Bu kadar mı korkuyoruz çıplaklıktan?

Onsen’ler Japonya’da çok sık rastlayabileceğiniz bizim kaplıca diyebileceğimiz bir tür hamamlar. Ama en önemli özelliği kadın-erkek bir arada gidilmesi. Bir arada çıplak olunması ya da birinin diğerini yıkması Japon kültüründe bir tür iletişimin göstergesi.

Japonlar buna “Hadaka no tsukiai” (Çıplaklıkta İletişim) adını veriyorlar. Böylelikle yapılan sohbetlerde “çıplak gerçeğin” konuşulacağı öngörülüyor. Çıplak iken kimsenin ünvan ya da rütbesi olmuyor ve eşitlik sağlanıyor. Aslında teoride de olsa bu tipte bir iletişim daha dürüst bir iletişimi ortaya çıkardığına inanılıyor.

Peki biz işimizde ve arkadaşlıklarımızda ne kadar çıplağız?

Biz gerçekten dürüst olmayı neden tercih etmiyoruz? Yoksa yüzyıllarca neredeyse dünyayı alt eden cesaretimiz kalmadı mı? Oyunun kuralları bu kadar mı değişti?

Çünkü birilerinin bizi eleştirmesinden, yargılamasından veya argo tabiriyle bize “gol atmasından” korkuyoruz. Başkalarının ne düşüneceğini çok fazla düşünüyoruz. Diğer insanların görünmeyen baskısını her an üzerimizde hissediyoruz. Bu yüzden ne fazla konuşmayı nede fazladan iletişimi tercih ediyoruz. Ettiğimizde de gerçekten samimi olmuyoruz. Ketumluğu bilgiye saygıdan değil ya kurnazlıktan yada korkudan tercih ediyoruz.

Karşımızdaki herkes kötü, bizim açığımızı arıyor yada diyelim ki karşımızdaki herkes paparazzi ve elinde fotoğraf makinası ile bizim çıplak kalacağımız anı bekliyor. Daha sonra flaşlar patlıyor. Sonra birileri ayıplıyor, birileri gülüyor, birileri ilgilenmiyor, birileri kızıyor. Sizin korktuğunuzda bu. Halbuki söylediğiniz yada yaptığınız şey aslında sadece GERÇEK.

Size küçükken anlatılan masallarla dünyanın en mutlu insanı olurken şimdi geldiğiniz noktada olgun, belirli konularda deneyim ve bilgi sahibi olarak anlatılan birçok şeyden sıkılıyorsunuz. Ama insanlar gerçekleri seviyorlar. Örneğin şimdi blog’lar çıktı, çoğunlukla GERÇEK’lerin yer aldığı yerler. Artık okuyucular blogları tercih ediyorlar. Bu yüzden bloglar yada blogger’lar ÇIPLAK iken güzeller.(yanlış anlaşılmaz umarım)

Bu biraz yarım kalan bir yazı oldu ama sizlerin devamını getirmenizi bekliyorum. Sizce neden dürüst olamıyoruz?

Aşağıdaki yazıları da beğeneceksiniz:

Paylaşın:

Bu kadar mı korkuyoruz çıplaklıktan?” hakkında 3 yorum

  1. Nil

    Savaş Bey,
    Blogunuz ve icerigi cok ilham verici. Sizi ilgiyle okuyanlardanim.
    Ewet blogging cok cazip. Gercekleri anlatmak uzere yola cikildi. Ancak iyi bir surfer olarak artik blogging’in epey rayindan cikmaya basladigini gordugumu uzulerek soylemek istedim. Sharing dedik, respect dedik, loving dedik ama bu kalitelerin yerini artik sayisi hizla artan hating to hate tabakasi almaya basladi (ozellikle yurtdisi kaynakli bloggerlardan bahsediyorum). Bilmem farkinda misiniz? Gittikce asiri bir kutuplasma da var. Kirlenmeye basladi diyebilirim. Karalamaya basladilar diyebilirim. Ozellikle de bize karsi -turkiyeye- epey ruzgar esiyor.
    Sozun kisasi, durust olsak da artik onemi kalmayacak bir noktaya dogru gidiyor blogging devri.

  2. savassakar Yazar

    Söylediklerinizden bende rahatsızım. Blogların gerek sayı olarak artmaları gerekse etki alanlarının genişlemesi yüzünden birileri tarafından “ideolojik” olarak kullanılmaları bece kaçınılmaz. Bunu futbol taraftarlığında bile yapıyorlar. Birileri Trükiye’yi karalarken bazı Türklerde birilerinin canına ot tıkıyor.Dünyadaki en başarıl ıbloglardan biri olan labnol.org2un domain’ini bu ay başı Ankara’dan bir türk çalıp 2000 usd’ye satmaya çalıştı. Bence bir takım bloggerlarda(ki ben onlardan biri kalacağım) olması gerektiği gibi ve adam gibi blog yazmaya devam edeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

13 − one =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.