Yaptığınız yada sizden istenen işlerde “Bunun bana faydası ne?” diye düşünür müsünüz? Yada şirket olarak bir şey yapmadan önce faydayı nasıl değerlendirirsiniz? Aslında bu söz hem kişilerin hemde organizasyonların motivasyonu için uzun süre kullanılmış ve hala da kullanılan bir taktiktir.
Çünkü buradaki amaç kişinin kendisi için bir şeyler bulduğu sürece daha motive olacağı ve daha iyi iş çıkaracağının düşünülmesidir. Tabiki bu düşünce bir yandan kişinin kendi kişisel beklentilerinde net olması, hedeflerinin olması anlamına gelir. İşte bu noktada insanların ne istediklerini bilmemeleri yada kendileri için doğru olanın ne olduğunu bilmemeleri ile karşılaşırsınız. Eğer kurumsal hedefler ile kişisel hedefleri bir noktada buluşturabilirseniz işte o noktada gerçek bir gayret ve verim yakalanabileceği görüşü yaygındı.
Ama sadece bunun insanları motivasyon etmediği görüldü. İnsanlar, başkalarının yada kendilerini ait hissettikleri şeylerin iyiliği içinde motive oluyorlardı. Bir annenini çocuğunu korumak için ona gövesini siper etmesi, bir askerin çarpışmaanında üzerine gelen mermilere doğru koşması, bir itfaiyecinin yanan bir eve girip birilerini kurtarması.
Biraz daha iş hayatına dönersek, bazı dönemlerde şirketin küçülmesi, ofisin taşınması vb. gibi işleri yaparken bulursunuz kendinizi. Burada belirtmek istediğim şey eğer işin her noktasında “bana faydası ne?” düşüncesi hakimse, bu ve yukarıda örnek verdiğim işlerin yapılmasında ciddi dirençlerle karşılaşılabilir. Hatta “Bu ülkenin neye ihtiyacı var?” yazımda belirttiğim davranış kalıplarının önündeki en büyük engel belkide bu düşünce.
Kurumlarda kişisel beklenti ve fayda kaygılarının ön plana çıkmasının getireceği olumsuz durumları değerlendirmeniz gerekir. Özellikle şirket içi rekabeti körükleyerek gerilimi ve buna bağlı olarak ilerlemeyi hızlandırmaya çalışan kurumların bunu dikkate almaları gerekir.
Kişisel faydayı kullanarak motive etmeye çalışanlar kişileri soru sormaya teşvik ederler. Hemen hemen her soruya onların faydasına olacak ifadelerledolu yanıtlar verirler. Fakat burada atlanılan şey kurum içi değerlendirme yada ödüllendirmede kendisine sağlayacağı fayda için değil şirket için sağlayacağı faydanın dikkate alınacağının altının çizilmesidir.
Eğer organizasyon içerisinde “bana faydası ne?” kültürü yaygınlaşmışsa “patron yada lider” in “fayda tanımı” önem kazanır. Çünkü onun fayda beklentisi şirketin yapılanması ve yapması gerekenlerin ne olduğunu gösterir. Bu bir anlamda “siniklik” politikası gütmek anlamına gelir. Çalışanlar sinmiş, tamamen patronun istekleri yerine getirilmekte, fayda-zarar analizi yapılmamaktadır. Şirket patronun oyun alanı olmuştur.
Ben internet konusunda çalıştığım için birçok yazılımcı arkadaş ile çalıştım. Fakat ne varki bu yazılımcı arkadaşlar içerisinde en başarılı olanlar bilgisayar mühendisi olmayıp bu işi hobi olarak yapan kişilerdi. Burada bilgisayar mühendisleri işlerini iyi yapmıyorlar demek istemiyorum yanlış anlaşılmasın. Fakat bir işi severek ve hobi olarak yapan kişinin branşının ne olduğu farketmiyor çünkü kendi kendini motive eden bir yapısı oluyor.
Son olarak “Bana faydası ne?” sözünü değiştirip “Bize faydası ne?” diyelim. Böylece daha sağlıklı bir yol seçmiş oluruz. Sadece benciller “hep bana hep bana” felsefesini savunurlar.
Aşağıdaki yazıları da beğeneceksiniz:
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
VN:F [1.9.13_1145]
Rating: +2 (from 2 votes)
Hep bana hep bana mantığı, 5.0 out of 5 based on 2 ratings