Etiket arşivi: Kadın

Okuduklarımdan: İş hayatında kadınlar

kadınCatalyst ve McKinsey & Company ‘ e göre üst yönetimde kadınların olması Yatırımın Geri Döüşünü(ROI) artırıyormuş.

London Business School ‘un yaptığı araştırmaya göre ekipleri kadın-erkek yarı yarıya oluşturmak verimliliği artırıyormuş. Aynı cinsiyetin aynı bakış açısına sahip olduğu ve farklı cinsiyetlerin bu at gözlüğüne engel olduğu belirtiliyor.

CERAM Business School’un raporuna göre  CAC 40 ‘ta (Dow Jones’un Fransızı) üst yönetimde kadınların olduğu firmalar krize daha iyi direnç göstermişler.

Benim fikrim: Belli ki her güçlü şirketin arkasında akıllı kadınlar vardır diye değişecek bildiğimiz klişe.

Intel orta seviye kadın mühendisleri için özel kariyer geliştirme atölye çalışmaları düzenliyor. Bu çalışmalarda gelecek 5, 10 ve 15 yılda bayan çalışanların kendilerini nerede görmek istedikleri irdeleniyor. Bu sayede kadınların gelecekleri ile ilgili stratejik düşünmeleri sağlanmaya çalışılıyor.

Johnson & Johnson ise “Crossing the Finish Line,” adını verdiği bir program ile farklı kültürlerden direktör bazında kadın çalışanının beceri ve kabiliyetleri artırıcı bir çalışma içinde.

UBS iki yeni program ile kadın yöneticileri desteklemeyi hedefliyor. “Connecting with Clients in Turbulent Times” programı ile müşteri ile yüzyüze olan kadın çalışanların kar getirici becerişleri bir üst seviyeye çıkarılmaya çalışılıyor. “Charting Your Future” ise Asya’daki güç sahibi çalışanlara kariyer danışmanlığını hedefliyor.

Paylaşın:

Kadın Dili: Bükçe

Oğlum bir hafta sonra evleniyor.  Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, “Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

-Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.

-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?

-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor.

-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin. Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.

-Kadınların ayrı bir dili mi var?

-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli.

– İyi de niye Bükçe?

-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını “Bükçe” koydum.

-“Bükçe zor bir dil mi baba?” diye sordu gülerek.

-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca “seni seviyorum” diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca “seni seviyorum” un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.

-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?

-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani?

-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. “Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?” diye canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan’la böyle sorunlar yaşıyoruz. “Niye düşünmedin?” diye kızıyor bana.

-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?

-Var dedik ya oğlum, Bükçe’yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?

-Hazırım baba.

-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir.  Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe’de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana “Bugün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

-Hikaye dili yani?

-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, “Hikaye anlatma, ana fikre gel,  kısa kes.” demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen “seni sevmiyorum.” de. İki durumda da “seni sevmiyorum” demiş olacaksın.

-Ne alakası var baba “seni sevmiyorum” demekle “kısa anlat” demenin?

-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

-Bu önemli. Bükçe’de dinlemek sevmektir diyorsun.

-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.

-Geçen hafta Canan bana “Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de “Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. “;Neyin var?” diye sordum. “Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?

-“Böyle de iyisin” derken o “de” ekini orda kullanmamalıydı n. Canan bunu şöyle anlamıştır. “Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”

-Peki ne demem gerekiyordu?

-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardı r. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün “Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.” deseydin,  günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup “Ağır mıyım?” derse sakın ;Evet, biraz” falan deme “Hayır” de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.

-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

-Ve asla unutmazlar, değil mi?

-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için “Biraz cimri.” demiştim. Hala “Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.

-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.

-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama “Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye asla yüzüne vurmayacaksın.

-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde “Niye bana iğne batırıyorsun?” Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. “Akşama tok mu geleceksin?” diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. “Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum” demek istiyor. Anladım ama tabi “Ne demek istiyorsun?” demedim.

-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.

-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan “Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim.” demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. “Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?”dedim. “Tamam.” dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

-Bu Bükçe’de kısa konuşma yok mu baba?

-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, “Neyin var?” diye. “Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.

-Bükçe’de “Hiçbir şey yok.” demek “;Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman.

-Evet. Biz erkekler “Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; “Şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için “Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksı n tabi.

-Bir arkadaşım da “Kadınların ‘Peki.’ demesi tehlikelidir” demişti.

-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir ‘peki’, ‘olur’, ‘tamam’ her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe’de “Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında “Peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

-Zor bir dil baba.

-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.

-Anlamak da pek kolay değil ama.

-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.

-Nasıl yani?

-Mesela, karın sana “Ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. “Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. “Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır.

Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

-Küçük ama önemli detaylar.

-Aynen öyle. Mesela karın “Üşüdüm.” diyorsa, “Üstünü kalın giy.” demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe’yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.

-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.

-Not mu alsaydım… Epeyce detayı varmış dilin.

-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük “Fark etmez.”dir. “Fark etmez”i kadınlar “Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap.” diye anlarlar.

