Aylık arşivler: Eylül 2006

KOLAY VE İYİ ÖĞRENME TEKNİKLERİ


ÇOK HIZLI OKUMA, YABANCI DİL ÖĞRENMENİN, EN PRATİK VE HIZLI TEKNİKLERİ

Yazarı: Reha Oğuz TÜRKKAN

KOLAY ÖĞRENME TEKNİKLERİ I. BÖLÜM *Hem ‘kolay’ öğrenebilir, hem de ‘yine, yine, yine çalışırsanız’, muazzam başarılar elde edersiniz. Hatta geceleri ikiye, bire indirebilir arta kalan zamanlarda başka konuları ele alma fırsatı bulursunuz.’, ‘* “Alın teriyle kazanma” ilkesine önem verenler, ‘kolay’ denen her şeye şüpheyle bakarlar.

*’Zorlanarak öğrenilen bir şey daha çok akılda kalır’ bu, pek az durumlarda, geçerli olabilir ama, eski bir metoddur. Ezber çağından kalmadır. Ama ağır bir yükü ıkına ıkına kaldırmak yerine kaldıraç kullanıp kaldırıvermek daha iyi değil mi?

*’Kolay ve iyi anlama’ şeklinde birleştireceğimiz hedefin, ‘üstünkörülükle’ ve ‘yüzeysellikle’ ilgisi yoktur.

*’Bilgi Çağı’ ve ‘Bilgi Toplumu’ sloganları, bazı eğitimcilere eğitimin amacının bilgi vermek, bilgi aktarmak ve beynini bilgi deposu şeklinde geliyor. Bilgi bir araçtır. Şu halde mühim olan bilgiyi kullanmayı öğrenmek ve öğretmektir.

*Eğitim psikolojisinde, akla hitab eden öğrenime ‘Entellektüel/Cognitive’, hislere yönelene ise ‘Affective’ deniyor. Bu iki yönü bir arada kucaklayan eğitim en etkili olandır.

*Batı kültürü, bilgiyi bir parçadan başlayarak, tüme doğru verir, Doğu Kültürü ise tümden başlayıp, parçalara inerek verir.

*Eğitimde ilk uyarılacak psikolojik hal merak ondan sonra, gayret, biraz kaygı ve dikkat.

*Eğitim amaçları, ders konuları değişebilir ama öğretmenin rolü hep üç esas olarak kalacaktır.

1-Öğrenilecek konuyu sunmak,

2-Öğrencinin konuya ilgisini çekmek, merakını uyandırmak, sevdirmek,

3-Takviye etmek

*Öğrencinin ülküsü şu olmalı: Geçmişimiz ona anlamlı gözüksün, bu güne güven duysun ve geleceğe dönük ümit ve ülküsünün birgün gelip gerçekleşeceğine inanabilsin.

*İlk duvarsız okul uygulamasını Sokrates yaptı. Burada asıl devrimci olan husus, dersini veriş tarzıydı: Tek başına konuşmaz, sual sorardı. Küçük küçük sorular öğrencinin bilgisizliğini ortaya çıkarmak için değil, öğrencinin zihnini gıdıklamak içindir.

*Bazı yöntemleri: SPÖ

1-bir konu binlerce ufak dilimlere bölünmeli, öyle ki tek bir dilimin anlaşılması kolay olsun.

2-Bu adımlar öğrenciye eski sıralarına göre verilmemeli.

3-Her adımdan sonra öğrenci verdiği cevabın doğru olup olmadığını hemen anında öğrenmeli.

*Yazar daha sonra SPÖ’yü bilgisayar, kapalı devre televizyonu ve video ile destekliyor.

*Bilgisayar müthiş hızlı, yanlışsız ve budaladır. İnsan beyni ise bir çok hallerde, fevkalade yavaş, yanlış dolu ve zekidir. Bu iki farklı beyin evlenirse akıl almaz bir güç doğar.

*Kimine göre bilgisayar eğitim eşitsizliği doğuracaktır.

*Bilgisayarı iyi kullanan eğitim yerlerinde normal eğitim süresinden üç ay tasarruf ediliyor.

Bilgisayar ile eğitimde öğretmenin fonksiyonu yol göstericiliktir.

