Verdiğim danışmanlık ve eğitimleri görmek için tıklayınız
Powered by MaxBlogPress 

Laflar ve yapmak üzerine

Öneren önerilerilerinin tabiki arkasında olmak zorundadır. Fakat oldukça fazla öneri getiren ve bunu yazıya döken biri olarak herkesin kişisel filtrelerini kullanarak yaptığı önerilerini eleyebileceğini ve kendisine uygun olanları seçebileceğini düşünürüm. Sonuç olarak bende bir insan olarak bana getirilen bir çok öneriyi değerlendiriyorum, çoğunlukla şüpheci yaklaşmakla beraber bazılarını gerçekten ciddiye alıyor ve uyguluyorum, bazılarının ise benden daha doğru adreslere ulaşmasına çalışıyorum.

Şimdi bazı önerilerle ilgili farklı bakış açılarını sizlerle paylaşmak istiyorum;

1. Eğer kariyer yapmaktan bıktıysanız sizin için özgürlük yolu sadece kendi işinizi yapmak değildir. Bir çok insan sevdiği ve mutlu olduğu işyerlerinde kendilerini özgür hissedebilmektedirler. Kurumsal bir nehirde yüzmekte kolay ve keyifli olabilir, kendinizi rahatlıkla su üstünde tutabilir, rahatlıkla ileri doğru yüzebilirsiniz. Kendi işini yapan bir çok kişinin “maaşlı işinizin kıymetini bilin” uyarısını dikkate alın.

2. Eğer birileri içten içten ya da gizlice başarısız olacağınıza ya da kaybedeceğinize inanıyorlarsa size “Takma kafana, mutlu ol.” derler. Bazıları devam ederler, “Sen çok iyisin, Sen süpersin” diye. Bu tip durumlarda ya kendi iç sesinizi dinleyin ya da somut ve objektif şekilde durumu değerlendirmeye çalışın. İyi niyetli gaza getirmelerin yaratacağı hayal kırıklıkları sizi çok üzebilir.

3. “Başarıyı hayal edin.” Eğer başarıyı ve pozitifi hayal ederseniz onları kendinize çekersiniz. Fakat sanılmamalı ki sadece hayal etmek herşeyi hallediyor. Aksine hayalinize sizi ulaştıracak adımları atmanız gerekir.

4. “İstersen yaparsın” Yukarıdakine benzer bir durum ama farkı isteyeceğiniz şeylerin ayaklarının yere basması gerektiği. Başka bir evrene gitmek, Everest’i oturduğunuz şehre taşımak gibi “hayal”lerden kendinizi sakınmanız gerekir. Şimdi maraton koşmaya kalksanız muhtemelen birkaç km sonra nefesiniz kesilecektir. Ama çalışmaya başlayabilirsiniz. Gerçekliği yaşamanın ön koşulu hayal etmek olsa da aşırıya kaçmamak gerekir.

Devamını okumak için tıklayınız

Yazıyı pdf olarak gönder %error%

Günlük tutmak üzerine

Birçok insan günlük tutmaz çünkü ya yazacak bir şey bulamaz yada düşündüklerimi, yaşadıklarımı yazsam ne olacak diye düşünür. Zaten zor olan hayatlarını bir de günlük tutarak zorlaştırmak istemezler. Aslında tutulan günlükler -ki artık bloglarda bu işi görür oldu, “kişisel ve sivil tarihlerimizi” oluşturuyor, kendi kimliklerimizi bulmamızı sağlıyorlar.

Aslında günlük tutarak şu sorulara yanıt bulmak mümkün;

Ben kimim?

Ben şu anda ve bu konularda ne düşünüyorum?

Günlük tutmanın ya da günlük olarak yazmanın en güzel tarafı o günün düşüncelerini, hissedilenlerini, sıkıntılarını, kızgınlıklarını ve deneyimlerini kayıt altına almak. Bu ne işe yarayacak derseniz cevabım şöyle olur; hem kişisel olarak gelişiminize katkınız olacak, hem kendinizi keşfetmenize hem de dayatılan resmi tarihin ötesinde gerçek tarihin kayıt altına alınmasına. Birde düşünce ve duygularınızı yazıya dökmeniz farkında olmadığınız özellik ve güçlerinizi, içinizdeki dehayı ortaya çıkaracaktır.

Yazma ve Bağımlılıklarımız

Şişmanlayan insanlar hatayı yedikleri, yiyeceklerde buluyorlarsa problem var demektir. Yemeği isteyen sizin beyniniz ve sonuçlarına katlanan bedeninizdir. Eğer beyniniz bir şeyin size keyif vereceğini iyi olacağını düşünüyorsa yapmanızı destekler. Fakat öte yandan siz sağlıklı olma mantığına ulaştığınızda bu seferde diyet yada sağlıklı beslenme ile ilgili beyninizin karar mekanizmasını değiştirmeye çalışırsınız. Örneğin günlük yazmaya başlarsanız öncelikle kendinizle barışıp beyninizin doğru düşünmesi için gerekli farkındalığı yakalayabilirsiniz. Eğer hergün içki içiyor ve sarhoş oluyorsanız yazdığınız günlüğe bir süre sonra geri dönüp okuduğunuzda ne kadar yanlış yaptığınızı görebilirsiniz. Hele birde daha az içebilmek için yapmayı planladıklarınızı yazıp yaptıkça tekrar günlüğünüze kaydetseniz işte gerçek başarıyı yakalamak için en büyük adımı atmışsınız demektir.

Bu arada günlüğü belki farklı başlıklar altında düşünmenizde fayda olabilir;

Devamını okumak için tıklayınız

Yazıyı pdf olarak gönder %error%

Yeni bir ürün-servis tanıtımı hazırlık listesi

Yeni bir ürün, servis ya da hizmetin duyurulması ve tanıtımına ilişkin rasgele yöntemler kullanmak yerine önceden iyi bir proje planı çıkarmak her zaman daha akıllıcadır. Aşağıda bu konuda kullanabileceğiniz bir şablon bulacaksınız. Bu şablonda yer alan maddelerin karşılıklarını doldurmanız veya o maddelere ilişkin gereken aksiyonları tanımlamanız bir şeyleri atlamamanız açısından çok önemlidir.

Tarih:

Proje Yöneticisi:

Proje Adı:

Proje Hedefi:

Proje Başlangıç Zamanı:

Beklenen bitim tarihi:

Bu tanıtıma dahil olacağını düşündüğünüz iç-dış birey ya da departmanlardan (biliyorsanız) kişilerin-firmaların isimleri:

Örneğin ;

  • Ürün Geliştirme: Ali Kaptan
  • Pazarlama:
  • İmalat:
  • Halkla İlişkiler:
  • Reklam Ajansı: AAA Ajans
  • Diğer:

Temel Bilgiler

Ürün ya da servisin en önemli 5 özelliğini yazınız:

1.

2.

3.

4.

5.

Müşteride en çok fayda yaratacak 5 özelliği yazınız:

1.

2.

3.

4.

5.

Ürün ve servisinizi 75 kelimeyi geçmeyecek bir şekilde açıklayınız :

Taktikler:

Devamını okumak için tıklayınız

Yazıyı pdf olarak gönder %error%

Belkide hedef kitlen yanlış

Sadece mevcut hedef kitlenize, sizin ürünlerinizi alır diye düşündüğünüz kitleye yönelik çalışmalarla sınırlı kalırsanız büyümeniz sınırlı olacaktır. Eğer hedef kitlenizi değiştirecek akılcı bir yöntem, taktik bulursanız kazancınızda o oranda artacaktır. Yani futbolu sadece erkekler seyreder ya da yemek kadın işidir diye düşünerek oluşturulan stratejiler sığ bir düşüncenini ürünüdür. Bakın size açıklayayım;

Anneler günü, sadece bireyler değil aynı zamanda birçok kurum içinde pazarlama taktiklerinin değişmesi, kampanyalar yapılması açısından önemli bir gündür. Özellikle bir hafta öncesinde bir çok reklam panosunda, epostanızda Anneler Günü ile ilgili kampanyalara rastlarsınız. Bakın Japonlar ne yapmışlar?

Devamını okumak için tıklayınız

Yazıyı pdf olarak gönder %error%

Sadece maaş vermek yetmez!

Birçok yönetici sadece verdiği maaşın alacağı hizmet ve destek için yeterli olacağı yanılgısına düşer. “Nasılsa para veriyorum her istediğim olur” düşüncesi yaşanan hayal kırıklıklarıyla kızgınlığa dönüşür. İşten çıkarmalar, istifalar birbirini takip etmeye başlar.

Öncelikle insanın sosyal bir varlık olduğu unutulmamalıdır. İnsan dediğin konuşmak, dinlemek, dinlenmek, dertleşmek vb. şeylere ihtiyaç duyar. Kişilere ödenen ücretler onların maddi ihtiyaçlarını karşıladığı gibi doğal olarak motivasyonlarınıda doğrudan etkiler.

Özellikle son dönemde çevremde bu tipte hatalar yapan çok fazla insan görmeye başladım. Kendileriyle yaptığım sohbetlerde birzda tavsiye niteliğinde şunları söylüyorum;

Öncelikle çalışanınızı tanımaya vakit ayırmalısınız. Türkiyede özellikle kişilerin nereli oldukları, hangi takımı tuttukları vb. konular çok önemlidir. Eğer bir yönetici iseniz tüm çalışanlarınızı tanımalı ve (hatta çalıştığım bir holding’te büyük patronumuz herkesi ismi ile tanırdı) onlarla zaman zaman sohbetler etmeli, aralarına karışmalısınız.

Sonra işin ikinci kısmına geçersiniz. Devamını okumak için tıklayınız

Yazıyı pdf olarak gönder %error%