Verdiğim danışmanlık ve eğitimleri görmek için tıklayınız
Powered by MaxBlogPress 

Hani içinizden hiçbir şey yapmak gelmez ya…

Hani “canım sıkılıyor”, “içimden hiç bir şey yapmak gelmiyor”, “içim daralıyor” dediğimiz anlar vardır ya işte o anlarda benim kullandığım bir liste var. Bu listedeki şeylerden bir ya da birkaçını yaptığımda gerçekten çok rahatlıyorum. Gerçi burada yazacaklarım doğal olarak İstanbul odaklı, lütfen kusuruma bakmayın.

İşte benim listem;(aşağıdaki liste öncelik sırasına göre değildir, rasgele yazılmıştır)

Piknik – Tabiki mangal vb. de güzel olur ama sadece bir sandviç ve bir içecek ile deniz manzaralı bir yerde atıştırmak, ya da Belgrad Ormanı gibi bir yerde basit yiyeceklerle vakit geçirmeyi kastediyorum.

Arka Sokakları Gezmek – Özellikle Beyoğlu ve Kadıköy’ün arka sokaklarında yıllardır dolaşıp hep yeni yerler keşfetmişimdir. Değişik pasajlar, dükkanlar vb. Sizde böyle bir keşfi Güneşli, İkitelli taraflarında outletler keşfederek yapabilirsiniz.

Kitap okumak – Şöyle sakin bir parka gidip ya da hava güzelse balkonda sıcak çay eşliğinde kitap okumak. Aynı şekilde kitapevlerini gezip orada tek tek kitapları incelemek. (Ben kitapları koklamayı bile çok severim.)

Devamını okumak için tıklayınız

Yazıyı pdf olarak gönder %error%

Mikro Yönetici olabilir misiniz?

Eğer yöneticiniz bir “mikro yönetici” ise hayatınız çekilmez diyerek sizlere bu durumda ne yapılabileceğini anlatan bir yazı* yazmıştım. Ama farkettim ki işin diğer tarafını atlamışım. Ya siz bir “mikro yöneticisi” iseniz ne yapacaksınız?

Aslında her yönetici şirketi ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır. Fakat bunu yaparken çalışanlarının mutsuz olduğunu hissediyorsa tavırlarının ya da yaptıklarının doğru olmadığının farkındadır diyebiliriz. Eğer herkesi mutlu biliyor ve yanılıyorsa işte o başka bir yazı konusu. Eğer farkındaysa yolunu değiştirmesi gerektiğini bilir.

Yöneticilere sorarsanız aslında asla ve asla “mikro yönetici” olmadıklarını söyleyeceklerdir. Bazı alçakgönüllüler bazen ve bazı kişilere karşı böyle bir hata yapabileceğini söyleyecektir. İşte bu noktada kendinizin bir mikro yönetici olup olmadığını anlayabilmeniz için şunlara dikkat edebilirsiniz;

  • Birine bir iş verdiğinizde güçlü bir şekilde nasıl yapılacağını anlatma ya da mutlaka yapılanı onaylama ihtiyacı duyuyor musunuz?
  • Herkesin neyi ne kadar yaptığından emin olduğunuzu ve düşüncelerinizi onlara belli etmediğinizi düşünüyor musunuz?
  • Yapıcı bir müdahale yapmadan önce sürekli işleri sorguluyor musunuz? Hatalara karşı durumu tam olarak kayvrayamamanıza rağmen tepkisel yaklaşıyor musunuz?
  • Size gönderilen bir şeyleri, sizin onayınız gerekmesine rağmen sürekli erteliyor ve geciktiriyor musunuz?

İşte bu soruların bir yada birden fazlasına evet diyorsanız ACİLEN DEĞİŞMELİSİNİZ

Eğer çalıştırdığınız kişiler gerçekten bilgisiz ve beceriksiz ise yukarıdaki bazı maddelerde haklı olabilirsiniz. Ama bu noktada problem başkadır. Bu çalışanlara yönelik olarak eğitim, transfer, yer değiştirme, başka iş verme gibi yöntemlere gitmeniz gerekir. Yani sizi mikro yönetime mecbur eden etkenleri değiştirmelisiniz.

Eğer mikro yönetici olmak ya da böyle algılanmak istemiyorsanız;

Devamını okumak için tıklayınız

Yazıyı pdf olarak gönder %error%

Bazen yavaşlamanız gerekir

Ne zaman kendi kendime “Sakin ol” demeye başlasam bir koşturmacanın ortasında buluyorum kendimi. Sürekli bir telaş ve acele içinde kaptırıp giderken birden yolun sonundaki sesin şelalenin sesi olduğunu farkediyorum ve “yavaşla” diyorum kendime.

İşyerinde neredeyse onlarca irili ufaklı proje ile boğuşurken her tamamlanan iş yeni birtakım işleri getirir ya da her yeni iş yeni probelm ve sıkıntıları doğurur. Zamanında ya da bir an önce yapabilmek için var gücünüzle işleri tamamlamaya ve bitirmeye çalışırsınız..

Haftasonu eğitimim olmayıp ailece gezmeye giderken kendimi arabada gaz pedalına yüklenmiş buluyorum. Sanki ralli sürücüsüyüm, kazanmam gereken bir yarıştayım gibi.

Yemek yenecek, daha herkes masaya oturmadan bitmiş boş tabağımla buluyorum kendimi. Hızlı yersen kilo alırsın diyorlar, alıyorum gerçekten.

Supermarket’e gidiyorum sanki yazar kasaya ilk varana ödül vereceklermiş gibi kendimi nefes nefese yazar kasanın başında buluyorum.

Devamını okumak için tıklayınız

Yazıyı pdf olarak gönder %error%

İstemeyi ve sormayı bilmek

Bazen “ağlamayana meme yok” ya da “isteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü kara” gibi sözlerle ihtiyaç duyulan bir şeyin nasıl istenmeden elde edilemeyeceği söylenir. Acaba gerçekten bu kadar basit midir? İste ve al…

Aslında gerçekten hayat bir şeyler isteyene yanıt verir. Bir çok insan, hayallerinde kurduğu yaşamın aksine kendini kötü bir evde, parasız pulsuz yaşarken bulur. Çünkü o istememiştir ve istemediği için olmamıştır.

Gerçekten istemeyi biliyor muyuz? Ben zengin olmak istiyorum diyerek piyango bileti almak mıdır istemek? Yoksa istemenin vereceği güç ile istenilene doğru gergin bir yaydan çıkmış ok gibi hedefe ilerlemek mi?

Aslında sormayı ya da istemeyi gerçekten bilmiyoruz. Çünkü;

Devamını okumak için tıklayınız

Yazıyı pdf olarak gönder %error%

Hayatı güzelleştirecek 3 şey

Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı. İçlerinden sadece birinde şemsiye vardı.
Bu inançtır.

Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere düşeceklerini akıllarına bile getirmezler. Çünkü babaları onu tutacaktır.
Bu güvendir.

Yatağımıza girerken yarın uyanıp yaş…amaya devam edeceğimize dair teminatımız yoktur. Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız.
Bu ümittir.
Ve bu üçü varsa hayatınız güzeldir..

Yazıyı pdf olarak [...]