Kategori arşivi: Enteresan

Centilmenliğe dair son sözler

manDon Kişot çılgın biriydi ama eğer okuduysanız bir o kadarda beyefendi ve centilmen olduğunu hatırlarsınız. Bu yüzden centilmen olmamanın mazereti yoktur. O içinizdedir ve sizin onu çıkarmanızı bekler.Bu son yazıda madde madde olması gerekenleri listeleyip tamamlıyorum.

Sağduyu, onur ve dürüstlük centilmenliğin en önemli esaslarıdır.

Aşka hayatınızın detayları size özel kalmalıdır.

Alkollü bile olsanız seviyesiz bir dedikodu ortamının parçası olmamalısınız.

Eğer illaki birilerinin sözünü kesecekseniz bunu nazik bir şekilde yapmanız gerekir.

Başkalarının zamanına saygılı olmalısınız.

Yazım ve konuşma dilinize özen göstermeli, iyi bir imaj bırakmalı, profesyonel gözükmelisiniz.

Misafir olduğunuz yerde ev sahibine teşekkür etmeyi unutmayın.

Aldığınız hediyelere teşekkür edin ve mümkünse el yazınızla teşekkür notu yazın.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Centilmenlik sürekli olmalı

James Bond ve Casanova’nın ortak noktası nedir? Centilmen olmaları. Bu onları çekici yapmaktaydı. Kibar ve güleryüzlü oldukları için her ortama rahatlıkla uyum sağlayabiliyorlardı. Şimdi kendinize sormalısınız, onlarda olupta bende olmayan nedir?

Temel iyi davranış biçimleri

Paranızla hava atmayın. Kimse böbürlenenleri sevmediği gibi sonradan görmüşlüğü de hoş karşılamaz. Mali durumunudan sadece finansal konular konuşulduğunda ve gerektiğinde bahsedin. Çok parası olanın böbürlenmesi gibi parası olmayanın yakınmasıda hoş karşılanmaz.

Saatinize bakarken başkaları sizi görmesin. Bu sıkıldığınız ve o ortamdan ayrılmanız gerektiği mesajını verir.

Başkalarının yanında üstünüzü başınızı düzeltmeyin. Buna burun karıştırmak, tırnak yemek ve diş karıştırmak dahil. Tuvalette ya da yalnızken yapın.

Dakik olun. Saygının en büyük göstergelerinden biri dakik olmaktır. Birilerini bekletmek onları umursamadığınızı gösterir.

İyi tokalaşın. Sıkı ama kıracak gibi değil yumuşak ama sadece parmak uçları ile değil. El sıkışınız kişiliğinizi gösterir. İyi bir tokalşama sizin kararlı, sağlam ve poztif olduğunuzu gösterir.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Aphrodisias

3 Ekim 2009’da Aphrodisias Müzesini ve Karya kentini gezme fırsatı bulmuştum. Çektiğim fotoğraflar aşağıda. Eğer Aphrodisias ile ilgili detaylı bilgi isterseniz buraya tıklayarak o muazzam yer hakkında hayret verici bilgileri okuyabilirsiniz. Örneğin “Şehrin kuzeyinde olan stadyum 262 metre uzunluk, 50 metre genişlik ve 30.000 izleyici alabilecek oturma sıralarına sahiptir.”

Aphrodisias
Paylaşın:

Hani vardır ya bazı zamanlar

Hani vardır ya bazı zamanlar

Boş vermek gelir içimden.

Başka şeyler konuşmak,

Başka duygulara kapılmak,

Delice değişmek isterim; beni .

….

Mümkün diyelim, değişebilmek mümkün. Düşüncelerimizi, davranışlarımızı, değişmesini istediğimiz ne kadar özelliğimiz varsa değiştirmemiz mümkün.

Değişim yaşaması gereken gerçekten kendimiz miyiz? Başkaları için yaşamaya adanmış kaç yürek var kim bilir, gün geçtikçe ağırlığı artan, neler oluyor, daha nereye kadar başkaları olacak –benden daha- önemli olan.

Belki de herkes başkaları için yaşıyordu hayatını, kendimiz için bir şeyler yapmayalı ne kadar zaman oldu, daha ne kadar daha sürecekti bu. Araya hastalıklar girdiğinde çıkacaktı dostların anlamı, ne kadar yanımızda ve ne
kadar bizimle oldukları. Birikmiş acılarımızı serecektik yalnızlığımızın sessiz bahçelerine; kuşların dahi ötmediği, çocukların oynamadığı bahçelere. İçimizdeki uzaklara kaçacaktık alıp başımızı dertlerimizle. Belki de
susmakla başlıyordu hata, bizi bu yalnızlığa iten, yeterince anlaşılmayacağımızı düşünerek, içimizde hapsederken başlıyordu yalnızlık. Kim olursa olsun anlatmalıydık. Sustukça artıyordu yalnızlık. Kişiler seçmeye çalışıyorduk. Bizi yeterince tanıyan, yıllardır süren, hep daha iyi anlayacaklarını umduğumuz kişiler. Oysa öyle bir andı ki yaşanan, hani -o kalbimizdeki derin ağrı- bir çırpıda anlatsak olanı biteni huzura erecekti ruhumuz. Sadece paylaşmak, dinlenmek arzusu, bizi bilenlerin bir sürü yorumları değildi ki beklentilerimiz.

Bir gün içimdeki çocuk çıldırırken, susma artık yetmedi mi! diye haykırırken çıktığım bir otobüs yolculuğunda başlamıştı paylaşımlarım. O gün en çok konuşmak istediğim ve kimselere konuşmak istemediğim anlardan bir gece ..

Yol boyunca ne çok şey anlatmıştım, ne çok soru gelmişti yüreğime –yol arkadaşımdan- benim anlamadığım güzel bir oyunla. O biliyordu benim neye ihtiyacım olduğunu. O seçiyordu soruları ben anlatıyordum, cevaplarım
yüreğimden dökülen hüzünlerdi. Sabah olup yolculuk biterken yeniden başlıyordum sanki her şeye. Yeniden başlamak! Demek bu kadar çıkılmazlardı içinde olduğum, bunca hüzün hapismiş demek içimde ..

Ve içinizde!

Bir yerde okumuştum, konuşmayan insanlar, kendini güçlü hissedip içine atanlar bir çok şeyi, bir gün mutlaka ortaya çıkacak “üstü örtülü depresyon” lar yetiştiriyordu, büyütüyordu; her geçen gün daha da gizlenen.

Susmak güçlü olmak değildi, konuşmak basitlik değildi. Hakkımızda ne düşünüldüğü önemli değildi. Konuşmak önce kendimize sonra onlara iyilikti. Kişiler seçmemeyi öğrendim ve herkese konuşmamayı, o an yeni tanıdığım  biri, çok eskiden tanıdığım birinden daha yakındı bana .. aslında ruhların samimiyetiydi önemli olan, o an alınan pozitif bir elektrikti dudaklarımdaki kilidi kıran.

Şimdi bile yaptığım bu değil miydi? Sizler bu yazıyı okurken ben çoktan içimdekileri anlatmış olacaktım, an be an paylaşım değildi belki bu, ama biliyorum ki ihtiyacımız olan bir şeyi yapmış oluyoruz.

Özgürlüğüne kavuşsun istiyorum içimizdeki çocuk, ona içimize attığımız; ama yaşanmış bir aşk, ama bir iş sıkıntımız, ama bir dosttan alınmış darbe, bunlardan oluşan hediyeler vermek yerine, konuşmayı, kelimelerin yetmediği
yerlerde bakışlarımızı paylaştığımız insanların olduğu çiçekler verelim.

Susmamanın, paylaşmanın; bir şelalenin özgürlüğünce çağladığı anlar oldukça hayatınızda, içinizdeki çocukla her şeyin üstesinden gelebileceğinizi biliyorum. İçindeki çocuktan haberi olmayanlar, sizler için söylenecek bir şey olmadığını düşünüyorum.

Bu sefer içimdeki çocuğun dışarıda oluşunun, diğer hapsedilmiş hüzünlere seslenişi yazısıydı .

….

Hani .

Çığlıklarım susar ya …

Adım atmaya halim kalmaz korkarım .

Hani tek başına değil de, çok olmak isterim

….

Sende ister misin? Haydi durma!

Alexia Rain

Alıntı’dır. Belgin Usanmaz’a benimle paylaştığı için çok teşekkür ediyorum.

Paylaşın:

Neden sağ neden sol?

İngiltere, Avusturalya gibi ülkelerde trafik soldan akarken bizde sağdan akar. Kimin nereden gideceği konusunun siyaholdukça enteresan bir geçmişi var. İlk bilgiler M.Ö. 1100 yılında Çindeki bir düzenlemeden geliyor. Yolun sağ tarafı erkekler, sol tarafı kadınlar, ortası ise yük taşıyan araba ve hayvanlar için ayrılmış.

Eski Roma’da yolun solu kullanılmış. Ana sebep tapınak yapımlarında kullanılan taşların taşınması. Dolu giden araç ile boş dönenin düzenini sağlamak için bir taraftan gidiş bir taraftanda dönüş düzeni kurmuşlar.

Ortaçağ’da yani bundan 700 yıl önce soldan yürüyorlardı. Bu dönemde yolda yürürüken karşınıza kimin çıkacağı belli olmuyordu. Bu yüzden soldan yürüdüğünüzde istemediğiniz biri ile karşılaşınca rahatlıkla kılıcınızı çekebiliyordunuz. Çünkü çoğunluk kılıcını sağda taşıyordu.

Hacılara, 1300 yılında Papa Boniface VIII tarafından verilen, “hacılar buraya gelirken soldan gelsinler” talimatı ile ilk trafik düzenlemesinin yapıldığı söyleniyor.

Amerika ve Fransa’da 1700’lerde büyük çiftlik arabalarını birçok at çekiyordu. Sürücü için bir koltuk yoktu ama sürücü sol baştaki ata biniyor, sağ eli ile diğer atları kontrol edebiliyordu. Sol tarafta olduğu için karşı yönden gelen diğer arabaları görebilmek ve mesafe ayarlayabilmek için sağ taraftan gidiyorlardı.

İngilizler sürücü koltuğu olan belki bugün taksi diyebileceğimiz arabaları kullanırken koltuğu sağa koymuşlardı. Bu yüzden de yolun solunu kullanıyorlardı. 1756 yılındada kanunlaştırmışlar.

1772’de İskoçya’da bu kurallara karşı gelenlere 1 pound’luk ceza uygulaması başlatılmış.

Devrimden önce Fransa’da soylular sol tarafı hızlı gitmek için kullanırken, köylüleri sağ taraftan yürümeye mecbur ediyorlardı. Devrim sonrası onlarda sağ taraftan yürümeye mecbur kalınca 1794’de Fransa’da da sağ tarafı kullanmak kanunlaştı.

Napolyon’da ele geçirdiği ülkeleri sağ taraf kuralına zorluyordu. Sırf bu yüzen Napolyona karşı olanlar sol taraf kuralını benimsediler. (İngiltere, Avusturya-Macaristan, Rusya, Portekiz vb.)

Hindistan , İngiliz sömürgesi ve Endonezya, Danimarka sömürgesi olması sebebiyle sol tarafı kullanıp, Avusturalya ve Afrika’nın neredeyse tamamı sol tarafa geçmişti. Sadece Mısır, Napolyonun etkisiyle sağ tarafı kullanıyordu.

1900’ler Amerika’a araba yapımı başlamasıyla birlikte ilk yapılan arabalar sağ tarafın kullanımına yönelikti. 1908’de Ford T Modeli ile ilk sağ direksiyonlu arabayı yaptı.

Rusya ve Portekiz 1900’lerin başında sağ tarafı kullanmaya geçerken, Balkan ülkeleri sol tarafı kullanmaya devam ettiler. Avusturalya’nın ise yarısı sağı yarısı solu kullanıyordu.

Naziler gittikleri yerlerde sağ tarafı kullandırttılar.

Çin 1946’da sağ taraf kullanımını kanunlaştırdı.

Kore , Japonya etkisinde sol tarafı kullanırken 2. Dünya Savaşı sonunda Amerika ve Rusya etkisinde kalarak sağ tarafın kullanımına geçti.

Pakistan’da develer sürücüleri uyurken şehre giriş yaptıkları için yol ile ilgili kuralı onlara öğretmek gerekiyordu. Bu yüzden sağ taraf kullanımına geçiş 1960’ları buldu.

En büyük sıkıntı sağ ve sol şeridi kullanan iki ülkeye geçişte araçların burun buruna gelmesiydi. Bir diğer enteresan olay soldan yürümeye alışmış öküzlere araçlar çarpıyordu ve sırf bu yüzden sığır sahipleri sağdan yürümeye alışmış öküzleri tercih ediyorlardı.

Saab ve Volvo satan İsveçliler hem sağ hemde sol için üretmenin zorluğunu kendi taraflarında 1967’de sağ tarafı seçerek aşmaya çalışmışlar.

Sonrasında zaten araçların artması ile birlikte tüm ülkeler bu konuda kanuni düzenlemeleri yaptılar ve bugüne geldik. Hala neredeyse ülkelerin çoğunda sol taraf tercih ediliyor. (69 ülke)

Paylaşın:

Okuduklarımdan: İş hayatında kadınlar

kadınCatalyst ve McKinsey & Company ‘ e göre üst yönetimde kadınların olması Yatırımın Geri Döüşünü(ROI) artırıyormuş.

London Business School ‘un yaptığı araştırmaya göre ekipleri kadın-erkek yarı yarıya oluşturmak verimliliği artırıyormuş. Aynı cinsiyetin aynı bakış açısına sahip olduğu ve farklı cinsiyetlerin bu at gözlüğüne engel olduğu belirtiliyor.

CERAM Business School’un raporuna göre  CAC 40 ‘ta (Dow Jones’un Fransızı) üst yönetimde kadınların olduğu firmalar krize daha iyi direnç göstermişler.

Benim fikrim: Belli ki her güçlü şirketin arkasında akıllı kadınlar vardır diye değişecek bildiğimiz klişe.

Intel orta seviye kadın mühendisleri için özel kariyer geliştirme atölye çalışmaları düzenliyor. Bu çalışmalarda gelecek 5, 10 ve 15 yılda bayan çalışanların kendilerini nerede görmek istedikleri irdeleniyor. Bu sayede kadınların gelecekleri ile ilgili stratejik düşünmeleri sağlanmaya çalışılıyor.

Johnson & Johnson ise “Crossing the Finish Line,” adını verdiği bir program ile farklı kültürlerden direktör bazında kadın çalışanının beceri ve kabiliyetleri artırıcı bir çalışma içinde.

UBS iki yeni program ile kadın yöneticileri desteklemeyi hedefliyor. “Connecting with Clients in Turbulent Times” programı ile müşteri ile yüzyüze olan kadın çalışanların kar getirici becerişleri bir üst seviyeye çıkarılmaya çalışılıyor. “Charting Your Future” ise Asya’daki güç sahibi çalışanlara kariyer danışmanlığını hedefliyor.

Paylaşın:

Infomania

Her 5-10 dakikada bir epostanızı kontrol edip, kontrol edemediğinizde suçluluk duygusuna kapılıyorsanız ciddi bir problemle karşı karşıyasınız demektir. İşte “infomania” dediğimiz elektronik araya girmeler yüzünden konsantre olamama problemine çok yakınsınız ve belkide yakalandınız demektir.

Buradaki eposta örneğime blogunuza yorum geldi mesajlarını, messenger’dan gelen mesajları, x sitesinde yeni haber var gibi uyarıları, cep telefonunuzuda ekleyebilirsiniz. Tüm bunlar gün içinde bir şeylere konsantre olanıza sürekli engel olacak şekilde akarlar.

Yapılan bir araştırma Amerika’da bu tipte araya girmelerin 588 milyar dolarlık bir zarara ve çalışanların zamanının %28’ine mal olduğunu ortaya koymuş .

Tabi ki dünya bu konunun farkında olunca hem çözüm alternatiflerini değerlendirmeye başlamışlar. (Benim Türkiye’de en üzüldüğüm, kızdığım konu budur. Problem farkedildiğinde ya birileri eleştirir ya da yas tutmaya ağıt yakmaya başlarlar. Çözüm bulmaya odaklı pozitif bakış açısı çok nadirdir.)

Ne yapmışlar derseniz;

Eposta programlarına müdahale etmişler ve özellikle patrondan ya da belirli kişilerden gelen mesajları özel bir uyarı ile iletmişler. Böylece gelen mesajın önemli olduğu anlaşılabiliyormuş.

Programların uykuya geçmeleri(sneeze) ve tekrar açılma sürelerini ayarlamışlar. Böylece her halukarda programın açılması beklendiği için başka işlere bakılabiliyormuş.

Eposta kadar el cihazları(palm) ve cep telefonları da ciddi bir problem yaratıyor. Özellikle ajandalardaki toplantı vb. ye ilişkin uyarılar sürekli araya girmekte. Bu yüzden infomania sadece bilgisayar değil bir çok aracın yol açtığı bir problem.

Bir de bu probleme sebep olan taraf var. Yani yerli yersiz aslında karşısındakinin ihtiyacı olmayan mesajı gönderenler. Biz bunlara spam’ci diyoruz. Gün içinde bir sürü yerli yersiz mesaj tarak ciddi bir vakit kaybına yol açıyorlar ve infomania’ya sebep oluyorlar. Onlar için sadece ve masum bir paylaşım olan bu tip mesajlar başkaları için ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu yüzden sizlerden ricam “Herkese Yolla” “Reply to all” seçerken ya da mesajı “Yönlendirirken” “Forward” ederken lütfen bir daha düşünün. Bu tip gereksiz mesajlar yüzünden önemli mesajlara ayrılan vaktin ve bu mesajlara yönelik işlerin aksadığını düşünün.

Herkes kendisine mesaj gönderenleri gönderdikleri mesajın içeriği, sıklığı vb. konularda bir değerlendirmeye tabi tutar. Boş mesaj gönderen biri damgası yemek ister misiniz?

Bir de gönderilen mesajların kişinin uygun saatlerine denk gelmesini sağlamak inceliğini göstermek lazım. Gece 03:00’te gönderilen bir bayram tebrik sms mesajı ile panik içinde uyanmak ister miydiniz?

Ne yapabiliriz;

  • Mesajlarınızı, blogunuzu düzenli olarak kontrol edin. Örneğin her 2 saatte bir gibi.
  • Olabildiğince Gelen Kutunuzu(Inbox) boş tutun. Bu sizin moralinizi yüksek tutacaktır.
  • Bir mesajı okumadan, incelemeden ve iyice düşünmeden başkalarına göndermeyin.
  • Kısa ve net mesajlar yazarak karşıdakinin zamanını kullanmasında yardımcı olun.
Paylaşın:

Kendi ikonunu yarat!

MSN Messenger vb. yerlerde kullanacağınız profil resminizi kolay ve keyifli bir şekilde hazırlayabilirsiniz. Öncelikle Emotiyou sitesine gireceğiz.ana sayfada yer alan “Create My Emocotion” butonuna tıklayacağız. Gelen sayfada ikon olarak kullanmak istediğimiz resmi bilgisayarımızdan seçip sisteme yükleyeceğiz.

emo1

Yüklediğimiz resmin hangi kısmını profil resmimizde kullanmak için seçtikten sonra Next butonuna tıklayarak resmimize ilişkin animasyonu tanımlayacağız. Okumaya devam et

Paylaşın:

Sadece filmlerde olanlar

FilmReelBazı şeylerin sadece filmlerde olması hiç dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Biz filmleri seyrederken hiç garipsemiyoruz ama halbuki normal olmayan bir çok şey var;

1. Her zaman gittikleri yerin tam önünde ya da tam karşısında arabalarını park edecek yerleri vardır.

2. Taksiye para öderken hiç cüzdanlarına bakmadan bir tane para çekip verirler.

3. O anda televizyondaki haber esas oğlan ya da kız ile ilgili olur.

4. Bir mağara yada karanlık yerden gelen korkunç ses mutlaka araştırılır.

5. Herhangi bir kilit banka kartı yada ataç ile birkaç saniyede açılır.

6. Sokakta dans etmeye başlandığında herkes aynı kareografiyi biliyordur.

7. Tüm bombalara büyük kırmızı ışıklı bir zamanlayıcı bağlıdır ve çoğunlukla geri sayım başladığında patlama olacağını biliriz.

8. Bir Alman’la Amerikan karşı karşıya geldiğinde her ikiside kendi dilinde konuşur. Ama Alman kendi arkadaşlarıyla yan yana iken ingilizce konuşurlar.

9. Ruj izleri hiç çıkmaz.
Okumaya devam et

Paylaşın: