Aylık arşivler: Ekim 2010

Mutluluk gönülden vermektir

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Vermekten hoşlanmıyorsan, sana verilmesini de engellersin.
Verilmekten hoşlanmıyorsan vermeyi de bilemezsin.
Ne vereyim, ne versinler diyorsan
Sadece alıyorsun.

Mutluluk içinde başlar, çünkü mutluluk içten, özden verebilme yetisini kazanmakla başlar. İnsanların çoğu neden mutsuz, en azından mutlu değil? Vermeden almayı ya da önce alıp sonra vermeyi düşündükleri için.

Bir gezgin, dağ bayır gezerken bir akarsuyun içinde değerli bir taş bulur. Ertesi gün yolda bir adamla karşılaşır. Adam çok açtır. Gezgin torbasındaki yiyeceği karşılaştığı bu kişiyle paylaştırır. Ama erzak çantasını açarken adamın gözü çantadaki değerli taşa ilişir. Gezginden bu değerli taşı kendisine vermesini ister. Gezgin hiç duraksamadan değerli taşı adama uzatır. Adam başına konan talih kuşundan memnun, aceleyle oradan uzaklaşır. Artık kendisine ömür boyu maddi güvence sağlayacak değerli taşın sahibidir. Bir kaç gün sonra gezgin, arkasından koşarak kendisine yaklaşan adamı görür. Adam nefes nefese değerli taşı gezgine uzatır.

“Senden ayrıldıktan sonra uzun uzun düşündüm. Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Ama onu sana geri vermek senden daha değerli bir şey almak istiyorum.
Bu taşı bana rahatlıkla vermeni sağlayan o içindeki şey her ne ise ondan istiyorum”

Sahip olduğun maddi şeyleri vermek, vermenin en kolay yoludur. Ama burada bile takılı kalan ne çok insan var. Gerçek vermek, kişinin kendinden, özünden vermesidir. Emerson’un dediği gibi:

“Yüzükler ve mücevherler armağan değildir. Gerçek armağanı veremediğin için dilenen özürdür. Gerçek armağan kendinden bir parçayı verebilmektir.”

Çocuklarına sevgi yerine, ayıramadıkları zaman yerine onları oyuncaklara boğan, pahalı okullara gönderen, altlarına araba çeken anne babaları düşün. Eşlerine ayıramadıkları zamanın, gösteremedikleri sevginin bedelini armağanlarla telafi etmeye çalışan eşleri düşün. Vermeyi bilmedikleri sevgiyi, maddi olanaklarla telafi edebileceklerini düşünenler, sadece kendilerini aldatır, suçluluk duygusunu hafifletmeye çalışır. Ama çocukların, eşlerin yüreklerindeki yarayı azdırmaktan,
öfkeyi büyütmekten başka bir işe yaramaz bu ucuz armağanlar. Gerçek armağan olan sevgi ve ilginin yanında en pahalı mücevher bile ucuz kalır.

Dünyaya sahip olduğunun en iyisini ver, en iyi sana geri gelecektir. Kendinin en iyisini vermeye bugün başla.
Sevdiklerine zamanını ver, dikkatini ver, ilgini ver, bilgini ver, pozitif bakış açını ver, onlara değer ver.
Yüreğindeki armağanları ver, sevgini, anlayışını, neşeni, şefkatini ver, affediciliğini ver.
Zihnindeki armağanları ver, rüyalarını, fikirlerini, yaratıcılığını, yeteneklerini sun dünyaya.
Yüreğini sunduğunda kendini iyi hissedersin, kendine olan güvenin artar, en önemlisi kendine verdiğin sevgi ve değer artar.
Ne verirsen kendine veriyorsun.

Şunu daima hatırla:

Kendine sakladığın, kaybetmekten korktuğun her ne ise onu kaybedersin.

Verdiklerin ise senindir…

Paylaşın:

Bilgisayar kullanım verimliliğinizi artırın

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

ergonomic2Hergün aynı şekilde bağlamanıza rağmen ayakkabınızın Perşembe günleri bağcığının açıldığını ve her Perşembe buna takılıp düştüğünüzü düşünün. Bu olayı bilgisayarınızda belkide sürekli yaşıyorsunuz ama şikayet etmiyorsunuz. Konu ayakkabılar olsa kimbilir neler düşünürdünüz.

Eğer işyerinde geçirdiğiniz vakti daha verimli kullanmanın yolu bilgisayarınızı etkin bir şekilde kullanmaktan geçer.

Pozisyonunuz

1. Arkanızı destekleyin. Belinizi destekleyen bir sandalyede oturun.

2. Bacaklarınız rahat olmalı. Bacaklaınızın önünde birengel(çöp koası vb.) varise kaldırın.

3. Herşeyi kolay erişebileceğiniz şekilde yerleştirin. Masanızdaki sürekli kullandığınız şeyleri vücudunuzu merkez kabul ederek yakınıza yerleştirin.

