Aylık arşivler: Ağustos 2010

Günlük tutmak üzerine

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Birçok insan günlük tutmaz çünkü ya yazacak bir şey bulamaz yada düşündüklerimi, yaşadıklarımı yazsam ne olacak diye düşünür. Zaten zor olan hayatlarını bir de günlük tutarak zorlaştırmak istemezler. Aslında tutulan günlükler -ki artık bloglarda bu işi görür oldu, “kişisel ve sivil tarihlerimizi” oluşturuyor, kendi kimliklerimizi bulmamızı sağlıyorlar.

Aslında günlük tutarak şu sorulara yanıt bulmak mümkün;

Ben kimim?

Ben şu anda ve bu konularda ne düşünüyorum?

Günlük tutmanın ya da günlük olarak yazmanın en güzel tarafı o günün düşüncelerini, hissedilenlerini, sıkıntılarını, kızgınlıklarını ve deneyimlerini kayıt altına almak. Bu ne işe yarayacak derseniz cevabım şöyle olur; hem kişisel olarak gelişiminize katkınız olacak, hem kendinizi keşfetmenize hem de dayatılan resmi tarihin ötesinde gerçek tarihin kayıt altına alınmasına. Birde düşünce ve duygularınızı yazıya dökmeniz farkında olmadığınız özellik ve güçlerinizi, içinizdeki dehayı ortaya çıkaracaktır.

Yazma ve Bağımlılıklarımız

Şişmanlayan insanlar hatayı yedikleri, yiyeceklerde buluyorlarsa problem var demektir. Yemeği isteyen sizin beyniniz ve sonuçlarına katlanan bedeninizdir. Eğer beyniniz bir şeyin size keyif vereceğini iyi olacağını düşünüyorsa yapmanızı destekler. Fakat öte yandan siz sağlıklı olma mantığına ulaştığınızda bu seferde diyet yada sağlıklı beslenme ile ilgili beyninizin karar mekanizmasını değiştirmeye çalışırsınız. Örneğin günlük yazmaya başlarsanız öncelikle kendinizle barışıp beyninizin doğru düşünmesi için gerekli farkındalığı yakalayabilirsiniz. Eğer hergün içki içiyor ve sarhoş oluyorsanız yazdığınız günlüğe bir süre sonra geri dönüp okuduğunuzda ne kadar yanlış yaptığınızı görebilirsiniz. Hele birde daha az içebilmek için yapmayı planladıklarınızı yazıp yaptıkça tekrar günlüğünüze kaydetseniz işte gerçek başarıyı yakalamak için en büyük adımı atmışsınız demektir.

Bu arada günlüğü belki farklı başlıklar altında düşünmenizde fayda olabilir;

Okumaya devam et

Paylaşın:

Yeni bir ürün-servis tanıtımı hazırlık listesi

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Yeni bir ürün, servis ya da hizmetin duyurulması ve tanıtımına ilişkin rasgele yöntemler kullanmak yerine önceden iyi bir proje planı çıkarmak her zaman daha akıllıcadır. Aşağıda bu konuda kullanabileceğiniz bir şablon bulacaksınız. Bu şablonda yer alan maddelerin karşılıklarını doldurmanız veya o maddelere ilişkin gereken aksiyonları tanımlamanız bir şeyleri atlamamanız açısından çok önemlidir.

Tarih:

Proje Yöneticisi:

Proje Adı:

Proje Hedefi:

Proje Başlangıç Zamanı:

Beklenen bitim tarihi:

Bu tanıtıma dahil olacağını düşündüğünüz iç-dış birey ya da departmanlardan (biliyorsanız) kişilerin-firmaların isimleri:

Örneğin ;

  • Ürün Geliştirme: Ali Kaptan
  • Pazarlama:
  • İmalat:
  • Halkla İlişkiler:
  • Reklam Ajansı: AAA Ajans
  • Diğer:

Temel Bilgiler

Ürün ya da servisin en önemli 5 özelliğini yazınız:

1.

2.

3.

4.

5.

Müşteride en çok fayda yaratacak 5 özelliği yazınız:

1.

2.

3.

4.

5.

Ürün ve servisinizi 75 kelimeyi geçmeyecek bir şekilde açıklayınız :

Taktikler:

Okumaya devam et

Paylaşın:

Yapılmaması gereken yanlışlar

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Marshall Goldsmith ve Mark Reiter’in beraber kaleme aldığı “İş Dünyasında Zirveye Giden Yol” adlı kitapta geçen aşağıdaki 20 madde gerçekten başarmak isteyenlerin yapmaması gerekenleri çok güzel özetliyor;

1. Zafer takıntısı: Her halükarda ve her durumda kazanma arzusu —bu, bizim için bir sorun teşkil etsin, etmesin veya bizimle tamamen ilgisi olsun veya olmasın.
2. Gereğinden fazla yorum yapmak: Fikrimizin sorulup sorulmadığını önemsemeden, her tartışmaya burnumuzu sokmaya dair içimizden taşan karşı konulmaz istek.
3. Yargılamak: Başkalarına değer biçme ve kendi kaidelerimizi onlara dayatma arzusu.
4. Yıkıcı yorumlar yapmak: Bizi açıkgöz ve esprili gösterdiğini düşündüğümüz yersiz, iğneleyici ve alaycı sözler sarf etmek.
5. Söze “Hayır,” “Fakat,” veya “Halbuki” ile başlamak: Etrafımızdakilere, alttan alta “Ben haklıyım. Sen hatalısın” mesajını veren bu negatif niteleyicileri, gereğinden fazla kullanmak.
6. Dünyaya ne kadar akıllı olduğumuzu haykırmak: İnsanlara, sandıklarından çok daha zeki olduğumuzu kanıtlama arzusu.
7. Sinirliyken konuşmak: Duygusal uçarılığı, bir yönetim maşası olarak kullanmak.
8. Olumsuzluk veya “İzin verin, neden işe yaramayacağını açıklayayım” tutumu: Fikrimiz sorulmadığı halde bile, olumsuz düşüncelerimizi ifade etme
arzusu.
9. Başkalarından bilgi esirgemek Başkalarına karşı üstünlük sağlamak amacıyla, bilgilerimizi paylaşmaktan uzak durmak.
10. Karşımızdakini hak ettiği şekilde takdir etmemek: Hak ettikleri durumlarda bile başkalarını övmemek veya ödüllendirmemek.
11. Hak etmediğimiz itibara sahip olduğumuzu iddia etmek: Elde edilen her başarıya yaptığımız katkıya aşırı derecede değer biçmenin en sinir bozucu yolu.
12. Bahaneler uydurmak: Rahatsız edici davranışlarımızı, mizacımızın değiştirilemez bir parçasıymış gibi yansıtmaya çalışıp, insanların bu davranışları mazur görmelerini sağlamaya çalışmak.
13. Geçmişe takılıp kalmak: Hatalarımızı, geçmişimizdeki insanların veya olayların üstüne yıkma arzusu; kendimizden başka herkesi kabahatli bulma eğilimi.
14. Adam tutmak: Birilerine adil davranmadığımızın farkına varamamak.
15. Pişmanlığı dile getirmekten çekinmek: Yaptığımız işlerin arkasında durmamak; hatalı olduğumuzu kabullenmemek veya davranışlarımızın başkalarını etkiliyor olduğunu itiraf etmekte aciz kalmak.
16. Dinlememek. Bir kişinin, iş arkadaşlarına yaptığı saygısızlıklardan en pasif-agresif formda olanı.
17. Karşımızdakine duyduğumuz minnettarlığı ifade etmemek: Hatalı davranış biçiminin en temel unsuru.
18. Elçiye zeval vermek: Bize genelde, yardım etmeye çalışan bir masuma saldırmaya dair içimizden taşan sapkın arzu.
19. Sorumluluğu başkasına yüklemek: Kendimizden başka herkesi suçlama arzusu.
20. Aşırım derecede “kendim olma” isteği: Hatalarımızı, kişiliğimizin ayrılmaz bir parçaymış gibi görüp, sanki birer faziletmişçesine yüceltme arzusu.

Paylaşın: