Kategori arşivi: Organizasyon

Yöneticilerin kulağına küpe…

Küçük öneriler;

1. Çalıştığımız yerde “Ben” olmaktan çıkıp “Biz” olmayı öğrenmeliyiz. Kazanırsa antrenör kaybederse takım diye bir şey yok. Şimdi başarmak için bir bütün, bir yumruk olmalıyız.

2. Kızgınlık, öfke, kıskançlık gibi duygularımızı kontrol etmeli, yönetebilmeliyiz. İşe geldiğimizde onları kapının dışında bırakmalıyız. Makul ve mantıklı olduğumuz sürece başarıya doğru gidebileceğiz. Biz ne kadar profesyonel davranabilirseniz takımımız o kadar profesyonel davranır.

3. Özellikle Wall Street borsacılarının kullandığı bir deyiş vardır: “I have always open positions” Yani “her zaman açık pozisyonum mevcuttur” derler. Kendimizi ve ekibimizi geliştirmek için her zaman vakit bulabiliriz. Yoğunluk mazeretinin arkasına saklanmayalım. Ne kadar iyi olduğumuz, ne kadar çok şey bildiğimiz önemli değildir. Kendimiz ve ekibimiz için her zaman öğrenilecek bir şeyler vardır.

4. Eski radyolarda kanal ayarlamak için yuvarlak bir düğme olurdu. Biraz sağa biraz sola çevirince kanalı yakalardık. Buna ingilizcede “fine-tunning” deniyor yani ince ayar yapmak. İkna ve görüşme güçlerimizi iyi ayarlamamız gerekiyor. Türkiye’de “astını üstüne karşı savunmak, üstünü astına karşı savunmak” diye bir tabir vardır. Arayı bulmak, krizlerden çıkabilmek ve sonuca doğru gidebilmek için ince ayar yapmammız şarttır.

5. Bazen birileri bizim olduğunuz suya atlarlar ve su bulanır. Bu tip kontrolden çıkan durumlarda sakin kalmayı, suyun durulmasını beklemeyi bilmemiz gerekir. Çamurlu suda debelenenin her tarafı çamur olur, bekleyip çıkan sadece ıslanır.

6. Nerede gaza basıp nerede fren yapacağımızı iyi kestirmemiz lazım. Bu biraz tecrübeye baksa da az çok tahmin edebilirsiniz. Hiç bir arabanın ani frenle olduğu yerde durmayacağını unutmayalım. Bazen agresif olup kazanabilir bazen de kedi-fare oyunu ile maçı alabiliriz.

7. Belirli seviyede stres iyidir, dinç tutar. Ama fazlası depresyona yol açabilir. Kendimizin ve ekibimizin stresini azaltacak aktiviteleri denemeliyiz.

8. Astlarımıza imalarda bulunmamalı, nezaket dışı kaba konuşmalar yapmamalıyız. Artık devir değişti, bizim de değişmemiz lazım. Basit ve net olarak ne düşündüğümüzü, ne istediğimizi ifade edebilmemiz lazım.

9. Dostlarımız kadar düşmanlarımız olacak. Bu yüzden arabamızın aynalarını kullanır gibi her tarafı görmeye çalışmalıyız. Sorumluluklarımızın ya da başarılarılarımızın başkalarında kıskançlık ve kızgınlık yaratabileceğini unutmayalım.

Paylaşın:

Yüzleri Unutmam, İsimleri Hatırlamam

Bir çok sanatçı isimlerini ölümsüzleştirmek ve hayatları boyunca yaptıkları şeyler, ürettikleri eserler adları ile birlikte anılsın diye uğraşırlar. Bir çok müzede X’in koleksiyonu diye sergiyi görürsünüz. Okullara, camilere yaptıran hayırseverlerin ismi verilir.

İnsanlar isimleri hatırlansın diye uğraşırken bir çoğumuz gördüğümüz yüzü unutmazken isimleri aklımızda tutamayız. Hatırlama konsantrasyon ve tekrarlama ile olur. Eğer konsantre olup o ismi tekrarlamazsak, hatırlamamamız normaldir.

“Kafam çok dağınık”, “Bin tane şey düşünüyorum” mazeretleri ise duydukları hiç bir ismi unutmayan ünlüler (Süleyman Demirel, Franklin D. Roosevelt) sayesinde çürüyen bir teze dönüşmektedir.

Bir toplantı ya da eğitim esnasında tanışıp sohbet ettiğimiz kişilerin adlarını kısa bir sürede unutabiliyoruz. Halbuki bir işyerinde ismi patronu tarafından hatırlanan bir çalışan ne kadar mutlu olur biliyor musunuz ya da bir restaurant’a gittiğinizde hatırlanmak?

İş dünyası ya da siyasette bir ismi hatırlamak ne kadar önemliyse sosyal hayatımızda da o kadar önemlidir.

Hatırlamak için yapılabilecekler;

  1. Kötü bir hafızanız olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Herhangi bir toplantı öncesinde toplantıdaki kişilerin isimlerini unutmamanız gerektiğini kendinize hatırlatın.
  2. İlk tanışmada dikkatlice dinleyin. İsmini, söyleyiş tarzını ve yüzünü bir arada hafızanıza kaydedin. Bir kaç dakika sonra eğer ismini hatırlamıyorsanız tekrar sorun. Dikkatinizi çeken özellikleri (tik, bıyık vb.) kafanıza yazın.
  3. Adıyla hitap edin. Böylelikle ismini onaylamış ve kullanmış olacaksınız. Böylelikle kendisine nasıl hitap edilmesini istediğini test edebilirsiniz. Ör. “Ayşe Hanım” dediğinizde “Sadece Ayşe diyebilirsin” diye bir uyarı alabilirsiniz.
  4. İsmi, hatırlayacağınız bir resme oturtun. Ör. Doktor Ahmet ile konuşurken beyaz önlüğünü pamuk ile özdeşleştirebilir ve öyle hatırlamaya çalışabilirsiniz.
  5. Kişinin resmini hayal edin ve ismini alnına yazarak resmi hafızanıza öyle kaydedin. Bir çok ünlü siyasetçinin çok iyi hatırlayabilmesinin sihri buradaymış.
  6. İsmi bir kağıda kalemle ya da parmağınızla hayali olarak yazmak. Bir çok kişi yazdıklarını daha iyi hatırlamaktadır.
  7. Kişiyi ona benzeyen başka bir tanıdığınızla beraber düşünün. Ör. Doktor Ali diye bir tanıdığınız var ve Ali diye başka biri ile tanıştınız. Doktor ibaresini o kişi ile birlikte düşünürseniz Ali’yi hatırlamak kolaylaşacaktır. Aynı şeyi bir şarkı sözü ya da ünlü bir yer adı ile yapabilirsiniz.
  8. Tekrarlayın ki aklınızda kalsın. İçinizden 10 kere tekrarlarsanız, unutmazsınız.
  9. “Yeni tanıştıklarım” diye bir yere not alabilirsiniz.
Paylaşın:

Yapılmayacaklar listesi tutmak daha önemli!

Çoğu zaman “yapılacaklar listesi” hazırlıyor ve işlerimizi ona göre yapıyoruz. Listedeki işleri tamamladıkça kendimizi o kadar iyi hissediyoruz. Liste dışındaki işleri yapılmayacaklar olarak düşünüyoruz ama sürekli ek iş çıkmasından yakınıyoruz.  “Yapılmayacaklar Listesi” tutmak, sizi ilgilendirmeyen işlerden kendinizi uzak tutmaya yarayabilir.

Genel olarak insanlar sizden kendi sorumluluklarına ilişkin şeyleri yapmanızı isterler. Kendi hulo hoop’unuzla kalın yazımda hulo-hoop metaforunu başkalarının işini yapmaya kalkıp nasıl başarısız olunduğunu anlatmaya çalışmıştım.

Bu metafor’da herkes kendi işlerini en iyi yerine getirmeye çalışır. Problem bir başkasının hulo-hoop çevirmesine yardımcı olmaya çalışmanızla başlar.  Herkes kendi hulo-hoop’unu çevirirse yani herkes kendi sorumluluklarını sahiplenirse problem olmayacaktır.

Örneğin siz bir proje yöneticisi iken pazarlama müdürü sizden aslında kendisinin erişebileceği bilgileri istiyor ve veriyorsanız onun hulo-hoop’unu çevirmeye çalışıyorsunuz demektir. Yapmanız gereken sadece onun bu bilgiye nasıl erişebileceği söylemek, kendi işini kendisinin yapmasını sağlamaya çalışmaktır.

Şimdi ajandanızda ya da günlük planınızda benim yapacaklarım ve diğerlerinin yapacakları diye bir sayfa açın. Herhangi bir iş söz konusu olduğunda ilgili tarafın altına yazın. İşte bu yaptığınız aslında “Yapacaklarım” ve “Yapmayacaklarım “ listesini bir arada oluşturmak olacaktır.

Yapmayacaklarım Listesi bir sürü işe yarayabilir;

  • Probleminiz olmayacak işleri size hatırlatır ve o sorumluluğu almanızı engeller.
  • Farkındalık yaratır. Diğerlerinin size, kendi işlerini yüklememeleri konusunda erken uyarı sağlar.
  • Önceliklerinizi belirlemede faydalı olur. Yapacaklarınızı, yapmayacaklarınızın üstünde tutabilirsiniz.
  • Başarmanız gereken şeylere daha odaklanabilirsiniz. Dişi Aslanın Zebra Taktiği yazımda bu konuyu açıklamıştım.
  • Yapmayacaklarım listenizdeki kalemler vakit geçtikçe sorumlusu olan kişilerce yapılmaya başlayacaklardır.

Öncelikle size ait olmayan işleri belirleyin ve elinizi çekin. Bazen yaptığınız iyilik göreviniz haline gelebilir ve size zarar verir.

Paylaşın:

Teşekkür Etmeyi Bilmek

Markette para üstü aldığınızda, binanın dışını süpüren görevliyi gördüğünüzde ve daha bir çok yerde teşekkür etmek aklınıza geliyor mu? Herkes teşekkürü duymaktan memnun olur çünkü yapılanı onaylamak ve hatta memnun olunduğunu göstermektir. Askeriyede bir söz vardır “Selam vermekten sarf-ı nazar edilmez” diye, teşekkür etmekten çekinmeyin.

Birilerine yardım ettiğinizde, işinizi iyi yapıp müşterinize iyi hizmet ettiğinizde teşekkür duymadığınız olmuştur ve hatta çoğunlukla duymuyor olabilirsiniz. Nasıl hissettiğinizi düşünün. Eğer kendinizi iyi hissetmiyorsanız, teşekkür etmeye başlayın ki teşekkürler gelmeye başlasın.

Teşekkür etmek, gündelik hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Yaptığımız bir çok şeyi ne para için ne de zafer kazanmak için yapıyoruz. Ama birilerinden teşekkür alarak en azından yaptıklarımızın doğruluğundan ve varlığımızın ürettiği değerden emin oluyor, kendimize güvenimizi yeniliyoruz.

Teşekkür ederken bazı şeylere dikkat etmek gerekiyor;

  • Teşekkür ettiğinizde neden ve niçin memnun olduğunuzu belirtmenizde fayda var. Ör. Benim hazırlamam gereken raporu hazırlayarak bana en az 1 saat kazandırdın.
  • En azından eposta ya da sms ile teşekkürünüzü iletin.
  • Mümkünse el yazınızla teşekkür notunuzu iletin. Bu sizin gerçekten minnettarlığınızı ve vakit harcayarak teşekkürünüzün ne kadar samimi olduğunuzu gösterecektir.
  • Sadece teşekkür etmek için beklenmedik telefonlar açabilirsiniz. Teşekkür ettiğiniz kişinin ismini mutlaka kullanın. Diğerlerinin yanında ismini söyleyerek teşekkür ettiğiniz kişiyi onurlandırmış olursunuz.
  • Bazen çalışanlarınıza teşekkür sertifikası verebilirsiniz. Teşekkürü alanın saklayacağı önemli bir belge vermiş olursunuz.
  • Çiçek, küçük bir hediye, sürpriz bir not bile teşekkür için çok etkilidir.
  • Geç kalmadan teşekkür edin. 

Şimdi aklınıza gelen, teşekkür etmeyi unuttuğunuz ya da teşekkür etsem iyi olur dediğiniz biri varsa durmayın hemen gidin ve teşekkür edin.

Paylaşın:

Yardım İstemeyi Bilmek

Bugüne kadar yöneticilerinizden, astlarınızdan, arkadaşlarınızdan, ailenizden nasıl yardım istediğinizi düşündünüz mü? Her yardım istediğinizde istediğiniz gibi bir karşılık gördünüz mü? Görmediğiniz durumlarda sizce suçlu kimdi?

“Yani Emre’den yardım isteyelim diyorsun” dedi Ahmet.

“Evet” dedi Elvan “Daha önce benim için birkaç iş daha yapmıştı”

“İhtiyacımız olan desteği alacağımızdan nasıl emin olabilirim? Bizim ona işimizin düşmesini nasıl yorumlar?” dedi Ahmet.

“Kolay” dedi Elvan. “Önce sen ödevini iyi yapacaksın. Neler olduğunu ve neden olduğunu ona iyice anlatacaksın. Konu üzerindeki ilgisini kaybetmemesi için sürekli takip edecek, gerekiyorsa ilginç hale getirmeye çalışacaksın.”

“Bu dediğini nasıl yapacağım?” dedi Ahmet.

“Sadece ilk 10 dakika onun ne istediğini, neye ihtiyacı olacağını sorarak başla. Zaten sonrası gelecektir.” dedi Elvan

Elvan bir konuda yardım istemeye yönelik bir kaç ipucunu Ahmet’e vermişti. Yardım istemenin bir adabı, ahlakı ve etiği var. Yardım istediğimizde hem yardımı alabilmemiz hem de doğru yardımı alabilmemiz önemlidir. Bu sebeple yardım istemeden önce bazı konularda hazırlıklı olmamız gerekir;

  • Kendi yapabileceğiniz her şeyi önce kendiniz yapmaya çalışmalısınız. Sadece yapamadığınız ve tıkandığınız noktada yardım istemelisiniz.
  • Kimden yardım isteyebileceğinizi iyi değerlendirin. Yanlış kişiden yardım isteyip hem kendi vaktinizi hem de onun vaktini boşuna harcamayın.
  • Yardım istediğinizi kişinin vaktinin ve koşullarının uygun olup olmadığını mutlaka sorun.
  • Geç kalmadan yardım isteyin. Geciken yardımın faydadan çok zararı olabilir. Zamanında davranın.
  • Ne konuda yardım istediğinizi tek bir cümle ile açıklayabilmeniz gerekir. Amacınız net olmalı, probleminizin ne olduğunu tam olarak kavramış olmalısınız. Net olun, alternatiflerede açık olun.
  • Yardım alternatiflerinin tamamını düşünün. Farklı kişilerden farklı şekillerde yardım alabilecekseniz bunları iyice değerlendirin.
  • Alternatifleri araştırın. İnsanlar, hazırlıksız, ne istediğini bilmeyen ve dar görüşlü kişilere yardım etmekte isteksiz olurlar, unutmayın.
  • Probleminize yardımı ilginç bir hale getirirseniz yardımcı olma konusunda istek yaratırsınız.
  • Size uzatılan yardım elini mutlaka tutun. Bir yardım talebini redderek ya da göz ardı ederek başka problemlerin doğmasına yol açmayın.

Yardım eden, yardım bulur. Siz elinizden geldiğince yardımcı olun çevrenizdekilere ve size uzatılan yardım tekliflerini asla geri çevirmeyin.

Paylaşın:

Şirketlerde Doğru Bilginin Önemi

İyi yöneticiler gerçeği, sadece gerçeği bilmek isterler. Çeşitli kaygılarla, size aktarılacak kötü bilgileri engelleyip, elçileri öldürürseniz zincirleme problemlerin kapısını açmış olursunuz. Çalışanların, doğru ve dürüstçe bilgi vermeleri konusunda cesaretlendirmeniz gerekir.

Bilge, Pelin’in, Doğan’ın kariyerini nasıl mahvettiğini izliyordu. Doğan en erken geminin söz verdiğinden 6 ay daha geç geleceğini İcra Kuruluna söylemişti bile. Bu sadece Doğan’ın suçu değildi. Bu yüzden sadece onun cezalandırılmaması gerekiyordu. Pelin’in yaptığına da şaşırmamışlardı işin doğrusu. Bilge ve Doğan, sabah poğaçalarını yerken olasılıkları konuşuyorlardı.

Birinin kariyerini, diğerinin nasıl yok ettiğini hiç seyrettiğiniz oldu mu? Bilge’nin tepkisi çok doğaldı. Doğan’ı düşeceği tuzak onusunda uyarmak istiyordu. Eğer kötü haber getiren elçileri öldüren bir yönetici ile çalışıyorsanız her zaman iyi haber götürmelisiniz.

Elçileri öldüren yöneticiler kendilerine gelecek mesajların doğruluğundan emin olamazlar. Tam ve doğru olmayan, gerçeği yansıtmayan bilgiler elde edebilirler. 

Dürüst bilgi verenlere yapılan muameleyi gören diğer çalışanlar aynı şekilde davranacaklar. Böyle yöneticilerin sağlıklı düşünmedikleri ortadadır. Üstelik diğer çalışanların da dengelerini bozarlar. Elçilerde bir tür paranoya başlar. Korkan bir çalışanın raporlarına güvenemezsiniz.

Yöneticiler, yarattıkları gerilim ortamında hayal dünyasında yaşamaya başlarlar. Bu dünyada yaşayan elçiler öldürülmemeye çalışırlar. Özellikle kariyerleri, ağızlarından çıkacak sözlere bağlı olduğu için söz azalacak, talebe göre söylemler artacaktır.

Gerçekçi bir dünyada kötü haberlerin, nedenleri(mazeretleri değil) ve olası çözüm önerileri ile aktarılması gerekir.  Hatta çözüm için ilk adımların atılmış olduğu gösterilirse daha uygun olacaktır. Sadece kötü haberi iletip çözüm konusunda ya da nedenleri konusunda hiçbir gayret göstermemiş olmak kötü bir elçi olunduğu anlamına gelir.

Yöneticilerin, gerçeğe erişimlerini engellemeyecek şekilde organize olması ve etraflarında öyle bir hava yaratmaları gerekir. Kötü haberlerde, suçluyu bulup cezalandırmak yerine pozitif ve yapıcı çözümler üzerine gitmeleri gerekir.

“Gerçek” değerini bilen için kıymetlidir. Gerçekler sizin önünüzü net görmenizi sağlar. Elçileri öldürmek işi düzeltmediği gibi, mesajın yer altına inmesinden başka bir şeye yaramaz.

Paylaşın:

Köpekler Kadar Anlaşılır olmak

Köpekler insanlar gibi konuşamasalar bile hangi modda olduklarını anlamak çok kolaydır. Halbuki insanlar konuşabilmelerine rağmen hangi modda olduklarını anlamak o kadar kolay değildir.

Herkes silahını tekrar doldurmadan toplantı tamamlanmıştı. Dorca A.Ş. temsilcileri çıktıktan sonra Gaye ve Bülent içeride kalmışlardı. “Halloldu değil mi?” diye sordu Gaye.

Bülent, Gaye’nin soruş tipinden dürüst yanıt vermesi gerektiğini düşündü. “Bir bakımdan evet. Ama bir çok konuyu muğlak bıraktılar.” dedi.

Bu cevap Gaye’nin ilgisini çekmişti “Biraz açar mısın?”

Bülent açıkladı, “Aslında olay farklı. Eğer biz onların işin dışında kalmaktan bu kadar alınacaklarını bilseydik, yada rahatsız olduklarını bize söyleselerdi, daha farklı davranacaktık muhtemelen. Aslında sessiz kalmaları işleri daha kötüleştirdi.”

Bülent, özellikle gergin durumlarda ne hissettiğinizi karşı tarafın anlamasının ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Bazen görünürde mutlu olabiliriz ama içeride kırılmış, üzülmüş ve kızmışızdır.

Biz kendimizi duygularımızla yönlendirirken, çevremizdeki insanlar onlara yönelik tavırlarımızla yol alır. Biz duygularımızı saklar isek karşı tarafın doğru davranması için gerekli olan bilgiyi vermemiş oluruz. İçimiz ve dışımız ne kadar farklıysa tehlike o kadar yakın demektir.

Çevrenizdeki insanlar nasıl olduğunuzu bilmelidir

Köpekler mutlu olduklarında kuyruklarını sallayarak, korktuklarında kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırarak duygularını belli ederler. Eğer duygularınızı saklarsanız, kızacağınız ya da üzüleceğiniz bir şey yapmalarına imkan tanımış olursunuz.

Duygu sözlüğünüzü genişletin

Köpekler duygularını çok rahat ifade ederler. Hızlı kuyruk sallama, kuyruğu saklama, tüylerini dikme vb. sayabilirsiniz. Sizin kaç türlü gülümsemeniz var? Üzüntülü ya da kızgın olduğunuzda bunu çevrenizdekilere nasıl anlatıyorsunuz hiç düşündünüz mü?

Tutarlı mesajlar verin

Köpekler dikkat kesildiklerinde kulakları dikleşir, bir kedi gördüklerinde bedenlerinin duruşu değişir vb. verdikleri mesaj her zaman nettir. Mutluysa mutlu, kızgınsa kızgındır.

Çevremizdekilere doğruyu söylemiyorsak, onları üzmemek adına olsa bile onları red ediyoruz demektir. Bir köpek bile duygularını bu kadar kolay ifade edebiliyorsa,  insanları hayvanlardan ayıran en önemli özelliğimizi duygularımızı ifade etmekte kullanmayı öneriyorum.

Özellikle çevrenizdekiler dostlarınızsa, sizin duygularınızdaki samimiyet sizleri birbirinize bağlayan en önemli unsur olacaktır.

Paylaşın:

Kaos’ta ne yapacağız?

İnsanlar ve sistemler değişime nasıl yanıt verirler? Pandemi, Suriye’ye asker gönderiyor olmak, ekonomik ortam vb. gibi sürekli hayatımızda bir şeyler değişiyor ve her defasında bu yeni duruma ayak uydurmamız gerekiyor.

Virüs geldiğinde sağlığımızın, işsiz kaldığımızda çalışmanın öneminin farkına varıyoruz. Aslında her değişim bizim buna verdiğimiz tepkiye göre hayatımızı farklı bir şekilde etkiliyor. Örneğin 11 Eylül faciasını yaşayan bir Amerikalı’nın tekrar uçağa binmesi zaman alıyor, ülkeye kabul ettiği yabancılara uyguladığı kontroller ağırlaşıyor.

Proje Yönetimi konusunda uzun süre eğitimler verdiğim için “Değişim Yönetimi” dediğimiz konunun gerek şirketler gerekse hayatımıza yansıyan kısmı ile ilgili de araştırmalarım oldu, hala devam ediyorum.

Özetlemek gerekirse; değişime ayak uydurabilmek için temel 6 başlığın ele alınması gerekiyor;

  1. Eski durum – Sistemin değişim başlamadan önceki, baştaki durumu
  2. Yabancı BileşenEskiyi değiştiren şey, olay, kişi.
  3. Kaos – Yabancı bileşenden kaynaklanan karmaşa ve bölünmeler.
  4. Fikrin Dönüşmesi – Kaos’tan bizi yeni bir yola doğru çeviren konsept. Aslında yeni durumun olağan kabul edilmesi ve buna göre yeni tavrın oturmaya başlaması.
  5. Entegrasyon ve Pratik – Dönüşen fikrin yerleşmesi ve operasyonel anlamda hayatın içine girmesi
  6. Yeni Statüko – Yeni bir sistemin oturması

Literatürde bu konuda çok fazla teori, çok fazla öneri var. Özellikle 11 Eylül sonrası Amerika’da oldukça benimsenen ve benimde sıcak bulduğum Star Değişim Yöntemi (Jay Galbraith) bu türde değişimi yönetebilmek için en ideal yöntemlerden birisi. Ne önerdiğine gelince:

Kaosta herkesi haberdar edin

Bir kaos’ta olduğunuzun farkında olarak herkesin stres altında olduğunu bilin. Yorgunluk ve düzensiz/dağınık çalışmaları izleyin, insanlara dinlenme ve kaygılarını paylaşma ortamı yaratın. 

Eski statükoya yönelimin farkında olun

Kaos’ta herkes rahatsızdır. Bu yüzden insanlar eski alıştıkları duruma dönmek istemektedirler. Değişimin kabul edilmesi gerektiğini geri dönüşün olmadığını anlatmalısınız.

Kaos’larda çok önemli ve büyük kararlar almayın, sözler vermeyin

Karar alıyorsanız uzun vadeli olmamasına özen gösterin. Örneğin 11 Eylül sonrasında uçak yolculuğu gerektiren projeleri yapmamak gibi.

Dönüşen Fikrleri İzleyin

İnsanların bir çok konuda fikri değişmiş olabilir. Bu kişisel ve organizasyonel anlamda her yerde olabilir. Kaloriferci, ateşten korkmaya başlamışsa üşüyeceksiniz demektir, önleminizi alın.

Kaos kötü bir şey değildir, bir şekilde oluşabilir. Önemli olan ortaya çıktıktan sonra onunla yaşayabilmek ve onu yönetebilmektir.

Oz Büyücü’sünde Oz ülkesine girdiğinde Doroty şöyle der: Artık Kansas’ta olmadığımızdan eminim.

Paylaşın:

Gerçeği Söylemekten Korkmak

Bazen bir şeyleri söylerken isteyerek ya da istemeyerek bazı detayları ya söylemeyiz ya da başka şekilde söyleriz.

Biz, bize söylenenlerin doğruluğunu bilmek isteriz, karşımızdakilerde onlara söylenenlerin doğruluğunu bilmek isterler. Yalan söylemek bazen kolaydır ve “yalancıların hafızaları çok güçlüdür” klişesine ek olarak Mark Twain’in çok güzel bir sözü var “Gerçeği söylersen hiç bir şeyi hatırlamak zorunda kalmazsın” diye.

Şimdi ya aşağıdaki yazıyı yazıcıdan çıkarıp masanıza koyun ya da sadece şöyle bir göz atın. Gerçeği söylemekten korktuğunuzda bunları düşünün;

– Gerçeği söylemek daha az yaratıcılık gerektirir.
– Gerçeği söylemek kan basıncınızı normal bir seviyede tutarak doktor maliyetlerinizi düşürür.
– Gerçeği söylemek bu konuda gelecekte söyleyeceğiniz şeylerle tutarlı kalmanızı gerektirmez.
– Gerçeği söylerseniz muhtemelen kimse sizi suçlamayacaktır.
– Gerçeği söylerseniz geçmişte kime ne söylediğinizi hatırlamak zorunda kalmazsınız.
– Gerçeği söylediğiniz için çoğu zaman kendinizi suçlu hissedebilirsiniz.
– Gerçeği söylediğinizde işe yarayıp yaramadığını kontrol etmeniz gerekmez.
– Gerçeği söylerseniz yakalandığınızda ne söyleyeceğinizi planlamanız gerekmez.
– Gerçeği söyleyecekseniz süslü ve karmaşık cümlelere, kelimelere ihtiyacınız olmaz.
– Basit gerçek diğer her şeyden kısadır.
– Gerçeği söylemenin çok zor olduğu durumlarda pratik yapın.
– Eğer siz gerçeği söylerseniz (kesin olmamakla beraber) diğerleride gerçeği söylerler.
– Gerçeği söylerseniz burnunuz uzamaz.
– Gerçeğin dedikodusunu yapmak zordur. (En iyiside budur)
– Gerçeği söylüyorsanız mimiklerinizi ayarlamanıza gerek kalmaz.
– Gerçeği söylerseniz sebeplerini açıklamak zorunda kalmazsınız.
– Gerçeği söylerseniz o konuda hala yapılabilecek bir şeyler varsa yapılır.
– Gerçeği söylerseniz daha rahat uyursunuz.
– Doğrucu olduğunuz bilinirse yalan istekleri azalır.
– Eğer genellikle gerçeği söyleyen biriyseniz insanların inandığı-güvendiği biri olabilirsiniz.

Paylaşın:

Odaklanmanın gücünü farkedin!

Sadece TEK bir şeye odaklanabilmek için yapacağınız her şey kendinize yapacağınız en önemli yatırım olacaktır.

Her ne kadar tek bir şey ile uğraşmak kolay gibi görünsede aslında oldukça zor bir iştir. Bence odaklanmayı zorlaştıran, gerçekten yapmak istediklerimizle yapmak zorunda olduğumuz şeyler arasında kalmamız.

Bu yüzden doğru şeye odaklanmamız için bize en çok severek yapacağımız ve fayda sağlayacak olan konuları belirlememiz gerekiyor. Ör., Kendi işimizi açmak, hobimizden para kazanmak, kitap yazmak vb.

Kendimize en büyük faydayı sağlayacağına inanarak yaptığımız şeylerin başkaları açısından da önemli olup olmadığına, aynı yoldan geçenlerin başarı ve başarısızlık hikayelerine bakarız. 

Başarı hikayelerinde en çok dikkatimi çeken şey, kişilerin tek bir konuya odaklanmaları ve o konuda en iyi olma gayretleri olmuştur. Kurumlarda, en iyi olma gayretlerini seçtikleri kulvarda sergilerler. (Ör., google arama motoru)

Tek bir konuya odaklanmak bizi başarıya götürecek merdiveni oluşturuyor. 

Peki nasıl?

Tek bir konu seçtiğimizi düşünelim. Bu konuda ilgili kitapları ve internet makalelerini okuruz. Gerekiyorsa denemeler yapar, pratiğimizi artırırız. Bilgi birikimimiz ve tecrübemiz artmaya başlar. İlk basamak tamam.

Her basamağa çıktığımızda bir basamaktan çok daha farklı bir manzara görürüz. Artık bazı şeyleri farklı bir bakış açısı ve yorumla değerlendirebilir hale geliriz. Şimdi daha yukarıdaki biri olarak daha önce erişemediğimiz yerlere erişebilir hale geliriz.

Her basamakta, diğer basamağa odaklanarak, tek tek yukarı çıkarız. Her defasında bir öncekinden daha hızlı basamakları çıkabildiğimizi fark ederiz. Bu, her geçen gün daha farklı fırsatları görebilmemizi sağlar. 

Tüm bunları yaparken, acele ederek ve sabırsız davranarak bir basamağı tamamlamamışken başkasına atlamaya çalışmamalıyız.

Tek bir konuya odaklandığımızda, deneyimlerimizi, tecrübelerimizi ve bilgimizi “değere” dönüştürmeye çalışmalı, bizimle aynı bilgi ve beceriye sahip olmayan insanlara destek olmalıyız.

Basit bir örnek vermek gerekirse; Kamil tenis oynamayı seviyor. Her gün antrenman yapıyor, ders alıyor, bu konuda kitaplar okuyor, profesyonelleri seyrediyor, turnuvalara katılıyor.

İyi bir seviyeye geldiğinde çocuklara ders vermeye başlıyor, bir spor dergisine tenis konusunda yazılar gönderiyor, tenis hakkında bir kitap yazıyor, eğitim videoları çekip satıyor.

İşte odaklanmanın gücü bu…

Paylaşın: