Aylık arşivler: Aralık 2010

Problemin kaynağını doğru belirlemek

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

proAdamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış.

Doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

“Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım, cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla”

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Cevap yok. Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Gene cevap yok Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Hala cevap yok

Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Gene cevap alamamış. Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”

“Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk”

Hikayenin ana fikri:

Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir. Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız

Paylaşın:

Marka 2010 Konferans Notları – 2. gün

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Hazırlayan: Belgin USANMAZ

(belginusanmaz@gmail.com)

DİKKAT! CRM’I EVE TEK BAŞINIZA UYGULAMAYIN-PARO

Engin OYTAÇ

Yeni özelliğini çok çabuk kaybediyor. Facebook ilişikilerimizi yönetiyor , Twitter adımlarımızı takip ediyor. CRM ise bireyi satın alma ve tercihleri yönünde anlamsal olarak tanımlayıp, ihtiyaç ve beklentilerine cevap verecek markalarla buluşturmak için fırsat yaratıyor ve  hem birey hem de markalar kazanıyor diyen OYTAÇ, kısaca  bu noktadan bakıldığında farklılaşmak gerekiyor bu da CRM ile mümkün diyerek sunumuna başladı.

Konuşmacı,CRM ile her veri en uygun iletişim kanalıyla toplanıyor,en ince detayı ile analiz ediliyor ve kampanya hazırlanması ve yaratılması için zemin hazırlanıyor diyerek sunumuna devam etti.

Sadakat programları ile ilave ciro sağlayacak kampanya yapmak önemli diyen konuşmacı; Paro ile yapılan yıl değerlendirme ve kampanya adetleri hakkında bilgiler verdi. 2007 yılına 300, 2008 600,2009 1600 ve 2010 da 2500 kampanya yapıldığını belirtti.

Bir firma için değerli görülmeyen bir veri bir başka için son derece olabileceğine değinen konuşmacı; farklı verileri entegre ederek, başka hedef kitlelere ulaşmada CRM ve dolayısıyla Paro’nun çalışma şekli ve işleyişi hakkında dinleyicilere örnekler sundu.

“Işleyen veri markayı parlatır “diyen OYTAÇ; Bir veriyi tanımlarken bir başka veri ile ilişkilendirme ve bunu markaların ilave ciro yapmasına fırsat verecek şekilde , firmanın ürün ve hizmetleri ile yeni bir kampanya çalışmasında bulunması CRM ile mümkün. Markaların bunu görmesi, müşteri programlarını oluşturması ve Paro kapsamında yeni müşteri kitlelerine ulaşmasını  bir ihtiyaç olarak görmeleri gerktiğini düşündüğünü söyledi.(Connect Life Sytle)

Kısaca, doğru ve derin CRM ile , ama en önemlisi firmaları müşteri odaklı faaliyetlerinde bir araya getiren ortak bir müşteri program ile, bir yılda 1 milyar TL’ye yakın ilave ciro sağlamanın mümkün olabileceği belirtildi.

Kitle İkna Silahları

Okumaya devam et

Paylaşın:

Marka 2010 Konferansı Notları – 1. gün

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Sevgili arkadaşım Belgin Usanmaz, son 3 yıldır katıldığı Marka Konferanslarına ait tuttuğu detaylı notları yine sitemden paylaşabilmem için gönderince çok sevindim. Konferansın 1. gün notları aşağıdadır. 2. gün notlarını yarın yayınlayacağım.

1.gun

MARKA KONFERANS NOTLARI

16-17 ARALIK 2010 Swiss Otel-İSTANBUL

Hazırlayan: Belgin USANMAZ

(belginusanmaz@gmail.com)

Konferansın Konu Başlıkları

-Dijital Fenomen

-Değişen Toplum ve Marka Ahlakı

-Sürdürebilirlik ve Bilinçli Kaynak Tüketimi

-Türk Siyasetinde Markalaşma

-Yakın Geleceğin Megatrendleri

-Tüketicinin Sesine Cevap Verebilmek

-Moda Endüstrisinde Digital Tekonoloji

-Sosyal Medyanın Gücü

Konferanstan Kısa Kısa…

  • Marka Konferansı, dünyadaki değişimi aynı hızla takip etmekle beraber,yükselen Türkiye markalarının artan bölgesel gücü ve sorumluluklarına gore tasarlanmış, gelecekteki rekabet gücünü maksimize edecek altyapıyı sunan bir platform hedefini koyarak her geçen yıl devrim yaratacak nitelikte yeniliklerle imza atıyor…
  • Konferansın misyonu, iş dünyasına en güncel marka yönetim bilgilerini, en çok ilham verecek yöntemlerle , kalıcı şekilde sunarak markaların ve marka ekiplerinin geleceğini şekillendiriyor…
  • Konferansın bu yıl ki teması “ Marka’da Devrim Var”. Yerli markaları öne çıkarak, hedef, Türkiye’nin markalarına küresel pazarlarda liderlik yapabilmesi için gerekli donanımı sağlamak…Aysegül YÜREKLİ

Konuşmacilar’dan bazıları…

Josh SPEAR                    A.C.GRAYLING

Akin ÖNGÖR                   Ross LOVEGROVE

Zeynep YALIM UZUN      Engin OYTAÇ

Alican ULUSOY               Alan MITCHELL

Mehmet AKSEL               Özgür ÖZEL

Recep AKDAĞ                 Matthew DODD

Kemal KILIÇTAROĞLU  Jean BOUSQUET

Okumaya devam et

Paylaşın:

Saçma sapan toplantılarda boğulmak

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Bazen kendinizi ne konuşulduğuunu anlamadığınız, herkesin başka telden çaldığı bir toplantının ortasında buluverirsiniz. Her kafadan bir ses çıkmaktadır, fikirler ortada uçuşmakta, bazıları sıkıldığını belli etmekte bazıları hayal dünyasındadırlar. İşin kötüsü bu tip toplantılar bir sonra yapılacak hayati toplantılar içinde kötü emsal olurlar ve kişilerde önyargı oluşmasına sebep olurlar.

Geçmişimde işim gereği çok toplantı yapmam gereksede toplantılardan hiç hoşlanmadım.Düzenli toplantılarımdan da benimle beraber çalışan arkadaşlarım hoşlanmazlardı çünkü yapılan-yapılacak(done-to do) gündemi çokta keyifli sayılmazdı.  Şimdi bu konuda eğitimler verip, tavsiyelerde bulunsamda hala “aptal toplantı” girdabına çoğunlukla yakalanıyorum. Aslında rayından çıkan toplantıyı tekrar rayına oturtmak için yapılacak birkaç küçük hareket var ama gerçekten sizde kendinizi geyik ortamına kaptırabiliyor, kafanızdaki diğer işlerin ya da tilkilerin baskısı ile ortamdan uzaklaşabiliyorsunuz.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Ofis politikaları ile yaşamak

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Önemli olan bir şirkette iyi yer tutmaktır. Bunun yolu ise şirket içi politikaları iyi analiz edip algılayabilmekten geçer. Eğer bunu yaparsanız doğru davranış şekillerini ve stratejilerini geliştirebilirsiniz.

Bir çok işyerinde çevrenizdeki insanlarla iletişim içinde ve onlarla beraber çalışmak zorundasınızdır. Eğer birlikte çalıştığınız insanlarla ilişkilerinizi ne kadar iyi kurarsanız o kadar iyi bir şey yapmış olursunuz. Şirket içi Red Kit’ler(yalnız kovboylar) yine Red Kit’teki gibi sürekli bir yerde kalamazlar ve diyar diyar gezmek zorunda kalırlar.

Hele bir şirket içindeki herkes diğerlerine yüzünü döner ve aynı iletişim kaygısı doğrultusunda elinden gelen gayreti gösterirse işte gerçek mutlu şirket ortamı budur diyebiliriz.

Ama bazen yaptığı işi çok iyi yapmasına rağmen şirket içi ilişkilerinde zorlanan kişiler görebilirsiniz. Ve bazen gerçekten işinizi yapmaktan daha zordur diğerleriyle iletişim kurmak. Bunun sebeplerinden birisi kişilerin farklı sadakat seviyeleridir. Şirkete duydukları sadakat birbirine yakın insanlar arasında iletişim daha güçlüdür çünkü duygu ve düşünce paylaşımı daha fazladır.

Öte yandan aynı muameleye tabi tutulduğunu düşünenler arasında iletişim güçlüdür. Kayırıldığı düşünülen yada yönetime fazladan yakın olanlarla diğerleri arasındaki iletişimde samimiyet açısından sıkıntılar gözlemlenir. (Bu yazımı okuyan bazıları bunu çok iyi bilirler:)

Okumaya devam et

Paylaşın:

Korkusuzlardan korkmak

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Risk almanın dozunu kaçıranlara “korkusuzlar” diyebilirsiniz. Fakat risklerin farkında olmasına rağmen böylece gözü kapalı, körü körüne üstüne gidilmesi tabiki doğru değildir. Bazı çalışanlar gerek üst yönetinin gözüne girmek gerekse kısa yoldan sonuca ulaşabilmek için haberli ya da habersiz ciddi risklere atılabilirler. Risk ile ilgili sonuçları yeterince değerlendirmedikleri için kötü sonuçların yaratacağı sıkıntıları görmezden gelirler ya da gerçekten göremezler.

Bilerek risk almayı en çok içki, sigara kullananlar ve özellikle İstanbul trafiğinde hız yapanlar çok iyi bilirler. Ama sözüm burada onlara değil. Özellikle işyerinizde beraber çalıştığınız arkadaşlarınız ya da astlarınız ciddi riskler alıyor olabilirler. Önemli olan bunları farkedebilmek ve önleyici yada düzeltici önlemleri alabilmektir.

Peki bu durumda karşınızdakilerin ciddi bir risk alıp almadıklarını nasıl anlayacaksınız?

1. Kişinin yapacağı işi ya da projeyi adım adım planlayıp planlamadığını, detayları düşünüp düşünmediğini tartmanız gerekir. Yapılacaklar içerisinde süresi, maliyeti vb. belirsizlik içerenler olup olmadığını, özellikle proje ya da işin tamamlanma başarısını birebir etkileyecek riskler olup olmadığını sorgulamanız gerekir.

2. Yapılan plan üzerinde konuşmak ve tartışmak. Hemen hemen her yapılacak şeyin tam anlamıyla düşünülüp düşünülmediğini irdelemekte fayda vardır. Üstünkörü yazılmış bir madde düşünülenden çok fazla zaman ve bütçe kaybına neden olabilir. Özellikle işlerin yapılma sırasında tasarlanmış olması kontrolü kolaylaştıracaktır. Eğer bir şirket içindeyseniz MS Project gibi proje yönetimi yazılımlarının kullanımı yada Visio gibi akış diyagramı hazırlamaya yardımcı programlar kullanılması olası risklerin görülmesini kolaylaştıracaktır.

Küçük öneri: Hazırlnan proje planlarında tehlikeli ya da riskli aktiviteler kırmızı şimşek yada kurukafa ile işaretlendiğinde daha çok ilgi çekmektedir.

3. Bir işin riskli olup olmadığını anlamak iyice dinlemekten geçer. Peşinen “hayır” dediğinizde ya işin geri kalanını öğrenemezsiniz ya da size doğru aktarılmasını engellemiş olursunuz. Bu yüzden yapılacak her işin mutlaka doğru yapılabilmesi için gerekli alternatifleri düşünebilmeniz ve önerebilmeniz çok faydalı olacaktır. Örneğin yöneticinizi sizden bu işi 2 ay erken bitirmenizi istiyorsa “kesinlikle olmaz” demek yerine “2 ay içerisinde bitirmek için gerekli olan 4 kişiyi bir an önce işe almamız ve bununla ilgili bütçeyi onaylamanız gerekmektedir.” gibi yapıcı bir cevap verebilmelisiniz.

Bu son ipucu her zaman işe yarar.

Eğer bu dediklerimin hiç biri işe yaramaz ve riskleri göremezseniz ve proje/iş yatarsa yapacak bir şey yok demektir. Atalarımızın dediği gibi “At ölmüştür, deh demenin anlamı yoktur”.

Siz “korkusuzluğu” gözü kapalı iş yapmak değil “korkusuzca sormak ve değerlendirmek” olarak düşünün ve uygulamaya çalışın.

Paylaşın:

Problem ve çözüm üretme:Metrobüs projesi

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Ulaşım sorunu malum. Belediyeler çözüm üretme peşinde. Metrobüs’te İstanbul’un yoğun trafiği için getirilmiş çözümlerden birisi. Projenin faydaları bir yana ders çıkarılacak bir çok noktası var ki Yılmaz Özdil’in 19 Eylül 2007 tarihli yazısından hareketle aşağıdakileri sizle paylaşmak istiyorum;

Önce çift katlı otobüsler alınıyor fakat bu otobüsler Londra’da soldan gittiği duraklar solda ve bu yüzden kapıları da solda. Bizim duraklar sağda olduğu için soldaki kapıları iptal edip sağa alıyorlar.

Çift katlılar yetmeyip metroda olmayınca Metrobüs diye bir şey getirmeye karar veriyorlar. Güzergah olarak E5 tercih ediliyor ve yolun sağı solu daraltılarak ortasına yol yapıyorlar. Durakları da, yolun ortasındaki yolun ortasına yapıyorlar. Fakat metrobüslerin kapısı sağ tarafta olduğu için, yolun ortasına koydukları duraklar da metrobüslerin solunda kaldığı için metrobüsleri yolun solundan götürmeye başlalıyorlar.

Metrobüslerin üzerindeki durak levhalarını sökmeyi unutuyorlar. Bu yüzden otobüsün üzerinde yazan güzergah ile gittiği yer farklı. Eindhoven otobüsüne binersen Cevizlibağ’a, Utrech otobüsüne binersen Topkapı’ya gidiyorsun.

Diğer yandan şoförler Hollandalı olduğu için binen yolcular bir şey sorduklarında (Topkapı’dan geçer mi? Mecidiyeköy’de durur mu? vb.) yanıt alamıyorlar.

Metrobüsler yolun sonuna geldiklerinde dönemiyorlar çünkü U dönüşü için yer yapılmamış. Metrobüs yolun sonuna geldiğinde görevliler E5’e fırlıyor, el kol işaretleriyle trafiği kesiyor, metrobüsleri yoldan öbür yola çıkarıp, yeniden öbür yola döndürüyor. Trafik de felç oluyor bu arada. Bulunan çare ise traji komik: Trafik yoğunluğuna çözüm olarak getirdikleri metrobüsler, trafiğin yoğun olduğu saatlerde seferden çekiliyor… Trafiğin rahat olduğu saatlerde, sefere konuyor!

Çıkarılacak ders çok, tekrarlanmaması için yapılacak şey daha çok.



Paylaşın:

Yazmak iyidir

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Yazı yazmak, eski çağlardan beri insanın hem kendisiyle hem diğerleriyle iletişiminde en önemli unsurlardan biri olmuş. Eski zamanlarda çoğunlukla problemler ve onlara ilişkin çözümler dokümante edilirken, kralların ve imparatorların yeryüzündeki imzaları olmuşlar. Günümüze geldikçe kişiler söze dökemedikleri duygu ve düşüncelerini yazıya dökmeye başlamışlar, edebiyat önemsenen ve ilgi gören bir dal olarak benimsenmiş.

Daha sonralarda yazmak bazı şeyleri kolaylaştırması adına önerilir olmuş. Örneğin hedefleriniz yazın, günlük tutun kişisel tarihiniz oluşsun gibi. Yapılan araştırmalarda neden yazıyorsunuz sorusuna verilen yanıtlar;

* kendini ifade etme

* kendi duygu ve düşüncelerini aktarma

* keyif alma

* gelişme

* açıklama

* duygusal rahatlama

* hikaye anlatma

* iletişim

şeklinde olmuş.

Yazmak düşüncelere farklı bir boyut katmaktır. Deneyimi genişleten düşünceyi derinleştiren bir şey. Bana sorsanız hayatınızda tüm duyularınızı sonuna kadar kullanmanızı önerirdim. Böylelikle yaşanmışlıklarınızı çok daha güçlü hissedebilirsiniz. Bu duygu ve düşüncelerinize yazarak dokunabilir, düşüncelerinizi yada diğer bir deyişle ufkunuzu genişletebilirsiniz.

Yüksek sesle yazarsanız duyulmasını sağlarsınız. Çünkü yazıya katılan duygu duymayı kolaylaştırır. Bunu gerek işinizde gerekse hayatınızın her aşamasında deneyebilirsiniz. Kendiniziden bir şeyler kattığınızda yada duygu ve düşüncelerinizi yeterince aktardığınızda etki gayet yüksek olacaktır. Örneğin hedeflerinizi yazmak hedeflerinize yenibir boyut katacaktır. Artık düşüncenizi kağıda ve hatta hedef olarak dökmüş daha gerçekçi bir hale getirmiş olacaksınız.

Bütün büyük yazarlar ki özellikle roman yazarları yazmanın en zor tarafının “başlangıç” olduğu görüşünde birleşiyorlar. Ne yazacağınıza karar vermek ve o ilk boş sayfayı doldurdukmak en zoru, sonra zaten gerisi geliyor. Özellikle yazmak daha fazla yazdıkça kendini besleyen bir şey. Para parayı çeker gibi yazı yazıyı çekiyor.

Bence herkes şiir ve hikaye yazmayı denemeli. En azından hayal gücünüzü test etmiş olursunuz. Kafanızda yaratacağınız hayali birkaç karakter ve bir konu ile küçük bir hikaye yazmayı deneyebilirsiniz.

Yazı yazmayı nasıl geliştirebilirim diyenlere yine her zamanki gibi küçük önerilerim olacak;

Okumaya devam et

Paylaşın:

Sizin hiç adanız oldu mu?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

bird-island-lodge20Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas okyanusunun ıssız bir yerinde milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür. Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgaları arasına kendilerini atarak intihar etmektedirler!

Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler, ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.

Yıllar suren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu; kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın bir deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar. İnsanların yokluğunu bile fark etmedikleri ada kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez bir durağıdır. Kuşlar binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve uzun ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler.

Peki ya siz?..

Sizin hiç bir adanız oldu mu? Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç olarak devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı? Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü, dengenizi yitirinceye kadar çırpınıp kanat çırptığınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize? sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak kadar güven duyduğunuz bir arkadaş, size daima huzur ve mutluluk verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?

Şöyle daha bir iyi bakın çevrenize… Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç adanız var çevrenizde? Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize.

***Alıntıdır, email ile gelmiştir. Kaynak bildiren olursa güncelleyeceğim.

Paylaşın:

Gözünüzün yemediği problemlerle baş etmek

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Bazı problemlerle nasıl baş edeceğinizi bilemiyorsanız korkmanız kaçınılmazdır. Bu sebeple bu tip problemlerle sizi yüz yüze getirecek şeylerden kaçarsınız. O halde gerçekten korkutucu problemlerle nasıl uğraşılmalı?

Birilerine bir şey söylemeye hiç çekindiğiniz olur mu? Problemlere karşı tahammülsüz ve ters yaklaştıkları için sizin sessiz kalmanıza ve hatta yalan söylemenize sebep olanlar var mı çevrenizde? Hatta bir şeyler sorduğunuzda sizi bilgisiz ve yetersiz olarak değerlendirecekleri korkusuyla bir şeyler sormaya çekindiğiniz kimseler var mı?

Bu tip insanların yarattığı sonuçlar bellidir: sessizlik yada kişinin kendi kafasına göre davranması. Çünkü bazen işi yapmanın stresi onunla ilgili şeyleri dile getirme stresinden daha azdır. Sonuçlarına katlanmak bile daha az üzücü olabilir.

Zor bir problemle karşılaştığınızda bunun nedenlerini sorgulamak ve problemi ilgili kişiye iletebilmeniz problemin çözümü için en gerekli şeydir. Bunun içinde tüm olumsuzluklara rağmen beyninizi kullanarak bir çözüm bulabilmeniz gerekir.

Öncelikle size karşı olan olumsuz tavırların “beyninizi kapattığını” ve sizi strese soktuklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yüzden öncelikle bu duruma gelip gelmediğiniz konusundaki belirli sinyalleri anlayabiliyor olmanız gerekir ;

  • Birdenbire terliyor yada üşüyorsanız
  • Elinizin içi birden çok sıcaklaşıyor yada soğuyorsa
  • Kaslarınızda gerginlik hissediyorsanız
  • Kalp atışlarınızı hızlanıyorsa
  • Çok sık acıkıyor yada mideniz bulanıyorsa
  • Erken kalkıp, geceleri uykusuzlık çekiyor, gün içinde kestirme ihtiyacı duyuyorsanız
  • Yeterki beni dinleyen olsun diye herkesle konuşmaya çalışıyorsanız
  • Yalnız kalmaya ihtiyaç duyuyorsanız sıkıntılar başlamış demektir.

Öncelikle yapmanız gerekenler;

  • Kendinize güvenli ve rahat bir yer bulun
  • Derin nefes alıp verin
  • İstediğiniz zaman durabileceğinizi kendinize söyleyin
  • Zor olacak olası konuşmayı hayal edin ve neyi nasıl söyleyebileceğinizi düşünün
  • Her defasında sizin karşınızdakinin tavrına göre vereceğiniz cevapların geliştiğini göreceksiniz. Bu yüzden gerekiyorsa bu konuşmayı öncebir iş arkadaşınızla yapın.

Konuşmayarak ya da sormayarak bir yere varamayacaksınız. Sadece nasıl konusunda kendinizi geliştirmeniz gerekir ya da oradan uzaklaşmanız.

Karşınızdakini tavrı sizi gerçekten olumsuz etkiliyorsa vesiz elinizden gelen her şeyi yaparak iletişim kanalını sağlıklı bir hale getiremiyorsanız “neden hala orada olduğunuzu” düşünmeye başlamalısınız. Eğer mazoşist değilseniz ve azda olsa özgüveniniz varsa kendinize daha doğru bir yol çizmek için bir an önce kolları sıvamanız gerekir.

Paylaşın: