Aylık arşivler: Nisan 2007

Peşin Hüküm Vermeyin!

Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.

Örneğin trende giderken, bir baba, 3 evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.

Prof.Covey in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.

Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş.Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mi? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu ? Meğer, bunca zamandır adamın kurabiyesini yiyormuş. Tabii çok utanmış ama, artık iş işten çoktan geçmiş.

Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.

Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein’in bir sözünü anımsatıyor :

Karsılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.
Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu asma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?

Çözümsüz gibi gördüğünüz sorunlar konusunda paradigma değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatimizi, basarimizi, mutluluğumuz belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Basımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…….”

Stephan Covey

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Aptal Puma Sendromu

Pumayı bilirsiniz. Hani vahşi kedilerin uzak atalarından. Yaklaşık iki metre uzunluğundaki benekli yırtıcı.

Birçok özelliği ile ünlüdür bu ormanların harika kedisi. Ama en çok ta hızlı ve kıvrak koşusu ile tanınır. Avının peşine düştüğü andan itibaren giderek hızlanan ve vücudunun tüm eklem ve kaslarını ortaya koyan hareketlerini seyretmek bir zevktir. Bu ölüm koşusu bazen pumanın , bazen ise hayatı için koşan kurbanın zaferi ile sonuçlanır.

Peki bir puma avının peşinden ne kadar koşar? İşte ormanların vahşi avcısını uygarlıkların kurucusu insan’a örnek yapacak olanda pumanın bu özelliğidir. Puma avının peşinden sürdürdüğü “ölüm koşusunu” her zaman avının cüssesine göre ayarlar. Yani bir ceylan ele geçirmek için koştuğu süre ile, bir tavşanın peşinden geçirdiği süre asla aynı değildir. Çünkü puma akıllı bir hayvandır ve koşarken harcadığı enerji miktarı, avdan elde edeceği potansiyel enerji miktarını aştığı anda puma koşmaktan vazgeçer. Yenilgiyi kabul edip başka av arar. Bu nedenle ceylanın peşinden fazla, tavşanın peşinden çok daha az koşar.

İşte “aptal puma sendromu” bunun tersini yapan insanların ruh halini ifade etmek için, yani bir tavşanın peşinden yıllarca koşan , sonra da yakaladığı avı bir öğünde bitiren akılsızlar için kullanılır. Başarının sırrı pumalıktan, yani harcanan emek, ulaşılan sonuç ilişkisindeki dengeyi iyi saptamaktan geçiyor

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Soguk Hava, Liderlik ve Yaraticilik Uzerine

Yazar: John Maxwell

Cogunuzun, ozellikle de tarih tutkunlarinin bildigi gibi, Sir Ernest Shackleton buyuk bir kasifti. Antarktika’nin dondurucu sularinda gemiyi terk etmek zorunda kaldiklarinda, kendini ve murettebatini bir olum kalim savasinda buldu.

1914 yiliydi ve Shackleton donmus kitayi karadan gecmeyi planliyordu. Gemi buza saplanip battiginda, murettebatin 18 ay surecek hayatta kalma savasi baslamisti.

Bir ada buluncaya kadar, yuzen buyuk buz parcalari arasinda hareket ederek hayatta kalabildiler. Bu adada kamp kurdular. Erzaklari azalinca, Shackleton ve murettebattan birkac kisi, gemiden kurtardiklari cankurtaran sandallarindan birine binerek, bir balina avciligi istasyonuna varincaya kadar 1480 kilometrelik cesur bir yolculuk yaptilar. Bir gemiyle geri donduler ve boylece 27 adam, cetin bir mucadeleden sag kurtuldu. Onlarinki, inanilmaz bir hikayeydi ve mucizeden farki yoktu.

Son zamanlarda, hayatta kalma ve dayaniklilik konulu bu dramatik hikayedeki derin dersler uzerine pek cok kitap yazildi. Sahsen, Shackleton’in deneyimlerinden, kriz liderligine iliskin epey ders alabilecegimizi dusunuyorum; ozellikle yaraticilik anlaminda.

Bir kriz aninda iki tur insan vardir: donup kalanlar ve odaklananlar. Shackleton ve adamlari, gezegenimizin en soguk yerlerinden birinde mahsur kalmislardi; ama Shackleton’in yaraticiligi asla buz tutmadi. Aksine, murettebatin kurtulusu acisindan kritikti. Onun yaraticiligi, yolculukta kendisine buyuk guven duyan murettebatin hayatini kurtarmak konusunda kilit degerdeydi.

Shackleton’in yasadiklarini incelerken, kriz aninda yaratici bir lider olabilmeye yonelik uc ilkeyi hatirladim:

1. Yaratici faaliyet, yaratma yetenegini artiriyor. Yaraticilikta aktiflestikce, yaratma yeteneginiz de gucleniyor. Pek cok insan, yaratma yetenegi olsun ister; ama o gune kadar hicbir yaratici faaliyette bulunmamistir. Dondugumuzda, artik yaratamayiz.

Shackleton, kendisi ve murettebati icin “rutin” yaraticiligi uyguladi. Dolayisiyla, sorunlar ortaya ciktiginda, o ve ekibi, yaratici cozumler bulma yetilerinden asla vazgecmediler.

Yaraticilik, bir kas gibi dusunulebilir: Onu ne kadar cok kullanirsaniz, o da o kadar cok guclenir.

 

2. Kurallar kitabi, artik yonetmiyor. Herkes size kurallar kitabini vermek istiyor.

David Kelley, “Buyuk sirketlerde ogrendigim en onemli sey, herkesin kurallara uymak zorunda oldugu bir ortamda yaraticiligin boguldugudur,” derken hakliydi.

Ve Thomas Edison, belki de gelmis gecmis en buyuk mucit, laboratuvarini ziyaret eden herkese sunu soyluyordu: “Burada kural falan yoktur! Hepimiz birsey basarmaya calisiyoruz.”

Yapi ve kurallar, bize iyi hizmet eder; ama asiri kuralcilik, yaratici ruhumuzu bogarak oldurebilir. Shackleton’in “kurallara” riayet ettigini hayal edin. Hikayenin sonu mutlaka cok farkli olurdu.

 

3. Yaraticilik, yolunu bulur. Kendinizi ayni durumda sIkisip kalmis olarak hayal edin. Ilk iki secenege bakip bunlarin gercek anlamda birer secenek olmadigina hukmetmek ve olmeyi beklemek cok kolay olurdu.

Aksine, Shackleton yaratici olmayi tercih etti. Gorunurde imkansiz olan seyleri dusunmeye basladi. Imkansiz olsun olmasin, butun secenekleri dusunmekten baska secenegi yoktu; cunku bu, bir olum kalim meselesiydi. Is yasaminda cogu zaman olum kalim meseleleriyle karsilasmiyoruz ve dolayisiyla, bizim icin bir yol bulmasina izin verecek kadar yaraticiligin pesinden gitmiyoruz.

Peter Drucker, bir keresinde, gelecegi tahmin etmenin en iyi yolunun onu yaratmak oldugunu soylemisti. Daha once dusunmedigimiz bicimlerde dusunmeye baslayabilirsek, isleri yapmak icin yeni yollar hayal edebilirsek, Shackleton ve adamlari gibi, arzu ettigimiz gelecegi yaratabiliriz.

Cagimizin hizli ve rekabetci pazarinda sirketler icin cok az kaynak, yaraticiliktan daha fazla deger tasir. Bu durum, ozellikle bir kriz aninda gecerlidir. Gercek liderligin yukseldigi ya da dustugu an budur. Ne yazik ki yaraticilik, cogu zaman kendini acil durumlar tarafindan yutulmus olarak bulur. Cevrenizdeki kutu cokerken, kim kutunun disina cikip dusunmek icin vakit bulmustur?

Ama Shackleton, sorunlarin otesine gecerek buyuk resmi gorebilmistir. Antarktika’nin keskin sogugunda ve yalnizliginda, hata payinin cok az oldugu bir ortamda, kendisinin ve murettebatin hayatta kalabilmesi ve bir ekip olarak hareket edebilmesi icin, yaraticiligin ne kadar onemli oldugunu anlamistir.

Yaraticilik, onun hayatinda yalnizca bir yeti degildi; ayni zamanda, hayatta karsilasilan engellere cozum bulabilmeyi saglayan bir tavirdi. Baskalarinin donacagi -hem duz anlamiyla, hem de mecazi anlamda- yerde, Shackleton krizi atlatmak icin yaratici cozumlere odaklandi.

Oyleyse, yaraticiliginizi kullanarak onu guclendirin. “Kurallar kitabi”ni bir kenara atin ve yaraticiligin, Sir Ernest Shackleton’a yaptigi gibi, size de bir yol bulmada yardimci olmasina izin verin.

Paylaşın:
“5onlineegitim”