Aylık arşivler: Mart 2020

Başkalarını suçlama alışkanlığı üzerine

Bazı yerlerde “günah keçileri” vardır ne olsa ondan bilinir. Bazı yerlerde suçlamak ya da çamur atmak yükselmenin bir yoludur çünkü şirket kültürüne iyice yerleşmiştir. Bazen kendimiz bazen de çevremizdeki insanlar çeşitli konularda birilerimizi suçlarız. Aslında her zaman suçlanacak birileri mutlaka vardır.

Genel Müdür Metin “Satışlarımız çok düştü” dedi. “Neden?” diye sordu. “Reklam kampanyası zayıftı, satış elemanlarımız bu yüzden pazarlama faaliyetlerine daha yüklenmeliydiler” dedi Ayşe. “Herkes hedefini tutturacak şekilde pazarlamasını yaptı ama müşteriler zamanında mallarını alamadıkları için yeni sipariş vermiyorlar” dedi Ahmet.

Herkes kusuru diğerinde arıyordu. Herkes yaptığında çok iyi olduğunu düşünüyordu. Aslında bir ekip oldukları ve sonucun her ikisini de bağladığının farkında değillerdi. “Öyleyse neden zamanında birbirinizi uyarmadınız?” dedi Metin.

Aslında suçlamadaki görünmeyen amaç hedef saptırmaktır. Başkasını suçlayarak dikkatleri o tarafa çekersiniz. Eğer suçlanan taraf savunmaya geçerse ki böylece suçlayanın profesyonelce onu köşeye sıkıştırdığını söyleyebiliriz, işi oldukça zordur.

“Birilerini Suçlamak” organizasyon için biyolojik silah gibidir. Eğer bir havaya karıştı mı herkesi etkilemeye başlar. Suçlayanı cezalandırmakta işe yaramaz çünkü asıl sorun “suçu başkalarında aramaya çalışmaktır” yani kişinin kendisine olan körlüğüdür.

Bu konuda benim suçlamaya karşı şirket içi önlem olarak önerim “hatalardan ders çıkarma” felsefesini yaygınlaştırmaktır. Hataları bir fırsat ve şans olarak görmelerini sağlayıcı çalışmalar, eğitimler ve uygulamalar yapmaktır.

Şirketlerde iki tip eğilim vardır: Suçlama odaklılık(SuO) ki bunlar sebep-sonuca bakıp hemen cezalandırmayı tercih ederler, Sorumluluk odaklı(SoO) şirketler ise sebep-sonuçlardan ne öğrenileceğine odaklanırlar. Şimdi çalıştığınız yerin kültürünü siz analiz edin. Bir hata oluştuğunda ne yapılıyor?

Suçlamanın olduğu yerde yalan söyleme, suçu üstlenmek, samimi olmamak gibi yan etkiler yaşanmaya başlar. O an ile ilgilenilir ve heyecan yüksektir. Halbuki suçlama yoksa geçmişte yaşanmış benzer şeyler değerlendirilir, nasıl bir çözüme gidileceği belirlenilir, sakin bir ortam söz konusudur.

Suçlama ayrıca mazereti getirir. Hata yapan bunu cezalandırılma korkusu ile örtbas eder. Bazen hatayı zamanında iletmemek özellikle projeler için büyük sıkıntılar doğurabilir.

Suçlamacı kültür herhangi bir problemin sadece tek bir kişi ya da şeyden kaynaklandığına kolayca inanabilir. Bazı şeylerin karmaşık bir yapının yada aslında bütünün yaptıklarının sonucu olduğunu görmeyebilir.

Suçlamacı yaklaşımın hafızası güçlüdür. Geçmişteki hataların yine aynı kişilerce tekrarlanacağına inanır. Güveni azdır. Çünkü bu hataların gerçekten neden oluştuğunu analiz etmemiş, bir ya da bir kaç kişinin suçu olduğuna kanaat getirmiş ve dosyayı kapatmıştır. Yeni bir problemde o dosyayı açar, sonuca bakar ve dosyayı kapar.

Suçlamacı yaklaşım bencildir kendini düşünür. Kendi ile ilgili konularda mükemmellik ararken başka konuların aksayabileceğini düşünmez.

Suçlamacı yaklaşım yönetim ile çalışanı birbirinden uzaklaştırır ve uzun vadede başarısızlığı getirir.

Siz ya da patronunuz bu özelliklerde olabilir ama inanın herkes değişebilir. Önemli olan istemek ve değişmeye başlamaktır.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Yönetici ve Zaman

Zaman o kadar kıymetlidir ki, yönetici her anını yönetebilmelidir. Zaman, kimseyi beklemeyen trendir, kaçırmamanız gerekir. Üstelik “zaman ile ilgili düşüncelerinizi gençken olgunlaştırmanız gerekir”. Bu sözümün anlamını okuyacağınız bir çok otobiyografide görebilirsiniz.

Zaman demişken;

1. Her gün yapabileceklerinizden fazlasını planlayıp yapmaya çalışmalısınız. Ancak böyle gelişme sağlayabilirsiniz. 24 saatten maksimum faydalanmanız gerektiğini unutmayın.

2. Başlamak bitirmenin yarısıdır. Yine bizlere aşina olmayan ama yurtdışında popüler bir söz geliyor aklıma “erkenci kuş, solucanı kapar” derler. Bizde “erken kalkan yol alır” demişler.  Benim önerim öncelikle artık yarım saat daha erken kalkmaya başlamanız. Trafikte kaybedeceğiniz zamanı ofiste geçirin. En azından erken giderek gününüzü planlayacak sakin zamanı yakalamış olursunuz. 

3. İşinizi daha hızlı ve iyi yapacak şekilde programınızı düzenlemeniz, doğru araçları kullanmanız (bilgisayar vb.) ve organize olmanızda fayda var.

4. Yaptığınız programlara sıkıcı bile olsa uymaya çalışın. Özellikle rutin işleriniz var ise nasıl verimi artırıp, hızlandırabileceğinize odaklanın.

5. Eğer 1-2 saat daha çalışmanıza yol açacaksa bile kaliteli iş çıkarmaya çalışın. Yaptığınız her işin yaptığınıza değer olması önemlidir. Yaptığınız işin sonucu önemlidir ne kadar çok çalıştığınız değil unutmayın. Saatlerce ofiste kalarak çok iş yapmış olmazsınız.

6. Değecek işlere enerjinizi harcayın, yönetici gibi davranın – boş işlerle uğraşmayın.

7. Her toplantı sonunda yapılacak işleri, sorumlularını ve çıktıları mutlaka gözden geçirin. Her toplantıdan bir sonuç çıkarmanız gerekir. Birilerinin toplantı notu tutmasını sağlamalısınız.

8. Zamanınızı çalan şeyleri tanımlayın ve hayatınızdan çıkarmaya çalışın.

9. Dakik olun. Kimseyi bekletmeyin, zamana verdiğiniz önemi herkese gösterin. Toplantılara ve görüşmelere mutlaka vaktinde gidin.

10. Size gelen mesajlara ya da telefonlara mutlaka bir an önce yanıt verin. Yanıtlanmamış mesajlar ve geri dönülmeyen telefonlar size problem olarak geri dönerler.

11. Sadece gerekenleri yapın. Abartmayın ve çok detayda boğulmayın.

12. Limitlerinizi bilin. Sorumluluklarınızla (aile, iş, proje vb.) beraber neye ne zaman evet ve hayır diyebileceğinizi bilin. Yapamayacağınız şeylere evet demeyin, sırf zamanı hesaplayamıyorum diyerek sizden istenen her şeye uzun süre vermeyin.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Proje Kontrolünü Doğru Yapmak

Projelerin düzenli olarak kontrol edilmesi gereken. Düzenli kontroller yapılmadığında burnunun ucuna gelen buzdağını görmeyerek batan Titanik gibidirler. Proje kontrolleri düzenli durum raporlaması ile desteklenir. Bu raporlamalar aşağıdaki gibi olabilir;

  • Bütçemizin %50’sini harcadık
  • Proje iyi durumda ya da her şey yolunda
  • Bir kaç pürüzü halledip vaktinde yetiştiriyoruz
  • Toplam 400 aktivitenin 285’ini bitirmişiz
  • Herkes projeye tam destek veriyor vb.

Raporlar iyi olduğu sürece bir şey yapmayı düşünmeyiz. Proje planlarında yapılan en önemli hatalardan birisi projelerin planlama aşamasında sadece tarihlere ve müşteri isteklerine odaklanılmasıdır. Başlangıçta çok iyi bir plan yapılabilir fakat Proje Yöneticisi ya da Sponsor için önemli bir şey atlanır: Stratejik Kontrol noktalarım ne olacak?

Aktivitelerin tanımlanması sonrasında Kilometre taşlarının yerleştirilerek kontrol noktaları yaratılması gerekir. Önemli olan belirli aşamaların, modüllerin bitirilmesinden öte buzdağını en erken fark edebilecek stratejik noktaları yakalayabilmektir. Böylelikle hem kaosu önlemiş olursunuz hem de valizinizi hazırlayıp size uygun sandalda yerinizi alabilirsiniz.

Diğer bir husus ise proje ekibindeki herkesin ve sponsorun o projeden ne anladıklarıdır. Yani herkes kendi açısından bir şeylerin iyi ya da kötü gittiğini düşünebilir. Eğer bakış açısı ortak değilse birisi için normal olan diğeri için felaket olabilir. Projedeki gelişmelerin tüm paydaşlar açısından düşünülmesi gerekir. Örneğin, sizin işinizi erken bitirmeniz sizden sonrakinin elindeki işi bırakıp hemen bu işi yapacağı anlamına gelmez. Aksine o kişide yersiz bir baskı bile oluşabilir. Bu sebeple projenini gidişatı sık sık proje yönetici tarafından sebep-sonuç ilişkileri ile birlikte ekibe açıklanarak farkındalık yaratılmalıdır.

Temel olarak Proje yöneticisinin her türlü gelişme, gecikme ya da öne gelmeyi projenin toplam zamanı ve bütçesi açısından planlanan-gerçekleşen-gerçekleşmesi beklenen olarak ifade etmesi ve bunu yaparken sebepleri ile açıklaması gerekir.

Örneğin Projemizin 2. ayında planladığımız işlerin %70’ini yapabildik çünkü X makinamız bozuldu. Tamirat sonrasında planımızı revize ederek bütçemizi ilk planlama seviyesine çekebildik fakat 2 hafta sonu fazla mesai yapmamız gerektiği ortaya çıktı. Bu noktada sadece 1 hafta gecikme ve 10.000 TL’lik bir bütçe aşımı ile projenin tamamlanabileceği düşünülmektedir. Diğer yandan yıl sonu geldiği için finans departmanının iş yoğunluğu sebebiyle proje ayırabileceği zamanlarda kısıntı olabileceği iletilmiş bu sebeple satın almadan bir kişi bu testler konusunda yetiştirilmeye başlanmıştır.

Projelerde olası gecikme ve bütçe aşımları ne kadar erken farkedilirse o kadar kolay önlem alınabilir. Her şeyde olduğu gibi yumurta ağzına geldiğinde pratik çözümler bulmak bir çok projenin ciddi başarısızlığına yol açmaktadır.

 
Paylaşın:
“5onlineegitim”

İşi kabul etme kriterlerinizi belirleyin

Zaman zaman işsiz kalan bir çok kişiden gelen özgeçmişleri eleman arayanlarla paylaşmaya çalışıyorum. Bu arada küstah ya da zibidi diye tabir edebileceğimiz tarzda kişilere de denk geldim. Örneğin firma kendisini arıyor, “X liranın altında verecekseniz hiç konuşmayalım” diyor. Ya da daha 1-2 yıllık tecrübesi var ama iyi okullar bitirmiş, birkaç dil biliyor “stratejik kararların alınacağı önemli noktalarda yer alacaksa çalışacağını” söylüyor.

Tabiki bir iş teklifini eğer ihtiyaçlarınız karşılanıyorsa kabul edersiniz. Ancak ihtiyaçlarınızı çok iyi belirlemeniz gerekir ki bir iş görüşmesi sonucunda size önerilen işin ya da yapılan teklifin size uygun olup olmadığını anlayabilin. Kendinizi, haddinizi ve gelecek için doğru adımı atıyor olduğunuzu bilmek önemli.  Size tecrübe ile sabit bir kontrol listesi vereceğim. İş görüşmesine “mutlaka gidin” ve gitmeden önce bu soruları aklınıza kazıyın;

Bedel: Bir iş görüşmesi öncesinde minimum yaşama standartınız için size gerekli olan parayı hesaplamalısınız. Bu bedelin altına düşmemeniz gerekir. Yada mevcut işinizden %10-15 daha yüksek bir bedel beklentisi konulabilir.

Faydalar: Genel olarak size sunulacak faydalar, artılar nelerdir?

Sağlık Sigortası: Özel sağlık sigortası yapılıyor mu? Bu sağlık sigortasının kapsamı nedir? (Ör göz ve diş hariç olabilir)

Ailenize yönelik: Ailenize yönelik bir fayda sunuluyor mu? Çocuğunuza kreş ya da istediğinizde gidebileceğiniz bir sosyal tesis vb. 

Çalışma saatleri: Çalışma saatleri nelerdir ve esnek midir? Hangi durumlarda fazla mesai olur? Fazla mesai karşılığında ekstra bir şey ödeniyor mu? Hafta sonu çalışma ya da günlük 8 saatten fazla standart çalışma süresi var mıdır? Evden çalışılabilir mi?

Emeklilik: Özel emeklilik vb. konularda şirketin bir desteği var mı? Emeklilik için yaptığınız ödemeleri gelir verginizden düşecekler mi?

Tatiller ve İzinler: İzin politikası nedir? Hastalık, hamilelik ya da askerlik gibi durumlarda nasıl davranılıyor, izin süreleri nelerdir? Kullanılmayan izinler ne oluyor?

Prim yada Kar Paylaşımı: Herhangi bir prim ya da kar paylaşım programı var mı? Bu tip programlardan faydalanmanız için ne yapmanız, olmanız gerekiyor?

Ödüllendirme: Şirket herhangi bir koşulda ödüllendirme yapıyor mu?

Tayin-Taşınma: İşiniz tayin ve dolayısıyla taşınma gerektirdiğinde şirket buna destek veriyor mu? Böyle bir durumda gitmeme şansınız olacak mı?

Mazeret: Mazeret izni var mı?

Performans ve Ücret Değerleme: Performansınız ve ücretiniz ne zaman ve nasıl gözden geçirilecek? Kariyer, yükselme olasılıkları nelerdir?

Seyahat: Seyahat yapmanız gerektiğinde şirketinizin harcırah yada maliyet politikası nedir?

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Yönetici önce kendini yönetebilmeli

Zor dönemlerde herkes yüzünü yöneticilere çevirir. Yöneticinin diğerlerine güven verebilmesi kendini yönetebilmesine bağlıdır.

1. Yapıcı eleştirileri olumlu karşılayabilmeniz lazım. Her eleştiride savunmaya geçmemeli, bu eleştirilerden bir şeyler öğrenmeye ve kendimizi geliştirmeye çalışmalısınız. Hatalarınızdan ders çıkarmaya çalışın. Çok sevdiğim bir söz: her problem bir fırsattır, eğer siz onların üzerine gitmezseniz onlar sizi mutlaka bulurlar.

2. Yaptığınız işlerin ve altınızda çalışanların sorumluluğunu almak zorundasınız. Problemleri astlara yıkmak ya da kötü sonuçları onlara mal etmek asla kabul edilemez. Yapılan hataları iyice değerlendirmeli gerçekçi olmalısınız. Ben askerdeyken komutanım söylediği bir sözü hiç unutmam: “Mazeret göz(!) gibidir, herkeste bir çift vardır. Bana mazeret getirmeyin” derdi. Umarım mesaj anlaşılmıştır.

3. Kurbağaların hikayesini hatırlayın. Bir tanesini kızgın suya attığınızda fırlayıp kaçıyor diğerini soğuk suya koyup yavaş yavaş suyu ısıttığınızda haşlanıyor. Her zaman enerjinizi ve umudunuzu korumalısınız. Böylelikle olağanüstü durumları olağan algılayabilir ve sıkıntıları aşabilirsiniz.  Tüm çalışanlarınızın gülen ve pozitif yüzü olmalısınız. İmam-cemaat sözünü hatırlayın.

4. Şahsınıza münhasır bir yönetici olduğunuzu unutmayın. Kimse kimseye benzemez, siz de başkalarına benzemek zorunda değilsiniz. Size ait iyi olan özelliklerinizi, yeteneklerinizi işinizi iyi yapmak için kullanın.

