Kategori arşivi: Proje Yönetimi

Proje Yönetimi ile ilgili yazılar

Saçma Sapan Toplantılarda Boğulmak

Bazen kendimizi ne konuşulduğunu anlamadığınız, herkesin başka telden çaldığı bir toplantının ortasında buluveririz. Her kafadan bir ses çıkmaktadır, fikirler havada uçuşmakta, bazıları sıkıldığını belli etmekte, bazıları hayal dünyasında gezmektedir. Kötü toplantılar, önemli toplantılar için kötü emsal olurlar ve kişilerde önyargı oluşmasına sebep olurlar.

İşim gereği çok toplantı yapmama rağmen hiç hoşlanmadım. Düzenli toplantılarımdan benimle beraber çalışan arkadaşlarım hoşlanmazlardı çünkü yapılan – yapılacak (done-to do) gündemi çokta keyifli sayılmazdı.

Toplantıyı bozan ya da gündem dışı konulara karşı acımasız olmak gerekiyor. İnsanların gereksiz konu ya da detaylara dalmasını ve zaman harcamasını sert bir şekilde kesmek gerekiyor. Gereksiz konuşma ve bilgilerin vereceği zararı kendileri düşünemiyorlarsa söylemek gerekiyor.

Benim kişisel hatam bu tip konularda kişileri üzmemek adına yeterince sert ya da imalı çıkışlar yapmamamdı. Toplantılarda, başkalarının önünde ters bir şey söylemek ya da davranmak ciddi hasarlar oluşturabilir ve sonrasında daha büyük zararlara sebep olabilir. Eminim herkes kendi söylediklerine diğerlerinin önem vermesini istiyor ama objektif olarak bunu herkesi ilgilendiren bir ortak paydada yapamadığında özel zamana kaydırmasını gerektiğini bilmesi çok önemli. Eğer bir toplantı amacına uygun ilerlemiyor ise herkesin faydası adına birisinin diğerlerini hedefe yönelik konuşmaya yönlendirmesi gerekiyor.

Aynı konuları sürekli tekrarlıyor ve konuşuyor olmak ayrı bir sıkıntı. Eğer 3 kereden fazladır aynı konuyu konuşuyor iseniz toplantıya katılanları ve yapılan işi tekrar değerlendirmek gerekiyor. Ya kimse sizi takmıyor, ya beceremiyorlar ya da anlamıyorlardır. Birisinin bir şeyi anlayıp anlamadığının kontrolü “tekrarlamadan” geçsede bu tekrarlama sayısı belirli bir oranı geçip hiç bir şeyi değiştirmediğinde saçma bir hal alır.

Toplantı sonrasında kişilerin yapacakları ortaya çıkar. Bunlar bir sonraki toplantının gündemini oluşturur. Bir sonraki toplantıda yine aynı gündem tekrar ediyorsa şirket içinde “patinaj” yapılıyor demektir. Yani hem kötü koku çıkmakta hem de tekerlek eskimektedir. İşte bu noktada toplatıya katılanların samimiyeti ve toplantı yönetim becerisi ön plana çıkar.

Bazen toplantılar havada kalır. Tecrübelerimden hareketle genellikle toplantıya katılanların nitelikleri doğrultusunda diğer katılımcılar ya doğru söyleyemezler ya da doğru söylemek ihtiyacı duymazlar. Bu yüzden bir çok şey konuşulmasına rağmen ortada bir şey yoktur aslında. Bazı yöneticiler her ne kadar sizin doğruyu söylemeniz konusunda cesaretlendirselerde gerek duygusal ve politik gerekse kişisel açıdan kendilerine yönelik negatif şeyler duymak istemezler. Bunu yüksek sesle söyleyemezler ama bilmenizi sağlarlar. Eğer “kral çıplak” derseniz sonuçlarını iyi değerlendirmeniz gerekir.

Paylaşın:

Kurum İçi Politikalarla Yaşamak

Çalıştığınız kurumu tanımak, kurum içi politikaları iyi analiz edip algılayabilmek çok önemlidir. Eğer bunu yapabilirsek doğru davranış şekillerini ve stratejilerini geliştirebiliriz.

Beraber çalıştığımız insanlarla ilişkilerimizi iyi kurarsak Red Kit (yalnız kovboy) olmaktan kurtuluruz. Red Kit gibi sürekli yer değiştirmek, diyar diyar gezmek zorunda kalmayız.

Kurum içindeki herkes benzer iletişim kaygısı ile elinden gelen gayreti gösterirse mutlu ortam budur diyebiliriz.

Bazen işini çok iyi yapmasına rağmen şirket içi ilişkilerinde zorlanan kişiler görebilirsiniz. Diğerleriyle iletişim kurmak işimizi yapmaktan daha zor olabilir. Bunun sebeplerinden birisi farklı sadakat seviyeleridir. Kuruma duydukları sadakatleri benzer insanlar arasında iletişim daha güçlüdür çünkü duygu ve düşünce paylaşımı daha fazladır.

Öte yandan aynı muameleye tabi tutulduğunu düşünenler arasında iletişim güçlüdür. Kayırıldığı düşünülen ya da yönetime fazladan yakın olanlarla diğerleri arasındaki iletişimde samimiyet açısından sıkıntılar gözlemlenir.

Bazen yönetimsel hatalar veya kişisel egolar, şirket içinde asalet tabakaları oluşmasına yol açabilir. Eğer yönetim doğru yaklaşımla müdahale etmezse asil ve köle grupları oluşabilir, iletişimi ikiye ayırabilir.

Üst yönetim ile diğer katmanlar arasında olması gerekenden fazla uzaklık ya da samimiyet doğru iletişime engel olabilir.

Bilmemiz gereken şudur;

  • Durumu okumalıyız yani mevcut durumu nedenleri ve niçinleri ile iyice anlamalıyız. Örneğin şirkette yükselme politikasını düşünürsek; bazı şirketlerde ağlamayana meme vermezler (ciddi örneklerini gördüm:) siz sürekli yükselme talebinizi yaparsınız ve sonunda yönetim pes edebilir, bazılarında tamamen patronun inisiyatifindedir, bazılarında tamamen kurallara bağlanmıştır.
  • Durumu doğru okursak, doğru pozisyonu alabiliriz. Bazı çalışanlar yalnız, bazıları ise birlikte çalışarak daha faydalı oluyorlarsa bunu ayırt edebilmeli ve ona göre görevlendirmeler yapabilmeliyiz.
  • Bazen bizimle yapmalarındansa başkaları ile daha iyi yapabilecekleri işlerde çalışanları doğru kişi ile bir araya getirmeliyiz. Çalışanlarımızın kariyer hedeflerini destekleyici başka birime transfer olmalarını desteklememiz buna örnek verilebilir.
  • Bazen kendimizi dışlanmış hissedebiliriz. Duruma uygun hareket etmeye devam etmeliyiz. Şirket içi grupların parçası olmayı işimizi doğru yapmanın önüne geçirmemeliyiz.
  • Bazende şirketlerde politika yapmak, iş yapmanın gerçekten önüne geçebilir. Bizim için önemli olan kendimizi en iyi ifade edebileceğimiz, işimizde ve konumuzda doğru olanları yapabileceğimiz alanları kendimize yaratabilmemizdir. Bunun yolu çoğunlukla ilgili kişilerle doğrudan görüşmelere dayanır. Politik bir durumda ilgili kişilerle konuşmak işe yaramıyorsa amirlerimizle ya da diğer yöneticilerle konuşmalı, onlara durumu anlatmalıyız.
  • Politik durumlarda bizden daha tecrübelilerin görüşlerini almamız gerekir.
Paylaşın:

Korkusuzlardan Korkmak

Risk almanın dozunu kaçıranlara “korkusuzlar” diyorum. Risklerin farkında olunmasına rağmen gözü kapalı, körü körüne üstüne gidilmesini doğru bulmuyorum. Bazı çalışanlar gerek üst yönetinin gözüne girmek gerekse kısa yoldan sonuca ulaşabilmek için bilerek ya da bilmeyerek ciddi riskler alabilirler. Risklerin sonuçlarını yeterince analiz etmedikleri için ortaya çıkabilecek kötü sonuçların yaratacağı sıkıntıları görmezden gelirler ya da gerçekten göremezler.

Ciddiye alınması gereken riskleri nasıl anlayacağız?

  1. Yapılacak işin ya da projenin adım adım planlanıp planlanmadığını, detayların düşünülüp düşünülmediğini değerlendirmemiz gerekir. Yapılacakların süresinin, maliyetinin vb. belirsizlik içerenler olup olmadığına, özellikle tamamlanma başarısını birebir etkileyecek riskler olup olmadığını sorgulamamız gerekir.
  2. Yapılan planı değerlendirmeliyiz. Her yapılması planlananın tam anlamıyla düşünülüp düşünülmediğini ele almamız gerekir. Üstünkörü yazılmış bir madde düşünülenden çok fazla zaman ve bütçe kaybetmemize neden olabilir. Özellikle işlerin yapılma sırasında tasarlanmış olması kontrolümüzü kolaylaştırır. MS Project gibi proje yönetimi yazılımlarının kullanımı ya da Visio gibi akış diyagramı hazırlamaya yardımcı programlar kullanılması olası risklerin görülmesini kolaylaştırır. Hazırladığım proje planlarında tehlikeli ya da riskli aktiviteleri kırmızı ile işaretlediğimde daha çok ilgi çekiyor.
  3. Riskleri anlamak iyi dinlemekten geçer. Peşinen “evet ya da hayır” dediğimizde gerekli detayların bize aktarılmasını engellemiş oluyoruz. Bu yüzden yapılacak her işin doğru yapılabilmesi için gerekli alternatiflerini düşünmemiz gerekir. Örneğin yöneticimiz bizden projeyi 2 ay erken bitirmenizi istiyorsa “kesinlikle olmaz” demek yerine “2 ay içerisinde bitirmek için gerekli olan 4 kişiyi bir an önce işe almamız ve bununla ilgili bütçeyi onaylamanız gerekmektedir.” gibi yapıcı bir cevap verebilmeliyiz.

Riskleri önemsemediğimizde sürekli problemlerle boğuşmak zorunda kalıyoruz. Risk Yönetimi yapmayıp, problemler sebebiyle kötü sonuç alanlara eski bir sözü hatırlatıyorum “At ölmüştür, deh demenin anlamı yoktur”.

Korkusuzluk, gözü kapalı iş yapmak değil korkusuzca sormak ve değerlendirmektir.

Paylaşın:

Kaygılarımızı Yönetmek Elimizde

Özellikle ortada hiç bir sebep yok iken kaygılanmak, fiziksel ve ruhsal yaşantımı sıkıntıya sokmaktan başka bir şeye yaramadı. Zamanla iki konuda ikna oldum;

  1. Geçmiş geçmişte kalmıştır ve değiştirilemez.
  2. Geleceği bilemezsiniz.

Mevcut anı yaşamak dururken olup olmadık şeyleri kafaya taktığımda beni çok yıprattığını fark ettim. Bir çok probleme doğru yaklaştığımda anlamlı adımlar atabildiğimi gördüm.

Geleceğimizi göremeyiz ama kendimiz inşa ederiz. Eğer siz elimizden geleni doğru bir şekilde yaparsa hayat bizi gerektiği gibi ödüllendiriyor. Kaygı hiç bir zaman ödüllendirmiyor.

Lisedeyken üniversiteyi kazanacak mıyım, üniversitedeyken iş bulacak mıyım ve daha saymayacağım onlarca şey için kaygılandım, durdum. Eğer evden vaktinde çıkmazsam trafiğe takılırım tarzında kaygıları hala yaşıyorum. Eski kaygılarım belirsizliğin getirdikleriydi şimdi tecrübenin getirdiği kaygılar var. Artık zamanın kıymetini iyi öğrendiğim için bana zaman kaybettirecek her konuda kaygı duyuyorum ama korktuğumun başıma gelmemesi içinde elimden geleni yapıyorum.

Kaygılarım eskisine göre kılıf ve nitelik değiştirdi ve ama onlarla baş etme kabiliyetim gelişti. Artık bardağın dolu tarafını görebiliyorum. “Her zaman iyi ol” prensibi ile pozitif yapabileceklerimi öncelikli olarak değerlendiriyorum. Eğer bu şekilde problemimin üstesinden gelebilirsem kendimi başarılı hissediyorum.

Kaygıları yok saymak, problemlerimi ortadan kaldırmadığı için “görmezden gelmemeye” ya da “geçiştirmemeye” çalışıyorum. Problemin kafamda patinaj yapmaya başlarsa başka açıdan yaklaşıp çözüme ulaştırmaya çalışıyorum.

Çözdüğüm problemleri nasıl çözdüğümü, yaklaşım tarzımı analiz edip, fırsat buldukça yazıyorum.

Hayatımızda izlediğimiz yolları belediyeler yapmıyor ki çukur ve engebelere kızalım. Kızmaya devam etmek problemi gidermiyor. Önemli olan hangi kasiste ne kadar yavaşlayıp nasıl geçeceğimiz, hangi çukuru erkenden fark edip önlem alacağımızdır. Hayatı kendimiz ve çevremizdekiler için kolaylaştırmaya çalışmamız önemlidir.

Kaygılarımızı yönetebilirsek daha uzun ve mutlu yaşayabileceğimizi düşünüyorum.

Paylaşın:

Şirket İçi Politik Oyunlar

Hepimiz çalıştığımız şirketlerin politik üyeleriyiz. Şirket içi politikalardan, politik ilişkilerden kendimi soyutlayamayız. Bazı politik durumları midemiz kaldırmayabilir, vicdanımız rahatsız olabilir, strese girebilir, kırılabilir, üzülebiliriz ama bu durum şirketin bir parçası olmanın sonucudur.

Yaşadığımız durumlar olumsuz olmasına rağmen en azından geceleri uyuyabiliyorsak nispeten iyi bir durumdayız demektir. Şirket içinde apolitik olursam daha iyi uyurum diye düşünüyorsak yanılırız. Politik olarak uykumuzu hak etmemiz gerekir.

Apolitik olduğumuzda olayları ya da kişileri yönetemez, istediğimiz noktaya çekemeyiz. Hedeflerimize ve amacımıza ulaşmak istiyorsak hem stratejik hem de politik olarak doğru pozisyon almamız gerekir. “O şöyle politik, bu böyle politik” derken treni kaçırabiliriz. “Yaparım diyenden değil yapmam diyenden kork” klişesini aklımızdan çıkarmamalı, hiç politik değilmiş gibi duranlardan çekinmeliyiz.

Tek bir yüzümüz olöalı, maske takmamalıyız. Politik olmak olduğumuzdan farklı gözükmek demek değildir. Belki insanları motive etmek, üzüntülerini gidermek için pozitif bir maske takılabilir ama sadece o kadar. Özellikle durumun yanlış anlaşılmasına yol açacak, olayı farklı yerlere çekecek şekilde maske asla takmamalıyız. Politik olmak yalancı olmak ya da hedef saptırmak değildir.

Şeffaf olalım. Programlarımızı ve toplantılarımızı gizlememeliyiz. Başkalarının ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışmaktansa sormalıyız. Bize soru sorulmasını teşvik etmeliyiz. Kendi adımıza konuşmakla başkası adına konuşmanın ayırdına varmalı, dikkatli olmalıyız. Yalan söylememeli ama doğruyu söylemek ya da dobralık adına patavatsızca her an her dakika konuşmamalıyız.

Esnek olmalıyız. Fikri sabit olmak şirket içinde ideolojisi olmak demektir. Sabit fikirli olduğumuz düşünülürse karşımızdakiler alternatiflerle gelmezler ya da dürüst olmayabilirler. Fikrimizi uygulatmanın en güzel yolu esnek olup karşı tarafı dinlemek, ikna etmeye çalışmak ya da onların ilgisini çekecek bir yol bulmamamızdan geçer. Ortalama zekaya sahip her insan karşısındakinin yüz ifadesini analiz edip doğru manevrayı yapabilir.

Dinlemeliyiz. Dinlemeyi becerebildiğimizde en son ve doğru cümleyi kurabiliriz. Politik başarı iyi dinleyen kulağa sahip beynin yaratıcılığındadır. Dinlemekten öte karşımızdakileri anlamaya çalışmalıyız.

Egomuzu bir kenara bırakalım. Kendi başarımız için karşımızdakilerin kendini iyi ve rahat hissetmeleri gerekir. Egomuz karşı tarafı gerebilir.

Dedikodu yapmayalım. Dedikodular kulaktan kulağa oyunundaki gibi hiç istemeyeceğimiz bir şekle girip aleyhimize dönüşebilir.

Odaklanmalıyız. Eğer işimize odaklanırsak neye ne zaman ihtiyacımız olduğunu bilir, doğru zamanda doğru yerde olup doğru şeyleri yapabiliriz. İşimizi parmağımızın ucu ile değil iyice kavrayarak tutmalıyız.

Özür dilemeyi gerektirecek şeyler yapmaktan kaçınmalıyız. Özür dileyecek bir duruma gelmek gol yemektir. Eğer dilememiz gerekiyorsa mutlaka dilemeliyiz ama bunu gerektirecek durumlardan kaçınmalıyız.

Paylaşın:

Patronluk Taslayanlarla Yaşamak

Hayatımız boyunca “zor insanlarla” bir arada yaşamak ve/veya çalışmak zorunda kalıyoruz. Zor insan tiplerinden birisi “patronluk taslayanlardır”. Üstlerine vazife olmadığı halde bize neyi, ne zaman yapmamız ya da yapmamamız gerektiğini söylerler. Yaptıkları ya da söyledikleriyle bize “kıyak” ya da “iyilik” yaptıklarını düşünürler.

Gençken bile sürekli birilerinin ne yapacağımızı söylemesi bizi sinirlendirirken, kendimizi uzman hissettiğimiz konularda başımıza geldiğinde oldukça fazla sinirleniriz. Birinin bize patronluk tasladığını düşünüyorsak o konuda kendimizi ondan daha iyi hissettiğimiz içindir. Daha iyi hissetmiyorsak onun öneri ya da uyarılarından rahatsız olmaz, onu gerçekten patronumuz rolünde görür ve sinirlenmeyiz.

Hiç kimse sürekli birilerinin ona patronluk taslamasından ya da sürekli kontrol altındaymış gibi hissetmekten hoşlanmaz. Bu tip durumlarda patronluk taslayana karşı suçlayıcı bir şekilde karşı saldırıya geçer, tersler ve tartışırız. Halbuki daha akıllıca ve pozitif yollar mümkündür;

  1. Akıllıca karşı koymak. Bize patronluk taslanmasını saldırı gibi algılasakta nezaketi elden bırakmamamız gerekir. Uyarı ya da öneri konusunda teşekkür edebilir fakat bu işi kendi bildiğiniz şekilde halletmeyi tercih ettiğinizi söyleyebiliriz. “Bana yardım etmek için böyle söylediğini anlıyorum fakat ben bu işi şöyle şöyle yapmak istiyorum” gibi.
  2. Sürtüşmeyelim. Etrafımızda bu tip insanlar olduğunda kızgın, gergin ve stresli oluyoruz. Bu özgüvenimizi zayıflatıyor. Bu duygulardan kurtulmamız lazım. Bu duyguların bizi istemediğiniz bir noktaya getirmesine izin vermemeliyiz.
  3. Kendi alanımızda kalalım. Bize patronluk taslayanların kesin bir şekilde davranışlarımızı değiştirmeyeceğimizi anlamaları gerekir. Anlamadıkları sürece müdahale ve kontrol etmeye devam ederdir. Mesajınızı vermeli ve kararlılığımızı göstermeliyiz. Ör., “Sizinde bildiğiniz gibi gerek finansal gerekse idari işler açısından her konuda kurallara uymaya çalışıyorum fakat konu internet projeleri olduğu zaman personelimi kendim seçmek istiyorum.”
  4. Tavrımızın doğru olduğunu gösterelim. Patronluk taslayanlar çoğu zaman yaptıkları ya da söylediklerinin ne kadar rahatsız edici olduğunun farkında olmuyorlar. “Hassas” bir şekilde patronluk taslayacak bir tavırla yaklaşıp durumu yaşamalarını ve anlamalarını sağlayabiliriz. Fakat bu çok dikkatli olmamız gerekir.
Paylaşın:

Oyunu Kuralına Göre Oynamak

Uzman olmak, oyunun kurallarını bilmek demektir. Kurallar oyunu bilenlerce doğru uygulanmalı, bilmeyenler saygı duyulmalıdır.

Bir çok farklı sektörde ve alanda kuralları nasıl öğrendiğimi düşünürken yazmak geldi aklıma. Hayatın kurallarını zor yoldan öğrendiğini söyleyen çok ama nasıl öğrendiğimiz kimsenin umrunda değil;

Kural 1: Faydalı bir şeyler sunduğunuz kadar kabul görürsünüz. Şirketiniz varsa müşterileriniz için anlamlı ve kıymetli olan bir şeyleri onlara sunmalı, arkadaşlarınız sizinle beraberlerken keyif almalılar, güvenmelidirler. Karşılıksız seven ve yanınızda olanlar dostlarınız ya da ailenizdir. Para ile çevrelerinde birilerini tutanlar ince bir olduğunu ve kolayca koptuğunu er geç fark ederler. Sevgi ve samimiyet ile bağ kuranlar çelik kadar sağlam bir bağ olduğunu bilirler.

Kural 2. Önce pazarlamacı olmak gerekiyor. Hayat hiç bir şeyi kucağımıza getirmiyor. Basketbol koçumun dediğini hiç unutmam ”Top sana gelmez, sen ona gidersin”.  Hayattan elde etmek istediğimiz şeyler için önce kendimizi pazarlamamız gerekir. Karşımızdakilerin en az bizim kadar iyi pazarlamacı olduklarını unutmamamız çok önemlidir.

Kural 3. Güven önemlidir. Patlak bir tekerle, hava kaçırdığını bile bile yola çıkar mıyız? Dibi delik bir tekneyle denize açılır mıyız? Çürük meyvayı içimize sinerek yiyebilir miyiz? Bir meyvanın kabuğu zedelenirse oradan çürümeye başlar. Doğada işler güvene ve korunmaya dayalıdır.

Kural 4. Şahsınıza münhasır olun. Konumuzda uzman, kendi dünyamıza hakim olmaya çalışmalıyız. Kendi oyunumuzda başı çekmemiz, kendimizi özelleştirmeniz ve farklılaşmamız gerekir.

Kural 5. Başarılı ve pozitiflere yaklaşmak. Başarılı ve pozitif olanlardan dersler alabilir, pozitif enerjileri ile bizde kendimizi iyi hissederiz.

Kural 6. Kendi markamıza yatırım yapmalıyız. Özellikle eğitmenlik, danışmanlık vb. mesleklerde itibar ve prestij çok önemlidir. Eğer itibarımızı kaybedersek gerisinin önemi yoktur. Bu yüzden çalıştığımız süre boyunda güvenilirliğimizi, itibarımızı ismimizle beraber yaşatmaya çalışmalıyız. Başarmaya odaklanmalı, rakiplerimizi dikkate almalıyız.

Kural 7. Kuzey Yıldızını bulmak. Kişisel vizyonumuz, Kuzey Yıldızımızdır.  Vizyonumuza yönelik her kararımızı ölçümlemeliyiz. Bizi vizyonunuza götürmeyecek anlamsız ve manasız işlerden kaçınmalıyız.

Kural 8. Spesifik hedefler koymak. Ölçülebilir hedeflerimiz olmalıdır.

Kural 9. Neysek, oyuz. Kendi geleceğimizin sorumluluğunu almak zorundayız. Dürüstlüğü ve cesaretimizi kılavuzumuz yapmalı, korkularımızla yüzleşmeliyiz.

Kural 10. Öğrenmeyi öğrenmek. Çevremizdeki herkesten bir şeyler öğrenebiliriz. Farklı bakış açıları bizi geliştirir, kendi hedeflerimize ulaşmada yardımcı olur.

Paylaşın:

Aynı Anda Birden Fazla İş Vermek ya da Yapmaya Çalışmak

Araba kullanırken cep telefonu ile konuşmanın yasak olmasının sebebi aynı anda 2 iş yapmaya çalışırken kazaya sebebiyet vermemizi önlemektir. Bazen bayanların araba kullanırken hem telefonla konuşmalarına hem de aynada makyaj yapmalarına tanık oluyorum.

Yapılan çalışmalarda email ve telefon ile işi bölünenlerin IQ’larında %10’a yakın düşüş oluyormuş. Bu oran uyuşturucu kullanmanın getireceği zararın 2 katı imiş.

Aynı anda birden fazla iş ile uğraşmak verimliliğimizi %40 düşürüyor. Aslında aynı anda birden fazla iş yapamıyoruz tek yaptığımız elimizdeki işler arasında hızla gidip gelmekten ibaret.

Siz her ne kadar aynı anda 40 yumurtayı da taşıyabildiğinizi söylesenizde yapılan bir diğer araştırmada birden fazla iş ile uğraşanların diğerlerine göre daha az ehil (competent) oldukları çıkmış. Üstelik sadece verimsizlik değil aynı zamanda en büyük stres kaynaklarından birisi olarak görülüyor.

Herkesin kötü olduğunu bilmesine rağmen ısrar etmesinin sebebi ne?

Beynimiz hem ellerimizden hem de sözlerimizden hızlı. Hem kendimize hem de karşımızdakilere yapabileceklerinden fazla iş verip, olanla yetinmeye çalışıyoruz.

Bölünmelerimizi engellememiz yani e-postalarımıza yarım saatte bir bakmalıyız.

Toplantılarda hem saygımızdan hem de bölünmemek için cep telefonumuzu kapatmalıyız.

İşlerimizi önceliklendirmeliyiz.

Hepimiz iş dünyasının atletleriyiz. Hangi atlet koşarken kitap okuyor? Hangi yüzücü yüzerken telefonla konuşuyor?

Eğer yarışı kazanmak istiyorsak sadece yapacaklarımıza odaklanmayı öğrenmeliyiz.

Paylaşın:

Kronik Gecikirler

Bazıları sürekli geç kalırlar. Ne işe ne de randevularına zamanında gidemezler. Bu tip insanlara “kronik gecikir” diyorum. Özellikle işyerlerinde sabah mesaisine asla vaktinde gelemeyen ve sürekli gecikenler, şikayet konusudurlar. Diğer çalışanlar, işe zamanında gelmeyi “aptallık” olarak algılamaya ve zaman içerisinde onlarda geç gelmeye başlarlar.

Bu konuyu problem ediyorsak strateji belirlemeliyiz. En az ayda bir kez bu davranışını düzeltmesi konusunda ondan söz isteyebiliriz. Her geç kaldığından neden geç kaldığını sorabiliriz.

Gecikmeyi önemsemeyenler zamanın önemsiz olduğunu ve bunu akşam mesaisinde kapatacaklarını düşünürler. Onlar için zamanda %30-40 sapma çok önemli değildir. Çeşitli örneklerle zamanın doğru kullanımının ne kadar önemli olduğunu anlatabiliriz.

Gecikeceğini bildiğiniz insanlara normalden daha erken bir zaman verebiliriz. Ör. saat 15:00’teki toplantının 14:30’da yapılacağını söylemek gibi. Fakat bu yaklaşımımız anlaşılırsa değişen bir şey olmayacaktır.

Kişinin geç kalmasını problem etmeyebilir, çıkardığı iş ve yetenekleri doğrultusunda ona böyle bir alan tanıyabiliriz.

Böyle biriyle çalışıyorsak mutlaka sabırlı olmalıyız. İnsanların alışkanlıklarını değiştirmek zordur. İnsanlar, zaman içerisinde değişebilirler. Bunu iyi niyetimiz ve taktiklerimizle yapmayı ona isteterek ya da kural olarak koyup, uygulama iradesi göstererek başarabiliriz.

Gecikmenin sebebi plan yapamama ya da beklenmedik şekilde koşulların değişmesi ise (trafik kazası vb.) ona göre davranmamız gerekir. Beklenmedik şeylerin olması kaçınılmazdır ve yapılacak bir şey yoktur.

Paylaşın:

Karşımızdakilerin Beklentileri

Çalıştığım kurumlarda sabahları gülerek günaydın dediğimde asık suratlarla karşılaşırdım. Beklediğim şekilde karşılık verilmemesinden rahatsız olurdum. Nedense karşımızdakilerin bizim istediğimiz gibi davranmalarını bekliyoruz, kendi istedikleri gibi davrandıklarında rahatsız oluyoruz. Teknoloji marketinde süt bulamadığımızda üzülüyoruz 🙂

Herkesin kendince bir hayatı, düşünce tarzı ve tutumu olduğunu kabul etmeliyiz. Kabullendikçe hayatınız çok kolaylaşıyor.

İnsanlar ve kurumlar, birbirlerine benzemek yerine artan bir değişim içindeler. Alıştığımız şirket ortamları dışında ve bizden farklı düşünenlerle bir arada yaşamaya çalışmamız gerekiyor. Bazen kendisine bir şey anlattığım, eğitim verdiğim insanların dinlemediği ya da dinlerMİŞ gibi yaptığını görüyorum. Beklentim dışında davranıyorlar ama bir sebebi olduğunu düşünüyorum.

Altın kural olan “Herkese sana davranmalarını istediğin gibi davranmalısın” artık şöyle değişti; “Herkese, kendilerine davranılmasını istedikleri gibi davranmalısın.”

Karşımdakileri tanımak ve anlamak, kendilerine nasıl davranmam gerektiği konusunda beni çok eğitti. Ne kendim olmayı bıraktım ne de kendi beklentilerim karşılanmadığı için üzüldüm.

Bazı kültürlerde toplantıya zamanında başlamak önemli iken bazılarında değildir. Bazılarında konuşanı bölmek normal, bazılarında değildir. Eğer çevrenizdekilerin beklentilerini anlarsanız hem yönetebilir hem de çok daha iyi iletişim kurabilirsiniz.

Bazı kültürlerde kişiler, kalabalık içinde birbirlerini azarlamaz ya da aksi fikrini belirtmeyi doğru bulmaz.

Unutmamalıyız ki hepimiz Türkiye’de yaşamış olsakta hepimiz farklı ailelerde yetiştik, farklı öğretmenlerden ders aldık, farklı şirketlerde çalıştık, farklı hobilere, farklı hayallere sahibiz. Aynı kelimeleri kullansakta aslında farklı dillerde konuşuyoruz.

Eğer karşımızdakileri iyi tanımıyorsak onların farklılıkları ile karşılaşacağımızı unutmamalıyız.

Yaptığımız her görüşme, yaşadığınız her olay da karşı tarafı tanımamıza yarayacak ip uçları ile doludur ve gözlemlemekten vazgeçmememiz gerekir. Yaşadığımız ve çalıştığımız ortamı, özel ve iş arkadaşlarımızı tanıdıkça beklentilerimizi daha gerçekçi hale getirebilir, alacağımız tepkileri öngörebiliriz.

Paylaşın: