Aylık arşivler: Haziran 2009

Amaçlarımızın insanlarıyız – 1

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Para ya da statüden bahsetmeyeceğim, yaptığımız işten ne beklediğimizi bulmaya çalışacağız. Aslında hayatlarımızı bir anlama taşımak ya da anlamlı bir hayat için yaşamaktır aslolan demeye çalışacağım.

Kurtuluş Savaşı bir amaç uğruna savaşan ve ölenlerle kazanıldı. Onlar özgürlük uğruna canlarını hiç çekinmeden feda ettiler. Türkiye Cumhuriyeti bu kutsal AMAÇ için savaşanlarla varoldu. Ve bizler bu AMAÇ için yapılanları, fedakarlıkları unutmadık. Yoksa unuttuk mu?

En azınan bir amaç uğruna savaşılacağını biliyoruz. Peki o halde şu anda bizim amacımız nedir? Şirketimizin amacı nedir? Ne için canla başla uğraşacağız? Uğrunda dövüşeceğimiz amacımız nedir?

Kurtuluş Savaşı’nda yer alanlar ölümsüzleştiler. Onlar dünyayı daha iyi bir hale getirmek, özgürlük ve demokrasiyi getirmeyi amaç edinerek ölümsüzleştiler. Ben insanların önemli olduğunu düşünmüyorum, onları önemli kılanın, farklı kılanın amaçları olduğunu düşünüyorum.

Bazı şirket çalışanları zaman zaman amaçlarını unuturlar. Kuralları çiğnerler, işlerden kaytarırlar, saygısızlık ederler. Hatta bu tip davranışlarına da bir sürü kılıf uydururlar. Herhangi bir durumda mazeretleri hazırdır çünkü zaten önceden düşünmüşlerdir.(Unutmayın en hızlı cevabı yalancılar verir.) “Fikri neyse zikri odur” sözünü unutmayın.

Şimdi şöyle düşünün bu insanların amaçları nedir? Mesela para kazanmak ise aslında bir yandanda kendini kovdurmak için herşeyi yapıyor. Yada “O kadar iyiki kendisinin vazgeçilemez olduğunu düşünüyor” deseniz bununda ona hiç bir getirisi olmaz.

Yani aslında bizler “Amacımızın İnsanlarıyız”. Para yada statüden bahsetmiyorum, işten ne beklediğimiz bizim asıl amacımızı gösterir. Tabiki para yada egoyu okşayacak hafiften bir ünvanda fena olmaz ama aslında hayatlarımızı bir anlama taşımak yada anlamlı bir hayat için yaşamaktır aslolan.

Eski dönemlerde çalışanlar hiçbir farkındalık beklentileri olmadan ve hatta kendi torunlarına işlerini devrederken yaptıkları işin tamamlandığını bile göremeyeceklerini biliyorlardı. Fakat bunu problem yapıp isyan etmediler. Çünkü Tanrı’ları için bir şey yapıyorlardı ve bu onları cennete taşıyacaktı.

Bir AMACINIZIN olması için dini inançlarınızın çok güçlü olmasına, sanatçı yada sporcu olmanıza, şirket sahibi olmanıza gerek yok. Sadece modern materyalist kültürün bir amacınız olmasından daha kıymetli olmadığını farkedin.

Şimdi dediklerimle çelişiyorum gibi gelebilir size. İş hayatında amacımız para kazanmak ve bu tamamen dünyevi bir duygu. Nasıl olacak şimdi?

Bir şirketteki en büyük problemlerden birisi idealizm eksikliğidir. Ve çoğunlukla kimse bunun farkında değildir. İdealizm için yapılacaklar arasında hedef belirlemek, iyi liderleri yetiştirme çalışmaları yaparak daha farklı amaçları keşfetmek sayılabilir.

Liderlik ise tabiki bir işin başarısındaki en önemli unsurlardan birisi. Fakat çoğunlukla ilgili kişinin haddinden fazla kişisel karakterine bağlı olabilir. Bizler liderlerimizde karizma aramıyoruz. Bizler liderlerimizde anne-baba motifi aramıyoruz. Liderler bizim kendi amaçlarımızı bulmamıza yardımcı olup bunu maddeleştiriyor ve bizi ona doğru ilerleme konusunda harekete geçiriyorlar.

Paylaşın:

Ben “Cin Ali” ile okumayı öğrendim!

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Bazen birine kızdığımda “Sen Cin Ali hiç okumadın mı?” diye sorarım. Çoğu kimse bunu anlamaz. Ben Cin Ali ile okumayı öğrenen kuşaktan biri olarak bunun gerçekten önemli bir şey olduğuna inanırım. Bu yazıyı sonuna kadar okursanız neden önemli olduğunu anlayacaksınız.

“Koş Cin Ali koş”, “Bu topu al”, “Pat pat oyna”, “Baba bana topaç al”… 60’lı, 70’li yıllarda doğan çocuklar, çöp çocuk Cin Ali’nin fişlerini heceleyerek ezberledik sözcükleri, cümleleri. 1968’de genç öğretmen Rasim Kaygusuz’un yarattığı bu küçük Anadolu çocuğunun hikayesini eşi Remziye (Alişan) Kaygusuz şöyle anlatıyor;

“Eşim önce ‘Bir dergi çıkaracam’ dedi, sonradan ‘Ben bir kitap yazıcam’ dedi. Bir gün oturup yazdı öyle kötü bir kağıda… Sonra ‘Ben birinci kitabı yazdım’ diye bize getirdi. Kardeşim de var. ’Bi okuyun’ dedi. Okuduk. Böyle çöpten resimler yapmış, çöp resim benim eşimin buluşudur… ’Cin Ali’nin atı’ yazmış ama o cümlelere göre bir resim de yapmış. Cin Ali’nin atı diyor, bir at var; Cin Ali’nin annesi diyor, anne var. Ama hiçbir giyim yoktu. Ha, onu da söyleyelim, Cin Ali basım aşamasına gelince bir matbaa buldu eşim. Sahibinin adı Ali olan bir matbaaya. O da yeni başlamış işe, parası pulu yok. Fakat cin gibi bir adamdı. Ondan sonra bu, yahu buna bir ad koyalım, ne koyalım, cin gibi bir Ali, Ali adını koyalım diyorlar. Orada karar veriyorlar, cin gibi görüyorlar ya Ali beyi de… Cin Ali çok satıldı. 1988’de eşimi kaybettik, o zamana kadar satılıyordu.Yalnız piyasada bir gerileme başlamıştı o tarihlerde. Piyasada ahlak değişmişti, artık çekmiş, senetmiş, onun hiç önemi yoktu. Ve biz de Mustafa beye telif hakkını sattık. O yürütüyor ama eser tabii yine bizim.” (Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2003/07/17/pazar/paz09.html )

Türkiye’de minimalist akımın ilk örneğiydi çöpten oğlan; giysiyi, eşyayı bir tarafa bırakalım, gövdesi bile kolu bacağıyla aynı kalınlıktaydı. Ama nedendir bilinmez başındaki kasketi hiç çıkarmazdı.

Cin Ali’nin yaratılması Türk eğitim sisteminde tam anlamıyla bir devrimdir. Rasim Kaygusuz’un öğrencileri üzerinde 7 yıllık uygulamalar sonucunda hazırladığı ve başarısını önce kendine kanıtladığı fişler, okumaya girişte parçalı okuma sistemini bitirdi. Öğrencilerinin heceleyerek okumaya zor geçiş yaptığını gören Rasim Öğretmen, kendi sistemini geliştirdi. Bu sisteme, okumaya girişte tümdengelim sistemi deniliyor. “Baba bana top al” cümlesini bir anda, hecelemeden kavrayan beynin daha kolay ve hızlı okuyabildiğini keşfeden Rasim Hoca, okumanın bir şartlandırma işi olduğunu söylermiş. Günümüzde Rasim Öğretmen’in fişleri, ilkokul birinci sınıfların değişmez demirbaşı.

Uslu değil yaramaz

Rasim Kaygusuz, Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra Anadolu köylerinde öğretmenlik yaptı. Geliştirdiği fişlerin, öğretmen arkadaşlarından da olumlu tepkiler aldığını görünce bu fişleri bir kitap içinde toplamaya karar verdi. Tanıdığı tek yayıncı Ali Çiçek’e başvurdu. Kitabına isim gerektiğini o zaman öğrendi. “Fişlerimde en çok geçen isim Ali. Senin de ismin Ali. Okulda bir lakabın var mıydı?” diye sordu. Kahramanımızın isim babası Ali Çiçek, “Cin Ali” deyince Rasim Öğretmen, bu ismin tam da hayalindeki öğrenci tipine uyduğunu söyledi. Kitap 20 yıl boyunca tüm Türkiye’deki ilkokulların vazgeçilmez demirbaşı oldu.

Papyonlu Cin Ali

Genç öğretmenin o zamanlar kendi öğrencileri, daha sonra ise bütün Türkiye’li çocuklar için oluşturduğu karakter Cin Ali, 1990 yıllında aniden imaj değiştirdi. 90’lı yıllara belirgin bir yüz, siyah saçlar, kulağında bir çiçek, papyon ve fiyonklu ayakkabılarla giren çöp çocuk, kamyonlarla Anadolu’ya dağıtılıyordu. Bu dönemde orijinal metindeki tek değişiklik, Cin Ali’nin evinde radyo yerine televizyonun bulunmasıydı. Resimlerdeki yeni imajı Mustafa Delioğlu çizdi. İmaj değişikliğinin sebebini sorduğumuz Mustafa Torun’un konu ile ilgili açıklamaları ise oldukça ilginç:

“Eğitim camiası Rasim Kaygusuz’u kıskandı. Çünkü o Talim Terbiye Kurulu’nun yapamadığı işi yapmıştı. Öğrenciler için birşeyler üretmesi gereken kurul ve bürokratlar o dönem ortaya hiçbirşey koyamıyorlardı. Rasim Hoca gece gündüz çalışıp dersler verip fişleri hazırlıyor ve onları uyguluyordu. Öğrencilerinin zorlandığı kelimeleri derhal iptal ediyordu. O dönem sıkça kullanılan, bugün köy okullarında başvurulan çözümlü alfabe sınıf aracı Rasim Hoca’nın icadıdır. Devletin bürokratları çalışıp Türkiye için üreten bir köy öğretmenini çekemediler. Talim Terbiye, müfettişlere baskı yapmaya başladı. Okulları denetleyen müfettişler, müdürleri Cin Ali almamaları konusunda uyarıyordu. İmaj değişikliği işte bu döneme rastlar. Nereden çıktı bilmiyorum ama o dönemde “çöp adam, çocukların görsel sağlığına aykırıdır” dediler. Çöp adam eğitsel açıdan doğru değilmiş. Cin Ali’yi baskı altına soktular.”

Bu gelişmelerin ardından Rasim Hoca’nın kızı Nevin Apaydın sonunda bir değişiklik yapılmasına karar verdi. Baskılardan bunalan Apaydın, hikayelerin kesinlikle değiştirilmemesi ve yeni hikayelerin eklenmemesi hususunda anlaşarak imaj değişikliğine izin verdi. Bu değişiklik, Rasim Öğretmen’in ölümünden iki yıl sonra oldu.

(Kaynak: http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/01/06/yasam/yasam3.html)

Paylaşın:

Çinliler neden kazanıyor?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

China-economy-2Bir geçmişteki zaferlerimizle övünüp, “bak bizden korkup çin seddini yaptılar” diyerek kendimizi avuta dururken Çin’liler dünya liderliğine ciddi ciddi adaylıklarını koyuyorlar. Bunu yaparken, birçok sektörün şikayet ettiği “fiyat düşürme” yada “fiyat savaşını” kullanıyorlar. Siz Batı şirketlere “Fiyat savaşı neye yarar?” sorusunu sorduğunuzda hala “Hiçbirşeye” yanıtını veriyorlar.

Birde olaya Çin açısından bakalım mı?

Öncelikle Çin, fiyat savaşını meşru ve efektif bulduğu bir strateji olarak görüyor ve uyguluyor. Son 10 yılda özellikle tüketici elektroniği, küçük ev aletleri, kişisel bilgisayar, cep telefonu ve otomobilde fiyatı kızıştırıyorlar. Bu fiyat savaşını kazanıp pazarda büyük pay kapan ve karlarını artıranlar Çin’de kahraman olarak görülüyor.

Çin fiyat savaşları konusunda gerçek bir dehaya sahip. Yani sadece ucuz üretmekle fiyat savaşının kazanılmayacağının farkında. Benim kanımca Çin’li yöneticiler Batılı Yöneticilerin görmedikleri yada umursamayıp atladıkları bazı noktaları planlamada ve uygulamada ciddi başarılılar.

Fiyat savaşında çok iyi analiz edilmesi gereken 2 unsur vardır: Pazar ve müşterinin fiyat hassasiyeti. Öncelikle Çin, fiyat savaşına girilen alanlarda büyüdüğünü farkediyor. Hem iyi hemde kötü firmalar ile bu rekabete giriyor. Fakat fiyat savaşını kazanmada verimsiz firmaların elenmesi gerektiğini unutmuyor.

Batı daha olgun bir pazar olmasına karşın pazarlama stratejileri geliştirme konusunda yönetsel becerileri ve kurnazlığı teşvik ediyor. Halbuki Çin bu konuda çok net. Eğer müşterinin fiyat hassasiyeti varsa sen ne numara çevirirsen çevir düşen fiyata anında yanıt veriyor. Zaten sizdedikkat ederseniz Çin fiyat hassasiyeti olmayan A-B grubuna hitap eden lüks mallarda neredeyse hiç yoktur.

Çinliler herhangi bir alanda fiyat savaşı yapmanın avantajlı olduğunu nasıl anlıyorlar? Ne zaman savaşa başlıyorlar? Savaşa nasıl hazırlanıyorlar?

Bu konuda örnekler var. Renkli TV konusunda önce içerideki küçük ve verimsiz firmalar saf dışı bırakılıyor. Daha sonra Çin’e en çok TV ithal eden Japonya hedefleniyor. Hedefe yönelik olarak ayarlanan fiyatlar rakibi çaresiz bırakıyor. Fiyat rekabeti rakip firmaların maliyet çalışmalarını ve üretm süreçlerini reorganize etmeleri anlamına geliyorki buda ciddi anlamda Çin’e zaman kazandırıyor.

MikroDalga fırın konusunda ise Çin’li tüketicilerin mutfaklarını modernize etmeleri konusundaki isteklilikleri rol oynuyor. Fiyat düşüşü satışları %100 artırıyor. Burada Galanz adlı firma bizim “sürümden kazanma” dediğimiz yolla zayıf rakiplerin tamamını geçiyor. Üstelik sadece ürünü değil üretim, dağıtım ve yedek parça konusundada çok uygun fiyatlar sunuyor. Bunun içinde ilk fiyat düşüşü öncesindeki 2 ay 24 saatlik bir çalışma ile hazırlığını tamamlıyor.

Aslında tüm stratejilerde yaptıkları; fiyatları satış hacmini sistematik artıracak şekilde düzenli olarak düşürmek yada düşük tutmak.

Peki biz nerede kaybediyoruz?

Özellikle Türkiye’de öncelikle cebe giren paraya bakıldığı için maliyet önemsenmez. Gerçi son 10 yıldır oda değişti. Fakat en önemli şey bir firmanın gerçek maliyetlerini anlık izleyebilmesi ve bilmesidir. Eğer maliyetinizi bilirseniz satış yapabileceğiniz maksimum ve minimum fiyatlarınızı belirleyebilirsiniz. Eğer birde bu max-min fiyatlarla oynayabilmek için ciddi bir maliyet çalışması yaparsanız işte o zaman fiyat avantajıda yakalayabilirsiniz. Şunu bilmeniz önemli: hangi maliyetleri ne oranda kıstığınızda fiyatı ne oranda aşağı çekebiliyorsunuz? Bunu bilirseniz Çinliler gibi savaşa planlı ve hazırlıklı giriyorsunuz demektir.

Paylaşın:

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız
Tüm Babaların, Babalar Günü kutlu olsun!
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici  hep, hep acele işi!
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ ‘ mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oyununu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.


Can Yücel
Paylaşın:

Uyku deyip geçmeyin

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Yeni doğmuş bir bebek anne-babasına ilk yılında 400-750 saatlik uykuya malolur.

Derin uyku(REM) toplamda yaklaşık 2 saat sürüp uyuduktan 90 dakika sonra başlar.

Rüyalar hem derin hemde normal uyku esnasında görülüyor. Aslında hiç rüya görmeden geçen bir süre olmadığı iddia ediliyor.

17 saatlik yorgunluk ile düşen performans kandaki alkol oranının %5 seviyesinde olmasına eşit.

Doğal alarm saati mekanizması stres hormonu olan adrenocorticotropin’i tetikliyor ve kişi ya uyuyamıyor yada sürekli uykulu oluyor.(Bende sürekli uyku hali olur.)

5 gün düzensiz uyku uyumak, 3 bardak içkinin etkisini düzenli uyumuş birinin 6 bardakta göreceği etkiye eşitliyor.

Horlayanların yüzde onu solunum bozukluğu yaşıyorlar ve yaklaşık her gece 300 kez nefes alamıyorlar ve kalp spazmı-krizi riski taşıyorlar.

Gençlerde çocuklar gibi günde 10 saat uykuya ihtiyaç duyarken, 65 yaş üstüne 6 saat yetebiliyor. 25-55 yaş grubu 8 saatlik standart uyku ile optiali yakalayabiliyorlar.

Bazı çalışmalar kadınların erkeklerden daha çok uykuya ihtiyaç duyduklarını gösteriyor ama tam olarak bir dayanağı yok.

Paylaşın:

Kredi kartı alırken dikkat edilecekler

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Kredi kartı alırken öncelikle nasıl kullanacağınıza karar vermeniz gerekir. Örneğin her ay tüm borcunuzu tamamen ödeyecekseniz ve uçuş mili gibi şeyler ilginizi çekmiyorsa yıllık ücret istemeyen ve ödeme için maksimum süre tanıyan kartı seçmelisiniz.

Eğer her ay tamamını ödeyemeyeceğinizi düşünüyorsanız o zaman gecikme faizi en düşük olanı tercih etmelisiniz.

Eğer kartınızı nakit çekmede kullanacaksanız nakit çekim faizi en düşük olan bankayı seçmenizde fayda vardır. Nakit çekim ücreti olduğu gibi faizide normal gecikme faizinden yüksek olabilir.

Nakit çekimlerinde sabit ücret ve faiz uygulanır ücretsiz sanmayın.

Gecikme faizlerine dikkat edin. Size ekstre ile belirtilen minimum ödeme oranında ödeme yapsanız bile toplam borcunuz üzerinden faiz işletileceğini unutmayın.

Yıllık kart ücreti ilk yıl alınmayabilir ama ikinci yıl otomatik olarak alınacaktır. Ne kadar olduğunu öğrenin ve karşılaştırın.

Kart ücreti ilk harcamayı yapana kadar borcunuz olarak gözükmesine rağmen sizi cezaya sokmaz. İlk alışverişinizde geçmiş tüm yıllık bedeller ile birlikte ekstrenize yansıtılır.

Bazı bankalar ekstrelerinizi internetten alırsanız ödül vermektedir. Eğer sürekli internet kullanıcısı iseniz mutlaka tercih edin.

Bir kredi kartı ile ilgili ödenmesi gereken yıllık kart ücreti, nakit çekim ücreti, gecikme faizi, limit aşım ücreti vardır.

Kredi kartı alırken limit aşımına ne kadar ve hangi koşullarda izin verildiğini sorun. Ör sadece belirli mağazalarda limit aşımına izin veriliyor olabilir.

Limit artışının nasıl yapıldığını sorun. Harcamalarınızın artışına paralel olarak banka limitinizi yükseltiyor olabilir. Mutlaka limitinizi kendiniz kontrol edin.

Kredi kartınızla ilgili telefon ve internet üzerinden hangi işlemleri yapabileceğinizi öğrenin, araştırın.

Şifreniz hiç bir yere yazmayın, kimseye söylemeyin.

Kredi kartınızın hangi banka ATM’lerinde kullanılabileceğini öğrenin.

Normal kredi kartı limiti dışında size bankanın tanımladığı özel bir limit olup olmadığını ve bu limitin nerelerde kullanılabileceğini öğrenin.

Kartınızın statüsünü(klasik, gold, platinium) ve tipini (visa, mastercard) öğrenin.

Kredi kartınızla ilgili bankanızın verdiği asistan hizmetini öğrenin. Bedava çilingir, çekici , sinemaya bilet alma vb.

Kredi kartınızla ilgili sigortaları sorun (çalınma, kaybetme, kaza sigortası vb.)

Aldığınız kartın bir ödül programı varsa koşullarını öğrenin. Ör uçuş mili kazandırıyorsa nasıl ve nerelerden, bonus vb. puan ise nasıl hesaplandığını, nerelerden kazanıldığını vb.)

Kartınızla ilgili kampanya vb. güncel gelişmeleri nerelerden takip edebileceğinizi sorun. Genellikle web siteleridir ve ekstrelerin içerisinde gelen broşürlerdir. Kampanyalardan kazanılan ödüllerin belirli bir süre içerisinde kullanılmazsa silineceğini unutmayın.

Her bankanın web sitesine giderek kredi kartları ile ilgili uygulamalarını araştırabilirsiniz.

Mutlaka ekstrenizi kontrol edin ve size ait olmayan harcamaları bankanıza bildirin.

Sizin eklemek istediğiniz bir şey varsa yada yanlış olduğunu bildiğiniz konuları lütfen yorum olarak gönderin.

Paylaşın:

Bilgilerinizi koruyun

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Eğer bilgisayarınızda sakladığınız veriler ve bilgiler önemliyse onları korumak içi stratejiler geliştirmek zorundasınız. güvenlikİşletim sistemleri ya da yazılımlar herhangi bir zarar gördüklerinde tekrar kurulabilirler ancak sizin ürettiğiniz bilgiler tektir ve gittiler mi geri dönüşü olmaz.

Bazı bilgilerinizi hem kaybetmek istemezsiniz hem de kimsenin görmesini istemezsiniz. (Kredi kartı numaranız, kimlik bilgileriniz vb.) Ayrıca şirket dokümanları, finansal bilgilerde hem saklanması hem de kimsenin görmemesi gereken bilgilerdir.

Sık sık yedekleyin

Düzenli olarak bilgisayarınızdaki verilerin yedeğini almanız gerekmektedir. İster CD’lere kaydedin ister External Hard Disk dediğimiz bilgisayara dışarıdan bağlanan hard disklerden edinin. Verilerininizin kapladığı yere yani kapasiteye göre belirleyebilirsiniz. Hangi sıklıkta derseniz? Hangi süre içerisinde yarattığınız veri sizi ciddi zarara sokacaksa o zamanı geçrmeyin. Yani bir günlük kayıp bile bizi mahveder diyorsanız günlük olarak yapacaksınız demektir. Hatta gmail’in yaklaşık 7 GB’lık kapasitesini dosyalarının bir kopyasını göndererek yedeklemek gördüm.

Dosya seviyesinde paylaşım güvenliği

Dosyalarınıza yada klasörlerinize verdiğiniz erişim haklarını sınırlayın. Hangi dosyalarınıza kimlerin erişim hakkı olup olmadığını öğrenin ve sınırlayın. Bir klasörün üzerinde mouse’unuzu sağ klikleyip Özellikler seçeneğini seçin. Açılan kutuda Paylaşım tabını göreceksiniz. Bu bölümden klasörü paylaşıma açabilir ya da paylaşımdaysa kapatabilirsiniz.

Şifre korumalı dokümanlar

Microsoft Office ve Adobe Acrobat uygulamaları şifre girmenize olanak verirler. Örneğin Microsoft Word için Araçlar | Opsiyonlar ve Güvenlik seçeneğini seçin. Bu bölümden dosyanıza şifre ekleyebirsiniz. WinZip gibi programlarla önce dosyanızı sıkıştırır sonra şifre ile koruyabilirsiniz.

Disk şifreleme

Öylecehard disk’e yazılan her veri önce şifrelenmekte ve okunacağı zaman şifre çözülmektedir. Bu uygulama önce hard disk’i ikiye ayırarak yapılır. Bir kısmını herkesin görebileceği şekilde eskisi gibi bırakırsınız. Hacker’ları aldatmak için. Diğer kısmı şifreler işlerinizi onun üzerinde halledersiniz.

PKI sistemi

Dijital sertifikalar bundan 9 yıl önce kredi kartlarının internetten ödemede kullanılması(SET) amacıyla pratik hayatımıza ilk kez girmişti. Bir veri ya da dokümana sadece dijital sertifika sahibinin erişimini garantileyen bir sistemdir.

Stenografi ile gizleme

Bir program ile mesajınızı bir resmin yada müzik dosyasının içine gömerek karşı tarafa iletmektir. Uzun süre istihbarat birimlerininde kullandığı bir tekniktir. Aynı programa sahip kişi gelen mesajı o programda açarak mesajı okumaktadır. http://www.stegoarchive.com/ adresinde software bölümünde bu konuda yüzlerce program bulabilirsiniz.

IP Güvenliği

Bazen network izleme yazılımları ile verileriniz transfer esnasına izlenebilir, okunabilir. Transfer esnasında veri güvenliği için Internet Protocol Security (IPsec) kullanılmalıdır. Tüm gönderen ve alan sistemlerin desteklediği bir yapıdır. Windows’ta öncelikle IPsec politikası oluşturmalı, authentication metodunu ve kullanılacak IP filtrelerinin belirlenmesi gerekir. TCP/IP Ayarları bölümündeki opsiyonlar bölümünden yapılabilir. Bir uzman ile yapılmasında fayda vardır.

Güvenli kablosuz iletişim

Kablosuz erişim kullanıyorsanız verilerinizi görmek isteyen birisi eğer kablosuz erişiminizi güvenli olarak düzenlemediyseniz bilgilerinize erişebilir. Burada önerilen Wi-Fi Protected Access (WPA) dir.

Kullanıcı hakları yönetimi

Eğer kurum içinde kimin nereeye erişebileceğini merkezi bir sistem üzerinden kontrol edebilecek bir sistem kurarsanız birçok konuda rahatlarsınız. Hala bir çok yerde kullanılan Lotus Notes’da gönderilen dokümanı kimin sadece okuyabileceğini, kimin değiştirip kimin değiştiremeyeceğini yönetebildiğiniz bir uygulama olarak oldukça yaygındı.

Paylaşın:

Ölüme dair saçma sapan şeyler

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Hayat sigortası pazarlayan bir şirketin sitesinde ölüme dair saçma sapan şeylerden oluşan bir yazıya rastladım. Bu bilgileri kullanarak hayat sigortası yapmanın ne kadar gerekli olduğunu anlatmaya çalışmışlar.

1. Kafası kesilen bir insan 15-20 saniye kadar yaşayabiliyormuş. Yani eski Fransa’da giyotin ile kafası kesilen kişiler kafasız bedenlerini bir süreliğine görebiliyorlarmış.

2. Kaybolan kediniz için yas tutar mısınız? Belki Mısırlılar gibi kaşlarınızı traş edersiniz.

3. Herkes sevdiklerinin yanına gömülmek ister. Bazı inanışlarda eğer ölene siyah kıyafet giydirilirse yaşayanlara dadanacağına inanılırmış.

4. Çelenk gönderme adedinin sebebi biliyor musunuz? Bazı inanışlarda çelenk’in ölenin ruhunu çerçeveleyip geri dönmesini engelleyeceğine inanılıyor.

5. 1931 yılında Henry Ford yakın arkadaşı Thomas Edison’un son nefesini bir şeye koymuş ve etiketleyerek saklamış.

6. 1800’ler hemen hemen hepsinde silah olan kovboyların ölüm sebeplerinin başında atlarının çiftesini yemeleri geliyormuş.

7. General John Sedgewick’in son sözleri “Bunlar (konfederasyon askerleri) bu mesafeden bir fili bile vurama…” olmuş

8. Mısır’da Kral Tut’un mezarına giren 20 kişi 10 yıl içinde lanet sebebiyle ölmüş.

9. Eğer Everest’in tepesinden atlayarak intihar etmeyi düşünüyorsanız yere düşmenizin 2,5 dakika süreceğini unutmamanız gerekiyor.

10. Pirene’lerde bir arı besleyici öldüğünde beslediği arılara fırça ile siyah boya sürülürmüş.

11. Reenkarnasyona inanan John Bowman öldükten sonra her an geri döneceklerine inandığı kendi ve ailesi için her akşam yemek masası kurdurmuş. Taki bıraktığı miras bitene kadar.

12. Oscar Wilde’ın son sözleri “Duvar kağıdımla ölümüne bir düello yaptık.” Ve duvar kağıdı yendi.

13. Eski bir inanışa göre eğer evin kapıları kilitliyse ölen kişinin ruhu dışarı çıkamazmış.

14. Her yıl 2.500 solak, sağ elini kullananlar için yapılmış araçları kullanmaya çalışırken ölüyormuş.

15. Her yıl 100 kişi tükenmez kalem yutmaktan ölüyormuş.

16. Hamamböceği kafası yokken 9 gün yaşayabiliyor ve açlıktan ölüyor.

Size ölümün her an gelebileceğini, bir hamamböceği bile olamadığınızı söylemeye çalışıyorlar.

Paylaşın:

Doğru adamı hızlı bulma

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Aslında eleman bulmak kadar doğru elemanı hızlı bulmakta önemli. Bu yüzden teknolojiyi ve aklımızı iyi kullanarak bu avantajı yakalamak mümkün.

1. Özgeçmiş incelemeyi abartmayın

Eğer yüzlerce cv-özgeçmiş incelemeye kalkarsanız çok vakit kaybedersiniz. Bu yüzden öncelikle özgeçmiş inceleme süresini ve adedini sınırlayın.

2. Ne aradığınızı iyi belirleyin

Genel bir takım özellikler ile eleman aramaya çıkarsanız binlerce kişi karşınıza çıkar. Bu yüzden istediğiniz elemanın hangi becerilere, deneyimlereve bilgi seviyesine sahip olması gerektiğine iyice çalışın.

3. Neyin değer katacağını belirleyin.

Pazarlamacı yaklaşımda çalışanın size katacağı değeri dikkate alırsınız. Bu yüzden beklediğiniz değeri tanımlamalı ve o değeri size katacak kişiyi seçmelisiniz. Sadece katacağı değer demek burada çok doğru olmadı. Şirket içi külütreuygunluğu, geçmişi vb. faktörleride mutlaka dikkate almalısınız.

4. Birden fazla kaynakta arama yapın

Tek bir insan kaynakları şirketi ilesınırlı sayıda kaynağa ulşaacağınıza birden fazla yere başvurun. İş arayanlara birden fazla insan kaynakları sitesine başvurmaktalar.

5. Yedisinde neyse yetmişinde odur yaklaşımı

Bir basketbol koçu takıma oyuncu seçerken sadece mülakat yapmaz. Akıllı bir oyuncu alımı yapacaksanız o kişinin geçmişini, geçmiş maçlarda yaptığı sayıları, ve maçlardaki tavrını incelemeniz gerekir.

6. “Yapılmalılar” ve “Yapılacaklar” için seçme

Sakın sadece günü kurtaracak kişileri işe almada aceleci olmayın. Birçok firma gelecekteki işlerini adam gibi planlamadığı için işe alırkende geleceği hesaba katmaz. Ayrıca mevcut ve gelecekteki işin çalışan motivasyonuna katkısını hesaba katarak seçmek gerekir.

7. Teknolojiyi kullanın.

Açıklaması en kolay interneti kullanın. Ör http://www.insankaynaklari.com Ayrıca eleman görüşme kayıtlarını, arama sonuçlarını ve her türlü bilgiyi elektronik olarak saklamalısınız.

8. Yarın her şey değişebilir.

Alacağınız kişinin yarının değişen koşullarına yaak uydurabilmesi ve buna uygun olması gerekir.

9. Şirketlerin insan kaynakları yöneticileri kendilerini sürekli geliştirmeli ve eğitmelidirler

Görüşme tekniklerinden, soru tekniklerine, yasal mevzuattan özlük haklarına kadar çok değişken bir çok oonu ile boğuşmak olan insan kaynakları çalışanlarının gelişimleri hızlı eleman alımında kritiktir.

10. Havuz yapın.

İstediğinizde size part-time, geçici yada kalıcı destek verecek kaynakları elinizin altında erişebilir tutun. Böyle bir kaynak havuzu hızlı kaynak ediniminde önemli rol oynar.

Paylaşın:

Anaokulu seçerken dikkat edilecekler?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Zeynep Eylül’de 3 yaşına girecek ve bizde de anaokulu telaşı başladı. Çevremizdeki anaokullarını dolaştık, inceledik, ön kayıt yaptırdık. Bu konuda kendi tecrüblelerimi yazmaktansa bu konuda her kelimesine katıldığım bir yazıyı paylaşmayı tercih ediyorum.

Öncelikle çevrenizde ki çocuğu anaokuluna devam eden başka insanların size önerilerini bir yana bırakın. Zira sizin ve çocuğunuzun beklentileri çok yakın bir tanıdığınızın beklentileri ile hiç uyuşmayabilir. En iyisi siz kendinizin ve çocuğunuzun beklentilerini not edin. Çocuğunuzun ilgi alanları neler? Bunları da notlarınıza ekleyin.

Çocuğunuzun ihtiyaçları neler? Sizin okuldan beklentileriniz ile çocuğunuzun ihtiyaçları birbirini tutuyor mu? Örneğin sosyal olarak gelişmeye ihtiyacı olan çocuğunuzu, sosyal faaliyetleri az olan ya da çocuk sayısının az olduğu bir okula temizlik ve görünümünü beğendiğiniz için göndermemelisiniz.

Bu notları aldıktan sonra uygun gördüğünüz okulların listesini yapın ve okulları ziyaret etmeye başlayın. Bu ziyaretleri yaparken anne ve babanın birlikte gitmesi önemli. Çocuğunuzu ise yanınızda götürmeyin.

Okulda elinizdeki notlar doğrultusunda sorularınızı sorun. Sorularınıza aldığınız cevaplara göre sizi en çok tatmin eden ve çocuğunuzunda ihtiyaçlarını karşılayacak okulu tercih edin.

Okul ile ilgili olarak nelere dikkat etmek gerekiyor ve hangi konularda sorular sorabiliriz?

Okulun mevcudu ve sınıfların kaç kişi olduğu ve çocuk sayısına göre sınıflara kaç eğitmen düştüğü, ne çok kalabalık ne de arkadaş edinmesini kısıtlayacak kadar az sayıda çocuk olan bir okul.

Okulun programının içeriğinin ne olduğu? Hangi alanlarda gelişim için neler yapıldığı?

Evinizden okula ulaşımın nasıl olduğu, yaşı küçük olan çocukların uzun süreyi serviste geçirmelerini göz önünde tutmak önemli.

Sınıflarda ve diğer alanlarda çocuğun hareket edebileceği yeterli alan olup olmadığı, bahçesi olup olmadığı. Farklı faaliyetler için farklı mekanlar sunup sunmadığı, örneğin yemek, uyku, spor ya da resim alanları gibi.

Okul içinde gerekli güvenlik önlemlerinin ve hijyen koşullarının oluşturulup oluşturulmadığı. Sınıfta çocuğa zarar verecek alanlar var mı, elektrik prizleri ya da kaloriferler korumaya alınmış mı? Merdiven varsa yanlarında parmaklık olup olmadığı, özellikle tuvaletlerin ve mutfağın temizliği, sınıfların temiz ve havadar olması gibi.

Okulda belirli konularda uzman olup olmadığı. Örneğin psikolog ya da psikolojik danışman gibi. Bu uzman belirli aralıklarla size çocuğunuzun gelişimi ile ilgili bilgi veriyor mu?

Sınıflarda eğitimcilerin disiplini nasıl sağladıkları, kurallara uymayan çocuklara nasıl yaklaşıldığı, kuralların neler olduğu konusunda bilgi mutlaka alınmalı. Okulun ve ailenin disiplin anlayışlarının arasında büyük farklar olmamalı. Örneğin kuralların çok sıkı olmadığı bir ailede yetişen bir çocuğun disiplin kurallarına sıkı sıkı bağlı ve çok kuralcı bir okulda zorlanacağı kesindir.

Sağlık ile ilgili konularda ortaya çıkacak sorunlarla ilgili önlemler neler? Çocuğunuz yaralanacak ya da hastalanacak olursa bu konuda neler yapılacak?

Yemek ve beslenme saatlerinde verilen yiyecekler nerelerden temin ediliyor? yemek listeleri neye göre hazırlanıyor? Bir beslenme uzmanından yardım alınmış mı?

Müze, sergi, tiyatro gibi sanat faaliyetlerine ve yeni konuların tanıtımı için gezilere yer veriliyor mu?

Okulun sizden beklentileri neler? Çocuğunuzdan neler bekliyorlar ve sizden veli olarak neler bekliyorlar?

Önemli konulardan biri de tabi ki işin maddi boyutu. Okulun ücretleri bütçenize uygun mu?

Nur Dinçer Genç
Psikolog
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü
Çocuk ve Genç Bölümü

Kaynak: Ebeveyniz.biz

Paylaşın: