SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim
Haz 20th, 2009 by savassakar

Tüm Babaların, Babalar Günü kutlu olsun!
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici  hep, hep acele işi!
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ ‘ mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oyununu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.


Can Yücel
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Televizyon çocuklarımızı nasıl etkiliyor? – 2
May 16th, 2009 by savassakar

Sağlık uzmanları uzun süreyle TV seyretmenin yüzyılın sağlık problemi olan obziteye yol açtığını söylüyorlar. TV seyreden çocuklar inaktif ve genellikle kestirmeye(uyku) meyilli oluyorlar. Buda metabolizmalaının yavaş çalışması ve obeziteye doğru giden bir yola girmeleri anlamına geliyor. Öteyandan seyrettikleri reklamlarda da sağlıksız beslenme ürünlerini (ör. Fast food, patates cipsi ve saçma sapan içecekler) seyrediyorlar.

Ayrıca çok fazla eğitim odaklı tv yayınlarıda çocuk sağlığını tehdit ediyor. Örneğin 4 saat boyuna eğitim içerikli bile olsa tv seyreden bir çocuk fiziksel olarak egzersiz yapmamış oluyor. Halbuki kitap okuyabilir, arkadaşlarıyla oynayabilir bu süre zarfında.

Yapılan çalışmalar TV seyretme süresi azaltılan çocukların kilo verdikleri ve Vücut kütle oranlarının (body mass index – BMI) düştüğü gözlemlenmiştir.

Reklamlar

Amerika’da çocuklar her yıl 40.000 reklam seyrediyorlar. Haftasonu çizgi filmleri, saçma sapan gıdalar ve oyuncak reklamları ile dolu oluyor. Kutu içinden çıkan sürpriz hediyeler yada oyuncaklar gibi pazarlama mesajları ile çoçuklar bombardımana uğruyor. Tüm bunlar herkes için ideal, normal gibi algılanıyor çünkü çoğu kimse bunların olumsuz etkilerinin farkında değil.

( yaş altındaki çoğu çocuk yapılan ticari reklmalrın satış yapma amacını anlamıyor. 6 yaş altındakiler ticari ile ticari olmayan reklamları ayıramadıkları için onlar için yatratılmış kahramanların sundukları ürünler ile dikkatleri çekilmeye çalışılıyor.

Tabiki pazarlama mesajlarını tamamen yok etmek yada kaldırmak mümkün değil. Siz her ne kadar TV’yi kapatsanız yada izlemey isınırlandırsanızda reklamlar herhangi bir şekilde ya çok tekrarı olduğundan yada akadaşlarından vb. nlara mutlaka erişiyor.

Burada sizin yapabileceğiniz çok akıllıca bir şey var: Çocuğunuzla birlikte bir reklamı seyrederken onun bu ürün hakkından ne düşündüğünü sormak ve onu iyi bir tükeici olaak yetiştirmek. Burada biraz provokatif sorular sorabilirsiniz: “ Bunun neyini beğendin?” “Reklamda göründüğü kadar güzel, büyük, renkli olduğunu düşünüyor musun?” “Sence bu iyi bir seçim mi?” gibi.

Reklamların aslında insanların gerçekten ihtiyaç duymadıkları şeylere yönelik olan taraflarını mutlaka çocuğunuza açıklayın. Sorsada sormasada. Bazen bu reklamlardan etkilenip ilgili ürünü alırsak mutlu olacağımıza inanabiliriz. İşte bu noktada çocuklarımıza gerçe kdünyada neyin nasıl hayatımızı etkileyeceği yada onun hayatını etkileyeceğini açıklamamız gerekir.

Çocukların reklamlardan çok fazla etkilenmemeleri için:

  • Reklamı az olan kanalları tercih etmek
  • Programları cd yada kasede alıp reklamsız olarak seyrettirmek
  • Sadece çocuklar için satılan CD-DVD’leri almak
  • Baby Channel gibi özel kanalları tercih etmek

Türkiye’de toplumun farklı kesimlerinin temsil edildiği geniş çaplı bir araştırma sonucu anne babaların %80′e yakınının televizyon programlarının içeriği konusunda bilgilenmek ve uyarılmak istediklerini ortaya koymuştur.

Akıllı İşaretler sistemi, konuyla ilgili bağımsız uzmanlar tarafından geliştirilmiş karma bir sistemdir. Bu sistem, iki konuda bilgi vermektedir. Bunlar, programın olası zararlı içeriği ve programın hangi yaş grubuna uygun olduğudur.

1) Programın olası zararlı içeriği: Zararlı etkileri olabilecek içerik alanları; şiddet ve korku, cinsellik ve örnek oluşturabilecek olumsuz davranışlar (ayrımcılık, alkol ve sigaranın aşırı kullanımı, madde kullanımı, yasa dışı davranışlar ile kaba konuşma / küfür) olarak belirlenmiştir.

2) Programın hangi yaş grubuna uygun olduğu: Programlardan etkilenme düzeylerine göre yaş grupları, Tüm izleyici, 7 yaş, 13 yaş ve 18 yaş olmak üzere dört grupta ele alınmıştır.

Fakat her halukarda bir programın tam ve doğru olarak değerlendirilip doğru akıllı işaretin verilemeyebileceğini unutmayın. Yani tam olarak güvenmeyin. “Genel İzleyici” damgalı bir dizideki çocuk yaralanınca bunu seyreden bir arkadaşımın kızının uzun süre etkisinde kaldığını yaşadım.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Televizyon çocuklarımızı nasıl etkiliyor? – 1
May 15th, 2009 by savassakar

Çocuklara TV seyrettirme yada seyrettirmeme ile ilgili birçok şehir efsanesi var. “Seyrettirmeyelim zararlı” diyenler çoğunlukta fakat bu kişilere “Neden?” diye sorduğunuzda şiddet, seks gibi unsurlardan çocuğun etkileceği gibi basit bir yanıt alıyorsunuz. Ben konunun biraz üzerine gidince enteresan şeylerle karşılaştım.

Çocukların çoğu okula başlamadan önce televizyon ile tanışıp ona bağlanıyorlar. Hatta bazı çocuk kreşleri gün içinde çocuklara TV seyrettiyor.

Özellikle 2 yaşına gelene kadar ki dönem çocuğun beyin gelişimi için en kritik dönem. Bu yüzden asla TV’yi ebeveyn-çocuk etkileşimi arasına sokmamak gerekiyor. Çocuğun kavrama, fiziksel, sosyal ve duygusal açıdan gelişimi bu dönemde anne babası ile gireceği araştırma, öğrenme, karşılıklı iletişim ile mümkün.

Aslında iyi uygulamalarda yok değil. Amerika’da okul öncesi çocuklara TV’den alfabe, temel hesaplama ve doğal hayat, belgeseller aracılığı ile öğretiliyor. Fakat zararları daha fazla;

Günde 4 saatten fazla TV seyreden çocuklar aşırı kilolu oluyor.

Şiddet içerikli yayın seyreden çocuklar dünyanın korkutucu bir yer olduğunu ve başlarına mutlaka kötü bir şey geleceğine inanıyorlar.

TV’de seyredilenler sonucunda çocuğun kadın-erkek tanımı ve ırksal farklılıklar konusunda farkındalığı güçleniyor. Yani kadın ve erkek ile ilgili tanımlamalarını TV’den esinlenerek yaparken(eşini döven bir erkek onun kafasında erkeğin eşini dövmesi motifini oluşturabiliyor), ırk ayrımını (siyah-beyaz vb.) TV’den öğreniyor.

TV izleme mutlaka kontrol altında tutulmalı, TV yerine arkadaşlarla oynama, spor yapma yada okuma özendirilmelidir.

Şiddet

Amerika’da yapılan bir araştırmada 18 yaşına gelen bir gncin hayatı boyunca TV’den yaklaşık 200.000 şiddet olayına şahit olduğu saptanmış. İşin kötü tarafı çoğunlukla şiddetin keyif ve eğelence ile bağlantılı olarak sunulması yada bir çok yerde haklı gösterilmeye çalışılması. Sonuç olarak şiddete dayalı gösterimler “iyi adam” olmayı çocuklar için erdem haline getiriyorlar fakat birsıkıntı var. Anne-babalar”aman vurma” “kavga etme” derken TV, eğer iyi adamsan “vur, kır, dök” demeye başlıyor.

Çocuklar 2 ila 7 yaşları arasında gerçeklik ile fantaziyi tam olarak birbirinden ayıramadıkları için korkunç görünümlü şeylerden etkileniyorlar. Örneğin Afrika maskları yada canavar heykelleri gibi.

8-12 yaşa gelen çocukların seyrettikleri filmler, haberler ve reality şovlardan etkilenerek şiddet, doğal afet ve çocuklara verilen zararlardan korktukları saptanmış. Bu noktada çocuklara dürüst ve güvence veren konuşmalar yapılarak korkuları giderilmeli. Yada çocukların bu tipteki programları izlemelerini sınırlayabilirsiniz.

Riskli Davranışlar

TV’de hoş, neşeli ve heyecanlı gibi gözüken ancak alt tarafında seks, şiddet vb. öğeleri dile getiren ve riskli davranışları ön plana çıkaran bir çok program yer alıyor. Hatta birçok programda bu riskli davranışlar aleni gösterliebiliyor. (Alkol almak, sigara içmek vb.)

Yapılan çalışmalar seksüel içerikli programları izleyen çocukların izlemeyenlere göre daha önce seks hayatını aktive ettiği saptanmış.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Çocuklara ölümü anlatmak
Nis 30th, 2009 by savassakar

Şehitler, cinayetler, savaşlar, hastalıklar artık her gün bize ölümü hatırlatmak için sıraya girmiş gibiler. Böyle bir durumda birisi öldüğünde, çocuğunuza bununla başa çıkması konusunda yardım etmek ve anlamasını sağlamak oldukça zor bir iştir.

Çocuklar yaşları, deneyimleri ve kişisel özellikler elverdiğince anlarlar. Fakat “ölüm-vefat” gibi hassas bir konuda bazı şeyleri doğru anlatmak gerekiyor.

Çocuğunuza karşı öncelikle dürüst olmalı ve soru sorması konusunda cesaretlendirmelisiniz. Çok fazla vereceğiniz cevap olmadığından bunu yapmanızın kolay olmayacağını biliyorum. Fakat çocuğun kendini rahat ve ona karçı açık olduğunuz bir ortamda olduğunu hissetmesi önemlidir. Ayrıca dini inancınıza göre “ölümün” ne anlama geldiğini anlatabilirsiniz.

Çocuklara kendi dillerinde ölümü anlatmak

Çocuğunuzun yaşı, ölümü anlaması konusundaki kapasitesini ve sizin ona nasıl yaklaşacağınızın belirleyicisidir. Her çocuğun kendina has özellikleri olduğunu unutmayın.

Çocukların hayatı , 5-6 yaşına kadar çok sadedir. Bu yaşa kadar basit ve somut olarak ölümü anlatmak kolaydır. Örneğin çok yaşlı yada hasta biri varsa, artık bu kişinin vücudunun daha fazla çalışmayacağını, doktorlarında bu durumu düzeltemeyeceği şeklinde bir açıklama getirebilirsiniz. Eğer bu kişi aniden ölürse, o kişinin vücudunun çalışmasının durduğunu söyleyebilirsiniz. Bu durumda “ölmek” yada “ölü” artık vücudun çalışmaması anlamına gelecektir.

Bu yaştaki çocuklar için zor olan yaşayan bir şeylerin ölmesini ve bir daha geri gelmeyecek olmalarını anlamaktır. Eğer yukarıdaki gibi bir açıklama yaparsanız size bir süre sonra nerede olduğunu sormaya başlayabilecektir. Bu noktada sizin sabırlı ve sakin bir şekilde o kişinin geri gelmeyeceğini ve onu tekrar göremeyeceğini açıklamanız gerekmektedir.

Sakın üstü kapalı cümleler kurmayın. Ör. “uzağa gitti”, “uyumaya gitti” “onu kaybettik” vb. Bu tipteki örtmece sözler o yaştaki çocukların basit algılarıyla uykuirinin evden gittiğinde geri gelmeyeceğini, kaybolacağını düşünmelerine yol açabilir.

Ayrıca çocuğunuz bu konuda giderek derinleşen sorular sormaya başlayabilir. Örneğin 5 yaşındaki bir çocuk öldükten sonra nereye gittiklerini yada ölümden sonra hayat olup olmadığını sorabilir. Öncelikle onun mezarlıkta olduğunu söylemelisiniz. Sonrada dini inançlarınız gereği ölüm ve sonrasına ilişkin inançlarınızı anlatabilirsiniz.

6-10 yaşlarındaki çocuklar her canlının bir gün öleceğini kavrayabilirler. Örneğin 9 yaşında bir çocuk dedesi ölmesin diye bir dilek tutabilir yada dua edebilir. Bu yaştaki çocuklar ölümü “kötü adam” “iskelet” “kurukafa” gibi algılarlar. Ve onların ölümü anlamalarının tek yolu kesin, basit, net ve dürüst açıklamalar yapmaktır.

Gençliğe adım atan çocuklar artık tüm canlıların dilek, dua ve isteğe bağlı olmasızın bir gün mutlaka öleceklerini kavramışlardır. Gençler kendi ölümlülüklerini ve bu konuda ne kadar güvende olup olmadıklarını sorgulamaya başlarlar. Örneğin trafik azasında ölen 16 yaşında birini duyduklarında arabanın ön tarafında oturmak istemeyebilirler. Burada sizin yapabileceğiniz en doğru şey empati yaparak onun korkusunu ve üzüntüsünü anlamaya çalışmak olacaktır. Tam bu nokta da güvenli ve sağlıklı araba sürüşü konusunda yani araba kullanılacaksa alkol alınmaması gerektiği yada emniyet kemeri bağlanması gerekliliği anlatılabilir.

Ayrıca gençler kendilerine yakın arkadaşları ilede “ölümün” anlamı konusunda bilgi alışverişinde bulunurlar. Eğer ölüme ilişkin doğru dürüst tanımlar alamazlarsa hayatın anlamını sorgulamaya başlarlar. Bazen birinci dereceyakını ölen çocuklar suça yönelebilirler. Bunun sebebi üzüntüleridir ve yapılması gereken onların üzüntüsünü anladığınızı göstermektir.

Yas tutmak

Çocukları cenazelere götürmek doğru mudur? Bu size ve çocuğunuza bağlıdır. Türkiye’de özellikle birinci dereceyakını ölen çocukların, o kişinin geri gelmeyeceğine ikna olmaları için mezara sokulurlar ve cenazeyi tutmaları istenir. (Ben annemde yaşadım) Cenaze öncesinde çocuğa katılmayı isteyip istemediğini sormak, neler olacağını anlatmak gerekir.

Cenaze ile ilgili ne anlatacaksınız? Ölen kişinin bir gün süre ile kendi evinde kalacağını, sabah camiye götürüleceğini ve yıkanacağını, daha sonra kefen diye temiz beyaz bir beze sarılacağını ve tabuta konulacağını, cenaze namazı kılındıktan sonra evinin önüne getirilerek “hakkını helal edip etmediğini” sorulacağını vb. dini ritüellerimizi anlatabilirsiniz. Ayrıca cenazeye katılacak insanların üzgün oldukları için ağlayacaklarını vb. de söylemelisiniz.

Eğer siz çocuğunuza yukarıda bahsettiğim şekilde sakin bir açıklama ve destek veremeyecek kadar üzgün olursanız bir yakınınızdan bunu istemelisiniz. Ama güveneceğiniz biri olmalı.

Çocuğunuzdan duygularınızı saklamayın. Acınız gereği ağlıyorsanız ağlayın. Bu sayede çocuğunuzda sizinle duygularını dürüstçe paylaşmayı öğrenecektir.

Çocuklar kendilerince ölümle baş edebilirler, belki biraz yalnız kalmak isteyebilirler, önemli olan kendilerince yas tutmalarına yada üzülmelerine izin vermeniz, sabırlı olmanızdır.

Aklınızdan çıkarmamanız gereken olanların yetişkinler gibi davranmayacakları olmalı. Ağlamayabilirler ama hiper aktivite gösterebilirler. İçlerine kapanabilirler yada birden bire başkalarının yanında rahatsız olmaya yada sizin evden gitmenize karşı aşırı tepki göstermeye başlayabilirler. Sakın bu davranışları kişisel olarak algılamayın ve çocuğu yargılamayın. Sabırlı olun.

Bundan 39 yıl önce dün(16 Kasım) 1967’de Merkezi ABD’de bulunan Uluslararası Şiir Forumu Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı yaşayan en büyük Türk şairi seçti. Şimdi onun bir çocuk şiiri ile yazımı bitirmek istiyorum;

RAHATLIK

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,

Yine çiçekler açacak dallarda.

Dallarda açan çiçekler gibi,

Yine çocuklar uyuyacak masallarda.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,

Yine uykular havuzda dibe gidecek.

Havuzlarda kaybolan uykular gibi,

Yine çocuklar mektebe gidecek.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,

Yine göklerden mavi gölgeler inecek yere.

Toprağı nurlandıran mavi gölgeler gibi,

Yine çocuklar gülümseyecek, askerlere.

Sen büyüdüğün vakit çocuğum,

Yine meltemler geçecek denizlerden.

Denizlerden geçen meltemler gibi,

Yine çocuklar olacak, rahatlık veren.

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Yeni baba olanlar: Hazır mısınız ?
Oca 18th, 2009 by savassakar

“ Tebrikler! Oğlunuz doğdu! ” yada “ Sağlıklı bir kız çocuğunuz oldu! ” diye başlayan hayatınızın o en mükemmel gününde hayatınız değişmeye başlıyor.

Aslında sadece bir çocuk doğmuyor birde baba doğuyor. Artık dünya eskisi gibi gözükmüyor insanın gözüne.

Bunu açıklamak çok zor ama o küçük, konuşamayan, korumasız insan daha önce bir çok yetişkinin başaramadığı bir şeyi başarıyor ve sizin hayatınızı değiştiriyor.

Artık babasınız. Şöyle bir durup düşünmeniz gerekiyor. Kendinizi daha olgun, daha yaşlı ve daha güçlü hissediyorsunuz. Ve şöyle bir karar veriyorsunuz “ Baba olmayı hayatımın önemli önceliklerinden biri yapacağım.”

Çocuğu olana kadar sadece çocuk olmayı biliyor insan. Birden ikinci bir şapkayı kafanıza takıyorsunuz, ve artık hem çocuk hemde baba oluyorsunuz.

Eğer sizin babanızla geçmişinizde hoşlanmadığınız, acı veren şeyler var ise artık bunları babalığınıza taşımamanız gerekiyor. Onların yeri çocukluğunuz, bırakın orada kalsınlar.

Erkekler olarak çoğunlukla duygularımız önceliklerini başka şeyler karşısında yitirirler. Biz mantık ve aksiyon ekseninden hayatın duygusal taraflarını tadımlamaya çocuklarımızla başlayabiliriz. Çocuklarımızın duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışarak başlayabiliriz.

Sonra bazı şeyler yaşamaya başlıyorsunuz ama şaşırmamnız gerekiyor;

Anneler, hamilelikleri döneminde çocukları ile bizim anlayamayacağımız derinlikte bir iletişim içerisine giriyorlar. Bu yüzden annenin tüm ilgi ve alakasını kendi üzerlerine çekiyorlar. Çocuğunuz, eşinizin bu ilgi ve enerjisini tamamen kendisine çekiyor olduğu için bebeğinizi kıskanabilirsiniz, bu çok doğal.

Bebek bakmayı bilmiyorsunuz ve buda çok normal. Bebek bakımı doğuştan bilinmiyor. Moralinizi bozmayın. Ayrıca Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışarak cesaretinizi zayıflatmaktansa zaten baba olmuş tecrübeliler ile iletişime geçerek tecrübelerinden faydalanabilirsiniz.

Diyelimki çocuğunuzla yalnızsınız ve ağlamaya başladı. Mantıken, ağlamasına sebep olan şeylere göre yapmanız gerekenleri yaptınız ama hala ağlıyor. Bu sizde düş kırıklığı yaratabilir. Unutmayın çocuğunuzun tepkilerini ve davranışlarını anlamak zaman ister. Böyle bir durumda annesine yada doktoruna ulaşmaya çalışabilirsiniz.

Babalık annelik kadar karmaşık değil. Sadece çocuğunuzla hayatı boyunca yakın iletişimde olmaya çalışmalısınız. Çocuğunuz entellektüel açıdan teşvik edilmek, fiziksel açıdan uğraşmak ve sosyal açıdan kılavuzluğa ihtiyaç duyar. Onun potansiyellerini ortaya çıkarmalı ve desteklemelisiniz.

Birinci sorumluluğunuz çocuğunuzun yetişmesinde aktif rol almayı öğrenmenizdir. Buda ancak onu anlamakla mümkün olur. Yapabilirlikleri, kapasitesi nedir? Sizden ne bekliyor? Neye nasıl tepki veriyor? Gibi soruları sormanız yada onunla olabildiğince çok vakit geçirmeniz lazım. (Unutmayın çocukla vakit geçirmek sadece zaman doldurmak için hoplatmak ve oyun oynamak demek değildir.)

Bizim kültürel alt yapımızdan bazılarımız kendilerini çocuklarından biraz uzak tutarlar. Tutmayın lütfen. Biraz kendinize zaman verirseniz bu yakınlaşmanın ne kadar önemli olduğunu, çocuğunuzun bu yakınlaşmaya paralel kendini ne kadar güvende hissettiğini anlayacaksınız.

Şunları unutmayın;

Eviniz bebek için güvenli olmalı.

Kendi babanızla yada baba olmuş diğerleri ile tecrübelerini mutlaka paylaşın.

Eşinizin bir babadan ne beklediğini mutlaka sorun.

Çocuğunuza ismiyle hitap edin ve “Seni Seviyorum” deyin.

Benim gibi okuduklarınızı, hissettikleriniz blog yada defterinize yazmaya başlayın.

Bakıcı bulurken titiz davranın.

Çocuk gelişimine ilişkin kitaplar okuyun.

Çocuğunuzla her gün ilgilenin, oyun oynayın.

Çocuğunuzun gelişimi ile ilgili olarak eşinizle sürekli diyalog içinde olun.

Doktorunuzun tavsiyelerine mutlaka uyun.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0.0/5 (0 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
© Copyright 2004-2012, Savaş Şakar