Aylık arşivler: Mayıs 2020

Özgüveni Geliştirmek

Özgüven, kendimizle ilgili ne düşündüğümüz, kendimizden ne kadar emin olduğumuzdur. Özgüvenimiz bizim resminizdir. İnsanın doğası gereği bazen kendimizi kral gibi hissederken bazen de çok zayıf ve çaresiz hissederiz. Ve nasıl hissediyorsak arkası öyle gelir.

Parmak şıklatmayla özgüven gelişmiyor, bir süreç gerektiriyor. Önemli olan bu sürece hazır olup olmadığımız? Eğer hazırsak;

  1. Kendimizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakmamız gerekiyor.

Çoğu zaman değerimizi diğerlerine bakıp belirlemeye çalışırız. Her zaman bizden iyi ve kötüler olacak. Önemli olan daha iyi olmak ya da onun yaptığını yapamamak değil. O halde kıyaslamayı bırakın.

  1. Kendimizi kötülemeyelim.

Bazıları hemen hemen her konuda kendilerini kötülerler. “Ben her zaman geç kalırım” ya da “Hiç tam olarak yapamadım” vb. Kendimizi değerlendirelim ama kötülemeyelim.

  1. Bağışlayalım ve unutalım.

Geçmişteki acılarımızı, yaralarımızı düşünerek zaman harcamamalıyız. Üzücü şeylerle kafamızı doldurmak yerine daha anlamlı şeyler düşünmeliyiz. Hep daha iyisini yapmaya çalışan bizler hata yapmaya mecburuz. Ve bunu olağan algılayıp kendimizi affetmeyi bilmeliyiz.

  1. Pozitif ve destekleyici insanlarla birlikte olalım.

Kendimizi ve diğerlerini sevebilmek için ihtiyacımız olan enerji içimizde. Doğru insanlarla birlikte olmaya çalışalım. Pozitif enerji yayanları tercih edelim.

  1. Sevdiğimiz konularda katılım sağlayalım.

Sevmediğiniz bir şeyi yaparak mutlu olamayız. Halbuki sevdiğimiz işleri yaparak kendi özgüvenimizi artırabiliriz.

  1. Kendimize dürüst olalım.

Kendi hayatımızı yaşayalım, bizim için iyi olduğunu söyleyenlerin dediklerini değil. Kendi hayatımızın lideri olalım. Kendimiz olalım.

  1. Olumlu konuşalım.

Kelimeler insanları vezir ve rezilde edebilirler. Bu yüzden çok iyi seçmemiz gerekir. Birileriyle konuşurken olumlu kelimeleri seçmeye çalışalım.

  1. Geçmişteki hatalarımızla kendimizi suçlamayalım.

Hayatımızda çok az şeyi kontrol edebiliyoruz, bu yüzden hatalar yapıyoruz. Kendimizi suçlamayı abartırsak özgüvenimizi kaybedebiliriz.

  1. Kişisel başarılarımızı listeleyelim.

Yapamam dediğimiz halde yapıp başardığımız şeyler sayesinde kendimizle gurur duyarız. Bunları yazalım ve arada bir okuyalım. Gözlerimizi kapatıp tekrar o zafer anına dönelim.

  1. Pozitif özelliklerimizi yazalım.

Dürüst müyüz? Yardımsever miyiz? Yaratıcı mıyız? Bunları yazıp, arada bir okuyalım. İyi özelliklerimiz bize güç verecek, özgüvenimizi artıracaktır.

  1. Zayıflıklarımızın altındaki gizli güçlü yönlerimizi bulalım.

Sürekli zayıf taraflarımızı tekrarlayarak özgüvenimizi güçlendiremeyiz. Her negatif şeyde pozitif bir taraf bulabileceğimizi, sadece bakmak değil görmenin önemli olduğunu hatırlayalım.

  1. Güçlü taraflarımızı tekrar keşfedelim.

Görünüşümüz, konuşmamız, sağlığımız ya da daha kişisel bir konuda güçlü taraflarımızı fark edebiliriz. Çok iyi fıkra anlatabilmek, hızlı refleksleri olmak, konsantre olabilmek vb. Asla kendimizi küçümsememeli ve hafife almamalıyız.

  1. Düşünce tarzımızı değiştirelim.

Bazen gerçek problem özgüvenimiz değildir. Aksine değiştirmediğimiz bakış açımızdır. Farklı açılardan olaylara yaklaşabilmeyi becerebilmemiz gerekiyor.

  1. İhtiyaçlarımızı, beklentilerimizi netleştirelim.

Bazılarımız “övülmeye ya da teşekküre” ihtiyaç duyar. Bir şeyleri başarabilmiş olmayı başkalarından duymak isteriz. Bazen sırtımızın sıvazlanması bile paha biçilmezdir. Bunlar olmuyorsa, gardımızı düşürmemeliyiz önemli olan budur.

  1. Tüm iltifatları teşekkür ederek kabul edelim.

Asla reddetmeyelim ya da zaten hakkımdı gibi kibirli davranışlarda bulunmayalım. Özgüven alçakgönüllülükle beslenir. Sadece basit bir teşekkür yeterlidir.

  1. Daha fazla vermeye başlayalım.

Başkaları için göstereceğimiz gayret ya da yardımseverlik bizi çevremizde çoğaltır. Çoğalmamızın pozitif etkisi özgüvenimizi artırır. Başkalarına yardım etmek kendimizi daha değerli hissetmemizi sağlar.

  1. Kendi amigonuz olalım.

Bir taraftarı harekete geçiren ve takımları için tezahürat yapma ve destekleme konusunda uğraş veren amigoları düşünün. Ancak kendi kendimizin amigosu olarak özgüvenimizi geliştirebiliriz. Başka amigolar ya da “şak şak” çılar gerçek etkiyi yaratamazlar.

  1. Kolayca başarabileceğimiz işlerden başlayalım.

Küçük işleri başararak başlayalım. Böylece daha büyük ve karmaşık işleri başarmamız için gereken özgüvenimizi olgunlaştırabiliriz.

  1. Limitlerinizi bilelim.

Nerede kızıp, üzüleceğimizi, hangi noktada nelere nasıl tepki vereceğimizi biliyorsak özgüvenimizi zayıflatıcı ya da zarar verici şeylerden uzak kalabiliriz. Eğer limitlerimizi aşarsak “özgüven onarıcı” şeyler yapmamız gerekebilir.

  1. Spor yapalım.

Stres hormonlarını azaltıp mutluluk hormonlarını çoğaltalım. Fiziksel olarak kendimizi iyi hissetmemiz hayatımızın diğer taraflarına yansıyacaktır. Kendimizi daha zayıf, şekilli ve zinde hissetmek özgüvenimizi güçlendirir.

  1. Özgüveni yüksek insanları okumalıyız.

Büyük siyasi liderler, sanatçılar gibi özgüveni yüksek insanların hayat hikayelerini okuyalım. Hangi zor durumlardan nasıl iyi durumlara geldiklerini, başardıklarını inceleyelim.

  1. Harekete geçelim!

Dünya hareketi ödüllendiriyor! Kendimiz için bir şeyler yapmaya başlamalıyız. Artan özgüvenimiz ve çevremize vereceğimiz pozitif enerji, diğer pozitif enerjileri harekete geçirecektir.

İyi şeyler, iyi şeyleri tetikler. Her ne kadar sizi şiddet ve korku ile tek tip düşünmeye zorluyorlarsa bile prim vermeyin. Ne ağlak diziler ne de kan-revan haberler sizi etkilemesin.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Önemli Olan Şirketin Kar Elde Etmesidir

Şirketler para kazanmak için harcar, çalışanlar harcamak için kazanmaya çalışır. Şirketlerin ana amacı kar elde etmektir ve kar eden şirket büyümesine paralel istihdam sağlar. Yöneticilerin ve çalışanların amacı şirketin kar elde etmesi olmalıdır.

  1. Gerçekçi bütçeler yapmaya çalışmalıyız. Acil durum ya da krizlere ilişkin yedeklerimiz ve rezervlerimiz olmalıdır.
  2. Basketbolda savunma yapan kazanıyorsa şirketlerde iyi maliyet yönetimi ve maliyet düşürücü tedbirler kazandırır. Sineğin yağını çıkarmamaya dikkat etmeliyiz. Tuvalet kağıdından tasarruf etmeye gelene kadar asıl maliyetleri gözden kaçırmamamız gerekir. Ucuz olup kısa vadece tüketileceğine kaliteli ama uzun vadede işe yarayacakları tercih etmemiz gerekir.
  3. Bir kuruş bile tasarruf etmek önemlidir. Az meblağları küçümsememeliyiz. Her tasarruf edilen kuruş, bir kuruş kazanmak demektir. Sayın Vehbi Koç’un hayatını mutlaka okumalısınız.
  4. Nakit akışımızı mutlaka kontrol etmeliyiz. Ödenmemiş faturalarımız yüzünden ne kapımıza birileri gelmeli ne de elektriğimiz suyumuz kesilmeli.
  5. Alternatif finans kaynakları araştırılmalı, finans kurunları ile ilişkilerimizi iyi tutmalıyız.
  6. Bilinçli risk almalı, yapamayacağınız ödemelerin altına imza atmamalı, kimseyi kandırmamalıyız. Sınırlarımızı bilmek zorundayız.
  7. Doğru işleri doğru şekilde yapıp yapmadığımızı kontrol etmeli, alışkanlıklarımızın şirkete zarar verip vermediğini değerlendirmeliyiz. En büyük maliyet zaman kaybıdır.
  8. Kaliteyi asla küçümsemeyelim. Bazen “boşver” yaklaşımımız kartopu etkisine dönüşür, çığ olup sizin üzerimize düşebilir. İngilizlerin ünlü “tırnak araması” hikayesini unutmayalım;
    Tırnak ararken ayakkabı kayboldu.
    Ayakkabı ararken at kayboldu
    At ararken şövalye kayboldu
    Şövalye ararken savaş kaybedildi
    Savaş edelim derken kral kaybedildi.
  9. Her şeye hazırlıklı olmamız lazım. Gerekli donanım ve ekipmanı elimizin altına bulundurmamız gerekiyor.
  10. Az söz verip çok teslim etmemiz gerekiyor. Müşterilerimizin gözünde itibarımızı böyle yükseltebiliriz.
  11. İşlerin %20’si sonuçların %80’inin yaratır unutmayalım.(Pareto Prensibi) Verimliliği artırmak için %20’ye odaklanmamız gerekiyor.
  12. Bizi hedeflerimize götürecek yasal ve etik yolları iyi bilmemiz gerekiyor. Amaca giden her yol mübah değildir ve olmamalıdır.
  13. Yaptığımız her harcamanın kaydını tutmalıyız.
  14. Büyük işleri yönetilebilmek için daha küçük işler halinde ele almalı, maliyetlerimizi yeterli detay seviyesinde takip etmeliyiz.
Paylaşın:
“5onlineegitim”

Yöneticilerin kulağına küpe…

Küçük öneriler;

1. Çalıştığımız yerde “Ben” olmaktan çıkıp “Biz” olmayı öğrenmeliyiz. Kazanırsa antrenör kaybederse takım diye bir şey yok. Şimdi başarmak için bir bütün, bir yumruk olmalıyız.

2. Kızgınlık, öfke, kıskançlık gibi duygularımızı kontrol etmeli, yönetebilmeliyiz. İşe geldiğimizde onları kapının dışında bırakmalıyız. Makul ve mantıklı olduğumuz sürece başarıya doğru gidebileceğiz. Biz ne kadar profesyonel davranabilirseniz takımımız o kadar profesyonel davranır.

3. Özellikle Wall Street borsacılarının kullandığı bir deyiş vardır: “I have always open positions” Yani “her zaman açık pozisyonum mevcuttur” derler. Kendimizi ve ekibimizi geliştirmek için her zaman vakit bulabiliriz. Yoğunluk mazeretinin arkasına saklanmayalım. Ne kadar iyi olduğumuz, ne kadar çok şey bildiğimiz önemli değildir. Kendimiz ve ekibimiz için her zaman öğrenilecek bir şeyler vardır.

4. Eski radyolarda kanal ayarlamak için yuvarlak bir düğme olurdu. Biraz sağa biraz sola çevirince kanalı yakalardık. Buna ingilizcede “fine-tunning” deniyor yani ince ayar yapmak. İkna ve görüşme güçlerimizi iyi ayarlamamız gerekiyor. Türkiye’de “astını üstüne karşı savunmak, üstünü astına karşı savunmak” diye bir tabir vardır. Arayı bulmak, krizlerden çıkabilmek ve sonuca doğru gidebilmek için ince ayar yapmammız şarttır.

5. Bazen birileri bizim olduğunuz suya atlarlar ve su bulanır. Bu tip kontrolden çıkan durumlarda sakin kalmayı, suyun durulmasını beklemeyi bilmemiz gerekir. Çamurlu suda debelenenin her tarafı çamur olur, bekleyip çıkan sadece ıslanır.

6. Nerede gaza basıp nerede fren yapacağımızı iyi kestirmemiz lazım. Bu biraz tecrübeye baksa da az çok tahmin edebilirsiniz. Hiç bir arabanın ani frenle olduğu yerde durmayacağını unutmayalım. Bazen agresif olup kazanabilir bazen de kedi-fare oyunu ile maçı alabiliriz.

7. Belirli seviyede stres iyidir, dinç tutar. Ama fazlası depresyona yol açabilir. Kendimizin ve ekibimizin stresini azaltacak aktiviteleri denemeliyiz.

8. Astlarımıza imalarda bulunmamalı, nezaket dışı kaba konuşmalar yapmamalıyız. Artık devir değişti, bizim de değişmemiz lazım. Basit ve net olarak ne düşündüğümüzü, ne istediğimizi ifade edebilmemiz lazım.

9. Dostlarımız kadar düşmanlarımız olacak. Bu yüzden arabamızın aynalarını kullanır gibi her tarafı görmeye çalışmalıyız. Sorumluluklarımızın ya da başarılarılarımızın başkalarında kıskançlık ve kızgınlık yaratabileceğini unutmayalım.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Şirket Muhtarları

Çalışanlar birbirlerini merak ederler. Yeni işe giren veya terfi eden biri ile ilgili “Nereliymiş? Kimin nesi acaba? Kaç yaşında? vb.” sorularımız olur. Şirket muhtarları, çalışanlarla ilgili her türlü bilgiyi toplamaya ve paylaşmaya meraklı olanlardır.

Şirket muhtarları, kendilerinin ve diğer meraklıların sorularını yanıtlayabilmek için çalışanlarla veya onları tanıyanlarla iletişime geçerek tüm soruların yanıtlarını toplamaya çalışırlar.

  • Her ortamda bilgi toplamaya çalışır, en kişisel konulara kadar inerler.
  • Şirket muhtarları, kurdukları mükemmel istihbarat ağı ile topladıkları bilgilerle çıkarım ve yorum yapmaya başlarlar. Çalışanlar, diğer çalışanlar tarafından farkında olmadan performans değerlendirmesinden geçirilirler.  Sempati veya antipati duyulması, doğru ya da yanlış anlaşılmalar normalidir.
  • Şirket muhtarları iletişim gücü yüksek, sıcak kanlı insanlardır. Diğer insanlarla iletişim kurmakta zorlanmadıkları gibi karşılarındakilerin kendilerini güvende hissetmelerini sağlayarak her şeyi anlattırırlar. Aslında çoğu gevezedir ve kendileri ile ilgili şeyleri paylaşmaktan çekinmezler. Karşılıklı gizlilik anlaşmasını doğal olarak oluştururlar.
  • Şirket muhtarları, kim kaytarıyor, gönül ilişkileri, hırsızlık-suistimal vb. her şeyden haberdardırlar.
  • Dinlemeyi bilirler çünkü tepkisel olurlarsa bilgi akışının duracağını bilirler.
  • Bilmiyor gibi yapıyorlarsa daha iyi anlamak içindir.

Benim önerim kişisel hayatınızı veya iş ile ilgili detayları paylaşma konusunda hassas davranmanız olacaktır.

Size aktarılan diğer çalışanlarla ilgili bilgiler üzerinden önyargılı davranmamalısınız.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Doğuştan Organizatörler

Bazı çalışanlar kurumları için büyük bir şanstırlar. Özellikle çok yoğun ve tempolu çalışılan şirketlerde, mevcut işlerinin yanısıra vakit ayırıp, bir takım birliktelikleri, toplantı ve gezileri organize edip  güzel sonuçlar yakalayanlardan bahsediyorum.

Üstelik diğer çalışanlar “işi olmadığı için yaptığı” ya da “benim gibi çalışsa, yapamazdı” gibi yorumlar yapabilirler. Aslında herkes yoğundur ama bazıları zaman yönetimi ve iş planlamalarını yaparken aynı anda birkaç işi keyifle yapabilirler. “Doğuştan organizatör”lerin içlerinde sosyalleşme, bir araya gelme ve getirme dürtüsü ne kadar varsa bazılarında hiç yoktur. Doğuştan organizatörler kurumun kendi içindeki halkla ilişkiler uzmanlarıdır.

Doğuştan organizatörlerin benim çok hoşuma giden özellikleri var;

  1. Hemen yaparlar. Hiç ertelemeyi sevmezler.
  2. Eskiyi unutup, hep yeniye bakarlar.
  3. Bir şeyleri organize etmezlerse rahat etmezler.
  4. İnsanlardan en iyi tepkiyi alabilmek için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırlar.
  5. Her şeyin eksiksiz olması için ön kontrolleri, keşifleri ve görüşmeleri yaparlar. İyi planlayıcıdırlar hiç bir şeyi atlamazlar.
  6. Onlara eğlence, keyif vb. konularda her şeyi sorabilirsiniz.
  7. Cana yakın ve sempatiktirler. Sosyaldirler ve herkesi bir yerlere çekecek çekim güçleri, karizmaları vardır. 
  8. Her zaman enerjileri yüksektir.
  9. Giderek monotonlaşan ve rutine binen iş hayatımızda bu tip insanların, bazıları eleştirse dahi çok önemli bir boşluğu doldurdukları ve aslında kurum içi motivasyon ve verimlilik adına çok önemli bir işi başardıklarını düşünüyorum.
Paylaşın:
“5onlineegitim”

Rastlantılar

Olaylar arasında benzerlikler yakaladığımızda ya da belirli olaylarda “şöyle, böyle olacak” gibi öngörülerde bulunup daha önceden yaşadığımız şeyleri tekrar yaşadığımızı düşündüğümüzde bunlara bir anlam atamaya, aralarında bağ kurmaya çalışırız. Bazen haklı çıkarız bazen yanlış.

Örneğin, Ahmet sürekli birilerini şikayet ediyorsa, tekrar yapacağını düşünebilirsiniz. Şirketinizdeki çalışanların yaptıkları işi sevmedikleri için sahiplenmediklerini düşünüyorsanız, olası tüm başarısız işleri bu düşüncenizle bağdaştırırsınız. Her seneki denetimde aynı hatalarınız yakalanıyor fakat devamında bir ceza vb. söz konusu olmuyorsa aynı hataların yapılmaya devam edeceğini düşünebilirsiniz.

Yöneticiyseniz, gelişen olaylar zincirini ve altındaki anlamları analiz edebilmeli, sadece rastlantı olup olmadığından emin olmalısınız. Daha sonra pişman olup geri adım atmanıza yol açacak yanlış anlamalardan ve tahmine dayalı yargılamalardan kaçınmalısınız.

Rastlantılar hep olacak

Komplo teorisyenleri ya da kaderci yaklaşım, olan bitene : “Raslantı diye bir şey olmaz” ya da “Raslantılara inanmam” şeklinde bakar. Bu açıdan bakanlar için tüm olan biten belirli bir kurgudan ibarettir, raslantılara inanmazlar.

Olandan fazlasını görürüz

Elimizdeki veriler ya da geçmiş deneyimlerimizden yola çıkarak geleceğe yönelik tahminlerde bulunuruz. Geleceğe yönelik tahminlerimizde ya da yaşadıklarımızın bir kalıp olduğu ve tekrar edeceği düşüncemizde yanılabileceğimizi unutmamamız lazım. Gerçekten medyumluk ya da geleceği görmek mümkün olsaydı bazıları ya hiç kaybetmezdi ya da çok kazanırlardı. O medyumların sizin paranızı almak yerine kumar ya da piyangodan çok daha fazlasını kazanabileceğini hiç düşündünüz mü?

İstatistikleri yanlış anlamak

Profesyonel hayatımda yanlış raporların alındığını, alınan doğru raporların doğru okunmadığını, hangi sayının ne anlama geldiği konusunda çok az kişinin gerçekten kafa yorduğunu gördüm. Birinci kural benzerliklerin öncelikle tesadüf olup olmadığını anlamaktır. Sadece iki olay benzer ise geleceği bunlara mal etmek doğru değildir.

Geçmiş deneyimlerden yola çıkıp geleceği öngörerek karar vermek ya da adım atmak kolaydır. Önemli olan içinde bulunulan durumun iyi değerlendirilebilmesi akıl süzgecinden geçirilip doğru analiz edilebilmesidir.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Sahte Fırsatlar

Bazen işyerleri politikaları çok tehlikeli olabilirler. Bunlardan bir tanesi “sahte fırsat” yaratmaktır. Çalışanların daha iyi performans göstermeleri, paylaşımcı olmaları vb. için kasıtlı olarak yaratılırlar.

Sahte fırsatlar, astları manipüle etmek ya da şirket içi imparatorluklar kurmak için kullanılabilir;

Yapay Elmas

Parıldar ama değersizdir. Bir fırsat karşısında patron çok ilgiliymiş gibi davranır ama el altından çökertmeye çalışır; kararlarını geciktirir, kaynak veya bütçe vermez, gerçekleşmesi imkansız bitiş tarihleri verir.

Saptırma

Fırsat diğer fırsatlardan daha önemsizmiş gibi gösterilerek başka tarafa yönlendirme yapılır.

Çıkmaz Sokak

Fırsat gibi duran şey aslında tamamlandığında reorganizason, küçülme, satılma vb. sonuçlara yol açabilir. Proje olarak gerçekleştirdiğinizde yeni pozisyonların doğmasına sebep olabilir, projenin sonunda karşı taraf nemalanabilir.

Maşa

Fırsat size sunulurken amaç sizi maşa olarak kullanmaktır. Başarı ile ilgili şüphe vardır. Başarılı olunursa sahiplenilir, başarısız olunursa suçlanabilirsiniz.

Beden Eğitimi

Bazı işler sadece çalışanları meşgul etmek için yaratılırlar.

Sahte fırsatlar ve vaatler kardeştirler, unutmayın.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Yüzleri Unutmam, İsimleri Hatırlamam

Bir çok sanatçı isimlerini ölümsüzleştirmek ve hayatları boyunca yaptıkları şeyler, ürettikleri eserler adları ile birlikte anılsın diye uğraşırlar. Bir çok müzede X’in koleksiyonu diye sergiyi görürsünüz. Okullara, camilere yaptıran hayırseverlerin ismi verilir.

İnsanlar isimleri hatırlansın diye uğraşırken bir çoğumuz gördüğümüz yüzü unutmazken isimleri aklımızda tutamayız. Hatırlama konsantrasyon ve tekrarlama ile olur. Eğer konsantre olup o ismi tekrarlamazsak, hatırlamamamız normaldir.

“Kafam çok dağınık”, “Bin tane şey düşünüyorum” mazeretleri ise duydukları hiç bir ismi unutmayan ünlüler (Süleyman Demirel, Franklin D. Roosevelt) sayesinde çürüyen bir teze dönüşmektedir.

Bir toplantı ya da eğitim esnasında tanışıp sohbet ettiğimiz kişilerin adlarını kısa bir sürede unutabiliyoruz. Halbuki bir işyerinde ismi patronu tarafından hatırlanan bir çalışan ne kadar mutlu olur biliyor musunuz ya da bir restaurant’a gittiğinizde hatırlanmak?

İş dünyası ya da siyasette bir ismi hatırlamak ne kadar önemliyse sosyal hayatımızda da o kadar önemlidir.

Hatırlamak için yapılabilecekler;

  1. Kötü bir hafızanız olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Herhangi bir toplantı öncesinde toplantıdaki kişilerin isimlerini unutmamanız gerektiğini kendinize hatırlatın.
  2. İlk tanışmada dikkatlice dinleyin. İsmini, söyleyiş tarzını ve yüzünü bir arada hafızanıza kaydedin. Bir kaç dakika sonra eğer ismini hatırlamıyorsanız tekrar sorun. Dikkatinizi çeken özellikleri (tik, bıyık vb.) kafanıza yazın.
  3. Adıyla hitap edin. Böylelikle ismini onaylamış ve kullanmış olacaksınız. Böylelikle kendisine nasıl hitap edilmesini istediğini test edebilirsiniz. Ör. “Ayşe Hanım” dediğinizde “Sadece Ayşe diyebilirsin” diye bir uyarı alabilirsiniz.
  4. İsmi, hatırlayacağınız bir resme oturtun. Ör. Doktor Ahmet ile konuşurken beyaz önlüğünü pamuk ile özdeşleştirebilir ve öyle hatırlamaya çalışabilirsiniz.
  5. Kişinin resmini hayal edin ve ismini alnına yazarak resmi hafızanıza öyle kaydedin. Bir çok ünlü siyasetçinin çok iyi hatırlayabilmesinin sihri buradaymış.
  6. İsmi bir kağıda kalemle ya da parmağınızla hayali olarak yazmak. Bir çok kişi yazdıklarını daha iyi hatırlamaktadır.
  7. Kişiyi ona benzeyen başka bir tanıdığınızla beraber düşünün. Ör. Doktor Ali diye bir tanıdığınız var ve Ali diye başka biri ile tanıştınız. Doktor ibaresini o kişi ile birlikte düşünürseniz Ali’yi hatırlamak kolaylaşacaktır. Aynı şeyi bir şarkı sözü ya da ünlü bir yer adı ile yapabilirsiniz.
  8. Tekrarlayın ki aklınızda kalsın. İçinizden 10 kere tekrarlarsanız, unutmazsınız.
  9. “Yeni tanıştıklarım” diye bir yere not alabilirsiniz.
Paylaşın:
“5onlineegitim”

Başarmaktan Korkmak

Bazen önemli konularda (kendi işimizi kurmak, başka bir şehre taşınmak vb.) neler yapmamız gerektiğini araştırır, öğrenir ama bir türlü adım atamayız.

Başarma korkusu burada başlıyor. Aldığımız kararların sonucunda gerçekten başımıza neler geleceğini, nelerle uğraşmaya başlayacağımızı, hayatımızın nerede nasıl değişeceğini düşünmeye başlıyoruz. Hedefimize ulaştığımızda ne olacak? sorusu ve cevapları adım atmamızı engeleyebiliyor.

Beklenmedik şeylerle karşılaşacaksınız.  Mevcut tecrübenizle öngörebildiklerinizi iyi düşünmeniz gerekir. Başarmak istiyorsak bir şeyleri değiştirmemiz gerekir. Her değişimin artıları ve eksileri mutlaka vardır.

Çoğumuz başlangıçta normal olarak olumlu düşünerek yola çıkarız. Özellikle duygusal insanlar negatif durumlar karşılarına çıktığında moralleri bozulur. Her işin başında özellikle negatif şeyleri samimiyetle düşünüp tek tek ele alabilmemiz gerekiyor. İşte o zaman hedeflerimize moralimiz bozulmadan ulaşma şansımızı artırabiliriz.

Yıldız Savaşları gibi düşünün. Öncelikle hedefinizin aydınlık tarafına odaklanın ama karanlık tarafı da ihmal etmeyin. Çünkü her halukarda karanlık tarafla karşılaşmak zorunda kalacaksınız.

Başarı korkusu dediğim kavram bu. Bir şeyleri başarırken daha önceden yeterince vakit ayırmadığınız karanlık taraf ile karşılaşmaya başladığınızda moraliniz bozulmaya başlıyor. Başarı korkusu, bir şeyi başardıktan sonra ortaya çıkan istenmeyen etkilerdir.

Öngöremediğimiz şeylerden kaçamayız. Farkında olmamıza rağmen hasır altı ettiğimiz her şey, mutlaka karşımıza çıkar. Başkalarını suçlamak fayda etmez.

Dışarıdan herkese çok pozitif gibi görünmemize rağmen korkularımızı içimizde gizlice yaşatıp, büyütmektense ortaya çıkarmamız lazım.

Fizibilite veya iş planı gibi belgelerin asıl amacı “Başarırsak ne olacak?” sorusuna yanıt bulmak, karar vericilerin korkularını gidermektir. Kendi kararlarımızı ve hayatımızı bir girişim gibi görmemiz gerekir. Yapacağımız iş planı ve fizibiliteler hedeflerimizin anlamlı olup olmadığını bize gösterecektir. Bize daha çok değer katacak konulara yönelmemizi sağlarlar. Zamanınızı ve eforunuzu size en çok değer katacak ve fayda sağlayacak konularda kullanmalısınız. Artıları ve eksileriyle üzerine gideceğimiz hedefler, uğruna savaşmaya değenler olmalıdır.

Paylaşın:
“5onlineegitim”

Bırakın Sözümü Bitireyim Lütfen

Herkesin bir anda konuştuğu ya da düzeni olmayan toplantılarda hep birileri diğerlerinin sözünü keserler. Söz kesmeler bazen dikkati dağıtır bazen de rahatsız eder.

Canan tam cümlesinin ortasındayken sustu. “Ne diyecektim?” diye düşündü. Deniz sözünü kesince diyeceğini unutmuştu. Üstelik söyleceği şeyleri kafasında hazırlamıştı. Biraz zaman kazanıp söylemesi gerekenleri söylemek istiyordu. “Bir dakika Deniz, lütfen, söyleceklerim daha bitmedi.” dedi.

Bu çıkış Deniz’in dikkatini çekmişti. Aslında herkesin bir anda dikkati Canan’a yönelmişti. “Belki söylememeliyim” diye geçirdi içinden Canan.

Canan’ın yaşadığı aslında hepimizin sık sık yaşadığı durumlardan birisi.

Bireysel olarak bu durumu çözebilme becerinizin olması lazım bence. Aslında bulunduğunuzu grubun kültürü ya da tarzını iyi bilmeniz gerekmekte.

Birisi sözünüzü kestiğinde nerede ve neden kestiğine dikkat edin.

Tüm söz kesmeler ya da araya girmeler kötü niyetli değildir. Bazen destekleyici bir söz ya da daha büyük bir hata yapmadan önce doğrusunun söylenmesi gibi lehinize olabilir. “Bence de” diyebileceğiniz söz kesmelere müdahale etmeyin.

Taraftarlar söz kesmez

Karşıt görüşte birilerinin araya girmesi sadece toplantıyı bozma amacı güdüyordur. Kişisel karşı saldırı işe yaramaz. Eğer toplantı başkanı varsa saldırıları durdurmasını ya da toplantıyı ertelemesini isteyebilirsiniz.

Bazen kendi kendinizi bölersiniz

Bazen bir şeyler anlatırken aklınıza yeni bir şeyler gelir, onu araya sıkıştırırsınız ama sonunu iyi düşünmediğiniz için ilk söylediğiniz ile çatışan bir durum ortaya çıkabilir.

Sonraya saklayın

Bazen araya girilmesine sebep olan sizsinizdir ve herkesin zamanı kıymetli olduğu için o an cevap vermezler, daha sonra konunun üzerine gidersiniz.

Stratejik Susma

Saygılı dinleyiciler sizi dikkatle dinler, konuşmanız bittiğinde söz alır ve konuşurlar. Eğer konuşurken belirli bir duraklama, nefes alma vb. bir şey yaratırsanız araya gimeye davetiye çıkarmış olursunuz. Bunu kasıtlı yaparsanız strateji, bilmeden yaparsanız hata yapmış olursunuz.

Bazı söz kesenler kabadırlar. Bu noktada durum söz kesmekten öte saygı sınırlarının aşılması anlamına gelir. Bu durumda onlarla sadece özel konuşma yapmanızı öneririm.

Paylaşın:
“5onlineegitim”