırlar. Ve bu iki birim arasındaki sinerjinin tüm paydaşlara fayda sağlayacağı açıktır.

Eğer işbirliği sağlanırsa böylece kurumsal stratejiler, politikalar, öncelikler ve bütçeler konuşulabilir.

Bilişim Yatırımlarının değer/kazanç değerlemesi

Neden yapıyoruz ve ne yapıyoruz? Bilgi Sistemleri Birimleri kurumların stratejik hedeflerine ulaşmasına destek olacak değerleri üreten yapılardır. Buyüzden yapılan işe harcanacak efor ile kuruma katacağı değerin sorgulanması çok önemlidir. Katacağı değer oranında verilecke önem belirlenebilecektir.

Yayınlanan yazıların e-postanıza gelmesini istiyorsanız aşağıdaki formu doldurunuz;

Paylaşın:

Gelmiş geçmiş en büyük soygunlar

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Bugün yüzyılın soygunları adlı okuduğum bir yazı ilgimi çekti. Sizlerle kısaca paylaşmak istedim. Gerçi biz kendi ülkemizdede oldukça büyük soygunlar görmeye alıştık ya olsun bunlarda dünyadaki örnekler…

Irak Merkez Bankası (2003): Saddam Mart 2003’te savaş başlamadan önce 1 milyar doları Irak Merkez Bankasından kaçırdı. 650 milyon dolar Saddam’ın sarayında gizli bölmelerde bulundu. Paranın 100 dolarlık banknotlar halinde 5 saatte kamyonlara yüklendiğide enteresan bir nokta.

Boston Müzesi (1990): Polis kıyafetindeki hırsızlar 300 milyon dolarlık tablo çaldılar. 90 dakika içinde müzenin 2. katından 3 Rembrandt tabloyu, resmi çerçeveden keserek çıkarıp aldılar. Ayrıca 5 Degas,ve bir Manet’de çalınan en kıymetliler arasında.

Knightsbridge Güvenlik Kasaları (1987): Güvenli diye kiralanan kasalardan 111 milyon dolar çalındı. 2 adam bankaya gelerek güvenlik kasası kiraladılar. Kasalara giderkende silah çekerek görevlileri etkisiz hale getirip soygunu yaptılar. Ancak parmak izi bıraktıkları için yakalandılar.

Kent Kasaları (2006): Müdürü kaçırıp, 92.5 milyon dolar çaldılar. İngiltere tarihindeki en büyük nakit soygunu. Müdürü kaçırıp ailesini tehdit edip, bankadaki 14 kişiyi etkisiz hale getirerek gerçekleştirildi. Müdür evine arabası ile giderken polis kıyafetli biri tarafından kontrol amaçlı olarak durdurularak kaçırıldı. Hırsızlar, ailesine telefon ederek kaza geçirdiğini söyleyerek onlarıda müdürü kaçırdıkları yere çağırdılar ve rehin aldılar.

Büyük Tren Soygunu (1963): 74 milyon dolar silahsız çalındı. Yoldaki sinyalleri kullanarak treni durduran 15 kişilik hırsız çetesi soygunu gerçekleştirdi. Sadece makinistin kafasına bir çubukla vuruldu. 3 hırsız tanımlanamadı ve yakalanamadı.

Brezilya Merkez Bankası (2005): 78 metrelik bir tünel kazarak 69.8 milyon dolar çaldılar. 5 konteyner yükü olan para çalınma riski görülmediği için sigortalanmamıştı. 6-10 kişilik çete bankanın karşısındaki evi tutup, suni çimen vb. konularda çalıştıklarını söyleyerek her gün tonlarca toprağı kamyonlarla taşıdılar. Yerin 4 metre altından 70 cm. yüksekliğinde ışıklandırmalı ve havalandırmalı gayet iyi bir tünel hazırlanmıştı. Son gün 1.1 metrelik çelik-beton karışımı duvarı kırdılar ve 3.5 ton ağırlığında para çaldılar.

Northern Bankası – İrlanda (2004): Banka çalışanları tehdit edilerek 50 milyon dolar çalındı. 2 banka görevlisi ve aileleri geceyarısı silah zoruyla uyandırıldı ve rehin alındı. Yılbaşı sebebi ile ATM için oldukça fazla nakit ayrılmıştı.

Brinks Mat Deposu- Heatrow Havalanı – İngiltere (1983): Depoya giren hırsızlar 45 milyon dolar değerinde 10 ton altın çaldılar. Suçlular yakalandı ama 3 ton altın bulunamadı. 1983 yılından sonra İngiltere’den altın mücevher alan birinin büyük ihtimalle bu kayıp altınlardan yapılmış mücevheri taktığı düşünülüyor.

Dunbar Zırhlısı (1997): Çalışanlar 18.9 milyon dolar çaldılar. Amerika’daki en büyük nakit hırsızlığıdır.

Şirketin bölge denetçisi Allan Pace işi organmize etti. Cuma günleri yüklü miktarda nakit oluyordu. Depo ile ilgili fotoğraflar çekti, 5 okul arkadaşını işi yapmaya ikna etti. Zaten anahtarları vardı ve güvenlik çalışma prensiplerine hakimdi. Buyüzden kimse alarmı harekete geçiremeden durumu kontrole aldılar.

Lufthansa (1978): Kennedy havaalanında 5.8 milyon dolar çalındı. Jimmy Burke (Martin Scorcese’nin Goodfellas filmi ile ölümsüzleşti) Lucchese adlı mafya aileyle anlaşarak gerçekleştirdi. Yayıncı Martin Krugman, Jimmy Burke’a ayda bir Batı Almanya’da el değiştiren ve bir araba içerisinde Kennedy Havalimanından ülkeye sokulan kumar parasından bahsetti.

Paylaşın:

Yeni baba olanlar: Hazır mısınız ?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

“ Tebrikler! Oğlunuz doğdu! ” yada “ Sağlıklı bir kız çocuğunuz oldu! ” diye başlayan hayatınızın o en mükemmel gününde hayatınız değişmeye başlıyor.

Aslında sadece bir çocuk doğmuyor birde baba doğuyor. Artık dünya eskisi gibi gözükmüyor insanın gözüne.

Bunu açıklamak çok zor ama o küçük, konuşamayan, korumasız insan daha önce bir çok yetişkinin başaramadığı bir şeyi başarıyor ve sizin hayatınızı değiştiriyor.

Artık babasınız. Şöyle bir durup düşünmeniz gerekiyor. Kendinizi daha olgun, daha yaşlı ve daha güçlü hissediyorsunuz. Ve şöyle bir karar veriyorsunuz “ Baba olmayı hayatımın önemli önceliklerinden biri yapacağım.”

Çocuğu olana kadar sadece çocuk olmayı biliyor insan. Birden ikinci bir şapkayı kafanıza takıyorsunuz, ve artık hem çocuk hemde baba oluyorsunuz.

Eğer sizin babanızla geçmişinizde hoşlanmadığınız, acı veren şeyler var ise artık bunları babalığınıza taşımamanız gerekiyor. Onların yeri çocukluğunuz, bırakın orada kalsınlar.

Erkekler olarak çoğunlukla duygularımız önceliklerini başka şeyler karşısında yitirirler. Biz mantık ve aksiyon ekseninden hayatın duygusal taraflarını tadımlamaya çocuklarımızla başlayabiliriz. Çocuklarımızın duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışarak başlayabiliriz.

Sonra bazı şeyler yaşamaya başlıyorsunuz ama şaşırmamnız gerekiyor;

Anneler, hamilelikleri döneminde çocukları ile bizim anlayamayacağımız derinlikte bir iletişim içerisine giriyorlar. Bu yüzden annenin tüm ilgi ve alakasını kendi üzerlerine çekiyorlar. Çocuğunuz, eşinizin bu ilgi ve enerjisini tamamen kendisine çekiyor olduğu için bebeğinizi kıskanabilirsiniz, bu çok doğal.

Bebek bakmayı bilmiyorsunuz ve buda çok normal. Bebek bakımı doğuştan bilinmiyor. Moralinizi bozmayın. Ayrıca Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışarak cesaretinizi zayıflatmaktansa zaten baba olmuş tecrübeliler ile iletişime geçerek tecrübelerinden faydalanabilirsiniz.

Diyelimki çocuğunuzla yalnızsınız ve ağlamaya başladı. Mantıken, ağlamasına sebep olan şeylere göre yapmanız gerekenleri yaptınız ama hala ağlıyor. Bu sizde düş kırıklığı yaratabilir. Unutmayın çocuğunuzun tepkilerini ve davranışlarını anlamak zaman ister. Böyle bir durumda annesine yada doktoruna ulaşmaya çalışabilirsiniz.

Babalık annelik kadar karmaşık değil. Sadece çocuğunuzla hayatı boyunca yakın iletişimde olmaya çalışmalısınız. Çocuğunuz entellektüel açıdan teşvik edilmek, fiziksel açıdan uğraşmak ve sosyal açıdan kılavuzluğa ihtiyaç duyar. Onun potansiyellerini ortaya çıkarmalı ve desteklemelisiniz.

Birinci sorumluluğunuz çocuğunuzun yetişmesinde aktif rol almayı öğrenmenizdir. Buda ancak onu anlamakla mümkün olur. Yapabilirlikleri, kapasitesi nedir? Sizden ne bekliyor? Neye nasıl tepki veriyor? Gibi soruları sormanız yada onunla olabildiğince çok vakit geçirmeniz lazım. (Unutmayın çocukla vakit geçirmek sadece zaman doldurmak için hoplatmak ve oyun oynamak demek değildir.)

Bizim kültürel alt yapımızdan bazılarımız kendilerini çocuklarından biraz uzak tutarlar. Tutmayın lütfen. Biraz kendinize zaman verirseniz bu yakınlaşmanın ne kadar önemli olduğunu, çocuğunuzun bu yakınlaşmaya paralel kendini ne kadar güvende hissettiğini anlayacaksınız.

Şunları unutmayın;

Eviniz bebek için güvenli olmalı.

Kendi babanızla yada baba olmuş diğerleri ile tecrübelerini mutlaka paylaşın.

Eşinizin bir babadan ne beklediğini mutlaka sorun.

Çocuğunuza ismiyle hitap edin ve “Seni Seviyorum” deyin.

Benim gibi okuduklarınızı, hissettikleriniz blog yada defterinize yazmaya başlayın.

Bakıcı bulurken titiz davranın.

Çocuk gelişimine ilişkin kitaplar okuyun.

Çocuğunuzla her gün ilgilenin, oyun oynayın.

Çocuğunuzun gelişimi ile ilgili olarak eşinizle sürekli diyalog içinde olun.

Doktorunuzun tavsiyelerine mutlaka uyun.

Paylaşın: