SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Öğretmenlerin kulağına küpe
Kas 7th, 2009 by savassakar

Yapılan bir araştırmada öğretmenler açısından aşağıdaki maddelerin eksikliği en önemli problemler olarak ortaya çıkmış, bende sizlerle paylaşmak istedim;

Öğretmenler;

Öğrencilerine zaman kazanma metodlarını öğretmelidirler. Çünkü ayakta kalmanın ve başarı zamanı satın almakla ve zamanı iyi kullanmakla gerçekleşiyor.

Sınıf içi kuralları öğrencileri ile beraber belirlemelidirler. Bu uzun vadede kişinin katılımcı olmasını ve “kabul görme duygusunu” güçlendirecektir.

Öğrencilerin pratik yaparak öğrenmelerini sağlamalı, öğrendiklerinden emin olmalıdırlar.

Ellerindeki malzeme ile yaratıcı yaratıcı eğitimler ortaya koyabilmelidirler.

Bir öğrencinin öğrenme isteğini artırabilmeli, öğrenmeye ilişikin gayretini desteklemeli ve öğrenme amaçlı aktivitelere katılımı cesaretlendirmelidir.

Read the rest of this entry »

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (3 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Koyunsak çoban lazım!
Eyl 25th, 2009 by savassakar

Hergün negatif ve kontrollü mesajlarla iç içe olan bir toplumda yaşıyoruz. Öğretmenlerimizin ve anne-babaların çocuklarımızı, gençleri cesaretlendirecek pozitif mesajlar vermeye odaklanmaları ve vurgulamaları gerekiyor. Şöyle bir baktığımda birçok kişinin çoban değilde koyun olduğunu görünce üzülüyorum.

Ne zaman öğretmen arkadaşlarımla konuşsam çocukların yaratıcı ve kritik karar verme mekanizmalarını geliştirecek ne tip eğitimlerin teşvik edildiğini sorarım. Sadece müfredat’a yapılan eklemelerle bu konuda ilerleme sağlanamayacağı konusunda hemfikir olduğumuz bir sohbet oluşur ama sonuç?

Çocuklarımız için en iyisini sınırsızca isteyebilirken, mevcut kurallar ve müfredatlar karşısında koyun gibi kalıyoruz. Eğer metaforik olarak koyun olduğumuzu kabul edersek o zaman çok iyi çobanlara ihtiyacımız var demektir. Ama şimdikiler gibi önceki çobandan üstün körü görevini devralmış, yeterki kaçmasınlar kimse bana kızmasın diye düşünen bir çoban değil. Çocuklarımıza yeni fırsatların kapısını açabilecek, onların kapasite ve yeteneklerini en iyi şekilde geliştirmeyi esas alan bir düşünce yapısına sahip çobanlara.

Düşünce tarzı çok önemli. 21. yüzyılın çocuklarının ihtiyaçları nelerdir? Bu çocukların gelecekteki hayatlarında başarılı olmaları için onlara nasıl eğitim vermeliyiz? diye mi sorulmalı yoksa “Çocukların bunları bunları bilmesi lazım diyerek geleceği umursamayan bir düşünce tarzına mı?

Ailelerin okullarda uygulanan yöntem, verilen eğitim müfredatı gibi konulara olan ilgileri çok önemlidir. Giden zamanı geri kazanmak mümkün değil. Bu yüzden çocuklarımızın en iyi şekilde eğitilmeleri için herkes elinden gelenin en iyisini yapmalıdır. Bunun alternatifi yoktur. Ancak ve ancak eğitimli bir kuşak gelecekte bu ülkeyi hak ettiği yaşam ve refah seviyesine ulaştırabilir.

İlber Ortaylı Son İmparatorluk Osmanlı kitabında “okuyan zümre ile okumayan zümreenin çatışması kaçınılmaz” diyor. Eğer bizler okuyan zümreyi ne kadar çok büyütebilirsek ki bence bunun temelinde eğitim yatıyor, bu savaşı kazanan tarafıda belirlemiş olabileceğiz.

Hayatı sadece bir kukla sahnesi gibi görmemek gerekiyor.

Sadece kukla yada kuklacı olunmamalı.

Akıllı olunmalı.

Bir şeyler yapılmalı.

Reblog this post [with Zemanta]
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Çocuğu dijital dünyaya hazırlamak
Eyl 24th, 2009 by savassakar

Hiçbir çocuk dijital çağın gerisinde kalmamalı diye yola çıkacağım bugün. Anne ve babaların dijital çağa geçişte çocuklarımızın en büyük esin kaynakları ve kılavuzları olduğu düşüncesiyle bu konuda yapılan ve yapılabilecek yaratıcı uygulamalarla ilgili fikirler vermeye çalışacağım.

Çocukların klavye becerilerini geliştirin – İleride her ne konuda çalışacak olursa olsunlar çocuklarımızın klavyeyi tanıması önemli. Sadece bir şeylere bakarak yazma ile başlayabilecek bu çalışma zamanla kendi yaratıcılıklarınıda ortaya çıkaracaktır.

Çocuklarınızın öğretmenleri ile yapılan veli toplantılarında çocuğunuzun internet ve bilgisayar kullanımına ilişkin alışkanlıklarını sorgulayın, çocuğunuzun okulda ve evde doğru yönlendirilmesini sağlamaya çalışın, gerekiyorsa öğretmeninden ricada bulunun ve bu konuda yol gösterin.

Çocuklarınıza okul dışında evde kullanabilecekleri DOĞRU ve FAYDALI siteleri önerin, mümkünse yaptıklarını takip edin.

Çocuklarınızla internet üzerinden bilgi paylaşın, msn vb. araçlarla iletişim kurun, eposta kullanın.

Çocuğnuzun internette, ilgi ve yeteneğine göre kendisine uygun bir şeyler bulmasına yardımcı olun..

Çocuklarınızın ders ve aktiviteler anında fotoğraflarını yada videolarını çekin ve internete koyun.

Bir mesaj grubu oluşturarak(yahoogroups vb.) tüm arkadaşlarını bir grup yapın ve onlarla aileleri olarak  düzenli olarak bilgi mesajları gönderin.

Bir blog açarak günlük olarak sınıfta yaşadıklarını oraya kısaca aktarmasını isteyebilirsiniz.

Bilgisayarınızda onun için bir dosya açın ve onunla ilgili bilgileri orada saklayın. Yıl sonunda burada biriken bilgilerden harmanladığınız bir CD’yi sürpriz yapabilirsiniz..

Herhangi bir dokümanın daha sonra kolayca bulabilmek için her dosya ismini nasıl bir mantıkta yazması gerektiğini öğretin.

Tüm dosyalarını bir CD yada başka bir bilgisayara mutlaka yedekleyin.

Google Earth vb. programları kullanarak çocuğunuzu dünya turuna çıkartın. Artık bu sayede Mısır Piramitlerini gerçek uydu görüntüleri ile gösterebilirsiniz. Dünyanın yedi harikasını görmek için tıklayın

Dünyanın başka yöresindeki okullarla iletişime geçerek çocuğunuzun farklı kültürlerle buluşmasını sağlayabilirsiniz.

Çocuğunuz dijital doğmuş olanlardan ise  yukarıdakileri iki kere düşünmelisiniz.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Ben “Cin Ali” ile okumayı öğrendim!
Haz 29th, 2009 by savassakar

Bazen birine kızdığımda “Sen Cin Ali hiç okumadın mı?” diye sorarım. Çoğu kimse bunu anlamaz. Ben Cin Ali ile okumayı öğrenen kuşaktan biri olarak bunun gerçekten önemli bir şey olduğuna inanırım. Bu yazıyı sonuna kadar okursanız neden önemli olduğunu anlayacaksınız.

“Koş Cin Ali koş”, “Bu topu al”, “Pat pat oyna”, “Baba bana topaç al”… 60′lı, 70’li yıllarda doğan çocuklar, çöp çocuk Cin Ali’nin fişlerini heceleyerek ezberledik sözcükleri, cümleleri. 1968′de genç öğretmen Rasim Kaygusuz’un yarattığı bu küçük Anadolu çocuğunun hikayesini eşi Remziye (Alişan) Kaygusuz şöyle anlatıyor;

“Eşim önce ‘Bir dergi çıkaracam’ dedi, sonradan ‘Ben bir kitap yazıcam’ dedi. Bir gün oturup yazdı öyle kötü bir kağıda… Sonra ‘Ben birinci kitabı yazdım’ diye bize getirdi. Kardeşim de var. ’Bi okuyun’ dedi. Okuduk. Böyle çöpten resimler yapmış, çöp resim benim eşimin buluşudur… ’Cin Ali’nin atı’ yazmış ama o cümlelere göre bir resim de yapmış. Cin Ali’nin atı diyor, bir at var; Cin Ali’nin annesi diyor, anne var. Ama hiçbir giyim yoktu. Ha, onu da söyleyelim, Cin Ali basım aşamasına gelince bir matbaa buldu eşim. Sahibinin adı Ali olan bir matbaaya. O da yeni başlamış işe, parası pulu yok. Fakat cin gibi bir adamdı. Ondan sonra bu, yahu buna bir ad koyalım, ne koyalım, cin gibi bir Ali, Ali adını koyalım diyorlar. Orada karar veriyorlar, cin gibi görüyorlar ya Ali beyi de… Cin Ali çok satıldı. 1988’de eşimi kaybettik, o zamana kadar satılıyordu.Yalnız piyasada bir gerileme başlamıştı o tarihlerde. Piyasada ahlak değişmişti, artık çekmiş, senetmiş, onun hiç önemi yoktu. Ve biz de Mustafa beye telif hakkını sattık. O yürütüyor ama eser tabii yine bizim.” (Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2003/07/17/pazar/paz09.html )

Türkiye’de minimalist akımın ilk örneğiydi çöpten oğlan; giysiyi, eşyayı bir tarafa bırakalım, gövdesi bile kolu bacağıyla aynı kalınlıktaydı. Ama nedendir bilinmez başındaki kasketi hiç çıkarmazdı.

Cin Ali’nin yaratılması Türk eğitim sisteminde tam anlamıyla bir devrimdir. Rasim Kaygusuz’un öğrencileri üzerinde 7 yıllık uygulamalar sonucunda hazırladığı ve başarısını önce kendine kanıtladığı fişler, okumaya girişte parçalı okuma sistemini bitirdi. Öğrencilerinin heceleyerek okumaya zor geçiş yaptığını gören Rasim Öğretmen, kendi sistemini geliştirdi. Bu sisteme, okumaya girişte tümdengelim sistemi deniliyor. “Baba bana top al” cümlesini bir anda, hecelemeden kavrayan beynin daha kolay ve hızlı okuyabildiğini keşfeden Rasim Hoca, okumanın bir şartlandırma işi olduğunu söylermiş. Günümüzde Rasim Öğretmen’in fişleri, ilkokul birinci sınıfların değişmez demirbaşı.

Uslu değil yaramaz

Rasim Kaygusuz, Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra Anadolu köylerinde öğretmenlik yaptı. Geliştirdiği fişlerin, öğretmen arkadaşlarından da olumlu tepkiler aldığını görünce bu fişleri bir kitap içinde toplamaya karar verdi. Tanıdığı tek yayıncı Ali Çiçek’e başvurdu. Kitabına isim gerektiğini o zaman öğrendi. “Fişlerimde en çok geçen isim Ali. Senin de ismin Ali. Okulda bir lakabın var mıydı?” diye sordu. Kahramanımızın isim babası Ali Çiçek, “Cin Ali” deyince Rasim Öğretmen, bu ismin tam da hayalindeki öğrenci tipine uyduğunu söyledi. Kitap 20 yıl boyunca tüm Türkiye’deki ilkokulların vazgeçilmez demirbaşı oldu.

Papyonlu Cin Ali

Genç öğretmenin o zamanlar kendi öğrencileri, daha sonra ise bütün Türkiye’li çocuklar için oluşturduğu karakter Cin Ali, 1990 yıllında aniden imaj değiştirdi. 90′lı yıllara belirgin bir yüz, siyah saçlar, kulağında bir çiçek, papyon ve fiyonklu ayakkabılarla giren çöp çocuk, kamyonlarla Anadolu’ya dağıtılıyordu. Bu dönemde orijinal metindeki tek değişiklik, Cin Ali’nin evinde radyo yerine televizyonun bulunmasıydı. Resimlerdeki yeni imajı Mustafa Delioğlu çizdi. İmaj değişikliğinin sebebini sorduğumuz Mustafa Torun’un konu ile ilgili açıklamaları ise oldukça ilginç:

“Eğitim camiası Rasim Kaygusuz’u kıskandı. Çünkü o Talim Terbiye Kurulu’nun yapamadığı işi yapmıştı. Öğrenciler için birşeyler üretmesi gereken kurul ve bürokratlar o dönem ortaya hiçbirşey koyamıyorlardı. Rasim Hoca gece gündüz çalışıp dersler verip fişleri hazırlıyor ve onları uyguluyordu. Öğrencilerinin zorlandığı kelimeleri derhal iptal ediyordu. O dönem sıkça kullanılan, bugün köy okullarında başvurulan çözümlü alfabe sınıf aracı Rasim Hoca’nın icadıdır. Devletin bürokratları çalışıp Türkiye için üreten bir köy öğretmenini çekemediler. Talim Terbiye, müfettişlere baskı yapmaya başladı. Okulları denetleyen müfettişler, müdürleri Cin Ali almamaları konusunda uyarıyordu. İmaj değişikliği işte bu döneme rastlar. Nereden çıktı bilmiyorum ama o dönemde “çöp adam, çocukların görsel sağlığına aykırıdır” dediler. Çöp adam eğitsel açıdan doğru değilmiş. Cin Ali’yi baskı altına soktular.”

Bu gelişmelerin ardından Rasim Hoca’nın kızı Nevin Apaydın sonunda bir değişiklik yapılmasına karar verdi. Baskılardan bunalan Apaydın, hikayelerin kesinlikle değiştirilmemesi ve yeni hikayelerin eklenmemesi hususunda anlaşarak imaj değişikliğine izin verdi. Bu değişiklik, Rasim Öğretmen’in ölümünden iki yıl sonra oldu.

(Kaynak: http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/01/06/yasam/yasam3.html)

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Allah aşkına kıyaslamayın
Oca 2nd, 2009 by savassakar

Ben kıyaslanan bir kuşaktanım. Daha ana sınıfından itibaren yüksek notlar almak, sınıf birincisi olmak, komşunun oğlundan daha hızlı koşmak vb. bir çok konuda kıyaslandım. Kıyaslanmaktanda yoruldum, kıyaslamaktanda.

Sürekli bir rekabet ortamı içinde yetiştirildik. Ailelerimiz, öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz bizi hep birileriyel kıyasladılar ve kıyaslamaya devam ediyorlar. Hata eminim özellikle özgüveni yeterince gelişmemiş olanlarda kendilerini diğerleri ile kıyaslıyorlardır.

Bir ana sınıfı düşünün: Çocuklara resim yaptırılmış ve en iyi 1-2-3 diye duvara 3 resim yapıştırılmış ve bu bir sergi şeklinde sunuluyor. Olacak şey mi bu?

Bütün çocuk resimleri güzeldir ve birincidir. Siz daha en küçük yaşlarda diğerlerini geçmeyi erdem olarak öğreteceksiniz ancak bunu yaparken ahlaki ve etik kuralları yeterince öğretmeyeceksiniz, sonuç ne olur? Şimdi çevrenize bakın ve sonucu görün. (Tabiki her şeyi böyle bir geçmişe dayandırmıyorum ama belki sizleri biraz düşündürebilirim diye yazıyorum.)

Şimdi şu senaryoya bakalım. 2 kişi var: Ahmet ve Mehmet. Ahmet kıyaslamalar sonucu hep herkesi geçmeye kendini zorlamış, okul ve iş hayatı derken artık kıyaslama kendisnde kalıcı davranış değişikliğine neden olmuş olsun. Her şeyi bir diğer şey ile kıyaslayarak başarısını ölçüyor. Rakibinin satışlarının gerisinde kalırsa her türlü strateji ve taktik ile öne geçmeye çalışıyor, birisi son model biraraba alırsa kendisi özel yapım başka bir araba alıyor. Başkalarının giydiklerini giymiyor çünkü hayatını kıyaslanma belirlediği için “kıyaslanmak istemiyor”

Mehmet ise hep birileri tarafında geçilmiş, hatta ailesi tarafından da “bak komşunun oğlu neler yaptı sen yapamadın” tenkitleriyle büyümüş, içine kapanık, üniversiteden sonra zar zor iş bulmuş, “gözlerimi kaparım işimi yaparım” diyen biri haline gelmiş. Kıyaslanmaktan yorgun düşmüş, yenilmiş.

O kadar çok böyle insanlar var ki çevremde, gerçekten üzülüyorum.

Bence eğitimin en önemli unsurlarından insanlara herkesin ayrı bir birey olduğunu, herkesin kendine has bir güzelliği ve özelliği olduğunu belletmektir. Bu konuda anne-babalara, öğretmenlere çok zor bir iş düşüyor. Çünkü tüm hayatları boyunca “kıyaslanmış” olan bizlerin “kıyaslamamayı başarmamız” ve bunu ”çocuklarımıza öğretmemiz” gerekiyor.

Hem herkesin şartları eşit değil hemde herkesin yetenek ve beceriler iaynı değil. Kıyaslama ancak eşit özellikteki şeyler arasında yapılırsa anlamlı olabilir ki buda belki 2 şirketin pazarlama sonuçları yada 2 farklı maddenin ateşe karşı hassasiyetini karşılaştırma gibi. Aam o kadar yani bilimsel anlamda bizlere bir şey katmak adına kıyas-karşılaştırmanın gerekli olduğunu kabul edebilirim.

Son sözüm: Lütfen insan hayatını/yaşamını hiç bir şey ile kıyaslamayın.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 0 (from 0 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
© Copyright 2004-2012, Savaş Şakar