Etiket arşivi: meyhane

Nasıl müdavim olunur?

Image via Wikipedia

Bazı davranışları bilinçli olarak benimser ve uygularsanız sürekli bir kazanç yakalamış olursunuz. Müdavimler arada bir gelenlerin aksine çok daha fazla itibar görürler.

Müdavim TDK sözlüğünde: Bir yere sürekli olarak giden (kimse), gedikli anlamındadır. Meyhaneler konusundaki yazımı okuyanlar gedikli meyhanelerini hatırlarlar.

Müdavim olmanın faydaları neler;

  • Özel şeyler isteyebilme (mevsimi olmayan bir şey yada zevkinize göre yapılmış bir salata vb.)
  • Hemen yer bulma
  • İkram içki yada aperatifler
  • İndirim
  • Farkedilmek ve itibar görmek
  • Misafir ağırlamak veya arkadaş toplantılarını rahatlıkla organize edebilmek
  • Personelin iyi tavrı
  • Servisin kalitesi

Nasıl müdavim olunur;

  • Aynı restauranta ilk ay en az 3 kere gidin. Takip eden aylarda en az 1. (Bunlar minimum sayılardır.)
  • Çalışanların adını öğrenin ve adınızı söyleyin. Örneğin “Merhaba Ahmet bende Savaş”
  • Gerek evden sipariş, parti, toplantı vb. durumlarda o restaurantı kullanın
  • Arkadaşlarınızı oraya götürün ve çalışanlara tanıtın. Bunu aynı zamanda arkadaşlarınızla geçirbileceğiniz bir fırsat olarak düşünün.
  • Hesabın %20’sini bahşiş olarak bırakın. (Normali %10’dur.)
  • Bahşişi hep aynı tutun. Her zaman veremeyeceğiniz bir miktara yükseltmeyin.
  • Servis elemanlarına teşekkür etmeyi unutmayın.
  • Gittiğiniz restaurantın kültürüne çalışın. (Çin lokantası ise ne, ne zaman yenir, çubuklara ne ad verilir vb.)
  • Spesiyaliteler hakkında mutlaka bilgi isteyin.
  • Eğer tanımıyorsanız restaurant sahibini hiç çağırmayın.
  • Tek başınıza kalabalık saalerde rezervasyon yaptırmayın. Kalabalık saatlerde restaurantlar en az 2 kişilik yemek servisini tercih ederler.
  • Eğer bir öneri itemişseniz ciddiye alın. Zaen ne istediğinizi bildiğiniz bir noktada öneri istemeyin.
  • Eğer şarap istemişseniz mutlaka tadın ve görüşünüzü söyleyin.
  • Sipariş verirken sihirli kelimeyi unutmayın: LÜTFEN
  • Sipariş geldiğinde teşekkür etmeyi unutmayın.
  • Yemeğe ilişkin beklentilerinizi kendinize saklayın. Her yemeği her şefin hazırlama usulü farklıdır.
  • Rezervasyonlarınıza sadık kalın, geç kalacaksanız mutlaka telefon ile bildirin yada rezervasyonunuzu iptal edin.
  • Restauranta uygun kıyafet ile gidin.
  • Yemek yerken telefonunuzu kapatın. (Henüz Türkiye’de olmamakla beraber yemekte sinema seyretmek gibi özel bir andır ve bozulmaması karşınızdakine saygınızı gösterir.)
  • Yoğun zamanlarda sempatik ve anlayışlı olun.
  • Çalışanlar yoğun iken onlara şaka yapmayın yada dikkalerini dağıtmayın.
  • Masaya yemekler geldiğinde sohbeti kesin ve yemeğe geçin.
  • Herhangi bir şeyi merak ediyorsanız sorun. İletişim en önemli şey

    Gülümseyin ve arkadaşça davranın.

Paylaşın:

Meyhane kültürünü bilmek!

Musicians performing at an Ankara meyhane.

Image via Wikipedia

Şu anda meyhane diye gittiğiniz yerlerin aslına uygun “meyhane olmadığını” biliyor musunuz? “Meyhane kalmadı ama bilhassa raki içmesini bilen kalmadı.” diyor Reşad Ekrem Koçu Eski İstanbul’da Meyhaneler ve Meyhane Köçekleri kitabında. Kitap meyhane ve köçek kültürünün ASLINDA ne olduğunu mükemmel bir dil ile anlatıyor.

Önce özetle şöyle diyor:

“Meyhaneye rakı ve şarap içmeye gidilir ve meze yenilir, yemek değil.

Meze doyumluk değil tadımlık olur.

Rakı kadehle içilir, süze süze koklaya koklaya.”

Şimdi Osmanlı zamanından bugüne gelen meyhanelerişn gerçek öyküsünü okuyalım:

Yüzyıllar boyunca İstanbul meyhaneleri ya “gedikli” yahut “koltuk” olmuştur.

Gedikli meyhaneler, işleten sahiplerinin elinde devletten alınmış ruhsatname, bir berat bulunan meyhanelerdir ve hepsi büyük yerler olagelmişlerdir. “Gedik” ortaçağdan kalmış ve iş hayatını, ticaret ile sınırlayan bir usuldü; mesela İstanbul’da 100 meyhane varsa, bu ne 101 olabilir ne de 99’a inerdi, 100 Gedik, babadan evlada kalır yahut ustadan çırağa, kalfaya devredilir yahut işten çekilene sahibi tarafından, loncanın muvaffakiyetiyle bir başkasına satılırdı. İşin ehli olması şarttı.

Gedik kağıtlarında, ruhsatnamelerinde alındığı devrin padişahının tuğrası da bulunduğu için bu meyhanelere “selatin meyhanesi” adı da verilirdi.

“Koltuklar” ruhsatsız kaçak meyhanelerdir.

Bir de İstanbul’da içkinin seyyar satıcıları vardı, “Ayaklı Meyhaneler”. Hepsi istisnasız Ermeniden olurdu, dükkanı, tezagahı, ustası, sakisi kendinden olurdu… Bellerinde ucu musluklu ve içi rakı yahut şarap doldurulmuş uzun bir koyun barsağı sararlar, sırtlarında cüppeye benzer bir üstlük, iç cebinde bir kadeh, omuzlarında da alameti farika olarak bir peşkir atarlardı… Bir içki istediğinde kuşağının altından musluğu açar, kadehi doldurur, içkiyi sunardı, içkiyi içen ağzını elinin tersiyle silerdi ve buna “yumruk mezesi” denirdi.

İstanbul meyhaneleri ya bulundukları yere, ya sahiplerinin isimlerine nispetle ve yahut o zamanlar dükkanlarının üzerine ünvan tabelaları yerine asılan tahtadan yahut madeni kayık, kafes, kule, hançer gibi alameti farikalara yahut içindeki bir hususiyete göre isim alırlardı.

Meyhane masalarında tahtadan oyulmuş bir tuzluk bulurdu. Masada tuz sofranın uğur ve bereketini temsil ederdi.

Patrona “barba” denirdi, tezgahta durana da “mastori”.

Meyhaneler yılda bir ay ramazanlarda kapatılırdı. Barba, çok hatırlı müşterilerinin evine bayramın ilk günü birer büyük kayık tabak içerisinde mideye dolması gönderirdi, adı “unutma bizi dolmasıydı…”

Paylaşın: