Hani “canım sıkılıyor”, “içimden hiç bir şey yapmak gelmiyor”, “içim daralıyor” dediğimiz anlar
vardır ya işte o anlarda benim kullandığım bir liste var. Bu listedeki şeylerden bir ya da birkaçını yaptığımda gerçekten çok rahatlıyorum. Gerçi burada yazacaklarım doğal olarak İstanbul odaklı, lütfen kusuruma bakmayın.
İşte benim listem;(aşağıdaki liste öncelik sırasına göre değildir, rasgele yazılmıştır)
Piknik – Tabiki mangal vb. de güzel olur ama sadece bir sandviç ve bir içecek ile deniz manzaralı bir yerde atıştırmak, ya da Belgrad Ormanı gibi bir yerde basit yiyeceklerle vakit geçirmeyi kastediyorum.
Arka Sokakları Gezmek – Özellikle Beyoğlu ve Kadıköy’ün arka sokaklarında yıllardır dolaşıp hep yeni yerler keşfetmişimdir. Değişik pasajlar, dükkanlar vb. Sizde böyle bir keşfi Güneşli, İkitelli taraflarında outletler keşfederek yapabilirsiniz.
Kitap okumak – Şöyle sakin bir parka gidip ya da hava güzelse balkonda sıcak çay eşliğinde kitap okumak. Aynı şekilde kitapevlerini gezip orada tek tek kitapları incelemek. (Ben kitapları koklamayı bile çok severim.)
Devamını okumak için tıklayınız
Eğitim verdiğim profesyonel kurumlarınma bir çoğunda eğitim esnasında katılımcılar cep telefonlarını kapatmak gibi bir nezaketi atlıyorlar ve maalesef ve bunu o kadar doğal buluyorlar(aşağıda sebeplerini açıklamaya çalıştım) ki şaşırıyorum. Halbuki ilkokulda bile ders esnasında yanımızdaki ile konuştuğumuzda bunun saygısızlık olduğunu bilerek yetiştirildik. Ne yazık ki cep telefonu sağladığı kolaylıklar gibi rahatsızlıklarda veriyor.
Bir sinemada ya da tiyatroda bir cep telefonu çaldığında bazıları çok rahatsız olur bazıları çok kızar. Hemen hemen hepimizin elinin altında olup kullanmamıza ve hatta bazen bizimde böyle yerlerde açık unutmamıza rağmen neden aşırı tepki veririz?
Garson geldiğinde “bir dakika” dedi Ahmet. Ayşe ile birlikte menüye son bir kez göz attılar ve tam siparişlerini verecekleri sırada Ayşe’nin telefonu çaldı.
Ayşe garsona “Biraz sonra,” dedikten sonra ve telefonuna dönüp “Merhaba” dedi. Garson, Ahmet’e dönerek”hazır olduğunuzda lütfen beni çağırınız” diyerek uzaklaştı. Ahmet biraz rahatsız olmuştu. Hala cep telefonu kültürümüze “biriyle yemekteyken kapatmanın” girmediğini düşündü. Birileriyle birlikteyken yada konuşurken telefona yanıt vermek belkşide bir çoğumuzun farkında olmadığı bir KABAlıktır.
Bu kabalıklar nelerdir derseniz; Devamını okumak için tıklayınız
Bazı şeylerin sadece filmlerde olması hiç dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Biz filmleri seyrederken hiç
garipsemiyoruz ama halbuki normal olmayan bir çok şey var;
1. Her zaman gittikleri yerin tam önünde ya da tam karşısında arabalarını park edecek yerleri vardır.
2. Taksiye para öderken hiç cüzdanlarına bakmadan bir tane para çekip verirler.
3. O anda televizyondaki haber esas oğlan ya da kız ile ilgili olur.
4. Bir mağara yada karanlık yerden gelen korkunç ses mutlaka araştırılır.
5. Herhangi bir kilit banka kartı yada ataç ile birkaç saniyede açılır.
6. Sokakta dans etmeye başlandığında herkes aynı kareografiyi biliyordur.
7. Tüm bombalara büyük kırmızı ışıklı bir zamanlayıcı bağlıdır ve çoğunlukla geri sayım başladığında patlama olacağını biliriz.
8. Bir Alman’la Amerikan karşı karşıya geldiğinde her ikiside kendi dilinde konuşur. Ama Alman kendi arkadaşlarıyla yan yana iken ingilizce konuşurlar.
9. Ruj izleri hiç çıkmaz.
Devamını okumak için tıklayınız
Neotorama’da gördüğüm bu yazıyı “as is” türkçeleştirmeye çalıştım. Her sinemaya gittiğimizde filmlerden önce gördüğümüz logoların hikayeleri aşağıda;
1. DreamWorks SKG: Ayda oturan çocuk
DreamWorks stüdyoları 1994 yılında Steven Spielberg, Disney stüdyo başkanı Jeffrey Katzenberg ve kayıt üreticisi David Geffen tarafından kuruldu.
Spielberg hazırlanacak logonun Hollywood’un altın çağını ifade etmesini istiyordu. Spielberg’in bir çok filmindeki Sanal efektleri yapan Dennis Muren [...]