Etiket arşivi: trafik

Neden sağ neden sol?

İngiltere, Avusturalya gibi ülkelerde trafik soldan akarken bizde sağdan akar. Kimin nereden gideceği konusunun siyaholdukça enteresan bir geçmişi var. İlk bilgiler M.Ö. 1100 yılında Çindeki bir düzenlemeden geliyor. Yolun sağ tarafı erkekler, sol tarafı kadınlar, ortası ise yük taşıyan araba ve hayvanlar için ayrılmış.

Eski Roma’da yolun solu kullanılmış. Ana sebep tapınak yapımlarında kullanılan taşların taşınması. Dolu giden araç ile boş dönenin düzenini sağlamak için bir taraftan gidiş bir taraftanda dönüş düzeni kurmuşlar.

Ortaçağ’da yani bundan 700 yıl önce soldan yürüyorlardı. Bu dönemde yolda yürürüken karşınıza kimin çıkacağı belli olmuyordu. Bu yüzden soldan yürüdüğünüzde istemediğiniz biri ile karşılaşınca rahatlıkla kılıcınızı çekebiliyordunuz. Çünkü çoğunluk kılıcını sağda taşıyordu.

Hacılara, 1300 yılında Papa Boniface VIII tarafından verilen, “hacılar buraya gelirken soldan gelsinler” talimatı ile ilk trafik düzenlemesinin yapıldığı söyleniyor.

Amerika ve Fransa’da 1700’lerde büyük çiftlik arabalarını birçok at çekiyordu. Sürücü için bir koltuk yoktu ama sürücü sol baştaki ata biniyor, sağ eli ile diğer atları kontrol edebiliyordu. Sol tarafta olduğu için karşı yönden gelen diğer arabaları görebilmek ve mesafe ayarlayabilmek için sağ taraftan gidiyorlardı.

İngilizler sürücü koltuğu olan belki bugün taksi diyebileceğimiz arabaları kullanırken koltuğu sağa koymuşlardı. Bu yüzden de yolun solunu kullanıyorlardı. 1756 yılındada kanunlaştırmışlar.

1772’de İskoçya’da bu kurallara karşı gelenlere 1 pound’luk ceza uygulaması başlatılmış.

Devrimden önce Fransa’da soylular sol tarafı hızlı gitmek için kullanırken, köylüleri sağ taraftan yürümeye mecbur ediyorlardı. Devrim sonrası onlarda sağ taraftan yürümeye mecbur kalınca 1794’de Fransa’da da sağ tarafı kullanmak kanunlaştı.

Napolyon’da ele geçirdiği ülkeleri sağ taraf kuralına zorluyordu. Sırf bu yüzen Napolyona karşı olanlar sol taraf kuralını benimsediler. (İngiltere, Avusturya-Macaristan, Rusya, Portekiz vb.)

Hindistan , İngiliz sömürgesi ve Endonezya, Danimarka sömürgesi olması sebebiyle sol tarafı kullanıp, Avusturalya ve Afrika’nın neredeyse tamamı sol tarafa geçmişti. Sadece Mısır, Napolyonun etkisiyle sağ tarafı kullanıyordu.

1900’ler Amerika’a araba yapımı başlamasıyla birlikte ilk yapılan arabalar sağ tarafın kullanımına yönelikti. 1908’de Ford T Modeli ile ilk sağ direksiyonlu arabayı yaptı.

Rusya ve Portekiz 1900’lerin başında sağ tarafı kullanmaya geçerken, Balkan ülkeleri sol tarafı kullanmaya devam ettiler. Avusturalya’nın ise yarısı sağı yarısı solu kullanıyordu.

Naziler gittikleri yerlerde sağ tarafı kullandırttılar.

Çin 1946’da sağ taraf kullanımını kanunlaştırdı.

Kore , Japonya etkisinde sol tarafı kullanırken 2. Dünya Savaşı sonunda Amerika ve Rusya etkisinde kalarak sağ tarafın kullanımına geçti.

Pakistan’da develer sürücüleri uyurken şehre giriş yaptıkları için yol ile ilgili kuralı onlara öğretmek gerekiyordu. Bu yüzden sağ taraf kullanımına geçiş 1960’ları buldu.

En büyük sıkıntı sağ ve sol şeridi kullanan iki ülkeye geçişte araçların burun buruna gelmesiydi. Bir diğer enteresan olay soldan yürümeye alışmış öküzlere araçlar çarpıyordu ve sırf bu yüzden sığır sahipleri sağdan yürümeye alışmış öküzleri tercih ediyorlardı.

Saab ve Volvo satan İsveçliler hem sağ hemde sol için üretmenin zorluğunu kendi taraflarında 1967’de sağ tarafı seçerek aşmaya çalışmışlar.

Sonrasında zaten araçların artması ile birlikte tüm ülkeler bu konuda kanuni düzenlemeleri yaptılar ve bugüne geldik. Hala neredeyse ülkelerin çoğunda sol taraf tercih ediliyor. (69 ülke)

Paylaşın:

Otokolik misiniz?

can-you-tell“Bakkala bile arabayla gitmek” diye bir terim vardır ve bunu bir çok kişiden duyuyorum. “arabasız iken çıplak gibi hisseden” “arabası yoksa asla ve asla evden çıkmayan” insanlar tanıyorum.

Araba’nın faydalarını saymak istemiyorum, çok yersiz olacak ancak. Ancak “otokolik” olmanın bazı aklıma gelen dezavantajlarını paylaşmak istiyorum;

  • Mümkün oduğunca yürümek önemli. En basit egzesiz olan yürümeyi araba kullanarak öldürmemek lazım. Hatta asansörde bence bir tür araba. Eğer mümkünse merdiven kullanılması çok daha sağlıklı.
  • Çocukları araba bağımlı hale getirmek çok sakıncalı. Obezite ve hareketsizlik sebebi olarak gösteriliyor. Çocuk arabaya alıştı mı bunu hem bir oyun olarak görüyor hem de artık “vazgeçilmezi” yapıyor.
  • Dünyanın bir çok şehrinde “arabaya bağımlılığı” azaltmaya yönelik şehir planları(toplu taşıma) ve çevre düzenlemesi(parklar, koşu alanları, havuzlar) planlanıyor.
  • Özellikle İstanbul trafiğinde araba bağımlılıları sinir, asap bozukluğu vb. birçok psikolojik zorlayıcı etkene maruzlar.
  • Araba kullanımının artması doğal olarak bütçeleri etkiliyor. Yakıt yada bakım-servis fiyat artışları gelir artışının çoğu zaman üstünde oluyor ve siz bağımlılığınıza paranızı yatırdığınız için başka yerlerden kesmek zorunda kalıyorsunuz.
  • Otomotiv sektörünün büyüklüğü sebebiyle pazarlama ve tüketiciye yönelik tüm tanıtım uygulamaları bağımlılığı artırmaya yönelik ve etkilenmemek mümkün değil.
  • Araba kullanım alışkanlıkları özellikle gençler açısından hız tutkusu, hava atma vb. şekillendiği için diğer kullanıcılar için tehlike yaratıyor.
  • Türkiye’de ehliyet süreleri sınırsız olduğu için yıllarca araba kullanmamış biri istediğinde trafiğe çıkabiliyor. Artık ABD’deki gibi 5 yılda bir yenilenecek.
  • Araba kullanımında yaş sınırı başlangıçta var ama sonuçta yok. Yani refleksleri çok azalmış 60-70 yaşındaki kişilerin trafikte yer almaları belirli bir risk doğuruyor.
  • Trafik kurallarına yada ahlak kurallarına(emniyet şeridini kullanmak) uymak bir erdem olarak algılanmadığı, bencilce sadece kendini düşünen bir çok sürücü olduğu için maalesef “otokolik” olan da olmayan da bu işten olumsuz etkileniyor.
  • Hem arabasız yapamayıp hemde aracında yeterli donanım bulundurmayanlar (kar zinciri vb), bulundursalar bile nasıl kullanacaklarını bilmeyenler ayrı bir sorun.

Sizce?

Paylaşın:

Adam gibi araba kullanmak

driving-carHer sürücü kendini araba sürüşünü ortalama bir sürücüden daha iyi ve güvenli olarak görür. Üstelik kazaların %90-95’i de bu yanlış düşünceden kaynaklanır. Bir sürücünün kendisinin, taşıdığı insanların ve diğer sürücülerin güvenliği için yapabileceklerini bilmesi ve uygulaması gerekiyor. Yani;

Araba kullanırken konsantre olmak çok önemli. Trafik riskleri yok edilemez ancak azaltılabilir. Her halukarda kendiniz ve diğer sürücüler için riski minimize etmeyi amaçlıyor olmalısınız. Siz ne kadar iyi olsanızda karşınızdaki sürücünün hatasının bedelini ödeyebileceğinizi unutmayın.

Çabuk reaksiyon göstermek, slide’lar atarak yolda gezinmek sizi iyi sürücü yapmaz. Gençler yaşlılara göre daha hızlı reaksiyon göstermelerine rağmen en çok kazayı onlar yapıyorlar unutmayın.

Olası bir kazada neler yapabileceğinizi düşünmeniz lazım. Tekerlek patladı istepne olmalı, motor arızalandı çekicinin telefonu olmalı, kar yağdı zincir olmalı, hastalık vb. de ilk yardım yapmayı ve malzemelerini, ambulans numarasını mutlaka bir yerlere yazmayı vb.

Yola çıkmadan önce mutlaka dinlenmiş olun. Ve acele etmenizi gerektirmeyecek bir zamanlama yaparak yola çıkın.

Önünüzdeki arabanın arkasına yapışmayın. Ani bir frende siz ve sizin arkanızdakinin aynı reflekste olmayacağını ve kullandığınız araçların fiziksel farklılığını unutmayın. Ayrıca çok yanaştığınızda ayağınızla hafifçe frene dokunursunuz, arkanızdaki arabada frene basacak, onun arkasındaki de basacak ve bu yüzden hem trafik yavaşlayacak hem de dur-kalk gitmeler başlayacak.

Şeridinizin hızına uymaya çalışın. Asla ve asla hız limitlerini geçmeyin. Fakat güvenli olsun diye şeridin hızının çok altında kullanmak belki sizi kazadan kurtarır ama kaza yaptırmanıza neden olabilir. Ayrıca yiyeceğiniz cezalarda cabası.

Sol şeridi hızlı araçlara bırakın. Sollama yapabileceğinizden %100 hatta %1000 emin olduğunuz ve sollama işaretlerinin uygun olduğu yerlerde sollama yapın.

Frene güvenmeyin. Fren bir tel parçasından ibarettir. Kontrollü bir hızda seyredin ve motor frenini kullanmaya çalışın.

Trafik kurallarına özellikle uzun yollardaki tabelalara ve yer çizgilerine uyun.

Arabanızda can taşıdığınızı unutmayın. Bu yüzden iyi bir sürüş kadar, dikkat ve temkinli olmakta çok önemlidir. Kışın zincir, halat vb. arabanızda olması gereken her şeyi kontrol etmeden yola çıkmayın.

Aynalarınızı kullanın. Sinyal vermek demek yol hakkı aldığınız anlamına gelmez, aynadan kontrol edip yol hakkının sizde olup olmadığına bakmalısınız.

İnsanlarla kavga etmeyin ve boğuşmayın. Trafikte birbirini tanımayan iki insanın birkaç saniye içerisinde birbirinden nefret edip birbirlerini öldürmeye kalktığı ile ilgili haberleri okuyor ya da seyrediyorsanız siz haber olmamaya çalışın. Çünkü trafikte “kazanan olmaz” Ayrıca sizin kızgınlığınızı büyük ihitmalle karşı taraf farketmiyor bile. Boşuna kendinizi üzmeyin.

Şimdi daha iyi bir sürücü olarak neler yapabileceğinizi düşünün. Sizi iyi bir sürücü olursanız birden fazla hayat kurtarmış olacaksınız unutmayın.

Paylaşın:

Bir blogger bunları mutlaka bilmeli…

Yaklaşık 4 yıldır ciddi ciddi bloglarımla uğraşıyorum. Hem yazıyorum hemde bloglar konusunda dünyadaki gelişmeleri de takip etmeye çalışıyorum. Gerek yeni başlayanların gerekse uzun süredir uğraşanların blog konusunda ANLAMALARI gereken bazı ciddi noktaları yazmak istedim;

1- Her okuyucunun bir fikri vardır ve hepsi kendini haklı görür. Sizinle hem fikir olanda olmayanda olacaktır. Herkesin fikrine değer verin, bir sohbet başlatın.

2- Herkesle aynı şeyi yazıyor olmak sizi görünmez kılar. Herhangi bir yerde okunabilecke bir şey için neden siz tercih etsinler?

3- Bir önceki maddenin farklı bir söylenişi: farklı yazmak farkedilmenizi sağlar. Bu kuralı sürekli tekrarlayın . Değişik ve ilgi çekici şeyler ile farkedilirsiniz. Hiç kimsenin göndermediği bir bilgi, hiç yazıya dökülmemiş kavramlar, fırsatlar vb.

4- Aslında yazdıklarınıza karşı olanların sizin yazınızı okumaları taraftarlarınızın okumasından iyidir. “Ben de senin gibi düşünüyorum” diyenlere sıkılabilirsiniz. Milleti provoke edin (kötü anlamda değil sadece tartışma anlamında) Duygular yanıtları ortaya çıkarır.

5- Okuyucularınızın sadece küçük bir kısmı yorum bırakacaklar. Eğer yüzlerce yorum alacağınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bazende yazdıklarınız öyle bir tetiklerki insanları gerçekten onlarca yorum alabilirsiniz.

6- Hep aynı kişiler yorum bırakacaklar. Bu iyi bir şeydir. Sürekli bir okuyucunuz olduğu anlamına gelir.

7- Sayfanızı ziyaret edenlerin sayısı kimsenin ilgisini çekmez. Çok ziyaret ediliyor olmak değil okunmak önemlidir.e nazından reklamcıların ilgisini çekecek kadar çok ziyaretçiniz olana kadar.

8- Kimlerin sizi okuduğunu iyi irdeleyin. Blog’unuzun trafiğini iyi analiz edin. Ne yazacağınız konusunda en önemli ipucu oradadır.

Yukarıdakilerin hiçbiri zor değil. Sadece birkaç dakika ayırıp bu işi daha iyi nasıl yapabileceğinizi düşünün. Gerçekten bakmayı ve görmeyi aynı anda yapabildiğiniz noktada çok olumlu sonuçlar alacaksınız.

Paylaşın: