Aylık arşivler: Ekim 2006

Zeytinyağı

Son yıllarda yapılan araştırmalar, zeytinin yalnızca lezzetli bir besin değil, bunun yanında önemli bir sağlık kaynağı olduğunu da ortaya koymuştur*.

Zeytinin yanı sıra DOĞAL OLARAK ELDE EDİLEN zeytinin yağı da önemli bir besin kaynağıdır .*

Kalp ve Damar Sağlığına Faydalı Olması’, ‘Zeytin ve zeytinyağ içinde bulunan yağ asitlerinin çoğu tekli doymamış yağdır. Tekli doymamış yağlar kolesterol içermezler. Bundan dolayı zeytinyağ kandaki kolesterol oranını yükseltmemekte, tam tersine kontrol altında tutmaktadır . Zeytinyağ ayrıca vücut için zaruri olan (EFA: essential fatty asit) omega-6 yağ asidi (linoleik asit) içermektedir. Bu özelliğiyle sağlık örgütleri, (Dünya Sağlık Örgütü/WHO) damar sertliği, şeker hastalığı oranlarının yüksek olduğu toplumlarda kullanılan yağların içindeki yağ asidinin en az %30”unun omega-6 yağ asidi (linoleik asit) olmasını önermektedirler ki, bu da zeytinin değerini büyük ölçüde artırmaktadır.
Okumaya devam et

Paylaşın:

Benzin İstasyonlarında Güvenlik Önlemleri

SHELL Petrol Şirketi yakın geçmişte , yakıt dolum işlemleri sırasında cep telefonlarının ateş alması sonucu yaşanan üç olayın ardından bir uyarı yayınlamıştır.

1. İlk olayda, dolum sırasında, bagaj kapağı üstünde duran bir cep telefonu çalmış ve sonrasında çıkan yangın arabayı ve benzin pompasını tahrip etmiştir.’, ‘2. İkinci olayda , bir kişi yakıt dolum işlemi sürerken cep telefonuna gelen bir aramayı cevaplandırmış ve bu nedenle çıkan ateş sonucu yüzünde ağır yanıklara maruz kalmıştır.

3. Üçüncü olayda ise, dolum sırasında, cebindeki cep telefonu çalan bir kişi yine çıkan parlama sonucu kalça ve kasığında oluşan yanıklara maruz kalmıştır.

ÖNEMLİ UYARI :

Cep telefonları yakıt veya gazları ateşleyebilir. Cep telefonlarının açılması veya çalması sonucu yaydıkları dalga ateşe sebebiyet verecek küçük bir kıvılcımın oluşması için yeterli enerji üretir. Bunun için benzin istasyonlarında bulunurken veya çim biçme makinalarına , motorlu kayıklara yakıt doldururken cep telefonları kesinlikle kullanılmamalıdır.

Ayrıca, cep telefonları kolay yanıcı veya patlayıcı gaz veya toz üreten materyallerin (solvent, kimyasallar, gazlar, hububat tozu vs.) bulunduğu ortamlarda kullanılmamalı veya kapatılmalıdır.

Bilinmesi gereken bir diğer güvenlik uyarısı ise statik elektrik ile ilgilidir.

GÜVENLİ YAKIT DOLUM İŞLEMİ İÇİN DÖRT KURAL

1. Motoru kapatın.
2. Sigara içmeyin.
3. Cep telefonunuzu kullanmayın – ya aracınızın içinde bırakın ya da kapatın.
4. Dolum sırasında aracınızın içine girmeyin.

Petrol Malzemeleri Enstitüsü gaz pompalarındaki “Statik Elektrik” sonucu çıkan yangınlar konusunda insanları uyarmak üzere bir kampanya üzerinde çalışmaktadır. Petrol Malzemeleri Enstitüsü, bu tür yangınlarla ilgili bugüne kadar 150 olay üzerinde oldukça ilginç sonuçlar elde edilmiş bir de araştırma yapmıştır.

1. 150 olayın tamamına yakınında kadınlar yer almaktadır.
2. Olayların tamamına yakınında, hortumun araca benzin pompalamaya devam ettiği esnada kişi aracına girmiş, dolum işlemi sona erdiğinde hortumu çıkarmak için araç dışına çıkmış ve bu sırada yangın statik elektrik nedeniyle meydana gelmiştir.
3. Kadınların çoğu, olayların yaşandığı sırada kauçuk tabanlı ayakkabılar giymektedirler.
4. Erkeklerin çoğu, yakıt dolum işlemi tamamlanmadan araçlarına geri dönmekte ve bu nedenle bu tip yangın olaylarıyla çok nadiren karşılaşmaktadırlar.
5. Dolum işlemi sırasında cep telefonlarının asla kullanılmaması gerekmektedir.
6. Yangına neden olan, gazlardan çıkan buharların statik elektrik yükleriyle birleşmesidir.
7. Çeşitli yakıt türleri ile yapılan dolum işlemleri sırasında hortuma temas edilmesi ve araç içine girilmesi sonucu 29 adet yangın olayının meydana geldiği tesbit edilmiştir. Bu yangınlardan bazıları geniş ölçüde araçlara, benzin istasyonuna ve müşteriye zarar vererek sonuçlanmıştır.
8. 17 adet yangın ise araç benzin deposu açılmadan önce, açıldığı sırada veya açıldıktan hemen sonra ve dolum işlemi başlamadan meydana gelmiştir.

YAKIT DOLUM İŞLEMİ SIRASINDA ASLA ARACINIZIN İÇİNDE BULUNMAYINIZ.

Aracınızın içinde bulunuyor ve yakıt dolum işlemi sürüyor ise; hortumu aracınızın benzin deposundan çıkarmadan önce,
ü Aracınızı terk ettiğinizden,
ü Metale dokunarak aracınızın kapısını kapattığınızdan,

EMİN OLUNUZ.

Lütfen bu mesajı ailelerinize ve tüm arkadaşlarınıza ve özellikle çocuklu olanlara gönderiniz. Çünkü yukarıda açıklanan önlemlere uyulmadığı takdirde, araç içindeki çocukları zamanında dışarı çıkarmak mümkün olmayabilir.

NOT: Amerika’daki benzin istasyonlarında yakıt dolum işlemleri self-servis olarak, ülkemizde ise bu işlem ilgili görevli tarafından yapılmaktadır. Yakıt dolum işlemini aracı kullanan yerine ilgili görevlinin yapması durumunda , yukarıdaki yazıda belirtilen ve kişinin yakıt dolum işlemi sırasında alması gereken önlemler konusundaki uyarıların ilgili görevliye iletilmesi yararlı olacaktır.

Paylaşın:

Hayattaki rolümüz

Stewart, minik bir kasabadaki fakir bir işadamıydı.

Çocukluğundan beri bütün hayali dünyayı dolaşmaktı ama art arda gelen
olaylar yüzünden kasabasını terk edememiş, sonunda babasının pek de parlak
olmayan işini devralmak zorunda kalmıştı.

Sevdiği bir karısı ve çocukları vardı.

Ama işler iyi gitmiyordu.
Okumaya devam et

Paylaşın:

Vietnam”da bir çocuk

Haziran 1972”de, Kuzey Vietnam”da saklandiklari tapinaga bir Amerikan uçagindan dört napalm bombasi atildi. Sag kalan çocuklar, elbiseleri, saçlari, vücutlari yanik içinde, çigliklar atarak kaçisirken, foto-muhabiri Nick Ut kendisine Pulitzer ödülünü getirecek olan bu kareyi çekti.

Ortada, çiglik çigliga kosan çiplak kiz, Vietnam Savasi”nin bütün dehsetinin isimsiz simgesi haline geldi.’, ‘Amerika”yi dünya kamuoyunun önünde mahkum eden bir simge…
  
1982”de bir Alman gazeteci “resimdeki kizin” pesine düstü. Adinin Kim, Kim Phuc oldugu ortaya çikti. Bütün vücudu yandigi için Saigon”da 14 ay hastanede yatmis, yanik derisi ayiklanirken her seferinde acidan bayilmisti. Ileri bir yasta, kocasiyla gittigi Moskova dönüsü siyasî mülteci olarak Kanada”ya siginmisti Kim.
  
O günlerde 34 yasindaydi. Evliydi, 3 yasinda bir oglu vardi. Astim ve seker hastasiydi, sik sik migren krizi geçiriyordu. Vücudunda, her vesileyle azan, silinmek bilmez yaralar tasiyordu, cildi nefes alma yetenegini kaybetmisti, ama “Ama ne talihliymisim ki yüzümde en küçük bir leke bile yok” diye avunuyordu.
  
1995 senesinde Washington”da Vietnam Savasi”ni anmak için bir tören yapildi. Kim de oradaydi. Kürsüde konusurken, “O bombalari atan pilotla karsilassam, ona geçmisi degistiremeyiz, derdim, ama bugün ve yarin, barisa
hizmet etmek için elimizden geleni yapabiliriz.”
  
Salondan sessizce ayriliyordu ki, eline bir kagit sikistirdilar, göndereni isaret ettiler. Kim önce dönüp adama bakti. Orada öylece durmus, eli ayagi titreyerek Kim”e bakiyordu.
  
Sonra elindeki notu okudu Kim:
  
   – Kim, o adam benim!
  
8 Haziran 1972 günü Vietnam”daki o mabede napalm atan uçagin pilotuydu John Plummer. Savastan sonra yillarca kendine gelememis, ne yapacagini bilememis, din adami olmus, “o küçük kizin” resmini gazeteden kesip her an cüzdaninda tasimisti.
  
Kim bir an adama bakti, sonra kollarini açarak ona dogru kostu.

Hangisinin yarasi daha derindi dersiniz?

Paylaşın:

Evlilik böyle birşey

Çiftlesmenin resmi olanina evlilik deniyor. Havanin isinmasiyla beraber resmi çiftlesme mevsimi de yakinda açiliyor. Hastalikta ve saglikta cilasiyla parlatilan, hattizatinda yalnizca mal-mülk-nesep mevzulariyla ilgili bir akde dayanan kurumlara, yenileri eklenecek. Yeni “yuvalaryapilacak”.’, ‘116 parça çatal-biçak-158 parça mutfak takimi, beyaz-kahverengi esya, fiskosmasasi örtüsü, gipürlü perde, kaneviçeden ince belli çay bardagi alti, 160”a190 cm. ikiz yatak, gösterisli ivir zivir deposu büfe, duvardan duvara hali,matruska bebek mantiginda zigon, mikrodalga firin vs sektörleri açilacak.

Bilumum et katmanlarini en mide bulandirici pozisyonlara sokarak teshireden, zevksizlik timsali, alli-pullu-güllü-fiyonklu-kuyruklu abiyekiyafetler, ekmek peynir gibi satilacak. Kuaförler, uyduruktan topuza 10firkete, 15 boncuk ekleyip, baskasinin kafasindan yolunmus saçlari buna konduracak. Sonra da eserine “Gelin Basi” deyip, faturalari üç-dört katsisirecek. Bu arada sülalenin tüm kadinlari bakim-onarim yaptirmis olacak.Masraflar damada giydirilecek.

Salonlar, oteller tutulacak. Bütçeye göre 5 kattan 35 kata tirmanan, içi kek, disi krema sivali pastalar, limonata ya da sinirsiz içki (arti yemek) esliginde ikram edilecek. Ya Delta marka plastik iskemlelere ya da 3 metre kumas giydirilip, anlamsiz bir fiyonkla kamufle edilen sandalyelere oturulacak. AB grubunun, “lütfen çocuksuz geliniz” dügünlerinde havai fisek, CD grubunun, “lütfen çocuklari pistten çekiniz” dügünlerinde silah ya da tüfek atilacak.

AB Grubu gelinler, ünlü terzilere, ipekten, taftadan yapilma, boncuklari elde islenmis, memeleri alttan ve yandan sikistirip üstten firlatacakmis izlenimi veren gelinlikler diktirecek. CD Grubu, mahallenin terzisinden”kismette bol dantelli ne varsa” onu kiralayacak. Yalnizca, kendi bedeninegöre küçültme sansi olacak.

Nikah yapanlar seker tartismasina tutusacak. Lavanta kesesi mi, kurutulmus çiçek mi, çikolata mi, verilecegi konusunda büyük kavgalar yasanacak. Her tür sekerde fiyonk unsuru eksik olmayacak. Davetiyenin içine yazilacak “aman gelin, eksik olmayin” satirlarinda hangi yaratici metnin kullanilacagi, bunu kimin yazacagi bulunacak. Ailedeki yetenekli muharrirler göreve çagirilacak.

Fotografçi ayarlanacak. Sahne makyajlarinin yapilip, kokos kiyafetleringiyilmesinin ardindan birinci derece akrabalar gelin ve damatla birlikte pozverecek. Bu pozda “yaaa anne, ben de ben de” diyen birkaç lüzumsuz çocuk aglamaktan sismis gözleriyle yer alacak. Sira gelin damat pozlarina geldiginde gerginlik artacak. Esas oglan ve esas kiz stresten negatif enerjiyle dolmus bedenlerini, fotografçinin “söyle bakin, burda durun” direktifleriyle sekilden sekile sokacak. Yüzlerine sahte gülücükler takinip kah birbirlerini kucaklayacaklar, kah biri sandalyede beriki tepeden bakar halde pozlar verecekler. Bu pozlardan biri bedavadan büyük basilacak ki ayak alissin.

Sülaledeki en lüks araba bulunacak. Arabanin önüne kizil yada sari kivircik saçli, arkaya yattiginda gözleri açilip kapanan ve viyaklayan bir oyuncak bebek yerlestirilecek. O olmazsa kör gözüne parmak seklinde devasa bir çelenk arabanin bir tarafina tutturulacak. Araba hediye paketi gibi sarmalanip, muhtelif yerlerine fiyonklar atilacak (evlilik olayindaki her aksiyonda mutlaka bir fiyonk oldugu dikkatinizden kaçmamistir). Çiçekçiden harfler alinacak. Arabanin arkasina “Mutluyuz… Çok mutluluyuz… Ultra mutluyuz… Öz hakiki mutluyuz… Evleniyoruz mutluyuz… A & C, M & S vb”.türünden yazilar yapistirilacak.

Birinci ve ikinci derece akrabalarla onlarin, 7-8 yaslarindaki simarik çocuklarinin, “Gelin arabasina kim binecek” tartismasi gelin ve damadi canindan bezdirecek. Gelinin saç dipleri sinirden terleyecek ve kafasi yapis yapis olacak.

Birkaç tane 20 milyonluk banknot, 1 milyonluk banknotlar halinde bozdurulacak. Mektup zarflarinin içine konulacak. Bu zarflar nikah dairesinden çikista arabanin önüne atlayip, camlara ve lambalara yapisan Garfield çocuklarin üzerine atilacak. Zarfi kapigi halde yapismaktan vazgeçmeyen üç-bes çocuk ibret-i alem olarak hafiften hirpalanacak. Böylece çocuklardan kurtulup yolda ilerlemek mümkün olacak.

Nikaha (dügüne) mutlaka konvoy halde gidilecek, konvoy halde çikilacak. Sanki memleketteki herkes bu vatandaslarin gerdek öncesi toplu tepinme merasimi konusunda merak içindeymis gibi arabalarin kornalarina köküne kadar basilarak gürültü yapilacak. Konvoydaki arabalarin sol dikiz aynasina “temsili gelinlik” olan beyaz havlular dügümlenecek. Kizimizin kimselere elletmedigi, pür-i pak oldugu dikiz aynalarina sokusturulan havlularla da cümle aleme gösterilecek.

Simdiki çocuklar çok sanssiz. Biz, nisanli abilerin, ablalarin kuyruguna “namus bekçisi” göreviyle takilan bir irkin ahvadiyiz. Yeni yetmeler, internette sörf yapmayi bu ulvi göreve tercih ediyorlar. Kuyruk mevzu sona ermis gibi görünse de, evlilik sektörünün en kahredici ritüelleri, en geliskin beyinlerde bile soru isareti yaratmadan devam ediyor.

Bildiginiz üzere damatliklar siyah ya da lacivert, gelinlikler “yalnizca” beyaz oluyor. Beyaz renk, kadinlarin kocalarina giderken “birinci el, sifir kilometre olduklarini” belgeliyor. Buna karsilik erkeklerin neden “siyah” giydigini bilemiyorum. Bildiginiz üzere siyah renk “kir örtücü” bir özellige sahiptir. Yani herhangi bir kumasin üzerine yagi, çamuru, kani, boyayi dökün. Bu kumasi siyaha boyadiginiz anda lekelerin yok oldugunu ya da çok dikkatli bakilmadikça fark edilmediklerini görürsünüz. Kadina beyaz, erkege siyah giydiren zihniyet, kadina bir rengi daha reva görür: Kirmizi!

Iste gene fiyonk bölümüne geldik. Bu fiyonk kirmizi kurdele ile atiliyor. Bir kurdelenin alabilecegi en antipatik renktir kirmizi… Daha çok ilkögretim çaginda idrak ettigimiz bir aksesuvardir. Çocuklarin iki örgülerine ya da “bu salak degil, okumayi söktü” diyerek önlüklerine takilir. Kiz çocuklari kirmizi kurdele kabusundan evlenirken bile kurtulamazlar. Kurdele, toplumun onlardan bekledigi sorumluluklarin sembolü gibidir…

Gelinlerin beline de takarlar onu. Hem de kim takar? Ailenin en büyük erkek kardesi. Erkek kardes yoksa amcaoglu, o yoksa teyze oglu, o yoksa hala oglu, o yoksa aileden herhangi bir oglan. Kirmizi kurdelenin anlami “gerdek sonrasi ortaya çikacak yatak manzarasini göremeyeceginiz için, bu manzaranin temsili resmiyle idare edin” demektir. Nikahtan ya da dügünden birkaç gün önce kizin annesi tarafindan alinir, itinayla çekmecede saklanir. Nikah yada dügün günü ortaya çikarilir ve kasla göz arasinda kizcagizin beline dolanir.

Nikahin ya da dügünün en karli ve faydali ani sonudur. Es, dost, akraba, “çorbada bizim de tuzumuz olsun” diyerekten yakinliklari oraninda altin, para takarlar. Takma olayi mutlaka gerçeklesecektir. Ancak çogu zaman kiralik olan gelinligin delik desik olmamasi gerekir. Bu nedenle, gelinlerin, gelinlik kumasindan heybeleri ve toplu igneleri olur. Takacaklar siraya girerler. Birinci derece akrabalar 22 ayar burma bilezik, besi bir yerde, Trabzon hasiri, Sibel Can kolyesi; iki buçuk metre altin zincir, ikinci derece akrabalar 14-18 ayar bilezik, küpe, yarim ve tam lira; digerleri çeyrek, 14 ayar yüzük, ince bileklik vs. takarlar.

Bu arada elinde fotograf makinesi olan dügün ya da nikah salonuyla anlasmali bir kisi, gerekli gereksiz ne kadar adam varsa punduna getirip fotografini çeker. Fiyonklari en büyük, elbiselerinden fiskiran yag orani en fazla ve saçini topuz yaptirip, topuzun her tarafindan lüleler sarkittiran akrabalar, kocalarini da yanlarina çekip her pozun içine girerler.

Gelinin bazi arkadaslari hasetlerinden (ya da ender olarak olayin heyecanindan) aglarlar. Gelinin firlatacagi çiçegin menzilinde yer alirlar ki, çevredekiler “aaaa tesadüfe bak, çiçek ona geldi, demek ki bundan sonra onun nikahina gelecegiz” diye düsünsünler.

Içi hasilat dolu heybenin kimde kalacagi ise her zaman tartisma konusudur. Bu tartismanin galibi çogunlukla gelin olur ve heybe gelinin kizkardeslerinde ya da annesinde garantiye alinir. Hasilatin ne sekilde degerlendirilmesi gerektigi konusunda daha nikah bitmeden akillar fikirler verilir.

Iki insanin birlikte yaslanma kararinin bu kadar abartilmasi, bunun toplu eziyete dönüstürülmesi ve bu eziyete gönüllü olarak katlanilmasi paradoksunda son sözüm su:

Birakiniz çiftlessinler, birakiniz neyi nasil yapacaklarina onlar karar versinler.

Abartmayiniz, rahat birakiniz…

Paylaşın:

JAPON YÖNETİM TEKNİKLERİ

Yazar : Kazuo MURATA

Yayınevi : Rota

Baskı : İstanbul / 1995 / 105 shf.

Sabah İngilizlerin çay keyfini yaşayamadım. Saat 10’u vurduğunda Bay Murata ayağında kocaman çizmelerle fabrikaya dalıp yerlere paspas yapmaya başlamıştı! ‘, ‘Ondan sonra “gezici yöneticiliğe” başlayıp tek tek çalışanlarla sohbet etti. Bir operatörün masasında bir miktar metal tozu gördü. Hemen elektrik süpürgesini alıp temizledi.

Operatör kendi yapmak istemiş, ama işletme müdürü, “lütfen işinize devam edin, bu benim yapabileceğim bir iş!” demişti. Bütün bunlardan üst düzey yöneticiler için bir ders çıkardım:

“Fabrikanızda dolaşırken, sizin yapabileceğiniz, ancak işçilerinizin işlerini kesmeden yapamayacağı bir şey görürseniz, hangisi şirketiniz için daha iyidir? Sizin yapmanız mı, işçilere yaptırmanız mı?

Bu ders sadece verimlik açısından değil, aynı zamanda yönetici kadrosu ile işletmenin alt kademeleri arasındaki kopukluğun giderilmesi açısından da önemliydi.

BÖLÜM 1

Japonya’yla Rekabete Giriş……:

Japonya’daki Japon şirketlerini yenmek için belirlenen stratejiler:

· Japonya’dakine eşit yada onların üstünde kalite düzeyleri saptamak.

· Japonya’daki verimlilik düzeyine ulaşmak.

· Çalışmayı üç vardiya halinde düzenlemek.

Sürekli kendini geliştirme maliyetleri düşürüp fiyatları artırmaya yönelik baskı.

Eğer rutin işlerin bütün zamanlarını aldığı gerekçesiyle insanlar kendilerini ve çalışma düzenlerini geliştirmeye yönelmezse, sorunlar sürüp gitmekle kalmayacak yeni sorunlar çıkarak maliyetin daha da yükselmesine neden olacaktır

Japon yöntemleriyle rekabet edebilecek kendi yönetim sistemimizin oluşturulması:

Rekabet, kendini geliştirmek için çok iyi bir fırsat sağlar. Tıpkı sporda olduğu gibi: Rekabet olmazsa oyuncular yeteneklerini daha iyiye götürmeyi başaramazlar.

Tüm şirket çalışanlarının iş ortamında tatmin bulmaya teşvik edilmesi önemlidir.

Yeni yönetim tarzının amacı, tüm şirket çalışanlarını işlerine ilgi duymayı teşvik etmek, işlerinden zevk almalarına yardımcı olmak ve kendilerini geliştirmelerine olanak tanımak olacaktır.

BÖLÜM 2

Personel Politikaları ……..:

Kötü alışkanlıkların bırakılması: Yöneticilerin öncülük edeceği temel bir görev tüm şirkette “onlar ve biz” anlayışının yıkılmasını sağlamaktır. Eğer şirket çatısı altında onlar ve biz anlayışı hakimse, bireysel verimi artırmak asla mümkün olmayacaktır. Bu nedenle her şeyden önce bu anlayışa dayalı ilişkilerin ortadan kaldırılması gerekir.

Esnek çalışma uygulamaları yöneticilerle başlar. Çeşitli işlevlerini yerine getirenler arasında diyalog teşvik edilmelidir. İstekleriniz sürekli olarak iletilip ifade edilmelidir.

İyi elemanların geliştirilmesi: insanlar değeri her yıl artan birer varlıktır. Hedef disiplinli üretici insanlardır. Üst düzey yöneticilerin kendi içlerinde sıkı bir disiplin sağlayarak iyi örnek oluşturması çok önelidir.

Kendini geliştirmeyi ödüllendirmek için şirket içinde terfi uygulanmalıdır. “Mümkün oldukça içerden terfi politikası uyguladık. Böylece elemanların kendini geliştirme ve yeteneklerini artırmaları karşılığında ödüllendirileceklerini görmelerini sağladık.”

İş ortamında eğitime ağırlık verilmelidir. İş ortamında eğitim, iş dışında eğitimden daha iyidir. Üstlerin görevi, her iş gününün sekiz saat boyunca bir eğitim zamanı olduğunu kavrayarak astlarının gelişmesini sağlamaktır. Eğitim sırasında en çok öne çıkarılması gereken noktalar problemlerin çözümünde ve kendini geliştirme konusunda öncülük etmektir. Bunun sonucunda bütün çalışanlar iyi bir disiplin ve üretkenlik kazanırsa, şirket de gitgide daha çok güçlenecektir.

Sadece para için çalıştığınızda hayat çok yorucu, çalışma hayatının kalitesi de çok düşük olur. İnsanlar durmadan aldıkları parayı düşünür ve kendi çabalarıyla bir şey elde etmezlerse, kendilerini geliştirmeyi ve çalışma yaşamlarından zevk almayı başaramazlar.

BÖLÜM 3

Kendini Geliştirme…..:

·Kendini geliştirmek, daha iyi işler yapma niyetinden kaynaklanan üretici bir etkenliktir.

·İşe ilgi çekmek başarının anahtarıdır. İlgi, işleri daha iyi yapmaya yönelik üreticiliği teşvik eder.

·Kalite kontrol çevresi, sistemli ve kolektif biçimde sorunların üstüne gitmeye yönelik bir sistemdir.

( Kalite kontrol çevreleri, tipik olarak 6-8 arasında elemandan oluşur. Aynı bölümden olan bu kişiler, formen yada bölüm şefinin liderliğinde gönüllü olarak bir araya gelir ve işlerini etkileyen sorunların çözümü için çaba gösterirler. Kalite kontrol çevresi üyeleri, beyin fırtınası, problem analizi gibi sistemli problem çözme tekniklerinin kullanımı konusunda eğitim almıştır).

·Mazeretler boşa zaman harcanmasına yol açar. Problem çözümünde mazeretler öne sürmek, zaman kaybından başka şey değildir. Bunla birlikte işin gecikeceği zamanından önce haber verilirse, bu kabul edilir. Yani eğer insanlar önceden gelip sorunlarını anlatıyorsa, işi ciddiye aldıklarının göstergesidir bu.

O zamanda işin istenen zamanda tamamlanmasını önleyen problemleri ayıklamak için düşünceler geliştirmelerinde onlara yardımcı olmak yöneticinin görevidir.

BÖLÜM 4

İletişim…….

·Kusursuz bir şirket oluşturmanın temel ilkelerinden biriside iletişimdir. İnsanlar, geçmişte edindikleri bilgileri başkalarınınkiyle birleştirerek yeni düşünceler üretebilir. Bir işi bilemezseniz yapamazsınız!. Bilgileri kendilerine saklayıp altlarındaki elemanlarını karanlıkta bırakarak konumlarını korumaya çalışanlar, ancak modası geçmiş ve verimsiz yöneticilerdir.

Çok amaçlı şirket gezileri:

· İletişim sürecini kısaltır.

· Engelleri ortadan kaldırır.

· Üst düzey yöneticilerin yardıma hazır olduğunu gösterir.

“Fabrika gezileri yaklaşık bir saat sürerdi. Üretim bölümündekilerin canlarını sıkan bir sorun olduğunda, daha bana şikayetlerini bildirmeden anlayabiliyor ve sonuçta da sorunları kendileriyle görüşüp sıkıntılarını hafifletebiliyordum. Herkesle selamlaşıp her sabah sohbet etmek bizi birbirimize yakınlaştırdığı gibi, karşılıklı saygıyı da artırdı.”

BÖLÜM 5

Bakım……:

Engeller ortadan kaldırılmalıdır.

Şikayetler kabul edilmez. Biz, üretim bölümünde ortaya çıkan bütün sorunların en azından üretim personeli tarafından paylaşılması gerektiğini açıkça ortaya koyduk. Operatörlerin, kendi yaptıkları işle ilgili sorunları başlarından savıp suçu ilgili servise bölümüne yıkmaktan vazgeçmesi çok önemlidir. Operatörlerin, makinelerde ortaya çıkan sorunlar konusunda bakım uzmanlarına şikayet etmekle yetinmesine izin verilmez. Ancak, makineleriyle ilgili olarak çıkan sorunları açık biçimde ortaya koyup, bakım personelinin bu konuları düzeltmesini isteyebilirler.

Sorunların ne ölçüde ciddi olduğunu belirlemek amacıyla hekim/hasta kartları uygulanır.

