SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Amaçlarımızın insanlarıyız – 1
Haz 30th, 2009 by savassakar

Para ya da statüden bahsetmeyeceğim, yaptığımız işten ne beklediğimizi bulmaya çalışacağız. Aslında hayatlarımızı bir anlama taşımak ya da anlamlı bir hayat için yaşamaktır aslolan demeye çalışacağım.

Kurtuluş Savaşı bir amaç uğruna savaşan ve ölenlerle kazanıldı. Onlar özgürlük uğruna canlarını hiç çekinmeden feda ettiler. Türkiye Cumhuriyeti bu kutsal AMAÇ için savaşanlarla varoldu. Ve bizler bu AMAÇ için yapılanları, fedakarlıkları unutmadık. Yoksa unuttuk mu?

En azınan bir amaç uğruna savaşılacağını biliyoruz. Peki o halde şu anda bizim amacımız nedir? Şirketimizin amacı nedir? Ne için canla başla uğraşacağız? Uğrunda dövüşeceğimiz amacımız nedir?

Kurtuluş Savaşı’nda yer alanlar ölümsüzleştiler. Onlar dünyayı daha iyi bir hale getirmek, özgürlük ve demokrasiyi getirmeyi amaç edinerek ölümsüzleştiler. Ben insanların önemli olduğunu düşünmüyorum, onları önemli kılanın, farklı kılanın amaçları olduğunu düşünüyorum.

Bazı şirket çalışanları zaman zaman amaçlarını unuturlar. Kuralları çiğnerler, işlerden kaytarırlar, saygısızlık ederler. Hatta bu tip davranışlarına da bir sürü kılıf uydururlar. Herhangi bir durumda mazeretleri hazırdır çünkü zaten önceden düşünmüşlerdir.(Unutmayın en hızlı cevabı yalancılar verir.) “Fikri neyse zikri odur” sözünü unutmayın.

Şimdi şöyle düşünün bu insanların amaçları nedir? Mesela para kazanmak ise aslında bir yandanda kendini kovdurmak için herşeyi yapıyor. Yada “O kadar iyiki kendisinin vazgeçilemez olduğunu düşünüyor” deseniz bununda ona hiç bir getirisi olmaz.

Yani aslında bizler “Amacımızın İnsanlarıyız”. Para yada statüden bahsetmiyorum, işten ne beklediğimiz bizim asıl amacımızı gösterir. Tabiki para yada egoyu okşayacak hafiften bir ünvanda fena olmaz ama aslında hayatlarımızı bir anlama taşımak yada anlamlı bir hayat için yaşamaktır aslolan.

Eski dönemlerde çalışanlar hiçbir farkındalık beklentileri olmadan ve hatta kendi torunlarına işlerini devrederken yaptıkları işin tamamlandığını bile göremeyeceklerini biliyorlardı. Fakat bunu problem yapıp isyan etmediler. Çünkü Tanrı’ları için bir şey yapıyorlardı ve bu onları cennete taşıyacaktı.

Bir AMACINIZIN olması için dini inançlarınızın çok güçlü olmasına, sanatçı yada sporcu olmanıza, şirket sahibi olmanıza gerek yok. Sadece modern materyalist kültürün bir amacınız olmasından daha kıymetli olmadığını farkedin.

Şimdi dediklerimle çelişiyorum gibi gelebilir size. İş hayatında amacımız para kazanmak ve bu tamamen dünyevi bir duygu. Nasıl olacak şimdi?

Bir şirketteki en büyük problemlerden birisi idealizm eksikliğidir. Ve çoğunlukla kimse bunun farkında değildir. İdealizm için yapılacaklar arasında hedef belirlemek, iyi liderleri yetiştirme çalışmaları yaparak daha farklı amaçları keşfetmek sayılabilir.

Liderlik ise tabiki bir işin başarısındaki en önemli unsurlardan birisi. Fakat çoğunlukla ilgili kişinin haddinden fazla kişisel karakterine bağlı olabilir. Bizler liderlerimizde karizma aramıyoruz. Bizler liderlerimizde anne-baba motifi aramıyoruz. Liderler bizim kendi amaçlarımızı bulmamıza yardımcı olup bunu maddeleştiriyor ve bizi ona doğru ilerleme konusunda harekete geçiriyorlar.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Outlook’tan Toplu Email Gönderimi
Haz 29th, 2009 by savassakar

Aslında to: kısmına istediğiniz kişileri yazıp gönderebilmekten öte MS Word’ün  “Mail merge from Outlook” özelliğini kullanarak kendi tasarladığınız emaili istediklerinize göndermeyi kastediyorum.

Bu özelliğin işe yaraması için şu tipte bir ihtiyaç olması gerekiyor: birbirine çok benzeyen fakat farklı bilgiler içerebilen bir çok dokümanın gönderimi. Örneğin herkese gidecek olan bir yazı ama isim, soyad ve şirket bilgileri farklı.

Bu özellik iki bölümden oluşuyor: sabit doküman ve değişken veriler.

Nasıl olacak:

    Göndereceğiniz kişileri seçin

  1. Outlook’u açın. Contacts-Kontaklarım bölümünden Ctrl ile birlikte göndermek istediğiniz kişileri seçin.
  2. Uyarı: Bu özellik dağıtım listeleri ile çalışmıyor
  3. Mail merge – Mesaj Birleştirme

  4. Menü’den Tools(Araçlar) – Mail Merge(Mesaj birleştirme) seçilir. Mail Merge Contacts kutusu açılır.
  5. Burada Only selected contacts seçilir.
  6. En alttaki Merge options – Merge to bölümünde Email seçilir.  Message subject line bölümüne mesajda yer alacak Konu-Subject girilir. OK tıklanır.
  7. how to send mass email in outlook

    Word’de emaili hazırlamak

  8. OK’i tıkladığınızda MS Word başlatılır. Aşağıdada göreceğiniz Mailings sekmesinden bir şablon seçilebilir ya da yeni yaratılır.
  9. Gönderilecek kişiler Outlook’ta idive Write & Insert Fields panelini kullanarak istediğimiz alanları belirleriz.3_writeinsert-menu
  10. Selamlama ve giriş bölümü için Greeting Line  kullanılır. 4_insert-greeting-line
  11. Başka spesifik bilgi eklemek istersek adres vb.  Insert Merge Field ‘dan seçilebilir5_insert-merge-field
  12. Word dokümanına mesajın içeriği yazılır.
  13. Bitirdikten sonra neye benzediğini görmek için Preview Results tıklanarak izleme yapılır. 6_preview-results
    Artık gönderebilirsiniz
  14. Finish & Merge tıklanarak işlem bitirilir ve Send E-mail Messages yapılarak mesajlar gönderilir. açılan Merge to E-mail diyalog bktursunda OK tıklanır. 7_mail

Kaynak: makeuseof.com

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Ben “Cin Ali” ile okumayı öğrendim!
Haz 29th, 2009 by savassakar

Bazen birine kızdığımda “Sen Cin Ali hiç okumadın mı?” diye sorarım. Çoğu kimse bunu anlamaz. Ben Cin Ali ile okumayı öğrenen kuşaktan biri olarak bunun gerçekten önemli bir şey olduğuna inanırım. Bu yazıyı sonuna kadar okursanız neden önemli olduğunu anlayacaksınız.

“Koş Cin Ali koş”, “Bu topu al”, “Pat pat oyna”, “Baba bana topaç al”… 60′lı, 70’li yıllarda doğan çocuklar, çöp çocuk Cin Ali’nin fişlerini heceleyerek ezberledik sözcükleri, cümleleri. 1968′de genç öğretmen Rasim Kaygusuz’un yarattığı bu küçük Anadolu çocuğunun hikayesini eşi Remziye (Alişan) Kaygusuz şöyle anlatıyor;

“Eşim önce ‘Bir dergi çıkaracam’ dedi, sonradan ‘Ben bir kitap yazıcam’ dedi. Bir gün oturup yazdı öyle kötü bir kağıda… Sonra ‘Ben birinci kitabı yazdım’ diye bize getirdi. Kardeşim de var. ’Bi okuyun’ dedi. Okuduk. Böyle çöpten resimler yapmış, çöp resim benim eşimin buluşudur… ’Cin Ali’nin atı’ yazmış ama o cümlelere göre bir resim de yapmış. Cin Ali’nin atı diyor, bir at var; Cin Ali’nin annesi diyor, anne var. Ama hiçbir giyim yoktu. Ha, onu da söyleyelim, Cin Ali basım aşamasına gelince bir matbaa buldu eşim. Sahibinin adı Ali olan bir matbaaya. O da yeni başlamış işe, parası pulu yok. Fakat cin gibi bir adamdı. Ondan sonra bu, yahu buna bir ad koyalım, ne koyalım, cin gibi bir Ali, Ali adını koyalım diyorlar. Orada karar veriyorlar, cin gibi görüyorlar ya Ali beyi de… Cin Ali çok satıldı. 1988’de eşimi kaybettik, o zamana kadar satılıyordu.Yalnız piyasada bir gerileme başlamıştı o tarihlerde. Piyasada ahlak değişmişti, artık çekmiş, senetmiş, onun hiç önemi yoktu. Ve biz de Mustafa beye telif hakkını sattık. O yürütüyor ama eser tabii yine bizim.” (Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2003/07/17/pazar/paz09.html )

Türkiye’de minimalist akımın ilk örneğiydi çöpten oğlan; giysiyi, eşyayı bir tarafa bırakalım, gövdesi bile kolu bacağıyla aynı kalınlıktaydı. Ama nedendir bilinmez başındaki kasketi hiç çıkarmazdı.

Cin Ali’nin yaratılması Türk eğitim sisteminde tam anlamıyla bir devrimdir. Rasim Kaygusuz’un öğrencileri üzerinde 7 yıllık uygulamalar sonucunda hazırladığı ve başarısını önce kendine kanıtladığı fişler, okumaya girişte parçalı okuma sistemini bitirdi. Öğrencilerinin heceleyerek okumaya zor geçiş yaptığını gören Rasim Öğretmen, kendi sistemini geliştirdi. Bu sisteme, okumaya girişte tümdengelim sistemi deniliyor. “Baba bana top al” cümlesini bir anda, hecelemeden kavrayan beynin daha kolay ve hızlı okuyabildiğini keşfeden Rasim Hoca, okumanın bir şartlandırma işi olduğunu söylermiş. Günümüzde Rasim Öğretmen’in fişleri, ilkokul birinci sınıfların değişmez demirbaşı.

Uslu değil yaramaz

Rasim Kaygusuz, Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra Anadolu köylerinde öğretmenlik yaptı. Geliştirdiği fişlerin, öğretmen arkadaşlarından da olumlu tepkiler aldığını görünce bu fişleri bir kitap içinde toplamaya karar verdi. Tanıdığı tek yayıncı Ali Çiçek’e başvurdu. Kitabına isim gerektiğini o zaman öğrendi. “Fişlerimde en çok geçen isim Ali. Senin de ismin Ali. Okulda bir lakabın var mıydı?” diye sordu. Kahramanımızın isim babası Ali Çiçek, “Cin Ali” deyince Rasim Öğretmen, bu ismin tam da hayalindeki öğrenci tipine uyduğunu söyledi. Kitap 20 yıl boyunca tüm Türkiye’deki ilkokulların vazgeçilmez demirbaşı oldu.

Papyonlu Cin Ali

Genç öğretmenin o zamanlar kendi öğrencileri, daha sonra ise bütün Türkiye’li çocuklar için oluşturduğu karakter Cin Ali, 1990 yıllında aniden imaj değiştirdi. 90′lı yıllara belirgin bir yüz, siyah saçlar, kulağında bir çiçek, papyon ve fiyonklu ayakkabılarla giren çöp çocuk, kamyonlarla Anadolu’ya dağıtılıyordu. Bu dönemde orijinal metindeki tek değişiklik, Cin Ali’nin evinde radyo yerine televizyonun bulunmasıydı. Resimlerdeki yeni imajı Mustafa Delioğlu çizdi. İmaj değişikliğinin sebebini sorduğumuz Mustafa Torun’un konu ile ilgili açıklamaları ise oldukça ilginç:

“Eğitim camiası Rasim Kaygusuz’u kıskandı. Çünkü o Talim Terbiye Kurulu’nun yapamadığı işi yapmıştı. Öğrenciler için birşeyler üretmesi gereken kurul ve bürokratlar o dönem ortaya hiçbirşey koyamıyorlardı. Rasim Hoca gece gündüz çalışıp dersler verip fişleri hazırlıyor ve onları uyguluyordu. Öğrencilerinin zorlandığı kelimeleri derhal iptal ediyordu. O dönem sıkça kullanılan, bugün köy okullarında başvurulan çözümlü alfabe sınıf aracı Rasim Hoca’nın icadıdır. Devletin bürokratları çalışıp Türkiye için üreten bir köy öğretmenini çekemediler. Talim Terbiye, müfettişlere baskı yapmaya başladı. Okulları denetleyen müfettişler, müdürleri Cin Ali almamaları konusunda uyarıyordu. İmaj değişikliği işte bu döneme rastlar. Nereden çıktı bilmiyorum ama o dönemde “çöp adam, çocukların görsel sağlığına aykırıdır” dediler. Çöp adam eğitsel açıdan doğru değilmiş. Cin Ali’yi baskı altına soktular.”

Bu gelişmelerin ardından Rasim Hoca’nın kızı Nevin Apaydın sonunda bir değişiklik yapılmasına karar verdi. Baskılardan bunalan Apaydın, hikayelerin kesinlikle değiştirilmemesi ve yeni hikayelerin eklenmemesi hususunda anlaşarak imaj değişikliğine izin verdi. Bu değişiklik, Rasim Öğretmen’in ölümünden iki yıl sonra oldu.

(Kaynak: http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/01/06/yasam/yasam3.html)

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Çinliler neden kazanıyor?
Haz 23rd, 2009 by savassakar

Bir geçmişteki zaferlerimizle övünüp, “bak bizden korkup çin seddini yaptılar” diyerek kendimizi avuta dururken Çin’liler dünya liderliğine ciddi ciddi adaylıklarını koyuyorlar. Bunu yaparken, birçok sektörün şikayet ettiği “fiyat düşürme” yada “fiyat savaşını” kullanıyorlar. Siz Batı şirketlere “Fiyat savaşı neye yarar?” sorusunu sorduğunuzda hala “Hiçbirşeye” yanıtını veriyorlar.

Birde olaya Çin açısından bakalım mı?

Öncelikle Çin, fiyat savaşını meşru ve efektif bulduğu bir strateji olarak görüyor ve uyguluyor. Son 10 yılda özellikle tüketici elektroniği, küçük ev aletleri, kişisel bilgisayar, cep telefonu ve otomobilde fiyatı kızıştırıyorlar. Bu fiyat savaşını kazanıp pazarda büyük pay kapan ve karlarını artıranlar Çin’de kahraman olarak görülüyor.

Çin fiyat savaşları konusunda gerçek bir dehaya sahip. Yani sadece ucuz üretmekle fiyat savaşının kazanılmayacağının farkında. Benim kanımca Çin’li yöneticiler Batılı Yöneticilerin görmedikleri yada umursamayıp atladıkları bazı noktaları planlamada ve uygulamada ciddi başarılılar.

Fiyat savaşında çok iyi analiz edilmesi gereken 2 unsur vardır: Pazar ve müşterinin fiyat hassasiyeti. Öncelikle Çin, fiyat savaşına girilen alanlarda büyüdüğünü farkediyor. Hem iyi hemde kötü firmalar ile bu rekabete giriyor. Fakat fiyat savaşını kazanmada verimsiz firmaların elenmesi gerektiğini unutmuyor.

Batı daha olgun bir pazar olmasına karşın pazarlama stratejileri geliştirme konusunda yönetsel becerileri ve kurnazlığı teşvik ediyor. Halbuki Çin bu konuda çok net. Eğer müşterinin fiyat hassasiyeti varsa sen ne numara çevirirsen çevir düşen fiyata anında yanıt veriyor. Zaten sizdedikkat ederseniz Çin fiyat hassasiyeti olmayan A-B grubuna hitap eden lüks mallarda neredeyse hiç yoktur.

Çinliler herhangi bir alanda fiyat savaşı yapmanın avantajlı olduğunu nasıl anlıyorlar? Ne zaman savaşa başlıyorlar? Savaşa nasıl hazırlanıyorlar?

Bu konuda örnekler var. Renkli TV konusunda önce içerideki küçük ve verimsiz firmalar saf dışı bırakılıyor. Daha sonra Çin’e en çok TV ithal eden Japonya hedefleniyor. Hedefe yönelik olarak ayarlanan fiyatlar rakibi çaresiz bırakıyor. Fiyat rekabeti rakip firmaların maliyet çalışmalarını ve üretm süreçlerini reorganize etmeleri anlamına geliyorki buda ciddi anlamda Çin’e zaman kazandırıyor.

MikroDalga fırın konusunda ise Çin’li tüketicilerin mutfaklarını modernize etmeleri konusundaki isteklilikleri rol oynuyor. Fiyat düşüşü satışları %100 artırıyor. Burada Galanz adlı firma bizim “sürümden kazanma” dediğimiz yolla zayıf rakiplerin tamamını geçiyor. Üstelik sadece ürünü değil üretim, dağıtım ve yedek parça konusundada çok uygun fiyatlar sunuyor. Bunun içinde ilk fiyat düşüşü öncesindeki 2 ay 24 saatlik bir çalışma ile hazırlığını tamamlıyor.

Aslında tüm stratejilerde yaptıkları; fiyatları satış hacmini sistematik artıracak şekilde düzenli olarak düşürmek yada düşük tutmak.

Peki biz nerede kaybediyoruz?

Özellikle Türkiye’de öncelikle cebe giren paraya bakıldığı için maliyet önemsenmez. Gerçi son 10 yıldır oda değişti. Fakat en önemli şey bir firmanın gerçek maliyetlerini anlık izleyebilmesi ve bilmesidir. Eğer maliyetinizi bilirseniz satış yapabileceğiniz maksimum ve minimum fiyatlarınızı belirleyebilirsiniz. Eğer birde bu max-min fiyatlarla oynayabilmek için ciddi bir maliyet çalışması yaparsanız işte o zaman fiyat avantajıda yakalayabilirsiniz. Şunu bilmeniz önemli: hangi maliyetleri ne oranda kıstığınızda fiyatı ne oranda aşağı çekebiliyorsunuz? Bunu bilirseniz Çinliler gibi savaşa planlı ve hazırlıklı giriyorsunuz demektir.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim
Haz 20th, 2009 by savassakar

Tüm Babaların, Babalar Günü kutlu olsun!
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici  hep, hep acele işi!
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ ‘ mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oyununu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.


Can Yücel
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
© Copyright 2004-2012, Savaş Şakar