5. Etik olmak ve davranmak önemlidir. Çocukluğumuzdan itibaren ailemizin ve/veya okullarımızda verilen ahlak derslerini ciddiye alın. Vicdanınızı dinleyin ve bırakacağınız iyi ve kötü izlerle hatırlanacağınızı unutmayın. Bir çok iş kolunda itibar en önemli unsurdur ve gerçekten kaybetmeye değmez. Dürüst olun.

6. Aptalca her şeye dalmayın, atlamayın ama akıllıca risk almayı bilin. İnsanların %90’ı yaptıkları şeylerde kendilerini ortalamanın üstünde görürler. Siz mutlaka güvenlik sınırında kalarak davranın.

7. Astlarınızı olasılıklar denizinde boğulmaya bırakmayın. Onlar için hem bugünü hem de geleceklerini olabildiğince netleştirmeye çalışın. Amerikalıların hoşuma giden bir hikayesi vardır: Öğretmen bir bal kabağı tohumunu havaya kaldırıp sormuş ne görüyorsunuz diye herkes bal kabağı tohumu demiş. Öğretmen ise “bense bu tohum ile yapabileceklerimizi, fırsatları görüyorum” demiş. Kıssadan hisse, bir insanın gelecekte ne faydalar sağlayabileceğini görmek ve ona göre pozisyonlar belirlemek önemlidir.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Uzlaşmak önemlidir

Uzlaşmak, ilgili konuda herkesin kabul edilebilir bir noktaya gelmesi demektir. Türk kültüründe genelde uzlaşmayı bir tür “zayıflık” ya da uzlaşanı “kaybetmiş gibi görme” gibi bir yanılgı içinde olduğumuzdan bu konuda kendimizi çok iyi geliştirmek gereği duymayız.

Uzlaşmaları zor kılan nedir?

Duygular olaya dahildir
Tasarımsal ya da özelliklere dayalı uzlaşmalar nispeten kolaydır. Çünkü fiziksel olarak bir şeylere karar vermek, insanların duygularını ikna etmekten çok daha kolaydır. Tasarımlar, ne kırılmış ne de yenilmiş hissederler. İnsanlar uzlaşma içerisindeyken bir şeylerden taviz verdiklerinde bu otomatikman duygularını tetikler. Bu yüzden verilen tavize karşılık duyguların desteklenmesi gerekir.

Uzlaşmak çift taraflıdır
Uzlaşmayı zayıflık olarak görmek gibi, uzlaşanı da zayıf görmek yanılgısına kapılanlar olacaktır. Sırf bu sebeple uzlaşılması gereken yerlerde geri adım atılabilmektedir. Uzlaşmayı daha asilce ve duruma göre doğru olanı seçmek olarak algılamak bir olgunluktur ve hepimiz zamanla bu olgunluğa erişeceğiz.

Hepimiz “doğru” olmak isteriz

Çoğu zaman inandığımız şeyleri savunuruz ve “yanlış” çıkarılmak istemeyiz. Böylesi siyah-beyaz bir dünyada uzlaşmalar grinin kapısını açarlar. Hepimiz doğruyuz, hepimiz yanlışız gibi çünkü uzlaşmada doğru ya da yanlıştan öte her zaman adil olmamakla birlikte tarafların ihtiyaçlarının karşılanması yatar.

Uzlaşmayı yanlış anlamak

Uzlaşmak basitçe vermek ve almak değildir. Kendi bakış açımızı ve gerekçelerimizi karşı tarafa aktarır, karşı tarafınkileri dinler ve çoğu zaman değişen bir şey olmadan da uzlaşabiliriz.

Kendi kendine uzlaşma
Genellikle ne istediğimizi ve ne istemediğimizi biliriz. Ama herhangi bir konu hakkında daha önce düşünmemiş, verebileceğiniz kararların olası sonuçlarını düşünmemiş olabilirsiniz. İşte bu noktada yapacağınız görüşmelerde olası riskleri masaya yatırıp, alternatifleri değerlendirip bir çözüme gitmeye çalışırsınız.

 
Paylaşın:
“5onlineegitim”

Liderin Yükü Ağır Olur

 

LeaderEğer liderseniz yükünüz ağır demektir. Personel gelişiminden organizasyonel hedeflere kadar zaman zaman birbiri ile çatışan bir çok konuya hakim olmanız gerekir. Bazen bu yük taşıyabileceğinizden daha ağır olabilir.

Aslında taşımaya çalıştığımız ağır yükler her gün uymak zorunda olduğumuz kurallardır: “mutlaka yapmam lazımlar” ile “asla yapmamalıyımlar”. Benim ilk öğrendiğim şey bu kuralların “hayatı devam ettirici” tarafıydı ancak çoğu zaman ya beni kısıtlıyordu ya da daha fazla problem yaşamama yol açıyordu.

Örneğin: “Bir yönetici mesaiye çalışanlarından önce gelir ve sonra çıkar.” İşte bu her zaman mümkün olmayan ütopik bir önermedir. Bir gün gerçekten gecikebileceğiniz ya da erken çıkmanızı gerektirecek bir durumun ortaya çıkması çok doğaldır.

Eğer bir liderin her zaman doğruyu yapacağını düşünüyorsanız bu gerçekçi olmayacaktır.

Yukarıdaki örneğimiz “Ben her zaman X’i yapmalıyım” şeklinde idi. Bunun bir de diğer formları var: “Ben asla X’i yapmamalıyım”, “X’i yapsam iyi olur”, “her zaman X’i yapmalıyım” vb. Burada önemli olan herhangi bir şekilde X’i yapamadığınız anda liderliğinizin gideceğini düşünmenizdir. Halbuki hayat hiç öyle değildir, koşullar her zaman değişebilir. Hatta bazen bu koşullar “yapılması” gerekeni yapmamak için çok güzel sebepler yaratırlar.

Bu kurallara uyamayacağınızı hissettiğinizde küçük bir test yapın: “Yapmam şart” dediğiniz şeyi “yapsam iyi olur” şekline dönüştürün. Eğer dönüştürebiliyorsanız problem yok ama dönüştüremiyorsanız bu gerçekten sıkıntıyı işaret ediyor demektir. Şimdi örneğimiz üzerinde deneyelim : “Etkin lider mesaiye çalışanlarından önce gelebilir, daha geç çıkabilir.”

Bu tip kurallarımız yüzünden bazen kendimizi suçlu hissederiz. Peki ne yapacağız?

Kuralı Dönüştürmemiz Lazım…

Kural dönüştürme iki adımda yapılır. Öncelikle şartı yumuşatacağız sonra koşullar ekleyeceğiz. Yani: “her zaman olmak zorunda” yerine “bazen olabilir” diyeceğiz.

Şimdi kurallarınızı gözden geçirin. Her gün uymak zorunda olduğunuz ve dönüştürebileceklerinizi ele alın.

 
Paylaşın:
“5onlineegitim”

Başarmak için nasıl motive olabiliriz?

Bazen ne yapacağınızı bilmenize rağmen yapma isteğini/enerjisini bulamazsınız. Örneğin bir işe başlarken onun sonunu getirebilecek enerjiyi kendinizde bulamazsınız. Eğer bir problemi uzun bir süre gideremezseniz genel olarak kendinize olan güveninizde zararlı etkiler bırakmaya başlar. İşte bu noktada motivasyon probleminin olduğunu düşünmeye başlayabilirsiniz.

Bunun bir çözümü kondisyondur ve iki formu vardır diyebiliriz;

  1. Düşünsel kondisyon
  2. Davranış kondisyon

Düşünsel kondisyon, ne düşündüğünüzün kontrolüdür. Aslında bu temel olarak eğer doğru düşünürseniz doğru aksiyonu alırsınız ve istediğiniz sonuçlara ulaşırsınız. Nasıl yapılır? Pozitif şeyler hakkında konuşmak ya da okumak, pozitif sonuçları hayal etmek, gününüzü anlatmak için negatif kelimeler yerine pozitif kelimeler kullanmak. (Ör. Çok kötü bir gün geçirdim yerine çok değişik bir gün geçirdim diyebilmek) ve mümkünse meditasyon yapmak.

Problemi yaratanın negatif düşünceler/varsayımlar olduğu durumlarda çok işe yarayacaktır.

Davranışsal kondisyon ise başarının davranışsal modelidir. Yani düşüncelerinize bağlı kalmadan eğer doğru şeyi yaparsanız doğru sonuçlar alacağınızı düşünmek. Ör sabah erken kalkabilmek için saati kurmak, iyi bir şeyler yaptığınızda kendinizi ödüllendirmek vb.

Ben aslında her ikisini de kullanıyorum. Eskiden sadece çok iyimser biri olmamakla birlikte düşünsel kondisyonu kullandığımı söyleyebilirim. MS hastası olduğumu öğrenmem ile birlikte her iki şekilde de motivasyonumu yüksek tutmayı başardım. Düşünsel kondisyonda en büyük problem eğer doğru hareketi çabuk alamazsanız düşüncelerinizin tam tersine dönmesidir. Doğru düşünceyi, yanlış hareketle tüm amaçtan saptırmış olursunuz. Davranışsal kondisyon ise davranışınızı değiştirmenize bağlıdır. Yani zırt pırt para harcıyorsanız bunu kesersiniz ve doğal olarak tasarruf etmiş olursunuz. Ne düşünürseniz düşünün sonuç olumlu olmuştur.

Temel olarak motiasyonu hareket izler. Hareketle beraber motivasyon artar. Böylelikle iyi bir çevrime girmiş olursunuz.

Davranışsal kondisyonda en önemli şey kontrol ve yerine koymadır. İstediğiniz sonuçları almanızı sağlayacak aksiyonları iyice düşünün. Eğer davranışlarınız istediğiniz sonuçları almaya yönelik olarak otomatik olarak değişirse zaten zincirleme bir başarı gelecektir. Eğer hedeflerinize ulaşamıyor, istediğiniz sonucu alamıyorsanız davranışınızı değiştirin. Sadece kendinize yeterince zaman ayırın ve önem verin, gerisi gelir.

Güzel bir kahvaltı ve müze ziyareti planladınız ancak havalar çok sıcak olduğu için gitmeyi riskli ve zahmetli buluyorsunuz. O zaman evinizde güzel bir duş ve film seyrederek aynı keyfi yakalamayı düşünebilirsiniz.

Davranışlarınız, moral ve motivasyonunuzun önemli belirleyicilerdir. Pozitif düşünce pozitif enerjilerin önünü açar ve sizin istediğiniz sonuçlara erişiminizi kolaylaştırır.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Körü körüne kendini işe adamak

“Bir işi körü körüne yapmak” demek yapılan işin tüm başarı ve başarısızlığına ilişkin sorumluluğu almak demektir. Bu tip durumlarda yardım istemektense size ait olmayan sorumlulukların sınırlarını zorluyor olabilirsiniz.

Mehmet giderek kızmaya başlıyordu. Her bölüm şefinden rapor gelmeden toplu birim raporunu hazırlayamıyordu. Selçuk raporunu her zaman geç gönderiyordu. Bu durum her defasında Mehmet’in raporunu geciktiriyordu. Mehmet bu durumla nasıl baş edebilecekti?

Kısa bir süre önce Mehmet ve Selçuk çok yakın arkadaştılar. Önceleri nazikçe istemesine rağmen sonrada “baskıcı cc” ile talebini Selçuk’un yöneticisinin göreceği şekilde göndermeye başladı. Bu arada müşterileri olan firma, Mehmet’in göndereceği birim raporlarının gönderilmemesi durumunda sözleşmeyi iptal edebileceğini açıkladı.

Bu noktada Mehmet, sözleşmeye ilişkin sorumluluğu kendi üzerinde hissettiği için Selçuk ile olan arkadaşlığını feda etti ve araları bozuldu. Mehmet bu işi yapmayı kafasına koymuştu.

Bu tip durumlarda sorumluluğu kendi üzerimizde o kadar fazla hissederiz ki grup başarısını ya da başarısızlığın aslında bir çok şeyin bileşiminde oluşabileceğini göz ardı ederiz. Hele bu tip durumlarda yardım istemektense sınırları zorladığımızda işler daha da kötüye gider.

Şirketin başarısı için bazen bazı kredilerin verilmesi veya bazı şeylerin görmezden gelinmesi gerekebilir. Herkesin sorumlulukları olacaktır ve şirketler çalışanlarının hangi rolde olması fark etmeksizin birilerini yaptıkları şeyler sonucunda suçlayabilirler. Hiç kimsede tam sorumluluk olamaz ya da kimse tamamen sorumlu tutulamaz.

Bir çoğumuz başarının sadece bize bağlı olduğunu düşünürüz. Bunu düşünmemizin bazı sebepleri vardır;

  • Benim sorumlu olduğumu söyledim.
  • Kimse söylemiyor ama benden istenen bu.
  • Ben bilmiyorsam, kim bilecek? Eğer kimse yapmazsa batarız.
  • Bu yapılmazda şirket batar.

Eğer bir işi tam anlamıyla yaptığınızı düşünüyorsanız aşağıdaki olasılıklarıda gözden geçirin;

  • Yaptığınız iş çok kötü tasarlanmış — çok fazla sorumluluk gerektiriyor.
  • Sorumlu olduğunuz inanıyorsanız bunu sadece kendinizin inandığı bir şey olması ihtimali var mı?
  • Eğer siz yapmazsanız mutlaka birisi yapacaktır.
  • Bir ihtimal şirket zarar görebilir.

Bir işi yukarıda bahsettiğim şekli ile tam anlamıyla yapmaya kalktığınızda kariyerinizi, ailenizi ve sağlınızı riske atmış olursunuz;

  • Sağlınız riske girer. Stres, uyku bozuklukları, kalp çarpıntısı, depresyon ve daha kısa bir ömür gibi olasılıkları yaşayacaksınız.
  • İşinizin kalitesi düşecek, duygusal problemler yaşayacaksınız.
  • Çalışanlarla ilişkileriniz zedelenecek.
  • Arkadaşlarınızla, ailenizle ve eşinizle ilişkileriniz zedelenecek.

Bir işi yapmak ile körü körüne sadece iş için doğrusunu, gerekeni yapmak ne kadar doğrudur, kıyaslayın.

Bedelini, getirisini, götürüsünü hesaplayın ve istediğinizi seçin.

Hayat sizin!

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Ördekler kadar uyanık olun

Problemleri çözmeye çalıştığımızda karşımıza çıkabilecek farklı görüşleri, gerekçeli tartışmaları az çok tahmin ederiz. Sabit düşünceler ve özellikle sınırlı tartışmalar beklenmedik riskleri yaşamamızın önünü açarlar.

Ankara’da kışın ortalarında Gölbaşı mevkiindeki göl donar. Bazı ördekler ve kuşları görürsünüz, yani hayat bir şekilde devam etmektedir. Ördekler yeni doğan günün ışıklarını farkında olarak birbirlerini ısıtmak için yan yana dururlar. Sadece onlar için konforlu olacak bir biçimde hem kanatları hemde vücütlarını birbirlerini ısıtmak için pozisyonlandırırlar.

Gözlerini kaparlar ama uyumuyorlardır. Sık sık olası bir tehlikeye karşı etraflarını kolaçan ederler. Herhangi bir durumda hepsi farklı bir tarafı görüyor olacak şekilde hepsinin kafası başka yöne doğrudur.

Ördeklerin tamamı etraflarının %100’ünü görmektedir. Herhangi bir tehlike durumunda tehlikeyi farkeden diğerlerini uyarır.

Bu sistem işler çünkü her ördek kendi için konforlu olan farklı bir nokta yakalayabilmektedir. Ne hepsi aynı yöne bakmakta ne de aynı kanadın altına girmeye çalışmaktadırlar. Farklı yönler sürünün güvenliğini garantilemektedir. Problem çözümlerinde bu noktayı bazen unuturuz. 

Ses getiren kararlar için güçlü tartışmalara gerek duyulur. Bazen önerilerin çok fazla sorgulanması kişilerin kendini güvensiz hissedecekleri kadar büyük bir güç yaratabilir.

“Eleştiri-Geliştiri Ekipleri” Kurmak

Herhangi bir fikriniz olduğunda bu fikre karşı çıkacak ve geliştirecek şirket içinden birilerini bir araya getirin. Onların görevi zor sorular sormak ve “eğer şu olursa” vb. sorularla önerinizi değerlendirmek olacaktır. Bu yaklaşım fikri güçlendirecektir. Bu işi katılımcıları rahatsız etmeyecek bir düzende tekrar etmeye dikkat ediniz.

“Eleştiri-Geliştiri Ekipleri” ile birkaç aylık bir çalışma sonrasında alınan kararların ve getirilen önerilerin ne kadar güçlendiğini göreceksiniz.

Bu çalışmalarda suni sorunlar yaratmaktan kaçınılmalıdır. Mümkün olduğunca verimliliği artıracak gerçek durumlar üzerinden gitmeniz gerekir.Böylelikle, herkesin diğerlerine güveneceği bir ortamda yaratılmış olacaktır.

Paylaşın:
“5onlineegitim”