Doğru olan, yanlış olmak mıdır?

İş yaşamında bazen değerlerimizi sorgulamamıza neden olan zor durumlarla karşılaşıyoruz. İşte bir örnek olay ve bir soru:  Siz olsaydınız ne yapardınız?

Selen, bir kurumun tahsilattan sorumlu departmanında görev yapmaktadır. Departman çalışanları, günde yaklaşık en az 100 kişi ile yüzyüze konuşarak işlerini sürdürmektedirler. Departman yöneticisine bağlı olarak üç çalışan görev yapmaktadır.

Departman yöneticimiz Murat Bey, çevresindekiler ve şirket çalışanları tarafından varlığını hissettiremeyen, pasif ve vasıfsız bir yönetici olarak nitelendirilmektedir. Departman içi hiyerarşi, çalışanlar arasında Selen, Macide, Türker diye sıralanmaktadır.

Selen, departmanda 4 aydır çalışmakta olup, çevresi tarafından seviyeli, kibar, işini bilen, kurallara uyan ve insanları incitmekten çekinen biri olarak nitelendirilmektedir. Türker, sessiz, sakin, kendi halinde işini yapan bir çalışandır.

Şirkette 6 yıldan beri çalışan Macide ile ilgili yorumu, sözü aşağıdaki konuşmaya bırakarak sizin değerlendirmenize sunuyorum:

Macide ile Selen ofiste yanlız oldukları bir an.

Macide:

– Türker’e asla güvenilmez, sinsi yalakanın tekidir. Tam o sırada Türker odaya girer.

Macide:

– Ooo Türker naaber yaa, kahve içermisin?

Macide, Türker’e kahveyi bizzat kendi eliyle yapar. Az önceki sözleri o söylememiş gibi samimi tarzda sohbet eder. Biraz durduktan sonra Türker odadan çıkarak işine döner.

Macide:

–Ayy nefret ediyorum geri zekalı şey! Hıh, aptal!

Macide’nin bu kısa konuşmadaki davranış biçimi sadece Türker için geçerli değildir. Onun herkes için mutlaka kötü bir yorumu vardır. Hatta bazen bu tür sözleri şakayla karışık gibi yaparak insanların direkt yüzüne de söyler. Sonra da her zaman olduğu gibi hiçbir şey olmamış tavrı sergiler. İnsanlar bunu bilmelerine ve incinmelerine rağmen onunla arkadaş olmaya görüşmeye devam ederler. Zaman zaman Departman Yöneticisi Murat Bey de Macide’den nasibini almasına rağmen, Macide’yi Murat Bey’e şikayet etmek mümkün değildir. Çünkü Macide insanları korkutarak, sindirerek, bıktırarak bir güç avantajı elde etmiştir.

Macide, kısa süreden beri bu departmanda çalışan Selen’in yüzüne karşı henüz böyle bir şey söylememiş ve yapmamıştır. Selen, diğerlerine yapılan ya da söylenilenlerin kendisinin arkasından da mutlaka yapıldığını düşünerek, çıldırmaktadır. Selen, neredeyse her gün Macide’nin yüzüne karşı “sen ikiyüzlü birisin” diye haykırmak istemektedir. İş yerinde yeni olması, Macide ile aynı odayı paylaşıyor olması, departman içi iletişimi kopartmak istememesi ve yönetime karşı yeni gelen, huzursuz, sorunlu, problem çıkaran  konumuna düşmeme kaygısıyla kendini tutmaktadır. Selen, işyerinde “Kim daha çok seviliyor? Kim daha değerli?” gibi bir anket yapılsa, Macide’nin açık ara önde olacağını düşünmektedir. Çünkü Selen’e göre Macide’nin bu kadar çirkin davranışlar sergilemesine rağmen sonuçlarıyla hala karşılaşmamış olması, ona çok fazla değer verildiğini göstermektedir.

Görüldüğü gibi Selen’in kafası fena halde karışıktır. Kendine şu soruları sormaktadır: “Yanlış olan nedir? Doğru davrandığınız halde asla hakettiğiniz saygıyı görememek mi?  Yoksa seviyenizi düşürüp çirkinleşerek herşeye rağmen zorla kendinizi kabul ettirmek mi yapılması gereken?” Selen, istemese de  Macide gibi olmanın kendine neler kazandıracağını sorgulamaktadır aslında.

Çözüm sessiz kahramanda!

Bu olayda hepimiz Selen’le özdeşleşiyoruz. Ancak burada en önemli kahraman, en az ismi geçen kişi, yani yönetici Murat Bey. Çünkü bir yönetici olarak çalışanlar arasındaki ilişkilerin düzeyli bir şekilde gelişmesini sağalyacak şartları oluşturmak onun sorumluluğunda. Ekibindekileri bu derece huzursuz eden bir olayı görmezden gelerek sorunun büyümesine yol açıyor.

Bir yönetici neler yapabilir?

Böyle bir durumda bir yönetici temelde üç farklı şekilde hissedebilir ve davranabilir:

Yaklaşım 1:
Yönetici, bu duruma ses çıkar(a)mıyor, kendisi de korkuyor. Bu tavırdan cesaret alan Macide’nin yanlış davranışları güçleniyor, olaylar giderek tırmanıyor, ofiste terör esiyor. Sonuç, işten ayrılanlar, huzursuzluklar, dedikodular, azalan paylaşımlar…

Yaklaşım 2:
Yönetici cesur davranıyor, taraflar ile ayrı ayrı konuşarak, durumu net olarak anlama konusunda çaba harcıyor, olaylar ve kişiler ile yüzleşiyor. Tavrını ve kararını belirlemek için ilgili kişileri sonuna kadar ve tarafsız bir gözle dinliyor.

Yaklaşım 3:
Yönetici, olanlara çok sinirleniyor. Hiç olanları araştırmadan ilgili ilgisiz herkesi topluyor, verip veriştiriyor. Ağır hakaret ve eleştirilerde bulunuyor. Elindeki yetersiz bilgiler ışığında yargılıyor, suçluyor, kararlar veriyor.

Şimdi siz de düşünün ve kendinizi yöneticinin yerine koyun: Siz olsaydınız ne yapardınız?

Yazan: Eray Beceren

Kaynak: Kariyer Dergisi Eylül 2009 sayısında yayımlanmıştır

Aşağıdaki yazıları da beğeneceksiniz:

Paylaşın:

Doğru olan, yanlış olmak mıdır?” hakkında 1 yorum

  1. ozguranne

    Güzel bir yazı olmuş. Benzer şeylerle iş hayatında karşılaşıyoruz mutlaka. Yöneticinin karakteri önem kazanıyor. Çoğu zaman, özenle seçilmiş sorular sorulmadığı zaman problemleri açıklamama eğiliminde oluyor çalışanlar. Değişik zamanlarda, güvenilen çalışanlardan elde edilecek ip uçlarıyla bu tarz olayların önünü almak mümkündür.

    Yönetici uyanık olmak, söylenmeyenleri duymak zorundadır. Doğru olan yüzleşmektir. Macide şirketteki bir kanser gibidir. Çalışanların motivasyonunu düşüren, çalışmasını engelleyen, adalet duygusuna zarar veren bir bireydir. Yönetici şirketini Macide (ya da Macit’in) olumsuz davranışlarından korumalıdır. Samimiyetsizliğin şirkette ödüllendirilmeyeceğinin altını çizmelidir.

    Malesef, günlük hayatımızda kendi işlerine dalmış yöneticiler, kişiler arası gizli problemlileri çok geç algıladıkları için insan kaynaklarının ciddi bir yüzdesini (genelde gitme becerisi olan iyileri) kaybetmektedirler.

    Saygılarımla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

12 − five =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.