Aylık arşivler: Ocak 2010

Mikro Yönetici olabilir misiniz?

micromanagerEğer yöneticiniz bir “mikro yönetici” ise hayatınız çekilmez diyerek sizlere bu durumda ne yapılabileceğini anlatan bir yazı* yazmıştım. Ama farkettim ki işin diğer tarafını atlamışım. Ya siz bir “mikro yöneticisi” iseniz ne yapacaksınız?

Aslında her yönetici şirketi ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır. Fakat bunu yaparken çalışanlarının mutsuz olduğunu hissediyorsa tavırlarının ya da yaptıklarının doğru olmadığının farkındadır diyebiliriz. Eğer herkesi mutlu biliyor ve yanılıyorsa işte o başka bir yazı konusu. Eğer farkındaysa yolunu değiştirmesi gerektiğini bilir.

Yöneticilere sorarsanız aslında asla ve asla “mikro yönetici” olmadıklarını söyleyeceklerdir. Bazı alçakgönüllüler bazen ve bazı kişilere karşı böyle bir hata yapabileceğini söyleyecektir. İşte bu noktada kendinizin bir mikro yönetici olup olmadığını anlayabilmeniz için şunlara dikkat edebilirsiniz;

  • Birine bir iş verdiğinizde güçlü bir şekilde nasıl yapılacağını anlatma ya da mutlaka yapılanı onaylama ihtiyacı duyuyor musunuz?
  • Herkesin neyi ne kadar yaptığından emin olduğunuzu ve düşüncelerinizi onlara belli etmediğinizi düşünüyor musunuz?
  • Yapıcı bir müdahale yapmadan önce sürekli işleri sorguluyor musunuz? Hatalara karşı durumu tam olarak kayvrayamamanıza rağmen tepkisel yaklaşıyor musunuz?
  • Size gönderilen bir şeyleri, sizin onayınız gerekmesine rağmen sürekli erteliyor ve geciktiriyor musunuz?

İşte bu soruların bir yada birden fazlasına evet diyorsanız ACİLEN DEĞİŞMELİSİNİZ

Eğer çalıştırdığınız kişiler gerçekten bilgisiz ve beceriksiz ise yukarıdaki bazı maddelerde haklı olabilirsiniz. Ama bu noktada problem başkadır. Bu çalışanlara yönelik olarak eğitim, transfer, yer değiştirme, başka iş verme gibi yöntemlere gitmeniz gerekir. Yani sizi mikro yönetime mecbur eden etkenleri değiştirmelisiniz.

Eğer mikro yönetici olmak ya da böyle algılanmak istemiyorsanız;

Davranışlarınızı ve tavırlarınızı gözden geçirip yeniden ayarlamanız gerekir. Bunun için önerilebilecek bir kaç şey var;

Kendinizle konuşun.

Sadece kendiniz kendinizi değiştirebilirsiniz. Yaptığınız şeylerin doğruluğunu ya da yanlışlığını kendinizle paylaşıp karar verin. Kendinize mikro yönetici olmamasını söylemeniz gerekir.

Değişik bir şeyi tercih edin

Değişimin yolu değişmektir. Birşeyleri daha farklı yapmaya karar verin ve bunu hayata geçirin.

Değişmeyi düşündüğünüz konuları size yakın olan birileri ile paylaşın. Bu yakın bir arkadaşınız ya da koçunuz, danışmanınız olabilir.

Yapın – Değişin

Şimdi bir şeyleri değiştirip uygulamanın zamanı. Bir hata olduğunda nazikçe sebebini sormak, işi verdikten sonra yapacak olanı rahat bırakmak vb. her ne yapmaya karar verdiyseniz onu yapın. Size ilişkin getirilne eleştirilerin aksine davranmaya çalışın.

Bu yaptığınızı mikro yönetici olduğunu düşündüğünüz diğer arkadaşlarınızla paylaşın

Eğer işe yaradıysa bu tecrübeyi bir an önce diğerleri ile paylaşarak faydayı artırabilirsiniz.

Ne kendinize ne de başkalarına mikro yönetici olmamak önemlidir. Neyi değiştirip neyi başardığınıza dikkat edin. Aslında mikro yönetici olmadığını sadece birilerinin mikro yöneticilik yaptığını ve değişebileceğini düşünün.

Ve sizde bunun en büyük kanıtısınız.

Mikro Yöneticiler ile çalışmak zordur 

Paylaşın:

Beyin fırtınasını doğru yapmak

corporate-brainstorming-sessionBeyin fırtınası doğru yapılmadığında ciddi bir zaman kaybı olmakla beraber doğru yerine yanlış şeylerin ortaya konabileceği bir şey haline dönüşebilir. Önemli olan amaca uygun sonuçların yakalanacağı etkin beyin fırtınası toplantıları yapmaksa işte o zaman dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var;

1. Beyin fırtınasını sadece fikir toplamak için yapmayın aksine fikirleri birleştirip neler çıkabileceğine ya da fikirlerin daha geliştirilmesine odaklanın. Eğer sadece fikir toplayacaksanız vaktinizi böyle harcamayın eski usul öneri sistemi vb. uygulamaları devreye alın.

2. Korkanları bu gruba almayın. Eğer beyin fırtınası yapacağınız ekibe demotive, aldığı ücretten yakınan, alaycı kişileri alırsanız yine sonuç hüsran olacaktır. Eğer her sene çalışanlarının %10’unu işten çıkaran bir şirket iseniz gelenler fikirlerini açıka söylemeye cesaret edemeyeceklerdir.

3. Önce bireysel sonra ekip olarak beyin fırtınası yapın. Bireysel fikirler grup içerisinde şekillenir. Beyin fırtınasını yönetcek kişi bu toplantı önce konuyu herkese iletmiş ise sadece o konuya odaklanan kişilerin fikirleri grup içerisinde harmanlanarak anlamlı projeler haline gelebilecektir.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Marka Konferansı – Notlar – 2. Gün

2.GÜN : 18.12.2009

Konuşmacı                   : Nazan SOMER

Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı

Görüşleri             :Markalara Enerji Veren Marka

SOMER, Pazarda yeni bir kategori yaratmak ve böylece tüketicinin zihninde ilk sıraya yerleşmek güçlü bir marka yaratmanın ilk adımı ve buna en iyi örnek 1991 yılında Yapı Kredi Worlcard ‘dır diyerek sunumuna başladı. Dinleyiciler ilk markalı kartın 1991 yılında kullanıma geçtiği yönündeki bilgilerini tazelerken, konuşmacı o dönemlerde Türkiye’nin kredi kartına geçiş öyküsünü başarılı bir sunumla katılımcılara aktarmaya çalıştı. Her markanın olduğu gibi Worldcard’ın da 2002 yılında bir dönüm noktasından geçtiğini vurgulayan konuşmacı, taksit yapan, puan kazandıran ve harcatan sadakat programlarını barındıran yeni bir iş modeli geliştirerek Worldcardı piyasaya sunduklarını,  aldıkları ilk tepkileri dinleyicilerle paylaştı.

Yeni iş modelinin Perakendeciler ve Bankacılar için ilk ortak platform olduğunu ve müşterilerin satış noktalarında yakalayacakları avantajlar ile çok yönlü bir kazanç zincirinin kurulduğunu vurgulayan konuşmacı, yeni ürün lansmanın marka renginden, sembolunden  lisanına kadar marka bilinirliliğinin sağlanmasında hangi aşamalardan geçtiğini dinleyicilerle samimi bir dille paylaştı.

İş sistemi ve modeli değiştiği, farklılaştığı zaman eski marka geri de kalmamalı , yeni ürün ana markayı üst bir noktaya taşımalı ve bu yönde cesaretli kararlar alınmalı diyen SOMER, “Yeni bir şey yapıyorsanız mutlaka geleneksel bakış açısından kurtulmak gerektiği” mesajını katılımcılara verdi. 2003 yılında Vaadaa’nın doğuş serüvenin taşıdığı bu özelliklerle bugün ki noktaya geldiğini vurguladı.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Marka Konferansı – Notlar – 1. Gün

Her yıl olduğu gibi bu yılda Marka konferansına ilişkin detaylı ve özenli notlarını benle paylaşan Belgin Usanmaz’a teşekkürlerimi iletiyorum.

Geleceğin marka dünyasına ışık tutmayı hedefleyen  Marka Konferansı, ezber bozmaya devam eden konuklarıyla ve konularıyla bu yıl 10.yılını kutlarken, bu yıl ki  Marka 2009 Ödülü “İSTANBUL” markasının oldu.

Markaya dair herseyin konuşulduğu konferansda  Cenk SERDAR, Berna ELBİLEK, İclal AYDIN, Ali TARHAN, Setap ERENER ‘a ödül verildi.

Konferansa katkılarıyla ünlü konuşmacılardan Cenk SERDAR; Markalar “Şehvet-Aşk yaratmak durumundadır ki etkileyici/kalıcı  olsun derken herkesin İstanbul’a olan büyük aşkın yarattığı etkiyi, İclal AYDIN, mükemmel ses tonu ve anlamlı şiiri ile İstanbul’u anlatmaya çalıştı, trafiği, vazgeçilmezliği ve İstanbul’a bize kazandırdıklarından dolayı ne çok şey borçlu olduğumuzu bir kez daha hatırlatarak….

Marka Konferans katılımcıları;  Sertap ERENER’in büyülü sesinden Marsiyla Festivalinde En iyi “Fotograf ve Müzik Uyumu “ ödülü kazanan Alptekin BALOĞLU dia gösterisinde İstanbul şarkısını dinleme fırsatı yakalarken,  Ali TARHAN ise Mavijeans renklamında BURASI İSTANBUL teması altında yatan mesajı markayla nasıl bütünleştirildiğinden bahsetti.

Berna ELBİLEK ise bir Türk markası olan VİTRA’nın yurtdışındaki markalararası yolculuğunu güzel bir sunum eşliğinde dinleyecilerle paylaştı.

Marka 2009

Konferans Notları

I.GÜN                  : 17. 12.2009

Konuşmacı         : Stefan SAGMEISTER

Grafik Tasarımın Rock Starı

Görüşleri             :TASARIM ve MUTLULUK

Tasarladığı sıradışı albüm kapakları, posterler ve kitaplarıyla grafik tasarım dünyasının en büyük hayran kitlesine sahip yaratıcılarından biri olan Sagmeister, “Tasarım ve Mutluluk” konulu  konuşmasına , “ Yaptığın hersey yada yaşamda gittiğin yolda Niye, Neyi? Yaptığını açıklıyorsa/açıklayabiliyorsan sonucunda  mutlu olunabileceğini belirterek sözlerine başladı. Haz/mutluluğun kısa vadeli, memnuniyet ve tatminin uzun vadeli duygular olduğunu belirtti.

Okumaya devam et

Paylaşın: