Aylık arşivler: Şubat 2012

Proje Yöneticisi lambayı ovalar

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Hepimizin bildiği Aladdin’in lambası masalında, lambadan çıkan cin “dile benden ne dilersen dile” der fakat dilek sayısını 3 ile sınırlandırır. Eğer 3 şey isteme hakkınız olsaydı, Proje yöneticisi olarak ne isterdiniz?

Eğer okyanusu arabanızla baştan başa geçecek bir köprü isterseniz bunu yapmanın size bir fayda sağlamayacağını söyleyebilir. Ama müşterilerinizin isteklerini tam ve eksiksiz olarak iletebilme becerilerinin gelişmesini isterseniz işte o zaman belkide ilk defa bir dileği karşılayamayacağını fark edecektir.

Proje yöneticisi 3 şeyi ister ve bu 3 şeye odaklanırsa hayatı çok kolaylaşacaktır;

1- İletişim,

2- İstekler,

3- Sonuçlar.

Kesinlikle söylenebilecek olan tek şey iletişim ya da istekler tam olarak ele alınmadan başarılı sonuçların ortaya çıkamayacağıdır. Eğer tüm paydaşlarla ilgili iletişimi kuramamışsanız proje üzerindeki kontrolünüz zayıf olacak demektir. Unutulmaması gereken özellikle matris organizasyonlarda sizinle o projede birlikte çalışanlarla daha önce çalışmadığınız için(büyük ihtimalle) nasıl iş çıkaracaklarını bilmemeniz ve bu yüzden kontrole daha sık sarılacağınız gerçeğidir.

Projelerde işi isteyen taraf çoğunlukla ne istediğini bilmediği gibi, isteklerini sonuçlarını da çok fazla düşünmezler. Okumaya devam et

Paylaşın:

Bugün ne öğrendiniz?

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Bugün hayata bakış açınızı değiştirecek, geleceğinize ilişkin yeni kararlar almanızı sağlayacak bir şey öğrendiniz mi?

Çok okumama rağmen ya TV seyrederken ya da bir şey okurken hatırladığım bir kelimeye rastladığımda beynim hemen onunla ilgili bilgileri ortaya çıkarmaya yani hatırlamaya çalışıyor. Bazen hatırlıyorum bazense hatırlayamıyorum. İşte böyle hatırlayamadığım zamanlarda ya hemen evdeki kitaplığıma ya da internete koşuyorum.

İşin güzel tarafı bir şeyleri hatırlamaya çalışırken yeni şeyleride bu vesileyle öğreniyor olmam. Elime aldığım bir kitap ya da internette bir siteye girmişsem bir süre orada vakit geçirip yeni şeyleri öğrenmeye çalışıyorum.

İnsan beyninin muazzam kapasitesine hayranım ama nereye kadar öğrenilebileceğini, minimum zamanda en fazla bilgiye nasıl sahip olabileceğimi de düşünmeden edemiyorum. Burada kastettiğim haberlere ya da işimle ilgili son bilgilere sahip olmak değil. Daha derin ve dünyayı açıklayan temel bilgileri kastediyorum.

Gerek verdiğim derslerde gerekse arkadaş toplantılarında “öğrenme heyecanının kaybedilmemesi” ile ilgili hep bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Eğer birisi öğrenme heyecanını kaybetmiş, gündelik hayata yenik düşmüşse bir an önce kendisine gelmeli ve o heyecanı tekrar yakalayabileceği bir şeyler yapmalıdır. Bu tabiî ki benim düşüncem.

Pekala nereden öğreniyoruz dersek: Okumaya devam et

Paylaşın:

Çocuklarımız ve Reklamlar

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

unit18_bannerReklamlar iyidir. Ta ki sıkıcı, ne dediği anlaşılmayan, kandıran ya da rahatsız edici olmadıkları sürece. Zaten bu söylediğimde bazı reklamların başarılı bazılarının başarısız olmasını açıklıyor sanırım. Reklamları sevmemin bir diğer sebebi ise gerçekten zeki insanlarca tasarlanmış olması ve beğenildiğinde aslında zekanın ödüllendiriliyor olması. Fakat çocukların reklamlar karşısında çaresiz kaldıklarını düşünüyorum.

Okuduğum bir yazıda şöyle bir hikaye geçiyordu;

Annesi ile markette gezen 3 yaşındaki çocuk, temizlik malzemeleri bölümüne geldiklerinde Vimoxx ürünlerinin olduğu bir rafı göstererek şöyle demiş: “Anne neden Vimoxx almıyoruz?” Anne şaşkın bir şekilde okuma yazma bilmeyen çocuğunun bu isteğine şaşırıp kalmış.

Reklamcılar evimizin içine girerek savunmasız çocuklarımızın görüşlerini ve değerlerini etkiliyorlar kısacası. Üstelik benim çocuğuma olan zaafımı ve hassasiyetimi bilerek bunu kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar.

Üstelik reklamlar sürekli bir şeylerin satın alınmasını salık verdikleri için çocuklarımızda doğal olarak bir süre sonra “Bunu da alalım mı?” “Ben bunu istiyorum?” şeklinde sizi zorlamaya başlıyorlar.

“Eğer düşmanı defetmek istiyorsan onun şarkısını söyleyeceksin” diye çok sevdiğim bir söz var. Her ne kadar şu anda yapamıyorsam da(kızım 6 yaşında ve reklamlarda gördüğü her şeyi istiyor) sigara içmek gibi zararlı olduğunu bildiğimiz halde bırakamadığımız nadir şeylerden birisi TV’ler. Eğer bu konuda bazı prensipler getirebilirsek uzun vadede çok işe yarayacağından eminim. Reklamların amacı kolay kazanılmayan paralarımızı harcama konusunda bizi ikna etmek. Eğer onların bu konudaki taktiklerini çocuklarımıza anlatabilirsek verilen mesajların doğruluğunu daha iyi değerlendirebilir, reklamları daha doğru analiz edebilir ve gerektiğinde direnç gösterebilirler. Örneğin 1 tane alana diğeri bedava gibi bir kampanya gördüğünüzde aslında mevcut ürün fiyatlarının zaten şişirildiğini, sadece belirli bir grup ürünün bu uygulamaya tabi olduğunu vb. onlara anlatabiliriz.

Çocukluk döneminde televizyonda bir reklam görüp etkilendiğinde aslında o reklamdan ne anladığını, sonucunun ne olacağını beklediğini ona sorabilir, görüşlerimizi onunla paylaşabiliriz. Onlara gördükleri ve duydukları şeylerin her zaman doğru olmadığını, bazı küçük hilelerle gerçeklerin ilgi çekmek için saptırıldığını gösterebiliriz. Fakat bazı şeylerin size öyle gelmese de onlar için değerli ve önemli olabileceğini unutmamalısınız.

Aynı zamanda firmaların çalışanlarına ücret ödemek için ürünlerini satmaya çalıştıklarını, sizinde çalıştığınız yerdeki ürünleri başkalarına satarak elde edilen gelirle ona istediklerini alabildiğinizi anlatabilirsiniz.

Bazı reklamlarda kağıt mendilin ne kadar çok suyu emdiğini gösterirler. Çocuğunuzda bu tip örneklemeleri evde deneyecektir. Hatta demir taşıyan kağıt havlu vardı. Çocuğunuz bunun gerçek olduğunu görürse sevinecek ama aksi takdirde o markaya olan güvenini yitirecektir.

Eğer aldığınız oyuncakların kullanımı konusunda çocuklarınızla bir diyalog geliştirebilirseniz(muhtemelen 4 yaşından sonra) onların istedikleri her oyuncağın gerek parası gerekse kullanım süresi konusunda düşünmelerini ve seçici olmalarını sağlayabilirsiniz.

Yapılan her reklam hepimizin dikkatini bir yere çekmek için yapılıyor. Ve biz bir ürün denizinde yüzmeye çalışırken köpekbalığı ürünlerin saldırılarından hem kendimizi hem de çocuklarımızı korunmak zorundayız.

Paylaşın:

Proje Ofisi kurmak yetmez

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

projectofficeProje Yönetimi çalışanlar ve Üst Yönetimler tarafından yavaş yavaş sevilmeye ve istenilen bir şey olmaya başladı. Geriye dönüp baktığımızda Proje Yönetimi olmadan buraya kadar gelmişsek böyle devamda edebiliriz düşüncesi yaygınken artık birilerinin ayağı yere basmaya başladı. Eminim ki bir süre sonra “her başarılı şirketin arkasında Proje Yöneticileri vardır” gibi bir sözü duymaya başlayacağız.

Geçmişte Proje Yönetimi’ne ilişkin birçok girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Şirketlerdeki Proje Ofislerini ya da Proje yönetimi ile ilgilenenlere bakarsanız genellikle mühendisleri görürsünüz. Halbuki şirketlerde mühendisler kadar diğer branşlarda birçok çalışan bulunmakla beraber bu işi eğer tek bir branşın işi gibi görür ve sadece tek bir branşın sahiplenmesine bırakırsanız başarısız olması çok doğaldır. Herkes çalıştığı şirketin önemli bir unsurudur ve projelerde alacağı rol itibari ile proje yönetimine gereken önemi vermelidir.

Başarısız olan Proje Ofisleri özellikle kurulum ve şirket içinde yapılanma aşamasında bazı hatalar yapıyorlar. Örneğin kurulma amaçları Proje koordinasyonu iken iş takipçiliğine, projeleri sadece izlemekten ve üst yönetime raporlamaktan sorumlu ara birimlere dönüşebiliyorlar.

Proje ofisleri şirketlerin stratejik planlarının hayata geçirilmesinde hayati bir rol oynayacak kadar profesyonel ve gelişkin olmalıdırlar. Proje Ofisleri profesyonel proje yöneticilerinin birleşme noktası, bilgi ve birikimin şirketin geleceğine yatırıldığı merkezler olmalıdır. Proje Yönetimini öğrendikten sonra Proje Ofisini kurmak daha doğru olacaktır ama maalesef hala önce proje ofisi kurulmaya çalışıulmakta sonrasında eğitimler alınmaktadır. Halbuki eğitimler nasıl bir proje ofisi olmalı sorusunun yanıtını bulmakta kritik öneme sahiptir.

Şimdi eğer başarısız olduğu düşünülen bir proje ofisi varsa değişim hemen başlamalıdır. Eski proje ofisinin yerine yeni bir isimle “Proje Başarı Merkezi” vb. ilk adım atılmalıdır. Ondan sonra özellikle dikkatinizi çekmek istediğim birkaç noktayı aşağıda sıralamak istiyorum; Okumaya devam et

Paylaşın:

Çalıştığı yeri akvaryum olarak görenlere

Hayatımız Proje - Proje Yöneticisinin El Kitabını (Gökrem Tekir - Savaş Şakar) KREDİ KARTI ile almak için tıklayınız

Gelişen teknoloji ile birlikte “dünya küçülüyor” klişesini sık sık duyarsınız. Evet dünya küçülüyor ama sizin çalıştığınız işyeri ile birlikte. Eeee ne fark eder derseniz aşağıdaki yazıma göz atın;

Farklı kültürler, farklı saatler, farklı diller gibi birçok unsuru teknoloji ile bertaraf edip işlerimizi yürütüyor, projelerimizi gerçekleştiriyoruz. Sadece bir tek şey ile uğraşma şansımız kalmadığı için aynı anda birçok işi başarıyla yapıyoruz.

Globalleşme dünyayı küçük bir köye çevirdi. Bu küçülme paralelinde nasıl organize olacağımız, riskleri nasıl yöneteceğimiz, bilgiye olan ihtiyacımız ve benzeri bir çok konuda değişiklikler yaşıyoruz. Yani bizleri okyanuslardan, denizlerden, köylerden alıp akvaryuma koydular. Şimdi akvaryumda yaşamayı öğreniyoruz.

Tüm dünya iş eğilimlerinde bazı temel prensipleri kabul etmiş durumda; Okumaya devam et

Paylaşın: