SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
En büyük hata hataların tekrar edilmesidir!
Kas 10th, 2011 by savassakar

İki avcı, kamyonetleriyle Amerika’nın kuzeyinde küçük bir havaalanına gitmişlerdi. Orada dört kişilik bir uçağın pilotuyla konuşmaya başladılar. O gün avladıkları geyik, kamyonetlerindeydi ve onu da uçağa yükleyerek gitmek istiyorlardı.

Pilot, uçağın dört kişilik olduğunu, kendisi ve iki yolcunun dışında bu geyiği alamayacağını söyledi. Çünkü geyik ve eşyalar en az iki insan ağırlığındaydı.

Avcılar ısrar ettiler. Pilot, kararlı bir şekilde reddetti. Sonunda avcılar, “Geçen yılki pilot senden cesurdu. O kabul etmişti.” dediler.

Pilot da, “Siz bana korkak mı diyorsunuz? Ben çok tehlikeli olduğu için reddediyorum.” diye itiraz etti.

Avcılar, “Hayır. Yeterince cesur değilsin, ondan.” dediler.

Pilot, sonunda avcılar ve geyiği almayı kabul etti. Geyiği yüklediler ve uçak havalandı. Birkaç dakika sonra 10 kilometre kadar havaalanından uzaklaşmışlardı ki, uçak geyiğin fazla ağırlığından havada yalpalamaya başladı. Pilot güçlükle uçağı bir tarlaya doğru indirmeye çalıştı. Uçağın tekerleri balçığa saplandı.

Uçaktan çıkan avcılardan biri diğerine sordu: “Neredeyiz?” Diğer avcı cevap verdi: “Geçen yıl düştüğümüz yerden 1 km kadar uzaktayız. Sanırım.”

VN:D [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
VN:D [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Ekibiniz size güvenmeli ve saygı duymalıdır
Şub 28th, 2011 by savassakar

Dünyanın en yüksek tepesine çıkmak normal şartlar altında aylar sürer ve hatta hazırlanma süresinide düşünürseniz yıllar. Mayıs 1996’da Breashear ve ekibi enteresan bir karar aldılar: Bu yapacakları seyahatin IMAX filmini çekmek. Şimdi yüzlerce kiloluk film ekipmanını oraya taşıyabilecekleri yeni bir plan yapmak zorundaydılar. İyi bir planın esnek olması onları tek bir olasılığa mecbur etmemesi gerektiğini biliyorlardı.

Öncelikle “eğer” senaryolarını ele aldılar, böylece beklenmedik şeylerle karşılaşma olasılıklarını en aza indirmeye çalışıyorlardı. Fakat daha ilk gün beklenmedik bir fırtına patladığında diğer ekipler tırmanmaya devam ederken Breashear’ın ekibi dönmek zorunda kaldı. Sonrasında aylarca orada kalmalarına rağmen geri çağırıldılar. Breashears’ın “Dağın programına uymak zorunda kaldık, kendimizinkine değil” sözleri ise etkileyiciydi.

Breashear’ın ekibi dönerken bir çok ekpmanı geride bıraktı. Geceyarısı olduğunda ekipteki 8 kişide hastalanmıştı. Rob Hall çok ünlü bir tırmanıcı ve Breashears’ın arkadaşı idi. Hall kendilerini zirveye götürmesi için ona para veren bir gruba kılavuzluk etmekteydi. Jon Krakauer’da bir yazardı ve Hall’ın ekibinde yer alarak Into Thin Air adlı kitabını yazıyordu.

Bu kadar aksiliğin üzerine ertesi gün daha sonraları mucize denilecek birşey oldu. Read the rest of this entry »

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 3.0/5 (1 vote cast)
VN:D [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Problemin kaynağını doğru belirlemek
Ara 30th, 2010 by savassakar

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış.

Doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

“Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım, cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla”

O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş: “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Cevap yok. Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Gene cevap yok Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Hala cevap yok

Read the rest of this entry »

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 4.7/5 (3 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Sizin hiç adanız oldu mu?
Ara 7th, 2010 by savassakar

Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas okyanusu’nun ıssız bir yerinde milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür. Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorulanlar, okyanusun dev dalgaları arasına kendilerini atarak intihar etmektedirler!

Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler, ancak intihar etmelerinin nedenini çözemezler.

Yıllar suren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu; kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın bir deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar. İnsanların yokluğunu bile fark etmedikleri ada kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez bir durağıdır. Kuşlar binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve uzun ve yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler.

Peki ya siz?..