-En değerli sözcük nedir?

-Sen bil bakalım.

-“Seni seviyorum.” herhalde.

-Evet, kadınlar “Seni seviyorum.” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler “;Söylemiştim, zaten biliyor.” diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.

-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.

-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.

-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

– Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.

-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe’yi anlamaya başladım. Canan aradı. “Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?” dedi. Tam “Fark etmez, sen seç.” diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi “Ev de perde de umurumda değil.” gibi anlayacağı aklıma geldi. “Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.” dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım.  Bana Bükçe’yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

-Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.

Kaynak: Sema Maraşlı’nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından…”

Paylaşın:

İnsanlar nelerle uğraşıyorlar?

Bir şeyleri seyrederken ya da okurken sık sık sorduğum bir sorudur bu. Genellikle “ hayret bir şey, işi gücü yok mu bunların? ” ya da “ nasıl yapmışlar böyle bir şeyi helal olsun” ya da “olacak şey değil manyak bunlar” diye düşünürüm.

Biraz leblebi diye adlandırdığım medyayı karıştırdım. Ve beni oldukça şaşırtacak bazı şeyler yakaladım. Bakın kimler nelerle uğraşıyor;

Balıkların cinsiyeti değiştiriliyor. Dişi balıklar erkeğe dönüştürüldüğünde daha hızlı gelişip daha ağır oluyorlarmış. Sentetik stereoid ile ile gerçekleştirilen bu çalışmanın aynısı bitkiler içinde düşünülüyormuş. Kadın-erkek arasındaki fiziksel duvarı böyle rahatça yıkarlarsa vay halimize.

Çinli doktorlar idam edilen mahkumların organlarını satıyorlarmış. BBC’deki bir habere göre karaciğer’e ihtiyaç olduğunda 100.000 ABD dolarına 3 haftada Çin’den temin ediliyormuş. Çok acımasız geldi bana

Avusturalya’da yapılan bir araştırmada 65 yaş üzerindeki hastaların kendilerine getirilen yemekleri yiyemedikleri için aç kaldıklarını gösteriyor. Hastaların bir kısmı paketleri açamazken, bir kısmı çatal-bıçak kullanamıyor, bir kısmı sıcak-soğuk sebebiyle yiyemezken, bir hemşirenin bir hastaya ayırabildiği vakit dakikalarla sınırlı kalıyormuş. Bu araştırmayı yapana kadar hastalara destek olacak bir yöntem bulsalar ya.

İngiliz ikizler ile yapılan bir araştırmada kadınların yüzük parmağı boyutu ile atletik başarı, müzik becerisi ve cinsel tercih arasında yüksek korelasyon çıkmış. Eğer yüzük parmağınız işaret parmağınızdan uzunsa koşma ve diğer spor becerileriniz güçlü olacak anlamına geliyormuş. Şaka gibi ama ne diyebilirim ki..

Fazla testesteron beyin hücrelerini öldürüyormuş. Aslında Alzheimer’a benzer bir şekilde toplu hücre ölümleri yapıyormuş. Ne yani kadın hormonumu alalım.

Son bombalama olayları sonrasında uçaklara içecek sokulmasının yasaklanması hala gündemde. Yani free shopları kapatacaklar mı?

Uzun boylu olmak kadınların ikiz yada üçüzlerinin olma olasılığını artırıyormuş.

ABD’de sağlık avukatları fast food restaurantları yasaklatmaya çalışıyorlarmış.

Amerikan Futbol takımlarında oyuncuların kasklarına kablosuz verici koymayı planlıyorlarmış. Taraftarlar çok tezahürat yapınca yanlış başlangıç yapılıyormuş.

Paylaşın:

Kadınların bilip erkeklerin bilmediği sır

Bugün romantik tarafımdan kalkmışım. Şimdi size bir hikaye anlatacağım. Bakalım sizin hayatınızla ne kadar örtüşüyor. Aman sakın panik olmayın.

Bir zamanlar bir kadına ilgi duyan bir adam varmış. Aslında başlangıçta sadece diğer kadınlardan biriymiş. Fakat onunla beraber zaman geçirdikçe ve onu tanıdıkça çok farklı duygular hissetmeye ona bağlanmaya başlamış.

Ama bir problem varmış. Ona karşı hisleri giderek güçlenirken kendini daha kötü hissediyormuş. Çünkü hem ona hislerini açıklayamamış hemde onun kendisi ile ilgili ne düşündüğünü bilmiyormuş. Gerçi bazen “Sen benim için önemlisin” “Seni tanıdığım için çok mutluyum” gibisinden şeyler söylemesine rağmen sadece “arkadaşlık” düzeyinde kalmasına üzülüyormuş.

