Söz uçar mı? Yazı kalır mı?

EXO“Söz uçar, yazı kalır” dediğimizde herkesin anladığı, sözün yok olan, kaybolan, buharlaşan, bir özelliğe sahip olduğu, buna karşın yazının kalıcı ve ebedi bir karakter taşıdığı yönündedir. Bu bir yanılgı mı?

Latincesi “mane scripte verbe volant”. Şimdilerde bu söz, ‘söz’ün ‘kıymetsizliği’ne ‘yazı’nınsa ‘kıymetliliği’ne vurgu yapıyor. Söz, gerçekten kıymetsiz bir şey mi? Sadece uçar da gidip bir yere konmaz mı? Konduğunda bir şeyler yapmaz mı?

Tuğrul İnançer ile Kenan Gürsoy, Gönül Gözü adını verdikleri kitaplarında şöyle diyorlar;

Az çok sosyal bilim okumuşlar bilir ki, her medeniyetin bir grameri vardır. Braudel’in Uygarlıkların Grameri kitabı bu hakikatin altını çizer. Eski Yunan’da felsefe, Roma’da hukuk, Doğu’dan ve Batı’dan ayrı bir yerde duran bizde ise daha çok ‘söz’ vardır. Şifahi kültür denen şey ne ise o… Sözün pişirdiği sohbetlere yaslanan bir irfan kültürümüzden bahsedilebilir. Öyledir, zira dünyayı bir misafirhane bilen insanların ‘burada’ kalıcı olmak gibi bir dertleri olmaz. Kısa süreliğine yaşadıkları dünyada yıkılmaz evler yapmazlar; çünkü zamana hâkim olmak, zamana rağmen ‘kalmak’ gibi bir amaçları yoktur. Sadece kendilerine verilmiş ‘an’ı/ömrü yaşarlar, bunun için de ‘an’la uyumlu yaşamayı, geçen zamanla birlikte uçup gitmeyi yeğlerler. Söz, bu durumu karşılar. Evet, söz uçar, hareket halinde olur. Uçar, ama gider kalplerde konuklanır, kalplerde bir hayat başlatarak hayatta kalır. Kalplerinde konukladıkları sözlerin etrafında bir hayat kuran insanların medeniyetinden, mimarisinden, müziğinden, estetiğinden bahsediliyorsa, sözün uçar oluşu da doğru değildir demektir. ‘Yazı’ya gelince, o başka bir şey söyler; ‘an’ içinde donup kalmayı işaret eder, geçecek zamana rağmen ‘kalma’nın altını çizer. Her söz de uçup gitmez ve her yazı da öylece kalmaz.

Öte yandan Yusuf Özkan Özburun, karakalem sitesindeki yazısında şöyle söylüyor;

Söz ‘uçar’ çünkü, ‘Uçmak’tan (Cennet) gelmiştir. Yazı ‘kalır’, çünkü insanın hakikate sahiplenme iddiasından, varlığın üzerine abanıp onu sembollere mahkum etmekle kendini güya sonsuzlaştırma yanılgısından peydahlanmıştır. Yazı yere yayılmıştır (yazılmıştır). Yüzü yere dönüktür yazının, arza ilişkindir, o yüzden yer’de kalır. Söz, Semavi’dir, bu nedenle daima aslına dönmek ister, mahiyeti nurani olduğu için hep Sema’nın çekimi altındadır. Ama küçük harfle ‘söz’ olsa olsa lakırdı, laf gibi yer’de kalan, yer’e ilişkin, ibare ve ifadelerdir. O yüzden ‘laf salatası’ denir de, ‘Söz salatası’ denmez mesela… O yüzden ‘Önce Söz Vardı’ diye bellediğimiz meşhur Söz, Yaratışıyla Konuşan, Konuşmasıyla Yaratan, her şey bir ‘kelime’si olan, Kün emriyle (ki emir de bir Söz yani Kelam’dır) kainatı her an yeniden yaratan bir Mütekellim-i Ezeli’yi işaret eder.

Aşağıdaki yazıları da beğeneceksiniz:

Beğendiniz mi? Patreonda yer alan kanalımızdan aylık abonelik ile bizi destekleyin!
Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

20 − 15 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.