Eğitimde bilgisayarın yeri muhakkak olmalı. Fakat ifrattan (aşırı lakaytlıktan) tefrite (sorgulamasız sarılışa) gitmemeliyiz. Bilgisayarın da kendine göre sorunları vardır. Bu Amerika’daki okullarda kendini göstermiştir. Biz kullanırken ancak bu eksiklikleri ve zararlarını göz önünde bulundurarak kullanmalıyız.

Araştırma görevlileri Derin Orhon’la Erdem Gürgün, ‘2000’li yıllarda Türk Üniversitesi Sorunları ve Geleceği’ adlı bildirilerinde, üniversitelerin bir ülkenin aynası olduğunu belirttikten sonra ‘Aynadaki görüntü giderek bozulmaktadır’ tesbitini yapmıştır.

*I.Q. testleri Batı’da uzun yıllar kullanıldı fakat şu anda az da olsa eksikliğinin olduğunu farkettiler. Aynı zeka seviyesindeki çocuklara yapılan I.Q testlerinde dahi çevre ve küçük çaptaki uyarıların 2-3 puan farkettirdiği ortaya çıktı.

*Zeka ölçme teknikleri gittikçe gelişiyor, mesela söz yeteneği ağırlıklı zeka, mekanik ve mekan ağırlıklı zeka, hayal yeteneği ağırlıklı zeka vb.

*Yazar ‘Beyin gibi, bilgisayardan daha mükemmel olan bir organ acaba tesadüfen mi olmuştur?’ diyor ve ‘Hayır!’ diyerek, dinsiz de olsa Voltaire’nin sözünü naklediyor. ‘Yerde bir saat bulsam ve hayatımda hiç saat görememiş olsam, içini alıp o birbiriyle karmaşık fakat şaşmayan işleyişini seyrettikten sonra bu kendi kendine olmamıştır, elbette biri yapmıştır demek zorunda kalırım’ demiştir. (Yazar dinine bağlı ve Türkülüğü seven bir kişi)

*Beyinde 10 milyar ile 100 milyar arasında nöron ve 1 katrilyon irtibat noktası vardır.

*Beyin huzur halinde çok daha fazla şey öğrenir ve bu huzur halindeyken alfa elektrik akımları çıkarır.

*Öğrenciler, derin gevşemeye ve bazı yöntemlerle onlara sorulan bilgileri zihinlerine kaydetmede, kavramada, işlemede ve hatırlamada yeteneklerinin fevkalade arttığını görmüşlerdir.

*Karmaşık yöntemle gevşeme:

1-Aktif saplama: Bu talimde gözlerimizi bir noktaya saplayacağız.

2-Göz saplanmasını çözme

3-Göz kapaklarının kontrolü

Çok önemli bilgiler beynin dış zarına sevkedilir (korteks). Çok kısa hafıza Bio-elektrik akımıyla kaydedildiği, çarçabuk da (20-40 saniyede) silinip kaybolduğu farz olunur.

*Orta süre (30-40 dakika) için de kullanılan bilgiler elektrik akımının kimyevi bir işlemi olur.

*Uzun süreli bilgiler beynin belirli yerlerinde saklanır.

*Çok unutanlarda ‘acetylcholine’ maddesi eksiktir.

*Unutmamanın bir kaç pratik yolu:

1-Önce televizyonlarda reklam niteliğinde bir programda da görmüş olabileceğimiz yöntemle başlayalım.

2-Hikaye kurma

3-Şarkı Uydurma

4-İsim ya da surat, hatırlamak için kişileri bir şeylere benzetin,

5-Kıyaslama yapın

6-Bilinçli olarak o yaptığınız şey üzerinde bir kaç dakika durun.

* K. Keaton’a göre yaşlanmayı en iyi geciktirmenin çaresi, beynin mümkün olduğu kadar çalıştırılmasıdır.

* Bir kimseye bir şey öğretmenin en iyi yolu ona öğretmenlik fırsatı vermektir.

* Beyin bir gerçeği bir konuyu, bu üçgene iyi oturtabilirse iyi kavramaya başlar:

1-Yazının konusunun anlatım yapısı

2-Düzeni

3-İlişki köprüleri,

*Diğer tavsiyeler

1-Not alma

2-Bazı bilgilerden kitabın sonuna endeks yapma

3-Bazı kelimelerin altını çizme

4-Özet çıkarma

5-Özetten yararlanarak şema çıkarma

6-Konunun sonuna başına bakmadan göz atma.

7-Yoğun dikkatle okuma

8-Daha çok okuma

9-Temel fikri yakalamaya çalışma

10-Fikirlere yönelerek okuma.

*Çalışmanın ruh hali: Prof Mark Viktor Hoppenin tavsiyeleri

1-Yapılacak işleri listeleyin

2-İşe en kolay yerden başlayın

3-Sevmediğiniz bir iş üzerinde çalışıyorsanız kendinize ödül vadedin

4-İyi bildiğiniz, başarılı olduğunuz konulara ağırlık verin

5-Rahat iç açıcı ortamda çalışın

6-Kendinizi kötü hissettiğiniz zaman size değer veren biriyle konuşun.

*Okullarda başarısızlığın en büyük sebebi:

1-Bulunduğu sınıfta olmaması gereken çocukların o sınıfta öğrenim görmemesi

2-Gözlük eksikliğinin farkedilmeyişi.

*Başarısızlığı başarıya çevirmek için anne babalara tavsiyeler:

1-Çocuğun duygusal sorunlarına yakınlık gösterin

2-Çocuğun okul sorunlarına, ev ödevlerine ilgi gösterin

3-Ödevlerin yapılmasında zamanın tanziminde ona yardımcı olun.

4-Okulda gösterdiği çabaları övgüyle karşılayın.

5-Ödevlerini yapma yükümlülüğünün ona ait olduğunu hatırlatın.

6-Çocuğun elde ettiği sonuç kötü ve elinden gelen her türlü gayreti göstermişse ondan fazlasını istemeyin.

7-Öğretmeniyle bağlantı kurun

8-Çocuğunuzun öğretmenini kötülemeyin

9-Öğretmen çocuğa karşı ana babasını yermemeli

*İleride insanlardan iş aradıkları zaman istenecek şey, düşünmeyi, fikir üretmeyi ve yaratıcı olmayı bilmeleridir.

*Meydana getirici düşünüşü köstekleyen şeylerden ikisi:

1-Hemen bir çözüme yaklaşmak

2-Sorunu çok dar şekilde tanımlamak ve alışılmış klişelerden hareket etmek

*Çocuğa fikir üretmeyi öğretmenin yolları

1-Değişik yönden soru sorma

2-Başka türlü yapmanın yollarını araştırtmak

3-Oyun ve kelimeler kullanmak

4-Başkalarının görüşünü dinlemeyi öğretmek

*Maneviyat eğitiminin baş sorumluları ailelerdir.

*Çocuklarımızın Direniş gücünü artırmalıyız.

1-Çocuğu dinleyin,

2-Kokularına, tedirginliklerine yardımcı olun,

3-Egzersizler yapın,

4-Kendine güvenini artırın,

5-Olumlu grup seçmeyi öğretin,

6-Gerekirse veto hakkınızı kullanın,

*Meslek seçerken hangi mesleğe uygunuz:

Çocuğun eğilimlerini tespit etmek için üç açıdan yaklaşın:

1-Özel ilgi alanları

2-Okulda başarı çizgileri

3-Belirgin karakter özellikleri

II. BÖLÜM: GERÇEK VE GERÇEKÇİ ÇOK HIZLI OKUMA *Talimden önceki hızını, talimden sonra 3-4-5 katına çıkarabilir. Bu, kişinin özel yeteneğine bağlıdır. Göz gezdirme ile okumada 2000-3000 kelime metinden bir dakika içinde epey şeyler anlarsınız ve bu da bir gerçekçi beklentidir. Çok hızlı okuma ile ortalama dakikada 800-900 kelimeye ulaşılabilir.

*ÇHO (Çok Hızlı Okuma, İkinci Dünya Savaşı’nda uçakların amblemlerini okumayla başladı.

*Gözün, vücudun herhangi bir uzvu gibi, egzersiz gördükçe daha etkili olmaya başladığı ispat edilmiştir.

*ÇHO’nın iki gelişme çizgisini görüyoruz:

1-Göz, talimle, gitgide daha hızlı görmeyi öğrenebilir; tıpkı halter kaldırmakla, şırnav çekmekle kol kaslarının gelişmesi gibi…

2-Göz, aynı şekilde talimle satırın 2-3 yazısını, hatta tamamını bir bakışta görmeyi öğrenebilir.

*Yavaş okuyan kişiler okuduklarını en az anlayanlardır. Durarak okunan şeylerde anlama azalır. Çünkü beyin gözden hızlıdır.

*Çok hızlı okuma eğitiminin esasları:

1-Göze daha hızlı görmeye alıştırmak

2-Bir kerede 2, 3, 4 kelimeyi birden okumayı öğretmek

3-Tamamıyla sessiz okumaya alıştırmak

4-Gereksiz geri dönüşler, tekrar okumaları önlemek

5-Anlayışı çelmeleyen düşünüş engellerini kaldırmak.

*Her şeyden önce her satırda gözünüz kaç kere duraklıyor onu ölçmelisiniz. Ona göre hızlı okuyucu veya yavaş okuyucusunuzdur.

*Denemelerde ilk önce dakika ile hızınızı ölçün. Sonra parça ile ilgili soruları çözüp yüzde kaç anladığınıza bakın

*Kötü okuma alışkanlıklarını kırmak:

1-Okurken dudak kıpırdatıyorsanız, Dişlerinizin arasına bir kalem tutuşturun.

2-Okuduğunuz kelimeyi veya cümleyi anladığınız halde bir daha okuma eğiliminiz varsa; Beyaz bir kağıt kesin, okuduğunuz kısımları bununla örtün ve okudukça kaydırın, okuduklarınızı anında kapatın.

3-Aklınız dağılıyor, okuduklarınızdaki anlamı sık sık kaçırıyorsanız birkaç satır okuduktan sonra ana fikri şöyle bir düşünün

4-Satırları bulanık görüyorsanız: Bir göz doktoruna muayene olun.

*Gözün beyindeki merkezi hem hızlı, hemde çok beceriklidir. Öyle ki kelimelerin kopuk kısmını bile görse çok kere tamamını keşfeder. Saniyenin yüzde bir kadar bir hızla bir işaretin veya kelimenin ‘siluetini’ tanır, ne olduğunu da çıkarır.

Egzersizler:

1-Okurken, kelimelerin tam üstüne bakarak okumayın Az altına bakın ve satırı hep o hizada okuyun.

2-Hem satırların altına doğru bakın, hem de gözünüzü bir kaç kelimeyi birden görmeye alıştırın.

3-Tam sahife değil de, bir sütun bulun, satırlardaki ilk ve son kelimelerin altını çizin veya yuvarlak içine alın ve gözünüzü bir baştakine bir de sondakine baktırarak okuyun, aradaki kelimeleri görmeye çalışın.

4-Bu sefer tam aksine satırların ilk ve son kelimelerine bakmadan satırdan satıra geçin.

5-Bu denemeden sonra bir satırda 2-3 kelimeyle esaslı talime geçin. Her 2 veya 3 kelimenin birini çembere alın, gözünüzü sadece bu çemberlere yönelterek okuyun.

6-Sahifeleri sütunları 2 ye veya 3’e yukardan aşağı bölün ve belirli bir ritm izleyin

*Göz gezdirme ile okumada önce ana temayı bir bakışta ayrıntılardan ayırmalısınız. Hemen hemen her yazıda üç önemli unsur vardır:

1-Konu veya sorun

2-Sebepler

3-Çözümler-sonuçlar,

*Her yazı göz gezdirme ile okunmaz bazı yazıların her kelimesinin okunması icab eder.

III. BÖLÜM YABANCI DİL ÖĞRENME VE İLERLETME *Çocuğunuza küçük yaşta dil öğretmenin yollarını arayın

*İlk başta ön hazırlıkla başlayın. Bu da bazı önemli belirlemeleri ezberlemekten geçer:

İlk başta dilin mef’ulleri olan kelimeleri ezberleyin sonra konuşmalarda en çok kullanılan kelimeleri ezberleyin.

Gramer çalışın.

*Metodlar:

1-Çok örnek görmek mühim bir unsurdur.

2-Kulaktan dinleme

3-Koroyla doğru telaffuz ve konuşmalı öğrenme

4-Rol oynama

5-Sorularla programlı öğrenim (S.P.Ö)

*Uykunun hafif dalma sürecinde olan bir kimseye bir konu tekrar tekrar anlatılırsa, o kişinin, uyandığında o konuyu öğrenmesi kolaylaşıyor.

*İlerletme hususunda bazı tavsiyeler:

1-O dilde kitap ve gazete okumak

2-Yabancılarla sohbet etmek

3-Yolda giderken gördüklerinizin o dildeki karşılığını hatırlayıp düşünmek

4-Alt yazılı yabancı filmleri kaçırmamak.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

İŞ DÜNYASI SAVAŞLARI


Yazar: Barrie G. JONES

Yayınevi: İlgi Yayınevi

Tanıtım:

Günümüzde büyük şirketlerin üretim ve pazarlamaya ayırdığı fonların, bugün devletlerin silahlanmaya ayırdığı dev bütçelerden farkı kalmamıştır. Zaten iş hayatında birçok sorunun çözümünü askeri stratejinin uygulamalarında aramak, Batılı büyük şirketlerin son yıllarda başvurduğu yoğun bir yöntem olmuştur. İşte bu elimizdeki kitap bu stratejileri anlatmakta ve örneklendirmektedir.’, ‘Yazar Dr. Barrie G. Jones Hakkında:

Yazar; Kuzey ve Güney Amerika, Japonya, Orta Doğu ve Afrika’da İlaç ve diğer sağlık malzemeleri satışında, yoğun Pazar tecrübesi olan bir uzmandır. Pazarlama danışmanı ve stratejik pazarlamacı olarak uzun yıllar görev yapmıştır. Güneş yağından diş macununa, saç ilacına, öksürük ve soğuk algınlığı ilacına kadar çeşitli ürünlerin hemen hemen tüm dünyaya pazarlamasını düzenledi. Genel iş ve pazarlama stratejileri üzerine pek çok makale kaleme aldı. Bu kitap emekli Tümgeneral Muzaffer Özsoy tarafından tercüme edilmiştir.

Metot:

Yazar bu kitabında iş dünyasındaki mücadele yöntemlerini klasik içerikli düz bir yapıdan çekip alarak yeni ve daha çok askeri stratejinin bir sanat ve uygulama kavramına oturtmuş böylelikle konuya güçlü bir yaklaşım getirmiştir. Günümüzde askeri stratejiler askerlerin malı olmaktan çıkmış, sivillerde sıkıştıkça bir kurtarıcı olarak bu askeri stratejilere yapışmıştır. Yazar kitabında komutanlık ve yöneticilik üzerinde durmuş bunların her şeyin ötesinde doğal yeteneğe bağlı ve bu yetenek kişiye tanrı tarafından ana rahminde verildiğini belirtmiştir. Askeri kademelerde olduğu kadar iş çevrelerinde de sıradan insan büyük işler başarması ve keskin dönemeçleri aşması olanaksızdır.

Bu eserde pazar ortamında çarpışmaları kazanabilmek için askeri stratejinin tüm uygulama şekilleri geniş boyutlarıyla ele alınmıştır.

Özellikle iki amaç üzerinde durulmuştur.

Bu eserde Pazar ortamında çarpışmaları kazanabilmek için askeri stratejinin tüm uygulama şekilleri geniş boyutlarıyla ele alınmıştır.

1-Askeri stratejinin değişmez ilkelerini kullanarak bir kuruluşta gerçekleştirilecek stratejik manevraları özlü bir biçimde yöneticilere verebilmek .

2-Pazar savaşının gerçeklerini ortaya koyarak yapılan hataları çok yönlü bir analiz içinde belirlemektir.

Pazarlara girebilmek, aralarda yerleşmek ve saha genişlemelerinde bulunabilmek için rakiplerin ortadan kaldırılması gibi ameliyeler ordularda olduğu gibi güçlü bir yapıyı ve manevra harekatı gerektirir.

Kitap üç değişik kitleye yöneliktir.

1-İş adamları, özellikle stratejiye ilgi duyanlar.

2-Askerlik stratejisi öğrencileri ve okuyucularıdır. İlk kez burada subaylar ve tarihçiler iş stratejisini inceleyerek neler öğrenebileceklerini farkına varacaklardır.

3-İş dünyası stratejisi üzerinde çalışan öğretmenler, öğrenciler ve araştırmacılardır.

İçerdiği önemli noktalar

Bu kitap stratejik analiz üzerine yeni bir yöntem anlatan kitaplardan değildir. İş dünyası savaşları Pazar savaşının çeşitli kademelerindeki yöneticiler için temel bir bilgi kaynağıdır ve Pazar ortamında çarpışmaları kazanmak için askeri stratejinin ilkelerini kullanmakla ilgilidir. Şirketler pazar savaşlarına stratejilerin rakiplerine oranla sağlıksız ve zayıf hazırlanması, kötü uygulanması nedeniyle kaybederler. İster çok köklü ister çok deneyimli olsun isterse en son teknikleri kullansın her tür kuruluş Pazar ortamında saf dışı bırakılabilir. Şu anki Pazar koşullarına en yakın benzeşim savaştır. Derece ve tür farklılıklarının yanında her ikisinin önemli benzerlikleri vardır. Şirketler ve ordular engelleme, saldırı, savunma ve uzmanlaşma konularında ortak stratejik manevraları paylaşabilirler. Bu stratejiler düzenleniş ve uygulanış bakımından birbirine benzer. Eşdeğer sistemler ve yöntemler kullanılır. Çarpışmadan üstünlük sağlamak için haber alma, silahlanma, lojistik ve iletişim gibi benzer işlevlere bel bağlar.

Çatışmanın bu iki türü arasındaki benzerlik şaşırtıcı değildir. Çünkü şirkeler ve ordular birtek amaç için oluşturulurlar; ister savaş alanında olsun ister Pazar ortamında mücadele…

Yaşamak için oyunu kurallarına göre oynayarak savaşmayı öğrenmek gerek. İş hayatı pazarda bir hasmı saf dışı bırakarak daha iyi bir konum elde etmek için yapılan savşlardan ibarettir. Pazar çatışması ise pazarda bir diğer şirketin güvenliğini, gücünü ve prestijini sarsacak amaçların bir arada bulunmasından kaynaklanır.

Savaşlar en az hata yapanlar tarafından kazanılır. Uygun olmayan bir starteji seçen, kaynaklardan yoksun olan, kötü yönetilen, zayıf silahları olan, malzeme ve eğitimi yetersiz bulunan, bilgisi olmayan ya da inancı zayıflamış şirketler pazarda savaş alanınında aynı oraduların uğradığı bozguna uğrar.

İş adamları için başarıyı sağlayan etkenler kumandanlar için çok önemli olan etkenlerde aynıdır. İş savaşlarında başlıca stratejiler:

a) Engelleme

b) Saldırı

c) Savunma

d) Bağlaşma

e) Destek

Engelleme:

İş dünyasında engelleme stratejileri, rakiplere tedbirli olmaları gerekti-ğini vurgulayarak dengeyi sürdürmeyi amaçlar. Şirkaetin güç ve üstünlük-lerinden kayanklanarak düaenlenen ve rekabet heveslerini kıracak şekilde yürütülen çalışmalardır. Bir engelleme staratejiisinde en önemli etken rakibin niyetini ve yeteneklerini iyi hesaplamaktır.

Saldırı:

A) Cephe saldırıları

B) Kanat saldırıları

C) Kuşatma

D) Olağan dışı saldırılar

a-)Fiyatlandırma

b-)Reklam

c-)Ambalajlama

d-)Ürünler

e-)İşbirliği

f-)Yönetim baskınları

g-)Yasal manevralar

Düşmanın size saldırmasını önlemenin yolu sizin ona saldırmanızdır. Başarılı olmak için amaç düşmanın ve savaş alanının doğru seçilmesine bağlıdır. Düşmanı hafife almak savaş alanını yda amacı önemsememek saldırı stratejisinin çökmesine neden olur.

Saldırı en iyi savunmadır derken bunun kesin sonuçlarını yanlızca firmanın kaynakları yeterli ise etkili bir saldırıyı yürütme kararlılığı varsa rakiplerinin üstesinden gelebilecekse rakip savunmaları ve pazar koşullarını çok iyi tanıyorsa alına bilineceğini bilmek gerektir.

Savunma;

Savunma stratejileri bir saldırıya karşı koymak saldırganın kayıp vermesini sağlayarak ya onu geri çekilmeye zorlamak yada girişim inceliği kazandırarak savunana karşı saldırı fırsatı vermek üzere gerçekleştirilen çarpışma manevralarıdır. Şu gerçek her zaman geçerlidir ki iyi hazrlanmış savunma stratejileri aşırı güvene yol açar. Buda tedbirsizlik haline dönüşerek bir tuzak oluşturur. Bir anlık gizleri yumma, savunmanın saldırı önünde çıkmesine neden açabilir. Kendine güven insanı öldürür. Savaşta ve işdünyasında hiç kimse kimseye karşı ikinci bir şans tanımaz.

Bağlaşma;

İşdünyasında bağlaşmalar, pazardaki güç dengesini korumak baskı gruplarını denetim altına tutmak, şirketlerin ortak çıaralarını kaldırmak yeni rakipleri engellemek, başkalarına ait pazarlara saldırmak veya kendi pazar paylarını korumak için kullanılan stratejilerdir.

Destek;

Temel destek öğeleri
1-Silahlar

a-Teknolojik silahlar

b-Üretim silahları

c-Parasal silahlar

d-Pazarlama silahları

2-Haber alma

a-Rakibe yönelik bilgi alma

b-Pazara yönelik bilgi alma

c-Çevresel bilgi alma

3-Organizasyon ve önderlik

4-İletişim

5-Lojistik a-üretimb-Dağıtım c-ürün destek

Destek öğeleri Şirketlerin ve ordularin kilit kaynaklarıdır. Engellelme saldırı savunma, bağlaşma veya herhangi bir stratejik savaşta veya iş dünyasında etkili destek olmaksızın başarıyla uygulanamaz.

SONUÇ;

Bir şirketin pazarda yaşamak için tek formül rakiplerini saf dışı bırakmasıdır. İşdünyasında uzlaşma, anlaşma, detay gibi politik gelenekler yoktur. çünkü bunlar rekabetle bağdaşmaz. Şirketler güvenlik, egemenlik güçlerine yönelik tehditlerle karşılaştıklarından yaşamak için çarpışmak zorundadırlar. Şirketlerin 1980”li yllardan bu yana oynamakta olduğu oyunun adı: “Yaşam savaşıdır.”

Mevcut pazar koşullarında yaşamak için gerekli olan oyunun kuralları ise kanıtlanmış askeri deneyimlerden edinilmiş engelleme, saldırı, savunma ve bağışlama stratejilerini esas alan politikalardan oluşur.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

NLP Nedir, NLP Varsayımları Nelerdir


Nöro-Lengüistik Programlama, zihin-dil arasindaki sürekli etkileşimin davranışlarımıza nasıl yansıdığını tarif eder ve insan yaşamında en etkili üç unsura odaklanmıştır:

– Nöro : Nörolojik sistem, vücudumuzun fiziksel fonksiyonlarını nasıl yerine getirdiği ve beş duyu organımızdan gelen bilgileri işleme tarzı ile ilgilidir.’, ‘- Lengüistik : Kullandığımız dil çevremizle ve kendimizle nasıl iletişim kurduğumuzu ve buna bağlı olarak yarattığımız etkiyi belirler.

– Programlama : Bilgisayar bilimlerindeki programlama kavramından alınmıştır ve hepimizin (farkederek ya da etmeyerek) sürekli kullandığımız zihni süreçlere karşılık gelir.

NLP, 1970”li yılların başında (dilbilimci) John Grinder ve (matematikci ve Gestalt terapist) Richard Bandler tarafından Amerikada oluşturuldu. NLP, ”Konusunda yetkin biri ile mükemmel biri arasidaki fark nedir?” sorusuna yanit arama çalışmalarının ürünüdür. Bu soruya yanıt aranırken dallarında üstün performans sergileyen bazı kişiler seçilerek (Fritz Perls – Gestalt terapinin kurucusu, Virginia Satir – aile terapisti ve Milton Erickson – psikiyatrist, ”American Society of Clinical Hypnosis”in kurucusu) bu kişilerin sözel ve davranışsal yaklaşımları incelendi. Amaç, mükemmelliğe nasıl erişildiğinin belirlenerek bunun herkes tarafından öğrenilebilir-uygulanabilir hale getirilmesi idi (modelleme). Grinder ve Bandler kullandıkları modelleme teknikleri ve kişisel katkılarını, beyin-dil-vücut arasindaki ilişkiyi sembolize etmek için ”Nöro-Lengüistik Programlama” olarak isimlendirdiler. Günümüze kadar NLP kapsamında, psikoterapi, eğitim, sağlik, iş hayatı, yaratıcılık, yöneticilik, satış, liderlik… gibi cok geniş bir yelpazeye yönelik çeşitli iletişim – değişim becerileri ve etkin yöntemler geliştirildi.

NLP, sanırım çıkış noktasının da etkisiyle, bir çok kaynakta ”mükemmelliğin bilimi…değişimin sanatı”, ”mükemmellik yapısı üzerine çalışma”, ”performans teknolojisi”, ”istediğiniz sonuçları elde etme yöntemi”…gibi tanımlarla anılmaktadır. Kanımca, davranış düzeyine ağırlık vererek kestirme sonuçları öne çıkarmak NLP”yi eksik tanımak olacaktır. Davranışların ve görünen sonuçların arkasında, aslında çok katmanlı bir yapı vardır. Daha üst düzeyde NLP, kişisel inanç, misyon ve vizyona odaklaşmaya, sadece birey olarak değil, daha büyük sistemlerin (aile, toplum, evren) bir elemanı olarak insanı anlamaya yönelik bir çerçeve sunar.

NLP”nin tüm model ve teknikleri özünde iki temel varsayıma dayanmaktadir :

1. Harita yaklaşımı : Çevremizden, sürekli olarak, işleyebileceğimizden çok daha fazla miktarda uyarı alırız ve bu bilgileri kişisel filtrelerimizden geçirerek algılarız. ”Kişisel filtre”, insanın yapısına, düşünce tarzına, inançlarına, o anda içinde olduğu fiziksel-ruhsal duruma… bağlı olarak değişir. Yani bir başka deyişle, biz çevreden gelen uyarıları, hep kendi yorumumuzu katarak algılarız. Dolayısı ile mutlak gerçeği değil, algıladığımız gerçeği bilir, ona göre davranırız. Herkesin kendine göre oluşturduğu bu ”gerçek”lere ”harita” (veya nöro-lengüistik harita) diyoruz. Davranışlarımızı kısıtlayan ya da çeşitlendiren de bu haritalarımızdır, mutlak gerçekler değil.

2. Sistem yaklaşımı : Gerek insanın kendi içindeki süreçler, gerekse diğer insanlarla ve çevresiyle etkileşimi sistemseldir. Kişiler, toplumlar ve evren, birbiriyle sürekli etkileşim halinde bulunan karmaşık bir sistemler ve alt-sistemler bütünü oluşturur. Bu sistemin herhangi bir parçasını sistemden ayırmak (izole etmek) olanaksızdır.

NLP varsayımlarına göre insanların tam ve doğru olarak gerçeği bilmesi mümkün degildir. Bu durumda amaç, ”doğru harita”yı oluşturmak değil, sistem yaklaşımına uygun en ”zengin harita”yı oluşturmaktır. Bir sorun karşısında ne kadar çok davranış alternatifi varsa başarı şansı da bu çeşitlilik oranında artar. Mükemmel kişiler, çok çeşitli bakış açıları ve çok sayıda davranış seçenekleri içeren haritalara sahip olan kişilerdir. NLP, bakış açılarını ve davranış seçeneklerini artırma, zenginleştirme yöntemleri sunar. Çok seçenek sahibi olmak kişiyi mükemmelliğe yaklaştırırken, çok çeşitli bakış açılarına sahip olmak da olgunlaştırır.

Paylaşın:
“5onlineegitim”