Bu sistem tıpkı hekim/hasta ilişkisine benzer; söz konusu ilişkide, hasta hekimin tavsiyelerine uymadıkça hekimin hastaya yardımcı olması imkansızdır. Hekimin görevi ise hastayı gözetim altında tutup sağlıklı bir duruma doğru ilerleme sağlanıp sağlanmadığını kontrol etmektir. Hasta kendi durumu hakkında hekime bilgi vermezse bunun mümkün olmayacağı açıktır.

Sanayide insanların duyarlılığa ve sorunları gidermede insiyatif alma yeteneğine sahip olacak şekilde yetiştirilmesi son derece önemlidir. Kolay bir iş değildir bu ama kusursuz insanlar yetiştirmek de kusursuz bir şirket için en büyük yatırım ve değerdir. Şirketin geleceği, doğrudan doğruya, çalışanların geleceğe yönelik tutumuna bağlıdır.

BÖLÜM 6

İşletme Yönetimi ve Yönetim Tarzı….:

.Kurallara uyulmaması, adil değildir. Üretim işinde kurallara uymanın hayati önemi vardır. Yöneticilerin, adaletin işletme kültürünün bir parçası haline gelmesi için uğraşması çok önemlidir ve herkesin de birbirine karşı adil ve doğru davranmaya teşvik edilmesi gerekir. İş ortamında adilliğin sağlanması için baskı uygulamak, yönetimin görevleri arsındadır.

Disiplin üretim şirketinin özüdür. Disiplini koruyabilirseniz, kalite düzeylerini de aynı şekilde koruyabilirsiniz. Disiplinin temel noktası, insanların kurallara uymasıdır. Çalışma ortamında kurallar bir kez konulduğunda insanlar buna uymak zorundadır. Ama yeterli kurallar olmadığı görülürse, bu sorunun temel noktası saptanıp çeşitli prosedürler uygulanarak kuralın geliştirilmesi gerekir. Yönetim ve elemanlar, sorunlu bir noktayı açıklığa kavuşturduktan sonra her zaman üretim ve işleme standartları geliştirmeye hazırlıklı olmalıdır. Şikayetleri kabul etmemeli, insanların kötü sonuçların suçunu kötü kurallara yıkmasına izin verilmemelidir. Buradaki ilke, gelişme adına şikayetleri değil, her zaman sadece açık biçimde ifade edilen sorunlu noktaları kabul etmek gerektiğidir.

Üst düzeydeki kişilerin gerektiğinde sertlik uygulaması çok önemlidir. Her kuruluşun başında bulunan kişi uzun vadede çalışanlarının mutluluğunu sağlamak için o kuruluşu geliştirmekten sorumludur. Üst düzey yöneticiler, fikir üretme ve altlarındakilere sorunları gidermede yardımcı olma konularında yeteneklerini göstererek, her zaman iyi bir örnek oluşturmalıdır.

Altlarında yer alanlar da zamanla kendi gelişmelerini görecek ve sertlikteki tatlılığın farkına varıp yöneticilerini takdir edecektir.  “Şirkette çoğu zaman yapmak istediklerimi açıklamak da sporla benzerlik kurmanın son derece yaralı olduğunu gördüm. Sadece rugby oyunu bile kendi başına pek çok olanak sunmaktadır.”

Spor sevgisi ve takıma bağlılık bütün oyuncuların ortak özelliğidir.

Topu ele geçiren oyuncu, takımın maçtaki pozisyonunu daha ileriye götürme konusunda büyük bir sorumluluk duyar.

Kendi bireysel becerilerinizi geliştirmeyi hedeflemek zorunda olduğunuz açıktır.

Oyuncular zorlu anları hep büyük bir başarı duygusuyla yada ders çıkarılması gereken durumlar olarak anımsar.

Oyuncuların birey birey olarak ayrı kişilikleri olsa da, maçın kazanılması ancak ekip çalışmasıyla mümkündür.

Şirket geliştikçe, aşamalar halinde “tam zamanında” ilkesi yerleştirilmelidir. (Tam Zamanında; Japonların geliştirip yetkinleştirdiği felsefenin ve onu destekleyen üretim tekniklerinin Batı’da aldığı biçimdir. Bu felsefeye göre parçalar ancak gerektikçe bir sonraki işleme aktarılır, böylece kusursuz imalat işlemlerine ait parçalar giderek daha sıkı biçimde birbirleriyle bütünleştirilebilir. Tam zamanında, fabrikaya aşağıdaki bakış açılarını kazandıran önemli bir sistemdir.

· Sorunlar açıkça ve hemen ortaya konabilir.

· Herhangi bir sorun, otomatik olarak fabrikada ki bütün işlemleri etkiler, dolayısıyla herkes tarafından bilinmesi gerekir.

BÖLÜM 7
Düşünme Üzerine……:

Uzun vadede iyi şirket, yüksek potansiyele sahip iyi insanların bulunduğu şirket demektir. İyi eleman, disiplinli ve üretken elemandır. Disiplinli insanlar kurallara ve standartlara saygı gösterir, tüm kuruluşla doğru iletişim kurabilirler. Üretkenlik için gözlem, analiz, kilit noktayı saptama, fikir geliştirme ve bunları işi daha iyiye götürecek şekilde uygulamaya koyma yetileri gerektirir. Bunu başarabilen insanlar her kuruluşta ve her pozisyonda iyi çalışacaktır. Yani her zaman işlerini keyifle yapacaktır. İnsanlar bir şirketin en değerli varlığıdır.

Performansını incelemek amacıyla bir şirketi ziyarete gittiğinizde insanların gözlerindeki parlaklığa ve fabrikanın ne derece düzenli olduğuna bakın. İnsanların gözlerindeki parlaklık, üreticiliklerine dair iyi bir göstergedir. Fabrikanın düzenli oluşu ise orada çalışan insanların disiplin derecesini gösterir. Bazen bu göstergeler şirketin performansına dair belgelerden daha önemlidir. İyi bir sanayi geliştirebilmek için o topluluktaki herkesin çabasına ihtiyaç vardır.

Gelişebilmek için denetim altına alınması gereken çok sayıda değişken vardır. Doğa bilimlerinin yasalarına uymazsanız, fazladan tek bir ürün kalemi bile üretemezsiniz. Aynı şekilde, insan bilimlerini görmezden gelirseniz işletmeyi yönetemezsiniz.

En iyi üst düzey yöneticiler, çok sayıda bölümde çalışma deneyimi kazanmış olanlardır, bireysel verimin nasıl artırılacağı konusunda bir sezgi geliştirmişlerdir.

Gelecekteki işletme tarzı, Batılı ve Japon yaklaşımlarının birleşimi olacak ve daha çok bireysel üretkenliğe dayanacaktır. 21. Yüzyılda daha fazla bilgi sistemi geliştirilecek, bilgiler bütün şirket yöneticilerine açık hale gelecektir.

Kendi çalışma sistemimizi kendimizin geliştirmesi, oturmuş bir sistemi uygulamaya koymaktan daha keyiflidir. Hazır bir sistemi uygulamaları istendiğinde insanların motivasyonun bozulması olağandır. Bu kendi üretkenliklerinin azalmasına ve kendilerini geliştirme yeteneklerini artıma şanslarının yok olmasına yol açabilir. Kendi çalışma sistemimizi kendimiz oluşturmaya başladığımız zaman başka sistemleri değerlendirme yeteneğimizi de geliştirir böylece de başka sistemlerin olumlu yönlerini kolayca alıp uygulayabiliriz. Bu açıdan önemli yönetim sistemlerini uygulamaya koymadan önce, disiplinli ve üretici elemanlar geliştirilmesi gerekir.

Kusursuz bir şirketin temelinde, niyet ve düşünme ile gelişmiş, üretkenlik ve disiplin bulunan hedefleri belirli kadrolar olduğu görülür.

Japonya’da başarılı olmuş yöntemlerin, Batı kültüründe başarı sağlayacak yöntemler haline dönüştürülmesi.

Paylaşın:

Olgunluk


……..20 li yaşlara kadar iyilikle kötülüğün ülkesi, kalın sınır çizgileriyle ayrılıyor birbirinden.. Sıkı dostları ve düşmanları oluyor insanın. Onları ölesiye seviyor ya da ölesiye nefret ediyor onlardan.

30 larında yalanı hakikatten ayırt etmeye başlıyor. İyi sandıklarının hıyanetiyle tanışıyor, sırtında dost işi hançer darbeleriyle; ve en kötü zannettiği, şefkatle imdadına yetişiveriyor.’, ‘Zaman kanatlanıp da 40 ına yaklaştığında insan, iyiyi kötüden ayıran hudut çizgilerini birbirine karıştırıyor. İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin içindeki iyiliği de keşfediyor ademoğlu.. Anlıyor ki, iyi insan/kötü insan yok; insanın içinde iyilik ve kötülük var… Kötüyle iyi panzehiri değil birbirinin; kankardeşi. İyilerle kötüler çekiştirmiyor ipi.. İyilik ve kötülükten örülmüş ibrişimin kendisi.

Bunu anlayınca şaşmıyorsun nefretin birden sehvete dönüşmesine; acı girdaplarının içinde hazzın raksetmesine.. Tevazuyla gurur, haysiyetsizlikle onur el ele yürüyor. İnsan, şuuraltındaki isyankarla sahtekarı, günahkarla tövbekarı birarada farkediyor: Benim, hükmeden ve boyun eğen; zulmeden ve acı çeken. Bunca şiddet kadar onca merhamet de benim eserim.. Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi hezimete bulayan benim. Kundak bezime tıpatıp benziyor kefenim.. Hayatım muhteşem ve sefil, mağrur ve rezil, hayasız ve asil.. Ben, hem örs hem çekicim.

İşte bu keşif kolaylaştırıyor yaşamı.. Anlıyorsun ki toplumlar gibi insanlar da kanlı iç savaşlarına borçlu,  ilerlemesini…

O zaman , iyileri kötülerden ayırmak gibi nafile bir uğraşı bırakıp-başta kendin olmak üzere- insanların içindeki iyiliğin peşine düşüyorsun; kıymet bilmeyi ve -yine başta kendin olmak üzere- herkesi hoş görmeyi öğreniyorsun..

Tükendikçe pahalanıyor zaman; günler azaldıkça uzuyor. Saçların gibi, seyreldikçe değerleniyor dostların.. Günahları ve zaaflarıyla da övünüyor insanlar; sevapları ve zaferleri kadar…

Önemli değil kaç kez yenildiğin, önemli olan; kaç yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin…

Bu paramparça ruhlardan, çelişik duygulardan, çatışmanın açtığı yaralardan mucizevi bir ahenk çıkıyor ortaya….

Ki olgunluk diyorlar adına…..

Can DÜNDAR (Nereye adlı kitabından)

Paylaşın:

MESLEK İNTİHARI


Yazar : Donald W.COLE

Yayınevi : İlgi Yayınları

Baskı : İstanbul / 1989 / 224 shf.

Genel Değerlendirme:

“Şu beşeri sorunlar sizin şirketinizde de var mı? İnsanlar hırçın, kimisi bile bile işten atılmalarına nedenolacak şekilde davranıyor. Bir kısmı yeteneklerinin çok altındaki işlere yönelmiş durumda. Aralarında adeta ‘işbaşında emekli olmuş’ gibi işi yavaştan alanlar var. Gelişen teknolojiye ayak uyduranlar az. Yetenekli olanların bazıları da aniden istifa ediyorlar. Cevabınız ‘Evet’ ise bu davranışların gerçek intiharla benzerliklerini ‘Meslek İntiharı’nda bulacaksınız.”’, ‘Kitap, insanların mesleklerinde başarısız olmalarını, gerçek hayattaki intiharla özdeşleştirerek, bundan kaçınmanın çarelerini göstermiş. Gerçek hayattan yaşanmış örnekler vererk çözüm yolları önermiş.

MESLEK İNTİHARI
Kitap sekiz bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde meslek intiharının nedenleri sıralanmakta intihara yol açan başlıca işletme sorunları gösterilmektedir. İkinci bölümde değişik yönetim anlayışları ve bunları etkileyen faktörlerin tarihsel gelişimi anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde meslek intiharının akışı gösterilmektedir. Dördüncü bölüm ve beşinci bölümler sorunu oluşturan insanla ve çevreyle ilgili nedenleri tartışmaktadır. Altıncı bölümde meslek intiharının sürecini daha iyi anlayabilmemiz için yapılan araştırmalar anlatılmaktadır. Yedinci bölümde sorunun çözümü irdelenmektedir. Sekizinci bölümde konu üzerindeki bulgular ve öneriler aktarılmaktadır.

Bu araştırma Meslek intiharı sorunu ile ve yetenekli genç insanların bir işletmede kısa süre çalıştıktan sonra orayı terk etmeleri veya umulan randımanı gösteremeyerek etkinliklerini yitirmeleri olayı ile ilgilidir. Sorun yönetim tarafından kişinin kendisinde gelişen bir tür patolojik olayın sonucu olarak düşünülmektedir. Bu çalışmaların bulguları ise kişinin kendi yapısından çok kişiler arası ilişkilerden ve onların çalıştıkları verimli olmalarının beklendiği işletme ortamı ile ilgili olduğunu göstermiştir. Şirket yönetiminin bu araştırmanın meslek intiharına iş ortamı ile işletmedeki yönetim anlayışının yol açtığı biçimindeki sonuçlarından tümüyle memnun olduğu da söylenemez.

Duygusal sorularla çevresel sorunlar arasındaki ilişkiler uzun süreden beri bilinir. Ünlü İsviçreli Psikiatrist Poul Eugene Bleuler klasik araştırması Dementia Praucox’da dikkatleri “Harici koşulların kişinin psikolojik yapısını bozulmasında önemli bir rol oynadığı” gerçeği üzerinde toplamıştır. Bir çok sorunu işletmedeki duygusal ortamla ilgili olduğu ve meslek intiharı sorunları çözmeye yönelik çabaların işletme atmosferini göz önünde tutması gerektiği kabul edilir oysa işletmenin üst yöneticisinin bu psikolojik havanın oluşumunda geniş ölçüde sorumlu olduğu o kadar kabul görmez.

İşletme amaçları açık olmadığı bu amaçlara ulaşmak için bir plan oluşturulmadığı öncelikler belirlenmediği ve sorumluluklar kesin olmadığı için kişisel isteklerle işletmenin sınırlı kaynakları arasında kıyasıya bir rekabet başlar. Kişiler arasındaki böylesine yoğun bir rekabet başka alanlarda çok daha yararlı olabilecek bol miktardaki enerjinin boşa harcanması demektir. Aynı zamanda bu şiddetli mücadeleler bu tür bir hayattan hoşlanmayanların veya bunu beceremeyenlerin gerek mesleki gerekse fiziki intiharına yol açmaktadır.

Açık olmayan ve çatışan sorumluluklar kişiler arasında kimin ne yaptığı konusunda rekabet oluşturur. Yönetimin kişilerin kendi sorunlarını yönetimin yardımı olmaksızın çözebilecekleri biçimindeki beklentisi daha büyük güçlükler oluşturur.

Bir idarenin yokluğunda işbirliğini reddedenler istediklerini fazlasıyla alırlarken işletmenin yararı için işbirliği yapanların bu yönleri kötüye kullanılmış olur ayrıca giderek daha uzun süreli çalışmalar zihinsel yorgunluğa ve sorunları çözmekte daha az yaratıcı olmaya yol açar.

Bir zaman sonra meslek intiharının çok erken aşamalarında otaya çıkan sorunlar görülmeye başlanır bu sorunlar:

1-Gerçekçi olmayan amaçlar koyma

2-Ciddi ölçüde endişe gelişimi

3-Fazla iş yükü

4-Kişisel beceri eksikliği ile ilgili sorunlar

5-Yabancılaşma

6-Bağ kuramama

Belirsiz tanımlarla işe başlama ve uygun kaynak ve yeterli yetki verilmediği halde Müdürlerin astları daha fazla sorumluluk almaları için sıkıştırmaları genellikle astların kendilerini fazlaca zorlamalarına ve kendileri için gerçekçi olmayan beklentiler koymalarına yol açar. Gerçekçi olmayan amaç ve beklentiler insanları endişeye daha fazla mesai yapmaya yöneltir. Gerçekçi amaçlasa ulaşma tatmininden yoksun bırakır.

Müdürlerin astları daha fazla sorumluluk almaları için sıkıştırmaları genellikle astların kendilerini fazlaca zorlamalarına ve kendileri için gerçekçi olmayan beklentiler koymalarına yol açar. Gerçekçi olmayan amaç ve beklentiler insanları endişeye daha fazla mesai yapmaya yöneltir. Gerçekçi amaçlasa ulaşma tatmininden yoksun bırakır. İnsanlar belli bir baskı altında faaliyet gösterdiklerinden işbirlikçi bir ortamın parçası olan küçük incelikler için zaman ayıramaz .İnsanlarla bağ kurma konusundaki eksiklikler bağlantıları devam ettirmek için yeterli zaman ayırmamanın sonucudur.

Giderek kişi çevresine daha fazla yabancılaşmayı randıman düşüşü ve işletmeden daha çok soyutlanma izler.



Şimdi Meslek İntiharının Belirtilerine Gelelim;

1-İşlerini bırakır yeteneklerinin çok altında basit işere yönelirler.

2-Hırçınlaşır ve üstlerine göre bile bile işten atılmalarına neden olacak şeyler olabilirler.

3-Tam randımanlı çalışmayı bırakır ve giderek “iş başında emekli“olurlar.

4-Günlük hayatın getirdiği gerilimlerle paniğe kapılırlar. Gelişen teknolojiye ayak uyduramaz. Bir süre kendilerini teknolojinin gerisinde, işe yaramaz biri olarak görürler.

5-Baş ağrısı, sırt ağrısı ve ülser gibi alışılagelmiş şikayetlerde bulunmaya başlarlar.

6-Aktarılınca yetersiz kişiler olarak değerlendirilme saplantısıyla sessizce çökmeye başlarlar.

Bu belirtilerle birlikte özsaygının zedelenmesi sorununda ortaya çıkar. Yöneticinin beklediği şey görevlerin az yetki ve sınırlı kaynaklardan yerine getirilmesidir. Genel olarak şartlar üstlerinin değerlendirmelerini kabul etme eğilimi içindedirler. Başarı yokluğuyla birlikte özsaygıda zedelenir. Kişilerin özsaygı kaybıyla mücadele edecekleri bir çok yol vardır. Bunlardan biride fiziksel intihardır.

Bu Ana Kadar Meslek İntiharının Süreci Geçirdiği Değişik Aşamaları İnceledik. Bunları Kısaca Özetleyecek Olacak Olursak:

1-Belirsiz sorumluluğun kabulü

2-Kişide sorumlulukları ve bunların sınırları konusunda çelişkilerin oluşması

3-Yöneticiden destek ve çözüm istemesi.

4-Akranlardan destek istemesi(gayri resmi sistem)

Şimdi ise yöneticilerin kadroları üzerindeki yönetim şekillerini inceleyelim .Astların bağlılığına dayalı yönetim altında gelişen hoşgörülü yönetim, insanlara ne kontrol nede serbestlik duygusu verir. gerçekte kontrolcü olmama iddiasına rağmen bu tür hoşgörülü yönetim bir yöneticinin kullanabileceği en kontrollü tekniktir. Hoşgörülü yönetici, fark ettirmeden denetleyerek kontrolü elde tutar.

İşletmelerde gelişmenin önemli bir engeli yöneticilerin özellikle de personel yönetilenlerinin, organizasyon sorunlarını tek tek kişilik sorunları olarak görmeleridir. Buna göre sistemler fonksiyonel alt birimlere ayrılabilirler. Böylelikle her alt bölüm kendi içerisinde düşünülerek kriterler oluşturulabilir.

Gelişen bir toplumda ki sorunlardan biride Kişilerin tatmin olmayışıdır. İnsanlar sıkı çalışırlar ve daha fazla kazandıkça kendilerine daha yüksek amaçlar koyarlar. Tapacak çok şeyin oluşu tatmin olmama konusunda sürekli bir baskı hissedilir:Bu özellikle yönetim kademeleri için geçerlidir. İşler ne kadar rutinleştirilirse insanların kafaları daha yaratıcı uğraşlar için serbest kalabilir. Sırada işlere alışan insanlar ve işlerinin sıkıntısından şikayetçi olmayanlar az yetenekli olanlardır. Giderek başka yerleri olmadığı için bu durumu kabullenirler.

Başarılı olanları yıpratıp yok etmek isteriz, çünkü onların yeni alanlara yönelik yetenekleri bizim canımızı sıkar.

Her yerde insanlar güçlerinin zorlanması ve daha çok sınavdan geçmesi arayışındadırlar. Bu onlara yaşam denilen maceradaki değerlerini kanıtlamaları için fırsat sağlar. Onlar en az direnç ortamını değil harcadıkları her çabaya karşı kendilerine kişisel değerlerinin en çok kanıtını sunan ortam ararlar.

Bu Araştırmaların Önünde Engel Teşkil Eden Bir Dizi Etkenler Vardır.

1-Şirkette randıman değerlendirmelerinin olmayışı ve kimin gerçekten verimsiz kullanıldığını objektif olarak değerlendirmenin zorluğu

2-Meslek intiharının tam bir tanımlamasının olmaması İşletmede intihar oranlarının arttığını veya azaldığını gösterecek istatistiklerin yokluğu.

3-İntiharlarda görülen azalmanın uygulanan bir takım önlemlerden mi yoksa meslek intiharına en fazla eğilimi olan yetenekli insanların azalmasından mı kaynaklandığını belirlemeye yarayacak bir kontrol grubunun olmayışı

4-Her aşamada doğrulanması gereken bu araştırma projesinin organizasyon desteğinden yoksun kalması.

4-Uygun sekreterlik desteğinin olmamasından dolayı doğru kayıt tutulmamış olması.

Bazı işletmelerin bir özelliği gelişme uğruna meslek intiharlarını ister görülmeleridir. En fazla katkıyı yapabilecek yaratıcı insanları korumak için çok az şey yapılır. Güçlerin işleri ise korunur ve statüyü destekleyenlerin güçlü oldukları görülmektedir.

Bu araştırmalardan anlaşılacağı gibi meslek intiharını hiçbir şekilde gerçekten intihar değildir. Bu daha çok ne istediğini belirleyemeyen insanların yaşadıkları bıktırıcı işkence ve başarısızlıklardır.

Şimdi Meslek İntiharının Önlenmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerden Bahsedelim.

1-Üst yönetim insan ilişkilerinde daha yetkin olmalıdır.

2-Üst yönetim işletme amaçlarını belirlemekte, bu amaçlara ulaşmak için plan yapmada, amaçlarla ilgili yetki ve ödülleri paylaşmada daha istekli olmalıdır.

3-Üst yönetim daha çok büyümeye yönelmelidir.

4-Üst yönetim kendi varlığını sürdürmeye ve kendi çıkarlarını korumaya yönelik kişiler için, bu niyetlere uygun hırçın ortamdan ziyade, ekip bağlılığına dayanan bir yönetim anlayışı geliştirmelidir.

5-İş arkadaşları aralarındaki yeteneklilerden daha az korkmalı ve işletme amaçlarına yapacakları faydanın farkında olmalıdırlar. Bu, sonuçta herkes için daha büyük bir başarı duygusu yaratacaktır.

Sonuç olarak bir işletmenin başarısıyla başarısızlığı arasındaki fark yönetimin insan kaynaklarını değerlendirme biçiminde yatar.

Paylaşın:

Özgüveninizi Anında Artıracak 7 Faydalı İpucu

Kent Sayre

1- Kendinize “Olabilecek en kötü şey nedir?” diye sorun. Çoğu zaman, potansiyel sorunlara gereğinden fazla önem veririz. Belli bir miktar enerjiye sahibiz; öyleyse bunu, endişelenerek harcamak YERİNE sıradışı ilişkiler yaratmak, kariyerimizi ilerletmek ve hedeflerimize ulaşmak için kullanalım. Kontrol edebildiğiniz şeyler konusunda harekete geçin; kontrol edemedikleriniz içinse riski en aza indirin. Daha sonra, enerjinizi akıllıca kullanın.

2- Bir şeyi ilk kez yaparken, onu geçmişte de yaptığınızı hayal edin. Gözlerinizi kapayın; daha sonra gerçekten de ilk kez yapacağınız şeyde olağanüstü başarı gösterdiğinizi gözlerinizin önüne getirin. ‘, ‘Zihin, canlıymışçasına hayal edilen bir şey ile gerçek bir şey arasındaki farkı bilmez. Beş duyunuzu da kullanarak hayalinizi canlı kılın.

3- Bu alanda kendine güveni tam olan birilerini bulun ve onları örnek alın. Özgüven sahibi olmak istediğiniz konudaki davranışlarını, tutumlarını, değerlerini ve inançlarını olabildiğince kendinize model alın. Bunu nasıl yapabilirsiniz? Erişim şansınız varsa, onlarla konuşun. Erişim imkanınız yoksa, elinizden geldiğince yolunuzu onlarla buluşturmaya çalışın. Bu, o kişileri tanıyan insanlarla konuşmak ve/ya da varsa ürünlerini satın almak şeklinde olabilir.

4- “Sanki” çatısını kullanın. Bu düşünce şeklini çok severim. Özgüveniniz olsaydı, nasıl davranırdınız? Nasıl hareket ederdiniz? Nasıl konuşurdunuz? Ne düşünürdünüz? Kendinize içinizden ne derdiniz? Kendinize bu soruları sorduğunuzda, yanıt vermek için mecburen özgüven duymanız gereken bir ruh haline sürüklenirsiniz. Böylece, “sanki” özgüven sahibiymişsiniz gibi davranırsınız. Şimdi, yeterince uzun zamandır böyle davrandığınızı unutun; kısa süre sonra, bunu bir alışkanlık haline getireceksiniz.

5- Geleceğe gidin ve karşı karşıya kaldığınız durumun o kadar da önemli olup olmadığını sorun. Bu, biraz anormal olabilir; ama acayip işe yarar. Kendinizi, ölüm yatağınızda, geride kalan yaşamınızı düşünürken hayal edin. Arkadaşlarınız ve aileniz, çevrenizi sarmış. Yaşamınızı gözden geçiriyorsunuz. Şu anda karşı karşıya olduğunuz durum, o gün hatırlanacak mı? Büyük olasılıkla hayır. Olan biteni uygun bir perspektifte tutmak, korkuyu gerçekten azaltır.

6- Asla yararlanmayı düşünmediğiniz fırsatlar yüzünden zararlı çıktığınızı unutmayın. İstediğinizi elde etmek için, onu istediğinizi söyleyin. Ne istersem isteyeyim, yeterince kişiye danışırsam, onu elde edebileceğime tüm kalbimle inanıyorum. Bunun mutlaka doğru olması gerekmiyor; ama yararlı bir inanç. Hedeflerinizi ve ulaşmak için çabaladığınız şeyi düşündüğünüzde, dışarıda herkesin sadece bir kez sormanızla size yardım etmeyi isteyeceklerine inanmak, sizin açınızdan ne kadar etkili olurdu? “Gerçek dünya”da bunun doğru ya da yanlış olması fark etmez. Bu inancın güç verdiğine kanaat getirdiyseniz, size aitmiş gibi benimsemenizi öneririm.

7- İçinizde sürekli dırdır eden ve olumsuz konuşan sesi etkisiz hale getirin. Olumsuz iç ses, herkesi durdurabilir. Bu iç sesi etkisiz kılmak için, bir ses ayarı olduğunu hayal edin ve sesi kısın. Ya da iç sesi Mickey Mouse’a çevirmeye ne dersiniz? Düşünün, Mickey Mouse sizi eleştiriyor olsaydı onu ciddiye alır mıydınız? Sesi bir palyaço sesine çevirin. Önemli olan, sesin size dırdır etme biçimini değiştirerek onu etkisiz kılmaktır. Kendi sesimin dırdır ettiğini duyarsam, bu beni durdurur. Palyaço sesi duyarsam, gülerim ve yoluma devam ederim.

Paylaşın:

Meyveler

Elma

Ona kısaca meyvelerin sağlık pınarı veya meyvelerin kraliçesi diyebiliriz. Günde 1 – 2 elma yemek sağlık açısından oldukça yararlı.

Besin değeri: Bol miktarda C vitamini ve potasyumun yanı sıra elmada daha birçok yararlı besin değeri bulunuyor. Bunların başında organik asitler, eterik yağlar ve petkin geliyor. Petkin vücudu toksinlerden arındırır, kolesterolü düşürür ve şekeri dengede tutar. İçerdiği maddeler bakterilerin vücudunuzu etkilemesini önler.

Önerimiz: Elmayı daima kabuğuyla yiyin. Çünkü vitamin ve değerli maddeler kabuğun altındaki kısımda bulunuyor.

Okumaya devam et

Paylaşın: