Kategori arşivi: Eglence

Şirketteki kötü adam olmanın yolları

Bugüne kadar hep daha iyi nasıl olunur, doğru yol budur gibisinden yazılar yazdım. Ama birlikte çalıştığınız insanları nasıl rahatsız edersiniz, istenmeyen ve sevilmeyen biri olabilirsiniz kısmını yazmadım. Şimdi kötü biri olmak istiyorsanız aşağıdaki listeye göz atın(özellikle 66 maddedir:) ;

1. Kulaklık kulağınızdayken farkında olmanıza rağmen yüksek sesle konuşun

2. Hazırladığınız dokümanları sol üst değil sağ üst köşeden zımbalayın.

3.Fare(mouse) optik ise selobant ile ışığını kapatın

4. Ekranının kablosunu çekin

5. Hasta olanlarla ameliyat maskesi takarak konuşun.

6. Toplantıları sabah 09:00 ya da 17:00’ye ayarlayın.

7. Sürekli aynı şeyleri söyleyin.

8. Odanızda ya da masanızda gürültü yapın.

9. Her gittiğiniz masadan bir kalem alın.

10. Fotokopi makinasının kağıdı bittiğinde yerine yenisini koymayın.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Müzikal zekanız ne kadar iyi?

Biri size “şııııııııı” (ingilizlerin yazdığı gibide yazalım “shhhhh”) dediğinde o tarafa dönüp bakmaz mısınız? Yani bu tipte bir sesi “bana bak, buraya bak” olarak algılarız ve o an için dikatimiz dağılır. Bu yüzden belkide hayatımıza giren tüm gürültüleri ve sesleri ayarlamaya, konsantre olabileceğimiz sessiz anları yaratmaya çalışırız. Ama acaba tüm sesleri doğru olarak anlayabilir musunuz?

Diğer seslerde bize çeşitli ipuçları verir; sifon sesini duyduğunuzda birinin tuvaletten çıkacağını, ambulans sireni duyduğunuzda birinin hasta olduğunu, komşunuzdaki müzik sesi çok yüksekse parti verdiğini düşünebilirsiniz. Sesi duyduğumuz anda beynimiz gerisini getirir ve artık o bilgi öylece kalır.

İşte herkesin duyduğu ses ile ilgili yürüttüğü fikir ve belkide tüm beyinsel işlevlere müzikal zeka diyebiliriz. Aslında müzikal zeka sadece şarkı gibi müzik parçalarıyla sınırlı olmayıp çeşitli seslerin tonlar, kalite, uzunluk, hacim ve kaynağını farketme ve anlama olarak yorumlanabilir.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Kalıcı yaşınız kaç?

Size saçma gibi gelebilir ama yazının devamını okuduğunuzda hepimizin kalıcı bir yaşı olduğunu göreceksiniz. Aslında birine yaşını sorduğunuzda hemen doğum yılı ile içinde bulunduğu yıl üzerinden bir hesap yapar ve size yaşını söyler.

Fakat inanıyorum ki aslında herkesin bir kalıcı yaşı var. Örneğin ben 33 yaşında hissediyorum kendimi. Ne çocuklar kadar rahat sağa sola koşturabiliyorum ne de gençler kadar her şeye atlayacak heyecana sahibim. Ama 40’lı yaşların olması gereken ağırlığına da yeterince sahip değilim. Aslında çocuk yaşta babamı kaybedip, evdeki erkek adam rolü bana verildiğinden beri hep büyük adamı oynamaya çalışmış, birazda mecbur kalmıştım. Ama büyüdükçe anladımki aslında her geçen yılı yaşına ekleyip eklememene karakterin karar veriyor. Ben çocukluğumda her yıl 3 yaş büyürken şimdi 3 yılda bir 1 yaş ilerliyorum.

Her ne kadar geçmişimde yöneticilik yapsamda sürpriz yumurtadan çıkan küçük maketleri yapmayı, kendime oyuncak almayı ve arkadaşlarımla salon oyunları oynamayı bırakmadım.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Akıllının fendi

Daha önce nerede okuduğumu hatırlamadığım bu hikayeyi sevgili kardeşim Emre Altınbaran benimle paylaşınca siteye koymak istedim.

Yaşlı bir Anadolu köylüsü tek başına yaşadığı ve eskisi gibi tarlada çalışamadığı için çok dertliymiş. Susuz geçen bir yılın ardından, toprak taş gibi olduğundan, alnının teri ve büyük fedakarlıklarla okuttuğu ve tüm beklentilerini aşarak üniversite rektörü olan tek oğlu da Ergenekon 41.inci dalgadan dolayı tutuklanıp, cezaevine götürüldüğünden dolayı çok mutsuzmuş. Eşi de vefat edeli neredeyse bir ay olmuş. Sonunda dayanamamış ve 45 gündür suçunun ne olduğu bilinmemesine ve açıklanmamasına rağmen cezaevinde yatan oğluna çaresizlikten bir mektup yazmış.

Sevgili oğlum Mustafa,

Çok üzgünüm. Annen vefat ettiğinden beri onsuz hayatımın bir tadı yok. Seni alıp götürdüklerinden beri de seni çok arıyorum. Üniversitende olduğun zamanlar bile telefondaki sesini arıyorum. Bu yıl galiba felaket geçecek. Toprak o kadar sert ki, toprağı kazamıyorum ve bu yıl hiç bir ekin ekmem mümkün görünmüyor. Gerçekten artık baban çok yaşlandı. Biliyorum ki elinde olsa yanıma gelip tarlamı kazmama yardımcı olurdun. Tıpki eski günlerdeki gibi. Sakın dert etme oğlum, yaşlı bir adam sadece boş, boş şeyler yazıyor o kadar. Sen kendine iyi bak, cesur ol, ve isminin nereden geldiğini de asla unutma.

Sevgilerinle, Baban

Bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup gelmiş.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Ağustos böceği neden çalışmaz?

Bir ağustos böceği doğmadan önce toprağın altındaki bir larvada ortalama olarak 12 yıl bekler. Evet, tam 12 yıl.

12 yıllık hapislikten sonra dünyaya gelen garibanın ömrü adında yazılıdır: Ağustos. Yani topu topu bir ay.

Şarkı söyleyen yalnızca erkek ağustos böceğidir. Çünkü dişi, en güzel şarkıyı söyleyeni kendine eş seçecek ve çiftleşecektir. Düşünsenize, 12 yıl toprağın altında bekle, dışarı çık. Ömrün bir ay. Buldun, buldun. Bulamadın, bir daha yok.

Siz olsanız çalışır mıydınız?

Sunay Akın

Sevgili dostum Rüçhan Ziya‘ya bu paylaşımı için teşekkürler.

Paylaşın:

Büyüdüğünüzü nasıl anlarsınız?

wheelsBüyüyünce bozuluyor büyüler. İşte o zaman büyüyüp büyümemeyi seçemenin sıkıntısı başlıyor. Hadi bana oldu çocuğuma olmasın diyorsunuz ama o da olmuyor. Birinin büyüdüğünü nasıl anlarsınız? Kendinizin büyüyüp büyümediğinizi biliyor musunuz? Zaman o kadar çok şeyi değiştiriyor ki bakın ister istemez büyüdüğümüzde neler oluyor?

1. Evdeki çiçekler büyümeye devam ederken artık koklamıyorsanız,

2. Daha az “sus, konuşma” gibi uyarılar alıyorsanız,

3. Buzdolabında talıdan başka şeylerinde olduğunu farketmeye başlamışsanız,

4. Erkenden kendi isteğinizle yatıyorsanız,

5. En sevdiğiniz şarkıyı asansörde dinliyorsanız,

6. Haberleri ve tartışma programlarını izlemeye başlamışsanız,

7. Eğer arkadaşlarınız birileriyle çıkmak yada flirt etmek yerine evleniyor yada boşanıyorlarsa,

8. Yüksek sesten ve koşuşturmacadan rahatsız oluyorsanız,

Okumaya devam et

Paylaşın:

Hadi tekrar çocuk olalım!

cocukolÇocukken büyüklere hayranlık duyarken şimdi herşey tersine döndü. Çocukları hayranlıkla seyrediyorum ve eğer şansım olsaydı tekrar çocuk olurdum diyorum. Şimdi düşünün çocukluğunuzda yaptıklarınızı ve benimle geçmişe kısa bir seyahat yapın. Hala yapabileceklerimiz var;

1. Bir tekerlek içi bulup onu çevirerek koşmaya çalışabiliriz, yada tornet yapıp binebiliriz.

2. Saç fırçasını mikrofon yapıp ayna karşısında şarkılar söyleebiliriz.

3. Çimenlerde çıplak ayak gezebiliriz.

4. Yüksek sesle, bağıra bağıra şarkı söyleyebiliriz.

5. Yazdığımız yazıları gülen suratlarla süsleyebilir, renkli kalem ve kağıt, kokulu silgi kullanabiliriz.

6. Komik kitaplar okuyabiliriz.

7. Bisküvit’i çaya banarak yiyebiliriz.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Eski CD ve DVD’lerle ne yapılabilir?

Elinizde mutlaka eskimiş CD ya da bozulmuş CD ya da DVD’ler kalmıştır. Bunlarla cdne yapayım diye düşünürken lütfen arabanızın aynasına asmayın, ben size başka şeyler önereyim. Sizlerin aşağıdaki önerilerime eklemeleriniz var ise lütfen yorum olarak gönderin;

Mum Sökücü – Eski CD’leri masaya akan mumları temizlemek, kazımak için kullanabilirsiniz.

Davetiye yapın – CD şeklinde kesilmiş kağıtlara davetiye mesajınızı yazın ve bunu CD’ye yapıştırıp gönderin.

Buzdolabı mıknatısı – Tam CD’nin ortasına denk gelecek şekilde bir resminizi kesin ve CD’ye yapıştırın. Arka tarafına bir parça mıknatıs yapıştırıp buzdolabınıza tutturabilirsiniz.

Çocuklara puzzle – Çok keskin bir makas ile CD’nin üzerine yapıştırdığınız resmi puzzle gibi keserek çocuğunuza oyuncak yapabilirsiniz.

Anı Resmi – Bir grup arkadaş fotoğraf çektidiğinizde onu bu CD’ye yapıştırıp hediye edebilirsiniz.

Korkuluk – Kuşların gelmesini istemediğiniz bahçenizdeki ağaca asabilirsiniz. İple astığınız CD’lerin havada serbest dönüşü kuşları kaçıracaktır.

Mum altlığı – Eğer mumu CD üzerine koyarsanız hem parlak yüzeyinden güzel bir yansıma elde edersiniz hemde mumun akıp etrafı kirletmesine engel olmuş olursunuz.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Centilmenliğe dair son sözler

manDon Kişot çılgın biriydi ama eğer okuduysanız bir o kadarda beyefendi ve centilmen olduğunu hatırlarsınız. Bu yüzden centilmen olmamanın mazereti yoktur. O içinizdedir ve sizin onu çıkarmanızı bekler.Bu son yazıda madde madde olması gerekenleri listeleyip tamamlıyorum.

Sağduyu, onur ve dürüstlük centilmenliğin en önemli esaslarıdır.

Aşka hayatınızın detayları size özel kalmalıdır.

Alkollü bile olsanız seviyesiz bir dedikodu ortamının parçası olmamalısınız.

Eğer illaki birilerinin sözünü kesecekseniz bunu nazik bir şekilde yapmanız gerekir.

Başkalarının zamanına saygılı olmalısınız.

Yazım ve konuşma dilinize özen göstermeli, iyi bir imaj bırakmalı, profesyonel gözükmelisiniz.

Misafir olduğunuz yerde ev sahibine teşekkür etmeyi unutmayın.

Aldığınız hediyelere teşekkür edin ve mümkünse el yazınızla teşekkür notu yazın.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Centilmenlik sürekli olmalı

James Bond ve Casanova’nın ortak noktası nedir? Centilmen olmaları. Bu onları çekici yapmaktaydı. Kibar ve güleryüzlü oldukları için her ortama rahatlıkla uyum sağlayabiliyorlardı. Şimdi kendinize sormalısınız, onlarda olupta bende olmayan nedir?

Temel iyi davranış biçimleri

Paranızla hava atmayın. Kimse böbürlenenleri sevmediği gibi sonradan görmüşlüğü de hoş karşılamaz. Mali durumunudan sadece finansal konular konuşulduğunda ve gerektiğinde bahsedin. Çok parası olanın böbürlenmesi gibi parası olmayanın yakınmasıda hoş karşılanmaz.

Saatinize bakarken başkaları sizi görmesin. Bu sıkıldığınız ve o ortamdan ayrılmanız gerektiği mesajını verir.

Başkalarının yanında üstünüzü başınızı düzeltmeyin. Buna burun karıştırmak, tırnak yemek ve diş karıştırmak dahil. Tuvalette ya da yalnızken yapın.

Dakik olun. Saygının en büyük göstergelerinden biri dakik olmaktır. Birilerini bekletmek onları umursamadığınızı gösterir.

İyi tokalaşın. Sıkı ama kıracak gibi değil yumuşak ama sadece parmak uçları ile değil. El sıkışınız kişiliğinizi gösterir. İyi bir tokalşama sizin kararlı, sağlam ve poztif olduğunuzu gösterir.

Okumaya devam et

Paylaşın: