SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
Köpek Eğiticileri ve Karizma
Eki 1st, 2010 by savassakar

Neden bazı insanların karizması vardır ve bu kişilerin duruşları bile çevrelerindekini büyülerken başkalarınınki tam tersi bir etki bırakır? Eminim herkes çalıştığı yerde, mahallesinde, arkadaşları arasında karizmatik olmayı istemiştir ve hatta istemektedir.

Acaba kendimizden karizmatik birini ortaya çıkarabilir miyiz? Karizmatik özellikler geliştirilebilir mi?

Duruşunuz sizin rahatlığınızı, verdiğiniz güveni ve kendinize olan güveninizi göstermelidir. Karizma dediğimiz bu özelliklerin toplamıdır. Bu özellikler insanların farkında olmadan taklit etmeye başlamalarına yol açacak şekilde bulaşıcıdırlar. Üstelik bu tipte davranışa sahip olanlar başkalarının karizmatik davranışlarından etkilenmezler.

Yanlış anlaşılmasın, birilerinin sizin davranışlarınızı kopyalıyor olması karizmanızın olduğu anlamına gelmez. Tarih karizmatik liderlerin onları takip edenlerin ihtiyaçlarını, değerlerini ve beklentilerini önemsediklerini göstermektedir. Bu sayede takipçiler büyük fedakarlıklar gösterebilmekte, karizmatik liderin yolunda onun normlarında ilerlenmesine destek olmaktadırlar. Çoğu karizmatik kişi bu karizmalarını iyi hatip(konuşmacı) özellikleri ile diğer kişilere aktarmakta ve etkilemektedirler.

Hayvan davranış bilimi uzmanları köpeklerin insan vücut diline çok hassas olduklarını söylemektedirler. Read the rest of this entry »

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Günlük tutmak üzerine
Ağu 30th, 2010 by savassakar

Birçok insan günlük tutmaz çünkü ya yazacak bir şey bulamaz yada düşündüklerimi, yaşadıklarımı yazsam ne olacak diye düşünür. Zaten zor olan hayatlarını bir de günlük tutarak zorlaştırmak istemezler. Aslında tutulan günlükler -ki artık bloglarda bu işi görür oldu, “kişisel ve sivil tarihlerimizi” oluşturuyor, kendi kimliklerimizi bulmamızı sağlıyorlar.

Aslında günlük tutarak şu sorulara yanıt bulmak mümkün;

Ben kimim?

Ben şu anda ve bu konularda ne düşünüyorum?

Günlük tutmanın ya da günlük olarak yazmanın en güzel tarafı o günün düşüncelerini, hissedilenlerini, sıkıntılarını, kızgınlıklarını ve deneyimlerini kayıt altına almak. Bu ne işe yarayacak derseniz cevabım şöyle olur; hem kişisel olarak gelişiminize katkınız olacak, hem kendinizi keşfetmenize hem de dayatılan resmi tarihin ötesinde gerçek tarihin kayıt altına alınmasına. Birde düşünce ve duygularınızı yazıya dökmeniz farkında olmadığınız özellik ve güçlerinizi, içinizdeki dehayı ortaya çıkaracaktır.

Yazma ve Bağımlılıklarımız

Şişmanlayan insanlar hatayı yedikleri, yiyeceklerde buluyorlarsa problem var demektir. Yemeği isteyen sizin beyniniz ve sonuçlarına katlanan bedeninizdir. Eğer beyniniz bir şeyin size keyif vereceğini iyi olacağını düşünüyorsa yapmanızı destekler. Fakat öte yandan siz sağlıklı olma mantığına ulaştığınızda bu seferde diyet yada sağlıklı beslenme ile ilgili beyninizin karar mekanizmasını değiştirmeye çalışırsınız. Örneğin günlük yazmaya başlarsanız öncelikle kendinizle barışıp beyninizin doğru düşünmesi için gerekli farkındalığı yakalayabilirsiniz. Eğer hergün içki içiyor ve sarhoş oluyorsanız yazdığınız günlüğe bir süre sonra geri dönüp okuduğunuzda ne kadar yanlış yaptığınızı görebilirsiniz. Hele birde daha az içebilmek için yapmayı planladıklarınızı yazıp yaptıkça tekrar günlüğünüze kaydetseniz işte gerçek başarıyı yakalamak için en büyük adımı atmışsınız demektir.

Bu arada günlüğü belki farklı başlıklar altında düşünmenizde fayda olabilir;

Read the rest of this entry »

VN:D [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Yapılmaması gereken yanlışlar
Ağu 12th, 2010 by savassakar

Marshall goldsmith ve Mark reiter’in beraber kaleme aldığı “İş Dünyasında Zirveye Giden Yol” adlı kitapta geçen aşağıdaki 20 madde gerçekten başarmak isteyenlerin yapmaması gerekenleri çok güzel özetliyor;

1. Zafer takıntısı: Her halükarda ve her durumda kazanma arzusu —bu, bizim için bir sorun teşkil etsin, etmesin veya bizimle tamamen ilgisi olsun veya olmasın.
2. Gereğinden fazla yorum yapmak: Fikrimizin sorulup sorulmadığını önemsemeden, her tartışmaya burnumuzu sokmaya dair içimizden taşan karşı konulmaz istek.
3. Yargılamak: Başkalarına değer biçme ve kendi kaidelerimizi onlara dayatma arzusu.
4. Yıkıcı yorumlar yapmak: Bizi açıkgöz ve esprili gösterdiğini düşündüğümüz yersiz, iğneleyici ve alaycı sözler sarf etmek.
5. Söze “Hayır,” “Fakat,” veya “Halbuki” ile başlamak: Etrafımızdakilere, alttan alta “Ben haklıyım. Sen hatalısın” mesajını veren bu negatif niteleyicileri, gereğinden fazla kullanmak.
6. Dünyaya ne kadar akıllı olduğumuzu haykırmak: İnsanlara, sandıklarından çok daha zeki olduğumuzu kanıtlama arzusu.
7. Sinirliyken konuşmak: Duygusal uçarılığı, bir yönetim maşası olarak kullanmak.
8. Olumsuzluk veya “İzin verin, neden işe yaramayacağını açıklayayım” tutumu: Fikrimiz sorulmadığı halde bile, olumsuz düşüncelerimizi ifade etme
arzusu.
9. Başkalarından bilgi esirgemek Başkalarına karşı üstünlük sağlamak amacıyla, bilgilerimizi paylaşmaktan uzak durmak.
10. Karşımızdakini hak ettiği şekilde takdir etmemek: Hak ettikleri durumlarda bile başkalarını övmemek veya ödüllendirmemek.
11. Hak etmediğimiz itibara sahip olduğumuzu iddia etmek: Elde edilen her başarıya yaptığımız katkıya aşırı derecede değer biçmenin en sinir bozucu yolu.
12. Bahaneler uydurmak: Rahatsız edici davranışlarımızı, mizacımızın değiştirilemez bir parçasıymış gibi yansıtmaya çalışıp, insanların bu davranışları mazur görmelerini sağlamaya çalışmak.
13. Geçmişe takılıp kalmak: Hatalarımızı, geçmişimizdeki insanların veya olayların üstüne yıkma arzusu; kendimizden başka herkesi kabahatli bulma eğilimi.
14. Adam tutmak: Birilerine adil davranmadığımızın farkına varamamak.
15. Pişmanlığı dile getirmekten çekinmek: Yaptığımız işlerin arkasında durmamak; hatalı olduğumuzu kabullenmemek veya davranışlarımızın başkalarını etkiliyor olduğunu itiraf etmekte aciz kalmak.
16. Dinlememek. Bir kişinin, iş arkadaşlarına yaptığı saygısızlıklardan en pasif-agresif formda olanı.
17. Karşımızdakine duyduğumuz minnettarlığı ifade etmemek: Hatalı davranış biçiminin en temel unsuru.
18. Elçiye zeval vermek: Bize genelde, yardım etmeye çalışan bir masuma saldırmaya dair içimizden taşan sapkın arzu.
19. Sorumluluğu başkasına yüklemek: Kendimizden başka herkesi suçlama arzusu.
20. Aşırım derecede “kendim olma” isteği: Hatalarımızı, kişiliğimizin ayrılmaz bir parçaymış gibi görüp, sanki birer faziletmişçesine yüceltme arzusu.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 3.0/5 (2 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Herkes rolünü iyi oynayacak
Haz 18th, 2010 by savassakar

Hepimizin bir çok rolü var. Kendimden örnek vermem gerekirse öncelikle insanım, Türkiye vatandaşıyım, kocayım, babayım, yetişkinim, eğitimciyim, kiracıyım, evsahibiyim, şoförüm, arkadaşım, dostum, bir mağazaya girdiğimde müşteriyim, blog yazarıyım, seçmenim vb. aklıma gelenler.

Eğer her rolümüze sahip çıkar, olması gerekenleri ve doğruları düşünür, rolümüzü en iyi şekilde yerine getirmeye çalışırsak hayat daha iyi olmaz mı? Bir doktor hastasını iyileştirebilmek için elinden gelen tüm gayreti gösterip pratik ve teorik olarak kendini geliştirir, hastasına en hızlı teşhisi ve dolayısıyla tedaviyi uygulayabilmek için gerekli bilgilere en hızlı şekilde ulaşmaya çalışırsa daha önceki bir yazımda belirttiğim acil durum bilgilerimizi “kendimiz” boynumuzda taşımaktansa bunu yapmamız bizden talep edilir, bizler bir süre sonra bundan sıkılır, bu tip bilgilerin elektronik ortamda ve doktorların anında erişebilecekleri bir şekilde düzenlenmesinin yapılmasını isteriz. Kısacası o bilgilere ulaşmayı, daha iyi ve doğru müdahale için doktorlar istemeli, hasta takmayı düşünmemeli görüşündeyim.

Aslında demek istediğim her meslek grubu kendi mesleğini daha iyi icra edebilmek için hizmet verdiği insanlara yardımcı olmak zorundadır. Diyelimki kendinize bir ev yaptıracaksınız. Bir inşaat firmasına gittiniz, kapısı, penceresi, şu kadar odası olsun, şurada dursunlar vb. aklınıza gelenleri söylersiniz. Söylemedikleriniz ya iş esnasında size soru olarak gelir ya da emri vaki olarak yapılır ve karşınıza çıkar. Aynı inşaat şirketine gittiğinizde size hemen hemen her konuda sizin karar vermeniz gereken şeyleri soru olarak sorsalar fena mı olur? Hangi yönde kaç pencere istiyorsunuz? Çift cam mı olsun? PVC mi ahşap mı olsun? Pencelere kolları plastik mi olsun metal mi olsun? Pencereler kaç yöne açılsın? Çocuk kilidi olsun mu? Bu sorular hem sizin ihtiyaçlarınızı netleştirir hemde inşaat firmasının işini doğru yapmasını sağlar.

Aslına bakarsanız tüm rollerimizi oynamaya çalışıyoruz ama gerçekten hepsinde gereken özeni gösteriyor muyuz bu konuda şüphelerim var. Gösterdiğiniz özeni ispatlayabiliyor, içiniz rahat uyuyabiliyorsanız ne mutlu size.

Ama bugün bir vatandaş olarak, bir hasta olarak ve diğer aklınıza gelecek bir çok konuda gerçekten haklarımızı ya da yapmamız gerekenleri düşünüyor muyuz? Biliyor muyuz?

İşimize gelen konularda titizlenirken diğer konuları geçiştiriyor muyuz?

Ben Eskişehirliyim derken, orada doğmamız dışında oraya bir faydamız oluyor mu? Ya da gurur duyduğumuz Afyon2lu bir dünya şampiyonu için acaba Afyon bir şey yapmış mıdır yoksa sadece aile bağları orayı gösteriyordiye başarıya ortak mı oluyordur?

Ben inşaat mühendisiyim, kiracıyım, müteahhitim, belediye çalışanıyım derken her hangi bir deprem haberi sizi etkileyebiliyor mu?

Yaptığınız işin olumlu sonuçlarını ölçmek için ne kadar gayret sarfediyorsunuz? Ya da ölçebiliyor musunuz? Örneğin bir öğretmenin öğrencilerinin üniversite sınavını kazanması mı yoksa faydalı şeyler üretmeleri mi eğitimin başarısını gösterir?

Biz gerçekten her rolümüzün hakkını verebilirsek bir çok şeyi değiştirebiliriz. Çünkü roller bize o konuda sorumlulukta yüklerler ve sorumluluklar devredilemez. Siz aldığınız rolün sorumluluğunu taşıyabilmeli, en iyisini yapabilmek için elinizden gelen tüm gayreti gösterebilmelisiniz.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Kalıcı yaşınız kaç?
Mar 1st, 2010 by savassakar

Size saçma gibi gelebilir ama yazının devamını okuduğunuzda hepimizin kalıcı bir yaşı olduğunu göreceksiniz. Aslında birine yaşını sorduğunuzda hemen doğum yılı ile içinde bulunduğu yıl üzerinden bir hesap yapar ve size yaşını söyler.

Fakat inanıyorum ki aslında herkesin bir kalıcı yaşı var. Örneğin ben 33 yaşında hissediyorum kendimi. Ne çocuklar kadar rahat sağa sola koşturabiliyorum ne de gençler kadar her şeye atlayacak heyecana sahibim. Ama 40′lı yaşların olması gereken ağırlığına da yeterince sahip değilim. Aslında çocuk yaşta babamı kaybedip, evdeki erkek adam rolü bana verildiğinden beri hep büyük adamı oynamaya çalışmış, birazda mecbur kalmıştım. Ama büyüdükçe anladımki aslında her geçen yılı yaşına ekleyip eklememene karakterin karar veriyor. Ben çocukluğumda her yıl 3 yaş büyürken şimdi 3 yılda bir 1 yaş ilerliyorum.

Her ne kadar geçmişimde yöneticilik yapsamda sürpriz yumurtadan çıkan küçük maketleri yapmayı, kendime oyuncak almayı ve arkadaşlarımla salon oyunları oynamayı bırakmadım.

Read the rest of this entry »

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 4.0/5 (2 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
© Copyright 2004-2012, Savaş Şakar