Sizin hiç bir adanız oldu mu? Yaşamın uzun göç yollarında size bir yudum taze soluk verecek, yolunuza dinç olarak devam etmenizi sağlayacak bir adanız var mı? Bir gün yerinde bulamazsanız, ille de ulaşmak ve sığınmak için başınızın döndüğü, dengenizi yitirinceye kadar çırpınıp kanat çırptığınız bir ada yaratabildiniz mi kendinize? sınırsızca her şeyi paylaşabileceğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak kadar güven duyduğunuz bir arkadaş, size daima huzur ve mutluluk verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi?

Şöyle daha bir iyi bakın çevrenize… Size gelen, sizin gittiğiniz, sizi bulan, sizin bulduğunuz kaç adanız var çevrenizde? Kaç tane durup nefeslendiğiniz ada yaratmışsınız kendinize.

***Alıntıdır, email ile gelmiştir. Kaynak bildiren olursa güncelleyeceğim.

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (3 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
Mutluluk gönülden vermektir
Eki 24th, 2010 by savassakar

Vermekten hoşlanmıyorsan, sana verilmesini de engellersin.
Verilmekten hoşlanmıyorsan vermeyi de bilemezsin.
Ne vereyim, ne versinler diyorsan
Sadece alıyorsun.

Mutluluk içinde başlar, çünkü mutluluk içten, özden verebilme yetisini kazanmakla başlar. İnsanların çoğu neden mutsuz, en azından mutlu değil? Vermeden almayı ya da önce alıp sonra vermeyi düşündükleri için.

Bir gezgin, dağ bayır gezerken bir akarsuyun içinde değerli bir taş bulur. Ertesi gün yolda bir adamla karşılaşır. Adam çok açtır. Gezgin torbasındaki yiyeceği karşılaştığı bu kişiyle paylaştırır. Ama erzak çantasını açarken adamın gözü çantadaki değerli taşa ilişir. Gezginden bu değerli taşı kendisine vermesini ister. Gezgin hiç duraksamadan değerli taşı adama uzatır. Adam başına konan talih kuşundan memnun, aceleyle oradan uzaklaşır. Artık kendisine ömür boyu maddi güvence sağlayacak değerli taşın sahibidir. Bir kaç gün sonra gezgin, arkasından koşarak kendisine yaklaşan adamı görür. Adam nefes nefese değerli taşı gezgine uzatır.

“Senden ayrıldıktan sonra uzun uzun düşündüm. Bu taşın ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Ama onu sana geri vermek senden daha değerli bir şey almak istiyorum.
Bu taşı bana rahatlıkla vermeni sağlayan o içindeki şey her ne ise ondan istiyorum”

Sahip olduğun maddi şeyleri vermek, vermenin en kolay yoludur. Ama burada bile takılı kalan ne çok insan var. Gerçek vermek, kişinin kendinden, özünden vermesidir. Emerson’un dediği gibi:

“Yüzükler ve mücevherler armağan değildir. Gerçek armağanı veremediğin için dilenen özürdür. Gerçek armağan kendinden bir parçayı verebilmektir.”

Çocuklarına sevgi yerine, ayıramadıkları zaman yerine onları oyuncaklara boğan, pahalı okullara gönderen, altlarına araba çeken anne babaları düşün. Eşlerine ayıramadıkları zamanın, gösteremedikleri sevginin bedelini armağanlarla telafi etmeye çalışan eşleri düşün. Vermeyi bilmedikleri sevgiyi, maddi olanaklarla telafi edebileceklerini düşünenler, sadece kendilerini aldatır, suçluluk duygusunu hafifletmeye çalışır. Ama çocukların, eşlerin yüreklerindeki yarayı azdırmaktan,
öfkeyi büyütmekten başka bir işe yaramaz bu ucuz armağanlar. Gerçek armağan olan sevgi ve ilginin yanında en pahalı mücevher bile ucuz kalır.

Dünyaya sahip olduğunun en iyisini ver, en iyi sana geri gelecektir. Kendinin en iyisini vermeye bugün başla.
Sevdiklerine zamanını ver, dikkatini ver, ilgini ver, bilgini ver, pozitif bakış açını ver, onlara değer ver.
Yüreğindeki armağanları ver, sevgini, anlayışını, neşeni, şefkatini ver, affediciliğini ver.
Zihnindeki armağanları ver, rüyalarını, fikirlerini, yaratıcılığını, yeteneklerini sun dünyaya.
Yüreğini sunduğunda kendini iyi hissedersin, kendine olan güvenin artar, en önemlisi kendine verdiğin sevgi ve değer artar.
Ne verirsen kendine veriyorsun.

Şunu daima hatırla:

Kendine sakladığın, kaybetmekten korktuğun her ne ise onu kaybedersin.

Verdiklerin ise senindir…

VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (3 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +1 (from 1 vote)
Yazıyı pdf olarak gönder %error%
SIDEBAR
»
S
I
D
E
B
A
R
«
»  Substance:WordPress   »  Style:Ahren Ahimsa
© Copyright 2004-2012, Savaş Şakar