Gerçi vedalaşırlarken normalinden biraz daha uzun süren vedalaşmalar veya ona önemli bir şey anlatırken elini tutmalar oluyordu ama bunlar bir kadının “aşık” olduğunda yaptığı şeyler değildi “arkadaşçaydı”

Adamın korkuları giderek artmaktaydı ve bu yüzden eğer onu öperse ya da arkadaşlık teklif ederse bir daha hiç göremeyeceğini düşünüyordu. Bir süre sonra dayanamayarak ona duygularını açtı ve onun için herşeyi yapabileceğini söyledi. Fakat kadın teşekkür ederek mevcut arkadaşlıklarından memnun olduğunu ve bunun bozulmasını istemediğini, onun için çok değerli olduğunu söyledi.

Acaba onu gerçekten seviyor muydu yoksa oda bir şeylerden korkuyor muydu? Belki kadın uzun dönemli bir ilişkiye hazır değildi? Belki onu sevmiyor ve oyalıyor muydu? Acaba yeterince ısrar etmemiş miydi? Acaba duygularını yanlış mı ifade etmişti?

Aslında onu ne kadar istediğini tam olarak anlatamadığını düşünerek bir hediye ile duygularını anlatan uzun bir mektup yazdı. Ve hiç beklemediği bir şey oldu. Kadın bu mektuba bir tepki vermediği gibi telefonlarına da çıkmamaya başladı.”Seni sonra ararım” vb. geçiştirmelere başvuruyordu.

Takip eden günlerde adam ne olup bittiğini anlamaya çalıştı ve sonuç ayrılmak oldu.

Yukarıdaki hikayenin üç aşağı beş yukarı sizinde başınızdan geçmiş bir hikaye olabileceğini düşünüyorum.

Bu tipte yaşanmışlıklar bizlere bir şey katıyor mu? 8 Aralık’ta yayınladığım yazımda hataların öğrettiklerinden bahsetmeye çalışmıştım. Aynı doğrultuda hayal kırıklıklarımızın gelecekte karşımıza çıkacak diğer bulmacaları anlamamıza ve çözmemizi sağlayacağını düşünüyorum.

Burada bir çözüm söz konusu. Kadınların bildikleri ama erkelerin bilmedikleri SIRRI anlamak. Eğer bir kadın bir erkekten hoşlanmadıysa ne yaparsanız yapın onu ilgisini çekemezsiniz. (İstisnalar kaideyi bozmaz.) Hatta bu konuda yapacağınız şeyler işe yaramaz demiyorum hatta işleri daha da kötüleştirirler. Onun koşarak kaçmasına neden olurlar.

Önemli uyarı: Lütfen gelecekte canınızı acıtacak şeyler yapmayın.

Bence insanlar çoğu zaman birbirlerini anlamıyorlar. Biz kendimizce demek istediklerimiz söylerken karşı tarafta kendince anlamak istediklerini anlıyor. Fakat her iki tarafta karşı tarafın kendini kolaylıkla anlayabilecek açıklıkta olduğunu sanıyor.

Arabasının camını açıp müziğin sesini sonuna kadar açıp Bağdat Caddesi’nde gezenlerin vermeye çalıştıkları mesajı, kimlerin bundan etkilenip koşarak arabaya atladıklarını düşünmüşümdür hep. Onların verdiği mesajı kim anlıyor acaba? Biz gençliğimizde arabamız olursa kızların üzerimize atlayacağını düşünürsük, sonuç ne oldu: fiyasko 🙂

Şimdi taktik zamanı. Diyelim ki duygularınızı açıkladınız ve onun sizle ilgilenmediğini öğrendiniz. Şimdi ne olacak?

Öncelikle verdiğiniz hediye veya tutumunuzda bir kadına bunun “bir dönüm noktası” olduğunu hissettirmemeniz gerekiyor. Evet-Hayır gibi bir dönemeç yaratırsanız kaybedersiniz.

Kadınlar erkeklerin ne düşündüklerini çok iyi bilirler. Sizin onu ne kadar çok istediğinizi de bilirler. Hatta bunu en başından beri biliyorlardır. Siz bu durumu dile getirdiğinizde negatif bir atmosfer ve rahatsız edici bir ortam yaratmış olursunuz.

Özetlemem gerekirse şirin şeyler yaparak kadınları ne kendinize benzetebilirsiniz ne de sizinle ilgili duygularını değiştirebilirsiniz. Hatta bu tip şeyler size zarar verir. Biz erkekler bu hatayı sürekli yaparız çünkü bencilizdir.

Yanlış düşünce genellikle şöyle oluyor: Birinden hoşlanırsın – Ona ondan hoşlandığını söylersin – Oda senden hoşlanır. İstisna kaidesi dışında yok böyle bir şey.

Son sözüm şu;

Beğendiğiniz birinin çok üstüne gitmeyin ve yüklenmeyin. Hediye, uzun mektuplar, gizli bir hayrandan düzinelerce gül, 200 tane sms mesajı, 40 kere telefon araması yapmayın. Onun hislerini anlamak için izleyin ve dinleyin. Her türlü işareti anlamaya çalışın. Onu anlamak gerçekten ne istediğini ve sizin ne istediğiniz anlamanız için çok önemli olacaktır.

Paylaşın: