Şimdi Endişelen, Sonra Ağla

Yazar: Jennifer Louden

Birkaç yıl önce, kızımın üçüncü sınıfı bitirdiği günü hatırlıyorum.

Ağladım.

Kızım, birkaç gün sonra, günlüğüne yapıştırabileceği eski fotoğrafların bulunduğu iki kutuyu ortaya çıkarmıştı. Yogadan gelmiştim. Mutfakta birşeyler atıştırmaya koyuldum ve onunla birlikte fotoğraflara baktım. Lilly, 3 ve 4 yaşlarında, eski evimizde arkadaşlarıyla ve yaşamımızdan gelip geçen aile üyeleriyle oynarken…

Ağladım.

Çok geçmeden kiliseye gittim. Muhteşem bir sevgi yapısına dönüşmüş yeni binadaki ilk ayin. İlahi sesleri her yeri dolduruyordu…

Ağladım.

Ağladım çünkü bu özel dönemin hasretiyle yanıp tutuşuyordum. Mezuniyet dönemi, çocukların bir numara büyük ayakkabıya ihtiyaç duydukları dönem, biçilmiş çimen kokusunun dönemi, büyük ihtimalle uzun gecelerin ışığının dönemi ve Şair Mary Oliver’ın “Ölüm Geldiğinde” adlı şiirinde dediği gibi, “Hayretle evlenmiş bir gelindim. Dünyayı kollarının arasına almış güveydim” diye düşünebildiğim günkü insan olmaya özendiğim dönem.

Bu dönüm noktalarında birşeyi çok açık hissediyorum. Dünyayı kucaklamaya can attığımda, bu, kendimi geliştirmem gereken eksik yanlarım kanalıyla oluyor. Mutfakta oturmuş, Lillian’ın fotoğraflarına bakarken hatırladığım şey, minik ayaklarının elimdeki ağırlığı ya da göğsümdeki ipeksi saçı değildi, aksine o yıllar ne kadar gergin olduğumdu. Yeterince iyi bir anne olma konusunda ne kadar endişe duyduğumdu. Hiçbir zaman öyle olamadığımı hissetmemdi.

Lillian’ın gülerken, sırıtırken, gülümserken, dönerken, sıçrarken, resim yaparken ve uyurken çekilmiş fotoğraflarına baktım. Şunları düşündüm: “Biliyor musun, gerçekten mutlu görünüyor. Bence iyi bir iş yapıyordun.” Yaşamımın ne kadar daha zor olduğunu gördüm. Sebebi, endişelenmem, kaygılanmam, kendi kendimi yememdi.

Terden ıslanmış yoga giysilerimle öylece otururken, elimden gelenin en iyisini yapmak için yogayı nasıl kullandığımı düşündüm. Yıllar boyunca endişelenmeyi, kaygılanmayı, zihnimde sürekli var olan yapılacaklar listesini, her şeyin yolunda gittiğine dair bir işaret olarak kullanmıştım. İlgilendiğimin bir göstergesi olarak. Ben ve BÜYÜK HATA (topuklarımı çimdikleyen şüpheli gulyabani adam) arasındaki güvenlik ağı olarak.

Bunu yapmayı nasıl öğrendim? Hangi ihtiyacı karşılıyordu? Amacım, nedenini sorgulamak değil. Tatlı kızımın şimdi çok uzaklarda kalan, okul öncesi yıllara ait resimlerine bakarken beni ilgilendiren, gelecek odaklı, elini ovuşturan endişe hayaletine artık hayatımı adamamamdı.

Şimdi şunu sormak istiyorum: Elimizden gelenin en iyisini yapmak için endişe ve kaygı dışındaki diğer yollar hangileri? İşte aklıma gelen ilk düşünceler.

1) Mevcut gerçekliğe dikkat edin. Yaşamınızı ya da sanatınızı yaratmanın yolu, ne istediğinizi ve mevcut gerçekliğin ne olduğunu bilmek, sonra da bu ikisi arasındaki gerilimin sizi organik olarak ileriye götürmesine izin vermektir.

Burada önemli olan, mevcut gerçekliği görmenin ne kadar zor olabileceğidir. Gerçek gibi görünen ama genellikle Oz’a* çok benzeyen bir değerlendirmeler (yorumlar/öyküler) çorbası içinde yaşıyoruz. Savları (Savlar, “Mavi gözlerim var” ya da “Dışarısı 40 derece” gibisinden kanıtlar sunabileceğiniz önermelerdir) adlandırmak, mevcut gerçekliği görmenin en iyi yoludur. Örneğin, uluslararası bir konferansta yapacağım iki konuşma hakkında çok endişeliydim. Endişelenmek yerine bir kağıt aldım ve konuşmalara ilişkin bütün savları yazdım:

Son 11 yılda yaklaşık 600 konuşma yaptım.
Çok sayıda konuşmanın ve konuşma notunun yer aldığı bilgisayar dosyalarım var.
Henüz konuşmalarım hakkında birşey söylemek üzere özel bir hazırlık yapmadım.
Her bir konuşmamın ne tür sonuçlar doğurmasını hedeflediğimi belirlemedim.
Henüz giyecek birşey seçmedim.
Kara ulaşımımı henüz onaylamadım.

Mevcut gerçekliği adlandırmak, kendinizi rahat ettirmek YA DA korkutmak değildir. Durumun ne olduğunu soğukkanlılıkla söylemek ve bunu incelemek için bir adım geriye çekilmektir. Kendimi fazlasıyla endişeye kaptırdığım zamanlar, birinin bana mevcut gerçekliğin savlarını bulma konusunda yardımcı olmasına ihtiyaç duyarım. Koçluk yaptığım müşterilerim de bu ihtiyacı hissederler. Bu durum, insanı olağanüstü bir biçimde serbest bırakır VE dikkatimizi tekrar tekrar savlara yöneltmemizi gerektirir.

2) En köklü deneyimlerinize güvenin. Endişelendiğimi hissettiğimde, birkaç dakika nefes alır ve kendime dönerim. Buradan bakarak kendime şuna benzer özenli bir soru sorabilirim: “Bu durumda benim için en önemli olan şey nedir?”, daha sonra “Belli bir güven noktasında durarak bu önemli durumla nasıl baş edebilirim?” Endişenin yüzeysel sesinden kurtulup daha derin bilgiye doğru bilinçli bir geçiş yapın.

3) Destek isteyin. Söz konusu işi (çocuklarımızı büyütmek, rapor yazmak ya da yolculuğu planlamak) kendi başımıza yapmak zorunda olduğumuzu varsaydığımızdan, ne kadar sık endişe içinde yaşarız? Bize doğumdan itibaren kutsal bir çağrı kartı verilir. Bu kart, Tanrıyı ya da diğer insanları yardıma çağırmamıza imkan tanır. Kartı cüzdanımızdan çıkaralım ve kullanalım.

4) Sakinleşmek için bedeninizi kullanın. Nefes almak, yürümek, yoga, tai chi, çocuklarınızla birlikte trampolinde sıçramak, masaj yaptırmak… Bir sonraki adımda gerçekten ne olması gerektiğini net bir biçimde dinleyebilmek üzere merkezi sinir sisteminizi yeterince uzun bir süre sakinleştirecek herhangi birşey…

Ve bu arada, nefes alın!

*Gerçekdışı, büyülü, tuhaf bir yer. L. Frank Baum’un The Wonderful World of Oz adlı romanındaki hayal ülkesi.

 

Kaynak: http://www.marjinal.com.tr 

Aşağıdaki yazıları da beğeneceksiniz:

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 + 17 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.