4. Eller ve kollar rahat olmalı. Klavye ve fare aynı hizada olmalı ve bu oturduğunuzda dirsek hizanıza denk gelmeli. Klavyeyi vücudunuza göre tam ortalayıp fareyi olabiliğince yakın kullanmalısınız.

5. Bilekler ve pamaklar klavyeye dik olmalıdır. Mouse klavyeye paralel bir şekilde kullanılmalıdır. Rahat kullanabileceğiniz bir klavye ile parmaklarınızı daha iyi kulanabilirsiniz.

6. Monitörü tam karşınıza alarak boynunuzu sağa ya da sola bükmemeye çalışın.

7. Monitöre çok yaklaşmayın ve pozisyonu itibari ile parlamamasına gayret edin. Sizi rahat ettirecek şekilde aydınlık vb.ayarlarını yapın.

İhtiyaçlarınızı edinin

8. Doğru donanım ve yazılımları kullanmalısınız. Size ait bir bilgisayarda ihtiyacınıza uygun yazılımların dışında hızlı bir internet erişimi, büyük bir hafıza, iyi bir işlemci olmasını tercih edin.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Şirket içi politik oyunlar

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

politikHerkes çalıştığı şirketin politik bir üyesidir ve şirket içi politikalardan, politik ilişkilerden kendini soyutlayamaz. Bazı politik durumları mideniz kaldırmayabilir, vicdanınız rahatsız olabilir, strese girebilir, kırılabilir, üzülebilirsiniz ama bu o şirketin bir parçası olmanın sonucudur.

Yaşadığınız şeyler olumsuz olmasına rağmen en azından geceleri uyuyabiliyorsanız nispeten iyi bir durumdasınız demektir. Eğer şirket içinde apolitik olursam daha iyi uyurum diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz aksine politik olarak uykunuzu hak etmeniz gerekir.

Çünkü apolitik olduğunuzda olayları yada kişileri yönetemez, istediğiniz noktaya çekemezsiniz. İstediğiniz şeylerin olmasını, hedefinize amacınıza ulaşmayı istiyorsanız hem stratejik hemde politik olarak doğru pozisyon almanız gerekir. Siz “o şöyle politik, bu böyle politik” derken tren kaçar gider. Üstelik “yaparım diyenden değil yapmam diyenden kork” sözü işte burada kendini gösterir. Hiç politik değilmiş gibi duranlardan korkun.

Fakat politik olunurken bir adabı bir usulü var elbette;

Tek bir yüzünüz olsun, maske takmayın. Politik olmak olduğunuzdan farklı gözükmek demek değildir. Belki insanları mutlu, motive etmek, üzüntülerini geçirmek için pozitif bir maske takılabilir ama sadece o kadar. Özellikle durumun yanlış anlaşılmasına yol açacak, olayı farklı yerlere çekecek şekilde maske asla takmayın. Politik olmak yalancı olmak yada hedef saptırmak değildir.

Şeffaf olun. Programlarınızı ve toplantılarınızı gizlemeyin. Başkalarının ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışmaktansa sorun. Size sorulmasınıda teşvik edin. Kendi adınıza konuşurken ayrı dikkatli başkaları adına konuşurken ayrı dikkatli davranın. Yalan söylemeyin ama doğruyu söylemek yada dobralık adına patavatsızca her an her dakika konuşmayın.

Esnek olun. Fikri sabit olmak şirket içinde ideolojisi olmak demektir. O fikrinizin sabit olduğu düşüncesi karşınızdakilerin alternatif yaratmalarına yada bazen dürüst olmalarına engel olabilir. Fikrinizi uygulatmanın en güzel yolu esnek olup karşı tarafı dinlemek, ikna etmeye çalışmak yada onların ilgisini çekecek bir yol bulmaktan geçer. Ortalama zekaya sahip her insan karşısındakinin yüz ifadesini analiz edip doğru manevrayı yapabilir.

Dinleyin. Eğer dinlemeyi becerebilirseniz en son ve en doğru cümleyi kurabilirsiniz. Politik başarı iyi dinleyen kulağa sahip bir beynin yaratıcılığındadır. Dinlemekten öte karşınızdakini mimiklerini okumaya, ima ve diğer anlamlarıda anlamaya çalışmalısınız.

Egonuzu bir kenara bırakın. Her ne kadar zor olsada başarı için karşınızdakilerin kendini iyi ve rahat hissetmeleri gerekir. Sizin egonuz karşı tarafı gerecektir. Karşı taraf rahatladıkça açık vermeye başlayacaktır.

Artık Osmanlıyı unutun. Toprak almayı başarı sayan zihniyetten ve statükoculuktan kurtulun. Önemli olan işinizdeki başarınız, yarattığınız fayda ve kazandığınız paradır. Kraldan zengin kullar daha rahat yaşarlar.

Dedikodu yapmayın. Dedikodu yaptığınız anda yaptığınız kişininde bunu başkalarına aktaracağına ve sizin onun hakkındada dedikodu yaptığınızı düşüneceğini unutmayın. Dedikodular kulaktan kulağa hiç istemeyeceğiniz bir şekle girip aleyhinize dönüşebilir.

Odaklanın. Eğer işinize odaklanırsanız neye nezaman ihtiyacınız olduğunu bilir doğru zamanda doğru yerde olup doğru şeyleri yapabilirsiniz. İşinizi parmağınızın ucu ile değil iyice kavrayarak tutun.

Özür dilemenizi gerektirecek şeyler yapmaktan kaçının. Genellikle müsade alınmadan yapılan şeylerde olur. Özür dileyecek bir duruma gelmek gol yemektir. Eğer dilemeniz gerekiyorsa mutlaka dileyin ama bunu gerektirecek durumlardan kaçının.

Paylaşın:

Köpek Eğiticileri ve Karizma

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Neden bazı insanların karizması vardır ve bu kişilerin duruşları bile çevrelerindekini büyülerken başkalarınınki tam tersi bir etki bırakır? Eminim herkes çalıştığı yerde, mahallesinde, arkadaşları arasında karizmatik olmayı istemiştir ve hatta istemektedir.

Acaba kendimizden karizmatik birini ortaya çıkarabilir miyiz? Karizmatik özellikler geliştirilebilir mi?

Duruşunuz sizin rahatlığınızı, verdiğiniz güveni ve kendinize olan güveninizi göstermelidir. Karizma dediğimiz bu özelliklerin toplamıdır. Bu özellikler insanların farkında olmadan taklit etmeye başlamalarına yol açacak şekilde bulaşıcıdırlar. Üstelik bu tipte davranışa sahip olanlar başkalarının karizmatik davranışlarından etkilenmezler.

Yanlış anlaşılmasın, birilerinin sizin davranışlarınızı kopyalıyor olması karizmanızın olduğu anlamına gelmez. Tarih karizmatik liderlerin onları takip edenlerin ihtiyaçlarını, değerlerini ve beklentilerini önemsediklerini göstermektedir. Bu sayede takipçiler büyük fedakarlıklar gösterebilmekte, karizmatik liderin yolunda onun normlarında ilerlenmesine destek olmaktadırlar. Çoğu karizmatik kişi bu karizmalarını iyi hatip(konuşmacı) özellikleri ile diğer kişilere aktarmakta ve etkilemektedirler.

Hayvan davranış bilimi uzmanları köpeklerin insan vücut diline çok hassas olduklarını söylemektedirler.

Köpeğin gözlerinin içine bakmanızı tehdit olarak algılarken kafanızı yana hafifiçe eğmeniz saldırgan olmadığınızı gösteriyor. Omuzlarınızı yukarı kaldırırsanız korktuğunuz yada zararsız olduğunuzu düşünüyor.

İyi bir köpek yetiştiricisinin köpek ile kurduğu diyaloga şaşırırsınız. Köpeğin ona nasıl itaat ettiğine, sanki köpeğin kulağına fısıldarmış gibi verdiği komutları nasıl uyguladığına. Bence biraz doğuştan gelen bir yetenekte olmakla birlikte öğrenilebilen bir şey bu. Köpek yetiştiricisi hitap tarzı, ses tonu ve komutları kullanışı ile köpek üzerinde otoriteyi kurar. İşte bu noktada karizmatik liderlerin insanlar üzerinde aynı etkiyi yarattığını, sözleri ile onları nasıl peşlerinden sürüklediklerini başka bir açıdan anlayabiliyoruz.

Neden bu konuda yazdım derseniz, seçimlere bir yıldan az var. Seçimlere ilişkin gündelik yorumlarımı ya da görüşlerimi yazmaktansa farklı bazı açıların altını çizmeye çalışacağım. Seçimler öncesinde parti başkanları hatiplikleri ölçüsünde kitleleri etkilemeye çalışacaklar.

Siyasi partiler artık profesyonel reklam ajansları ile çalışıyorlar. Nerede nasıl davranacaklarını, insanları etkileyecek slogan vb. her şeyi profesyonellerden öğreniyorlar. Kendini “sosyal insan mühendisi” olarak gören reklam ajansları kitleleri istedikleri tarafa rahatlıkla çekebiliyorlar. Bunu yaparken sublimal(bilinçaltına yönelik) reklamlardan kaçınmıyorlar. Biraz Makyavelist olarak “amaca ulaşmak için her yol mübahtır” diyerek bizlere olmayacak vaadler veriyorlar ve vermeye devam edecekler.

Herşey “kelam” ile başlamış olsada söylenenleri iyice dinlemek, parti programlarını okumak, gerçekten ülkeye ve milletimize faydalı olacağını düşündüğümüz partiye oy vermemiz önemli.

Paylaşın: