SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Depresif olma üzerine
Eyl 27th, 2010 by savassakar

Diyelimki işler yolunda gitmiyor. Seçimler yaklaşırken istediğiniz partinin kazanamayacağını düşünüyorsunuz, işyerindeki gelişmeler kariyeriniz açısından olumlu değil, havalar bir sıcak bir soğuk, vakit ayıramadığınız arkadaşlarınızla aranız limoni gibi yolunda gitmeyen şeyler var diyelim.

Bazen kendimizi ne kadar zorlarsak zorlayalım, bizi avutmaya ya da moral vermeye çalışan bir çok kişi olsada işe yaramaz. Bu yüzden yapmanız gereken gerçekten ne hissettiğinizi saptamaktır. Kırgın mısınız, kızgın mısınız, üzgün müsünüz gibi.

Eğer ne hissettiğinizi bilirseniz onunla mücadele edebilirsiniz.

Şimdi bir adım geri atalım ve sizi bu düşünce ve duygu- noktasına nelerin getirdiğine bir göz atalım.

Read the rest of this entry »

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Patronluk taslayanlarla yaşamak
Eyl 20th, 2010 by savassakar

Hayatımız boyunca “zor insanlarlarla” karşılaşır ve hatta bir arada yaşamak ve/veya çalışmak zorunda kalırız. İşte bu anlamda zor insan tiplerinden birisi de “patronluk taslayanlardır”. Bu insanlar üstlerine vazife olmadığı halde size neyi ne zaman yapmanız ya da yapmamanız gerektiğini söyleyenlerdir. Bu insanlar aslında yaptıkları ya da söyledikleriyle size “kıyak” ya da “iyilik” yaptıklarını düşünürler. Örneğin annenizin üşümemeniz için dışarı çıkarken montunuzu almanızı ya da eşinizin siz yemek yaparken hangi salçayı koymanız gerektiği konusunda uyarması gibi.

Gençken bile sürekli birilerinin ne yapacağımızı söylemesi bizi sinirlendirirken birde bu durum kendinizi uzman hissettiğiniz iş yerinizde başınıza geldiğinde oldukça fazla sinirlenirsiniz. Aslında birinin size patronluk tasladığını düşünüyorsanız o konuda kendinizi ondan daha iyi hissediyorsunuz anlamına gelir. Eğer kendinizi ondan daha iyi hissetmiyorsanız onun öneri ya da uyarılarından rahatsız olmaz, onu gerçekten patronunuz rolünde görür ve sinirlenmezsiniz. Peki bu tip insanlarla nasıl baş edeceğiz?

Hiç kimse sürekli birilerinin ona patronluk taslamasından ya da sürekli kontrol altındaymış gibi hissetmekten hoşlanmaz. Bu tip durumlarda genellikle kişi patronluk taslayana karşı suçlayıcı bir şekilde karşı saldırıya geçer, tersler ve hatta bu tartışmaya kadar gider. Halbuki daha akıllıca ve pozitif yollar mümkündür.  

1.Akıllıca karşı koyun. Size patronluk taslanmasını saldırı gibi algılasanızda centilmenliği elden bırakmamanız gerekir. Uyarı ya da öneri konusunda teşekkür edebilir fakat bu işi kendi bildiğiniz şekilde halletmeyi tercih ettiğinizi söyleyebilirsiniz. “Bana yardım etmek için böyle söylediğini anlıyorum fakat ben yinede bu işi şöyle şöyle yapmak istiyorum” gibi.

2. Sürtüşmeyin. Öncelikle etrafınızda bu tip insanlar olduğunda kızgın, gergin ve stresli olursunuz. Bu özgüveninizi zayıflatır. Öncelikle bu duygulardan kurtulmanız lazım. Bu duygular sizi istemediğiniz bir noktaya getirebilir.

3. Kendi alanınızda kalın. Size patronluk taslayanların kesin bir şekilde davranışlarınızı değiştirmeyeceğinizi anlamaları gerekiyor. Anlamadıkları sürece müdahale ve kontrol etmeye devam edeceklerdir. Bu noktada mesajınızı vermeli ve istikrarınızı göstermelisiniz. Ör. Sizinde bildiğiniz gibi gerek finansal gerekse idari işler açısından her konuda kurallara uymaya çalışıyorum fakat konu internet projeleri olduğu zaman personelimi kendim seçmek istiyorum.

4. Bu tavrınızın doğru olduğunu gösterin. Patronluk taslayanlar çoğu zaman yaptıkları ya da söylediklerinin ne kadar rahatsız edici olduğunun farkında olmazlar. Eğer iyi ayarlayabilirseniz onlara sizde patronluk taslayacak bir tavırla yaklaşıp durumu yaşamalarını ve anlamalarını sağlayabilirsiniz. Fakat bu çok hassas bir konudur, iyi ayarlamak gerekir. Eğer karşınızdaki bir “İşyeri Kabadayısı” ise çok dikkatli olmanız gerekir. Örneğin birisi saçınızı nasıl kestirmeniz gerektiğini söylediğinde sizde onun nasıl kestirmesi ya da nasıl pantolon seçmesi gerektiğini söyleyebilirsiniz.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Solungaç ihtiyacı
Eyl 19th, 2010 by savassakar

Solungaç deyince, basit birer burun deliği değil, periskop gibi yukarı çıkan boruları kastediyorum. Soluduğumuz hava o kadar kirlenmiş ki, içinde bulunduğumuz hava tabakasının üstünden oksijen almak gerekiyor. Okul, iş ve aile çevremizdeki bu havasızlık psikolojik olarak bizi çok etkiliyor. Nefes alıp verdiğimiz ortam, temel olarak bütün zamanımızı ayırdığımız işimiz, okulumuz ve ailemiz tarafından belirleniyor. Oksijen yetersiz geldiğinde bunalıma/depresyona giriyoruz. Eğer içinde bulunduğumuz ortamdan yeterince oksijen alamıyorsak solungaçlara ihtiyaç duyuyoruz.

Bir akvaryumdaki bulanık su, nasıl balıkları sarhoş ediyor; bilinçlerini belirli ölçüde kapatıyor ve sağlıklarını bozuyorsa, bulanık ve puslu bir ortam da bizlerin bilincini kapatıyor ve sağlığımızı bozuyor. Ancak uzun birer boruya benzeyen ve temiz hava tabakasından oksijen çekebilen solungaçlar işlevsel değil. Marifet, puslu hava tabakasını temizlemek ya da puslu havanın olmadığı bir yere gitmek.

Dünyadaki en büyük problemlerden bir tanesi, ortamdan kaynakları fark etme sorunudur. Nasıl balıklar içinde yüzdükleri suyu fark edemiyorlarsa, birçok insan da ruhlarına yetişmeyen oksijenin aslında o ortamda bulunmadığını anlayamıyor. Çalıştıkları şirketi değiştiren birçok kişi, işyerlerini değiştirdiklerinde bir şeylerin değişeceğini zannediyor, ama birçok örnekte değişmiyor. Çünkü, iş dünyasının ilkeleri her işletmede geçerli. Aile ortamlarının oksijensizliğinden kaçmak için evlenen insanlar farkında olmadan, kendi anne-babalarınınki gibi bir aile ortamı kuruyor. Çünkü aile ilişkilerindeki kullandığımız ilkeler de aynı, kişiler değiştiğinde (akvaryumlar değiştiğinde) sonuçlar değişmiyor.

Peki, ne yapacağız? Bu sorunun cevabı önemli ölçüde, kendi yaşamımızı daha derinden sorgulamaktan geçiyor. Bu sorunun herkese uygun hazır bir cevabı yok. Herkes kendi cevabını bulacak; tabii önce bir cevap ihtiyacı olduğunu fark edecek, daha sonra cevabı arayacak.

Kaynak: Melih Arat

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Beyninizi formda tutmanın yolları
Eyl 19th, 2010 by savassakar

Bilim adamları tarafından beynimiz “sanal olarak sınırsız” olarak kabul ediliyor. Aslında bu beynin tam olarak nasıl çalıştığını anlayamamanın ve her gün yeni bir özelliğini keşfediyor olmanın doğal sonucu. Fakat bilinen bir şey varki oda beynimizi formda tutma zorunluluğumuz. Daha önce yazdığım beyin geliştirme ve güçlendirme yazılarımın linklerini aşağıda bulabilirsiniz. Onlara ek olarak aşağıdaki önerileriminde işinize yarayacağını düşünüyorum

1. Beyninize inanın.

Hafızanızı kaybetmekten korkar mısınız? Bunu sakın paranoya haline getirmeyin. Yaşlandıkça beyin hücrelerimizin azaldığı doğru ama beynimizi formda tuttuğumuz sürece onunda bizi yarı yola bırakmayacağından emin olabilirsiniz.

2. Zihinsel işler için etrafınızı düzenleyin.

Karışık oda ve masalar kafanında karışmasına yol açarlar. Eğer kendinizi sıkıntılı, stresli, mutsuz hissettiğiniz zamanlar oluyorsa dağınız masa yada odanızın bu duygunuzu güçlendireceğini unutmayın.

3. Doğru şeyleri ilk yapmayı öğrenin.

Herşeyin önce temelini öğrenmeye çalışın. Eğer acele eder bir şeyleri çabuk öğrenmek adına ilk basamakları atlarsanız sonrasında sıkıntı çekersiniz.

4. Sıkıldığınız bir şeyi eğlenceli hale getirin.

Diyelimki yapmak zorunda olduğunuz ve hiç hoşlanmadığınız bir şey var. Şimdi bu işi kendiniz için keyifli hale getirebilecek alternatifler düşünün. Örneğin fatura ödemeye bankaya gidiyorsanız yola müzik dinlemeyi, parka uğramayı vb. yapabilirsiniz. Hayal gücünüzü kullanarak sizi sıkan vemutsuz eden şeyleri tersine çevirebilirsiniz.

5. Bağlantılı düşünün ve öğrenmeye çalışın.

Aslında herşey biribirine bağlıdır. Eğer öğrendiğiniz şeyleri birbirleri ile bağlayabilirseniz daha sonra daha rahat hatırlayabilirsiniz. Örneğin aldığınız bir gönleği arkadaşınıza ödünç verdiniz, o kişi bankada çalışıyor, sizin bankada yatırım hesabınız var, yatırım yapan yabancı şirketlere ilişkin bir rapor okudunuz, şirketiniz satılıyor, gömleği ödünç verdiğiniz arkadaşınızın şirketine iş başvurusu yapıyorsunuz.

6. Kendinizi kısıtlayın.

Read the rest of this entry »

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 4.5/5 (2 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Oyunu kuralına göre oynamak
Eyl 12th, 2010 by savassakar

Uzman olduğunuz konuda oyunun kurallarını biliyorsunuz demektir. Sizin açınızdan bu kurallar bu oyunu bilenlerce doğru uygulanmalı, bilmeyenlercede saygı duyulmalıdır. Herkes duracağı çizgiyi, haddini bilmelidir.

Bunları söylerken kendimin birçok farklı sektörde ve alanda kuralları nasıl öğrendiğimi düşünüyorum aslında. Her zaman zor yoldan öğrendim, hayatta hiçbir şey kolay olmadı kendi adıma. Eminim benim gibi hayatın kurallarını zor yoldan öğrendiğini söyleyecek olan çoktur ama hayatın kurallarını nasıl öğrendiğiniz kimsenin umrunda değildir ve olmayacakta. Fakat ben belki birkaç kelime ile bir şeyleri kolaylaştırabilirim hayali ile bu yazıma başlayayım;

Kural 1: Değerli bir şeyler önerdiğiniz kadar kabul görürsünüz. Şirketiniz varsa müşterileriniz için anlamlı ve kıymetli olan bir şeyleri onlara sunmalı, özel hayatınızda arkadaşlarınız sizinle beraberlerken belki kendilerini güvende hissetmeliler, belki size güvenmeliler belkide sohbetinizden hoşlanmalıdırlar. Bunlar olmazsa onları bulamazsınız. Karşıklıksız seven ve yanınızda olanlar ailenizdir çoğu zaman. Bazıları ceplerindeki para ile çevrelerinde birilerini tutarlar ki para ne ince iptir kolay kopar. Bazıları ise sevgileri ve samimiyetleri ile diğerlerini çevrelerinde tutarlarki en güçlü çelik kadar sağlam bir bağdır.

Eğer gerçekten samimiyseniz bırakın gözlerinizdeki ışıltı olup kamaştırsın karşınızdakilerin gözlerini. Duruşunuzdan, tavrınızdan ve konuşmanızdan anlaşılsın yüreğinizin derinliklerindeki sıcaklığınız ve sevecenliğiniz. Sizin bırakacağınız parmak izleriniz o güzelliklerin ispatı olsun.

Kural 2. Önce pazarlamacı olun. Hayat hiç bir şeyi sizin kucağınıza getirmez. Basketbol koçumun dediğini hiç unutmam” Top sana gelmez sen ona gidersin”. Bu yüzden hayattan almak istediğiniz şeyler için önce kendinizi pazarlamanız gerekir. Herşeyi tırmalayarak, tırnaklarınızı saplayarak edineceğinizi öğrendiğinizde ilk acı dersinizi almışsınız demektir. Heleki birde karşınızdakilerinde en az sizin kadar iyi pazarlamacı olduklarını düşünürseniz yılmadan ve usanmadan devam etmeniz gerekir. Kendi evreninizdeki insanların ilgisini çekmek için sevgi ve samimiyetinizi pazarlayarak istediklerinizi elde etmeye çalışmalısınız.

Kural 3. Güven önemlidir. Patlak bir tekerle, hava kaçırdığını bile bile yola çıkar mıydınız? Delik bir tekneyle denize açılır mıydınız? Read the rest of this entry »

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:D [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
© Copyright 2004-2012, Savaş Şakar