Kategori arşivi: Genel

Kendi İşini Kurmak İsteyenlere Tavsiyeler

Evden iş yapmak ya da kendi işimizi kurmak,  “sihirli bir değnek” ile her şeyin değişeceği anlamına gelmiyor. Uğraşmadan ve samimi çaba göstermeden kimseye ekmek yok. Artılarıyla ve eksileriyle iyice düşünmek ve cesaret gerekiyor.

“Kendi işimi yaparsam daha çok para kazanırım” bakış açısıyla yaklaşırken masraflarımızın (vergi ve diğer giderler) olacağını ve değişkenlik göstereceğini unutmamamız lazım.

Özellikle işinizi ayağa kaldırmak için kendinize ayıracak vaktiniz kalmayabiliyor.

Kendi kendinizin patronu olup kimseye hesap vermek zorunda kalmıyorsunuz. Yaptıklarımız doğrudan kendimize ve ailemize yansıdığı için farklı bir baskı oluşturuyor.

Trafik, mesaiye yetişmek vb. sizi zorlayacak veya kaybettiğiniz zamandan kazanabilirsiniz. Ama daha önce hiç uğraşmadığınız konulara (muhasebe vb.) vakit ayırmak zorunda kalıyorsunuz. Daha önce şirket arabasına sahipseniz artık kendinizinkini kullanacak, bakımını yaptıracaksınız.

Yaptığınız iş ile ilgili olumsuz yorumların hepsini dikkate almak zorunda kalacaksınız. Şikayet edemeyecek, mazeret üretemeyeceksiniz.

Eğitimimiz, deneyimlerimiz ve heyecanımız başarımızı garantilemez. Herkesin kazıklanma potansiyeli vardır. Ticareti öğrenmemiz gerekiyor.

Daha önce birileri yapmış veya becermiş olması bizimde yapabilme olasılığımızı artırıyor. Fakat başaranların hangi aşamalardan geçtiklerini iyice öğrenmemiz gerekiyor.

Fikrilerimizi paylaşabileceğimiz insanlar azalıyor. Bize fikir ve destek verebilecek tanıdıklarımızı fikirlerini almalı ve iyi dinlemeliyiz. Cahil cesareti hepimizde var ama kullanmak zorunda değiliz.

Para kazanma garantiniz (maaş vb.) olmayacak ama giderler hep olacak.

Akıllıca alacağımız riskler kazandırabilir. Körü körüne her şeye atlamamak gerekiyor.

Her ne kadar yapacağımız işten beklentimiz yüksek ve kendimize çok güveniyor olsak bile bir kenarda rezervlerimiz, yedeklerimiz olmalı.

Bugünün rekabetini biliyor olmamız yarın rekabette başarılı olacağımız anlamına gelmiyor. Hem oyun hem de kuralların çok hızlı değişiyor.

Herkes bizim gibi düşünmüyor, etik anlayışları farklı olabiliyor. Önce anlayıp sonra duruma göre davranmanız gerekiyor.

Plansızlığın sonuçları ile uğraşmaktansa planlı olmak iyidir. İşi bırakma planı dahil olmak üzere her konuya planlı yaklaşmalıyız.

İstediğimiz zaman çalışabilir istemediğimiz zaman çalışmayabiliriz. Çalışmadığımız zamanlarda gelirimizin olmayacağını unutmamak gerekiyor.

Paylaşın:

Bile Bile Yaptığımız Yanlışlar

Doğru olmadığını bildiğimiz şeyleri kasıtlı olarak yapabiliyoruz. Çoğu zaman çevremizin tuzağına düşüyoruz ama yaptığımız yanlışların farkında oluyoruz. Yanlış olduğunu bildiğimiz şeyleri neden yapıyoruz;

  1. Tren etkisi – Diğer insanların yaptığı şeyleri yapmaya eğilimli oluyoruz. Çünkü onların yaptığının doğru olduğunu düşünüyoruz. Trenin vagonlarını çekmesi gibi diğerlerine takılıp gidiyoruz.
  2. Başkalarının bizden yapmamızı, söylememizi beklediği şeyleri fark ettiğimizde inadına tersini yapıyoruz ya da söylüyoruz
  3. Mevcut seçeneklerden daha iyi olan ve başkasının seçeneklerini hatırladığımızda. Ahmet bu durumda şöyle yapmıştı diye düşünüp öyle yapmaya kalkışıyoruz.
  4. Sırf öngörümüzü doğrulamaya çalıştığımızda,
  5. Kıskandığımızda,
  6. Kızdığımız için – üstelik kızgınlığımızın haklı sebeplerini bularak yanlış yapmadığımızı düşündüğümüzde,
  7. Tek bir bakış açısı ile olaylara yaklaşarak, başka bakış açılarını dikkate almadığımızda,
  8. Başkalarını onaylamayı ya da kabullenmeyi yenilgi, zayıflık olarak algıladığımızda,
  9. Bir şeyleri olduğundan daha değerli göstermeye çalıştığımızda,
  10. Büyük resme değil detaylara boğulduğumuz ya da sadece tek bir noktaya odaklandığımızda,
  11. Görmeye değil sadece bakmaya çalıştığımızda,
  12. Gelecekle ilgili beklentilerimizi abarttığımızda,
  13. Kaybetmekten korktuğumuzda,
  14. Belirsizlik durumunda karar alma becerisini gösteremediğimizde,
  15. Baskı altındayken baskıyı yönetemediğimizde,
  16. Başkalarının ne düşüneceğini ya da nasıl etkileneceğini umursamadığımız durumlarda,
  17. Verilecek kararın kalitesinin önemli olmadığını düşündüğümüzde,
  18. Küçümsediğimizde,
  19. Kendi değerlerimizi diğerlerinin değerlerinden üstün tuttuğumuzda,
  20. Sadece kendimizi düşündüğümüzde, fazlaca ben-merkezci olduğumuzda,
  21. Tam olarak anlamadığımız konularla ilgili bir şeyler yapmaya çalıştığımızda,
  22. Yaptığımızın görevimizi olduğunu ya da emir ile yaptığımızı düşündüğümüz durumlarda bile bile yanlışlar yapıyoruz.

Daha yukarıda yazamadığım sağlık, toplum ve trafik kuralları, etik, çevre vb. bir çok konuda bilerek yanlış yapıyoruz.

Bile bile yanlış yapmak akıllı insanın harcı değil ama…

Paylaşın:

Neden Bazılarımız Daha Az Maaş Alır?

Çoğumuz, kendimizi iş arkadaşlarımız kadar becerikli ve onlar kadar değerli hissediyoruz. Fakat buna rağmen onlardan daha az ücret alabiliyoruz? Ya da kendimizin normal onların yüksek aldığını düşünüyoruz?

Burada paylaşacağım şeyler tecrübelerimle sabit olacağı için mutlaka eksiklikler olacaktır. Vereceğim örnekler ortalama şirketler için geçerlidir. Profesyonel ve büyük şirketlerin aşağıda yazacağım bir çok konuyu “aştığını” varsayıyorum.

Şirketler, kar yazan ya da para kazandıran birimlere daha yüksek ücret öderler. Özellikle pazarlama birimleri şirkete nakit girişi sağladığı ve faydası net olarak ölçülebildiği için ücretleri yüksektir.

Genellikle satış ve pazarlama birimlerinin daha iyi ücret almalarının sebeplerinden birisi görüşmeler konusunda uzmanlaşmış olmalarıdır. Bu yüzden işe ilk girişte yapılan görüşmelerde diğerlerine nazaran daha başarılıdırlar.

Bir şirkete girişte ne vaat edilirse edilsin eğer iyi bir ücret elde edilememişse ve ortada yazılı bir şey yoksa, büyük olasılıkla öyle kalır. Şirketler bu tip vaatleri tutmamanın bin bir yolunu bulurlar.

Bazıları bizim fark edemediğimiz ya da tam olarak anlayamadığımız bazı özel bilgi birikimlerine, sempatik kanallara (çevreye) sahiptirler. Bu kişilerin bizden yüksek ücret alması doğaldır.

Ticareti bilmiyorsak, işe girerken emeğimizi iyi bir ücret karşılığı kiralamamız mümkün olmaz. Bu konuda becerilerimizi geliştirene kadar az ücret almayı göze almalıyız.

Yaptığımız işler, edilen iltifatları bizi kendi gözümüzde daha üst bir noktaya getirebilir, kibir seviyemizi artırabilir, halüsinasyon görmeye, diğerlerinin bizden yüksek ücret aldığını düşünmeye başlayabiliriz. Arada bir kendimizi yoklamamız şarttır.

Gerçekten iş yapan, iş çıkaran ve yokluklarında GERÇEKTEN işlerin tam anlamıyla yürümeyeceği kişiler bizden daha yüksek ücret alırlar. İşimizi ne kadar önemli olarak görsek bile şirketimizle empati kurmalı, “ben olsaydım ne yapardım?” gibi küçük bir düşünce oyunuyla, düşüncelerimizi tekrar değerlendirmemiz gerekebilir.

Patronun oğlu, akrabaları ve arkadaşları tabiki bizden yüksek ücret alacaklar, sonuç olarak şirket onların ve paralarını diledikleri gibi harcarlar.

Biz daha yüksek ücretli başka bir alternatif aramadığımız, ısrarla bulunduğunuz şirkette koşullarımızın iyileştirilmesine uğraştığımız için daha düşük ücret alan durumuna düşmüş olabiliriz.

Şirket içinde başka bir pozisyona, birime geçmediğimiz, bulunduğunuz yerin ücret skalasını yükseltmeye çalıştığımız için düşük ücret alıyor olabiliriz.

Yöneticimiz ile iyi iletişim kuramamış ve bu yüzden performans değerlendirmelerinde işimizi iyi yapmanıza rağmen iletişim açısından yeterince iyi not almadığınız için düşük ücret alıyor olabiliriz.

Şirketimiz bizi geleceğinde görmediği için yatırım yapmıyor, elinden kaçırmaya çekinmiyor ve bu yüzden düşük ücret veriyor olabilir. Ne biz vazgeçilmezsizdir ne de şirketimiz.

Paylaşın:

Doğuştan Organizatörler

Bazı çalışanlar kurumları için büyük bir şanstırlar. Özellikle çok yoğun ve tempolu çalışılan şirketlerde, mevcut işlerinin yanısıra vakit ayırıp, bir takım birliktelikleri, toplantı ve gezileri organize edip  güzel sonuçlar yakalayanlardan bahsediyorum.

Üstelik diğer çalışanlar “işi olmadığı için yaptığı” ya da “benim gibi çalışsa, yapamazdı” gibi yorumlar yapabilirler. Aslında herkes yoğundur ama bazıları zaman yönetimi ve iş planlamalarını yaparken aynı anda birkaç işi keyifle yapabilirler. “Doğuştan organizatör”lerin içlerinde sosyalleşme, bir araya gelme ve getirme dürtüsü ne kadar varsa bazılarında hiç yoktur. Doğuştan organizatörler kurumun kendi içindeki halkla ilişkiler uzmanlarıdır.

Doğuştan organizatörlerin benim çok hoşuma giden özellikleri var;

  1. Hemen yaparlar. Hiç ertelemeyi sevmezler.
  2. Eskiyi unutup, hep yeniye bakarlar.
  3. Bir şeyleri organize etmezlerse rahat etmezler.
  4. İnsanlardan en iyi tepkiyi alabilmek için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırlar.
  5. Her şeyin eksiksiz olması için ön kontrolleri, keşifleri ve görüşmeleri yaparlar. İyi planlayıcıdırlar hiç bir şeyi atlamazlar.
  6. Onlara eğlence, keyif vb. konularda her şeyi sorabilirsiniz.
  7. Cana yakın ve sempatiktirler. Sosyaldirler ve herkesi bir yerlere çekecek çekim güçleri, karizmaları vardır. 
  8. Her zaman enerjileri yüksektir.
  9. Giderek monotonlaşan ve rutine binen iş hayatımızda bu tip insanların, bazıları eleştirse dahi çok önemli bir boşluğu doldurdukları ve aslında kurum içi motivasyon ve verimlilik adına çok önemli bir işi başardıklarını düşünüyorum.
Paylaşın:

Rastlantılar

Olaylar arasında benzerlikler yakaladığımızda ya da belirli olaylarda “şöyle, böyle olacak” gibi öngörülerde bulunup daha önceden yaşadığımız şeyleri tekrar yaşadığımızı düşündüğümüzde bunlara bir anlam atamaya, aralarında bağ kurmaya çalışırız. Bazen haklı çıkarız bazen yanlış.

Örneğin, Ahmet sürekli birilerini şikayet ediyorsa, tekrar yapacağını düşünebilirsiniz. Şirketinizdeki çalışanların yaptıkları işi sevmedikleri için sahiplenmediklerini düşünüyorsanız, olası tüm başarısız işleri bu düşüncenizle bağdaştırırsınız. Her seneki denetimde aynı hatalarınız yakalanıyor fakat devamında bir ceza vb. söz konusu olmuyorsa aynı hataların yapılmaya devam edeceğini düşünebilirsiniz.

Yöneticiyseniz, gelişen olaylar zincirini ve altındaki anlamları analiz edebilmeli, sadece rastlantı olup olmadığından emin olmalısınız. Daha sonra pişman olup geri adım atmanıza yol açacak yanlış anlamalardan ve tahmine dayalı yargılamalardan kaçınmalısınız.

Rastlantılar hep olacak

Komplo teorisyenleri ya da kaderci yaklaşım, olan bitene : “Raslantı diye bir şey olmaz” ya da “Raslantılara inanmam” şeklinde bakar. Bu açıdan bakanlar için tüm olan biten belirli bir kurgudan ibarettir, raslantılara inanmazlar.

Olandan fazlasını görürüz

Elimizdeki veriler ya da geçmiş deneyimlerimizden yola çıkarak geleceğe yönelik tahminlerde bulunuruz. Geleceğe yönelik tahminlerimizde ya da yaşadıklarımızın bir kalıp olduğu ve tekrar edeceği düşüncemizde yanılabileceğimizi unutmamamız lazım. Gerçekten medyumluk ya da geleceği görmek mümkün olsaydı bazıları ya hiç kaybetmezdi ya da çok kazanırlardı. O medyumların sizin paranızı almak yerine kumar ya da piyangodan çok daha fazlasını kazanabileceğini hiç düşündünüz mü?

İstatistikleri yanlış anlamak

Profesyonel hayatımda yanlış raporların alındığını, alınan doğru raporların doğru okunmadığını, hangi sayının ne anlama geldiği konusunda çok az kişinin gerçekten kafa yorduğunu gördüm. Birinci kural benzerliklerin öncelikle tesadüf olup olmadığını anlamaktır. Sadece iki olay benzer ise geleceği bunlara mal etmek doğru değildir.

Geçmiş deneyimlerden yola çıkıp geleceği öngörerek karar vermek ya da adım atmak kolaydır. Önemli olan içinde bulunulan durumun iyi değerlendirilebilmesi akıl süzgecinden geçirilip doğru analiz edilebilmesidir.

Paylaşın:

Sahte Fırsatlar

Bazen işyerleri politikaları çok tehlikeli olabilirler. Bunlardan bir tanesi “sahte fırsat” yaratmaktır. Çalışanların daha iyi performans göstermeleri, paylaşımcı olmaları vb. için kasıtlı olarak yaratılırlar.

Sahte fırsatlar, astları manipüle etmek ya da şirket içi imparatorluklar kurmak için kullanılabilir;

Yapay Elmas

Parıldar ama değersizdir. Bir fırsat karşısında patron çok ilgiliymiş gibi davranır ama el altından çökertmeye çalışır; kararlarını geciktirir, kaynak veya bütçe vermez, gerçekleşmesi imkansız bitiş tarihleri verir.

Saptırma

Fırsat diğer fırsatlardan daha önemsizmiş gibi gösterilerek başka tarafa yönlendirme yapılır.

Çıkmaz Sokak

Fırsat gibi duran şey aslında tamamlandığında reorganizason, küçülme, satılma vb. sonuçlara yol açabilir. Proje olarak gerçekleştirdiğinizde yeni pozisyonların doğmasına sebep olabilir, projenin sonunda karşı taraf nemalanabilir.

Maşa

Fırsat size sunulurken amaç sizi maşa olarak kullanmaktır. Başarı ile ilgili şüphe vardır. Başarılı olunursa sahiplenilir, başarısız olunursa suçlanabilirsiniz.

Beden Eğitimi

Bazı işler sadece çalışanları meşgul etmek için yaratılırlar.

Sahte fırsatlar ve vaatler kardeştirler, unutmayın.

Paylaşın:

Başarmaktan Korkmak

Bazen önemli konularda (kendi işimizi kurmak, başka bir şehre taşınmak vb.) neler yapmamız gerektiğini araştırır, öğrenir ama bir türlü adım atamayız.

Başarma korkusu burada başlıyor. Aldığımız kararların sonucunda gerçekten başımıza neler geleceğini, nelerle uğraşmaya başlayacağımızı, hayatımızın nerede nasıl değişeceğini düşünmeye başlıyoruz. Hedefimize ulaştığımızda ne olacak? sorusu ve cevapları adım atmamızı engeleyebiliyor.

Beklenmedik şeylerle karşılaşacaksınız.  Mevcut tecrübenizle öngörebildiklerinizi iyi düşünmeniz gerekir. Başarmak istiyorsak bir şeyleri değiştirmemiz gerekir. Her değişimin artıları ve eksileri mutlaka vardır.

Çoğumuz başlangıçta normal olarak olumlu düşünerek yola çıkarız. Özellikle duygusal insanlar negatif durumlar karşılarına çıktığında moralleri bozulur. Her işin başında özellikle negatif şeyleri samimiyetle düşünüp tek tek ele alabilmemiz gerekiyor. İşte o zaman hedeflerimize moralimiz bozulmadan ulaşma şansımızı artırabiliriz.

Yıldız Savaşları gibi düşünün. Öncelikle hedefinizin aydınlık tarafına odaklanın ama karanlık tarafı da ihmal etmeyin. Çünkü her halukarda karanlık tarafla karşılaşmak zorunda kalacaksınız.

Başarı korkusu dediğim kavram bu. Bir şeyleri başarırken daha önceden yeterince vakit ayırmadığınız karanlık taraf ile karşılaşmaya başladığınızda moraliniz bozulmaya başlıyor. Başarı korkusu, bir şeyi başardıktan sonra ortaya çıkan istenmeyen etkilerdir.

Öngöremediğimiz şeylerden kaçamayız. Farkında olmamıza rağmen hasır altı ettiğimiz her şey, mutlaka karşımıza çıkar. Başkalarını suçlamak fayda etmez.

Dışarıdan herkese çok pozitif gibi görünmemize rağmen korkularımızı içimizde gizlice yaşatıp, büyütmektense ortaya çıkarmamız lazım.

Fizibilite veya iş planı gibi belgelerin asıl amacı “Başarırsak ne olacak?” sorusuna yanıt bulmak, karar vericilerin korkularını gidermektir. Kendi kararlarımızı ve hayatımızı bir girişim gibi görmemiz gerekir. Yapacağımız iş planı ve fizibiliteler hedeflerimizin anlamlı olup olmadığını bize gösterecektir. Bize daha çok değer katacak konulara yönelmemizi sağlarlar. Zamanınızı ve eforunuzu size en çok değer katacak ve fayda sağlayacak konularda kullanmalısınız. Artıları ve eksileriyle üzerine gideceğimiz hedefler, uğruna savaşmaya değenler olmalıdır.

Paylaşın:

İşkolik Misiniz?

Eski bir işkolik ve işkolikliği yüzünden sağlığını kaybetmiş biri olarak bu yazıyı yazıyorum. Kariyer planlarınıza, geleceğe yönelik hedeflerinize ve rüyalarınıza erişmek için “işkolik” olmanıza gerek yok.

İş hayatında yukarı çıkan basamakları belirlediği düşünülen bazı hurafeler vardır: “ Geç saatlere kadar çalış, tatillerde çalış, işleri bitir, fark yarat. İşte en kısa yol budur ” diye.

Kontrolden çıkmayın!

Mustafa, kariyer basamaklarını çıkarken hayatının bazı önemli unsurlarını geride bırakmaktadır. Örneğin, çok iyi bir basketçi olan Mustafa artık çalışmaktan vakit bulamadığını söylemektedir. Sadece ayda bir kendisi gibi iş hayatından bir kaç kişi ile birlikte küçük maçlar yapmaktadır.

Mustafa kariyerinde geldiği nokta konusunda bir yandan da müteşekkirdir. Fakat maliyeti ne olmuştur? Duygusal, fiziksel ve kişisel olarak kariyerine paralel olarak gelişim sağlamış mıdır?

İş ve özel hayatı dengeleyebilmek başarı için en kritik anahtardır. Kariyer yapmak konusunda ısrarlıysanız özel hayatınızı, iş hayatınızın dışında tutmalısınız. Unutmayın her şey bir “ düzenleme ya da planlamadan ” dan ibaret.

Şimdi mevcut durumunuza göz atalım;

Bazılarınız çok çalıştığının farkında bile olmayabilir. Bu yüzden herhangi bir riskte olup olmadığını düşünmez. Şöyle bir düşünün; okurken, yeni mezun olduğunuzda ya da iş hayatınızın başında sosyal hayatınıza ilişkin bir problem yoktu. Hobileriniz ile bir süre daha iş hayatında uğraşabilmiştiniz.

Fakat zamanla kişisel hayat ile profesyonel hayat arasındaki denge profesyonel hayat tarafına doğru kaymaya başlar. Neden? Çünkü siz çok çalışıp iyi işler çıkarttıkça daha çok iş verilir. (Çok çalışana yük vuran çok olur:)

Şimdi isterseniz işkolik olup olmadığınızı kontrol edelim. Aşağıdaki soruların ne kadarına evet diyorsanız o kadar işkoliksiniz demektir;

  • İşinizi daha önemli olduğunu düşündüğünüz diğer konuların önüne koyuyor musunuz?
  • Çalıştığınız saatler, çalışmadığınız saatlerden çok mu?
  • Eve, hafta sonuna ya da tatile iş götürüyor musunuz?
  • Yaptığınız iş ile ilgili çok konuşur musunuz?
  • Haftada 45 saatten fazla çalışıyor musunuz?
  • Hobileriniz para kazanmak üzerine mi?
  • Yaptığınız işin tüm sorumluluğunu üzerinize alıyor musunuz?
  • Aileniz ya da arkadaşlarınız geç kalmalarınız konusunda şikayetçi mi?
  • Daha elinize iş varken yeni işleri alıyor musunuz?
  • İşlerin tamamlanma sürelerini küçümseyip daha kısa süreler verip tamamlamak için kendinizi yırtıyor musunuz?
  • Sırf sevdiğiniz için işinize gereksiz mesai harcıyor musunuz?
  • İş dışında öncelikleri olan insanlara karşı tahammülsüz müsünüz?
  • Eğer çok çalışmazsanız, işinizi kaybedeceğinizi ya da hata yapacağınızı düşünüyor musunuz?
  • Geleceğe ilişkin sürekli kaygılarınız var mı?
  • Her şeyi enerjik ve rekabetçi olarak mı yapıyorsunuz? Arkadaşlarınızla oynadığınız oyunlar dahil.
  • Size az çalışmanızı söyleyenlerden rahatsız oluyor musunuz?
  • Ailenizle yada arkadaşlarınızla biraz uzun süre geçirdiğinizde kavga ediyor musunuz?
  • Araba sürerken, uyurken yada başkaları ile sohbet ederken yine iş düşünüyor musunuz?
  • Yemek yerken çalışır ya da okur musunuz?
  • Paranın hayatınızdaki problemleri çözeceğine inanır mısınız?

Eğer bu sorulara “ evet ” diyorsanız korkmayın, yalnız değilsiniz. Bende yıllarca bu sorulara yüksek sesle EVET dediğim bir hayatı yaşadım.

Doğru çalışmak şart!

Eğer kendinizi işkolik ya da o yolda biri olarak görüyorsanız yapabileceğiniz çok basit şeyler var. Ailenize ve arkadaşlarınıza vakit ayırın, rahatlamak ve dinlenmek için organizasyonlar yapın (masaj, kaplıca vb.), sadece hafta içi çalışın ve hafta sonunu keyifli şeylerle değerlendirin, bulunduğunuz şehirden sadece hafta sonları bile olsa kaçın (ama dizüstü bilgisayarınız ve cep telefonunuz olmadan mümkünse)

Ya da:

  • Hobi edinin. (Yeni bir dil, seramik veya pasta kursu, takı tasarlama ve yapma, koleksiyon vb.)
  • Düzenli uyuyun – Her gün aynı saatte yatıp aynı saate kalkın.
  • Aileniz ile akşam yemeklerini yiyip, düzenli organizasyonlar yapın (piknik, sinema vb.)
  • İş dışında da aktif olun. Düzenli ve sağlıklı yemek yiyip, mutlaka egzersiz yapın (sabahları yarım saat yürüyüş veya hafif koşu, yüzmek vb.)
Paylaşın:

İstenmediğinizi nasıl anlarsınız?

Çalıştığınız şirketin sizi istediğine emin misiniz? Yöneticinizin sizinle çalışmak istediğine emin misiniz? Eğer istenen biriyseniz ona göre muamele görürsünüz, istenmiyorsanız ona göre.

Bu yüzden bıçağın iki yüzü olduğunu belirtmek istiyorum. Bir yönetici, çalışanı kalsın veya gitsin diye KASITLI veya KASITSIZ  bir takım sözler sarf edebilir, tutum takınabilir.

Benim yaşadığım ve aklıma gelen bazılarını yazmaya çalıştım;

  • Çok agresif bitiş tarihi olan işler verirler, haftada 45 değil 60 saat çalışılmasını gerektirir fakat buna rağmen fazla mesai ödenmez.
  • Proje ve işlerde başarı gösterilse bile maddi veya manevi ödüllendirme yapmazlar.
  • Yaptığınız işlere küçümseyici tavırla yaklaşır, her durumda geç kaldığınızı iddia ederek hedeflerinizi tutturamadığınızı iddia ederler.
  • Dinlemez, çok konuşurlar ya da dinliyormuş gibi yaparlar.
  • Sizi övgülere boğabilir, yeni ünvan verebilirler ama karşılığında hiç bir şey vermezler
  • Gerekli olan kaynakları (para, eleman vb.) sağlamazlar, yetki vermezler.
  • Ne iş yaptığınıza değil işe geliş ve gidiş zamanlarınız üzerine odaklanırlar. Yönetime yakın olanlar spor salonunda çıkıp saat 10:00’da işe gelirken, 09:05’te geliyorsanız göze batar.
  • Sizden habersiz çalışanlarınıza farklı görevler verirler.
  • Sizinle ilgili konularda arabuluculuk yapmazlar.
  • Gözlerinizin içine bakarak konuşmazlar.
  • Herkesin önünde sizi kınayabilir, küçük düşürebilirler.
  • Kendi seçtikleri yetersiz elemanları işe alıp beraber başarılı olmanızı beklerler.
  • Aynı hatayı başkası yaptığında ona ceza vermezler.
  • Daha fazla sorumluluk isteyip istemediğinizi veya beklentilerinizi sormazlar.
  • Yaptığınız işin detayını bilmemekle beraber zor durumda kalacağınızı bilmelerine rağmen müşterilere sizin yerinize taahhütte bulunurlar.
  • Kendilerine yakın olanları ödüllendirir, başkalarını eleştirdikleri konularda  toranslı davranırlar.
  • 2. sınıf malzeme ya da kaynaklar ile 1. sınıf iş üretmenizi beklerler.
  • Kişisel gelişiminizi önemsemez,  eğitim ya da seminerlere göndermezler. Çok iyi bildiğinizi ya da daha fazla gelişmenizi istemezler.
  • Etkilenecek olmanıza rağmen politika oluştururken ve stratejik kararlar alırken sizin görüşünüzü almazlar.
  • Düşük zam ya da prim verirler.
  • Sizinle konuşurken başka şeylerle ilgilenirler.
  • Heyecanla iletmek istediğiniz mesajı büyük bir sıkıntı ve isteksizlikle dinlerler.
  • Dağınık masanıza takarlar.
  • Sizin şikayetlerinizi dikkate almazlar çünkü aynı tarafta değilsinizdir.
  • Doğrudan destek verebilecekken sadece e-postayla ya da birilerine yönlendirerek geçiştirmeye çalışırlar.
  • Kurum adına hazırladığınız yapılacaklar listenizden çok onların istek listesine uymanızı beklerler.
  • Hem kişisel gelişiminizi tamamlamanızı hem de verdikleri her işi aynı anda yaparak, işleri zamanında ve bütçesinde bitirmenizi beklerler.
  • Telefonlarınıza çıkmazlar.
  • Ekip kurmanızı istemezler. Ekip olursanız mücadele etmenin zorlaşacağını düşünürler.
  • Toplu olarak yemeğe giderlerken sizi çağırmazlar.
  • Diğerlerine doğum günü hediyesi alırlarken size almazlar, hatta doğum gününüzü hatırlamazlar.
  • Beklediğiniz bir prim, ünvan değişikliğini sebep göstermeksizin askıya alırlar.
  • Kıyafetinize takılırlar.
  • Her arandığınızda bulunmanızı ama sizin herkesi aramamanızı isterler.
  • İhtiyacınız olan bilgilere erişiminizi kısıtlayabilirler. (Herkesin kısıtlanıyorsa şirket politikasıdır, sadece sizinki ise kişiseldir.)
  • İşinizi nasıl yapacağınızı söylerler.
  • Yaptığınız işle ilgilenmezler. Sadece eleştirebilecekleri konuların ve sayıların peşine düşerler.
  • Uzman olduğunuz konularda ukalalık yaparlar, bilgiçlik taslarlar.
  • Özel hayatınızı izlerler ve yorum yaparlar.
  • Arada bir nutuk çekmek için yanlarına çağırırlar.
  • Oturduğunuz, çalıştığınız yeri, ortamı bozar ve değiştirirler.
Paylaşın:

Neden Akıllı Firmalar Aptalca Şeyler Yaparlar?

Şirketler, akıllı olmak zorundadırlar. Firmaları akıllı yapan akıllı insanlardır ve aptalca şeyleri yapanlar da akıllı insanlardır.

Akıllı insanlar genellikle aynı hatayı iki kere yapmazlar ama bu ilk hatalarını ya da aptallıklarını her an yapabilirler.

Ortak Karar

Bazen, bir şey yapılacağı zaman bir çok kişinin ortak kararına ihtiyaç duyulur çünkü sorumluluk paylaşılsın, istenir. Bir problemin çözümüne çok fazla kişiyi karıştırmak daha çok veri, farklı bakış açıları ve çözümler, bu çözümlere ilişkin daha fazla eleştiri anlamına gelir.

Birden fazla tarafı her konuda bir araya getirmek ve ortak bir karar çıkartmak karar almayı zorlaştırabilir. Herhangi bir durumu az sayıda insana kanıtlamak çok insana kanıtlamaktan daha kolaydır. Bu tip durumlarda durumu ortaya koyanlar veya çözüm üretenler, istenmeyen kişi ilan edilebilirler.

Alışkanlıklar

Şirket içinde, belirli konularda, yerleşmiş inançlar, alışkanlıklar var ise karar alma süreci zorlaşır. Alınacak kararlar bu inanç ve alışkanlıklara göre verilirken bir çok kusur görmezden gelinir.

Yerleşmiş inançlar ve alışkanlıklar başarı için belirleyici öneme sahiptirler. Önemli olan yanlış yöne sapılmaması ve başka problemlere yol açmamasıdır.

Patronlar

Patron, şirket için doğru olduğunu “şahsen” düşündüğü ya da sadece sevdiği için bir şeyleri başlatıyorsa tehlikeli çanları çalmaya başlar. Çünkü patronla ters düşmek kariyer riskidir, dediğini yapmak şirket için doğru değilse yapanı aptal durumuna düşürebilir. Kimse bile bile aptallık yapmak istemez.

Patronlarımızın haklarını yemeyelim, onlar akıllıdır. Bir anda bir şey fark ederler, kafalarında mevcut işleri ve öncelikleri gözden geçirirler ve başlattıkları şeyi akıllı bir platforma oturturlar.

Uzmanlar

Akıllı insanlar diğer akıllı insanlara hayranlık duyarlar. Örneğin coğrafya konusunda bilginiz yoksa o konuda bir danışman tutarsınız ve o size (sandığınızın aksine) dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyebilir.

Bazı uzmanlar kendi alanları dışındaki konularda da hazırlıklıdırlar. Örneğin bir pazarlama probleminiz olduğunu söyleseniz size farklılaşın, değişin diye bir öneriyi anında getirebilirim. Bir işe yarar mı, bilmem 🙂

İyi haberler

Şirketler, rakiplerinin, müşterilerinin, devletin, denetçilerin saldırısına maruz kalabilirler. Böyle durumları hasır altı edip, sürekli iyi haberleri duyurmak ve yayınlamak iyi bir tercih değildir. Bazı yöneticilere astları kötü haberleri asla duyurmayarak onunla uğraşmak istemezler. Yönetici “bana problem getirmeyin çözüm getirin” havasında olabilir. Kötü haberlerde, problemlerde iş hayatının birer parçasıdırlar.

Saçmasapanlıklar

Çok çeşitli örnekler verilebilir. Şirket vizyon ve misyonunda insana değer verdiğini yazan firmaların aksine uygulamalarını görebilirsiniz. Şirketin karı düştüğünde bunun sorumlusu olan yönetici ve pazarlamacılar yerine zararda hiç payı olmayan çalışanlar  işten çıkartılabilir.

Bütçeler

Hazırlanan bütçeler yönetim seviyesinde belirli bir yüzdede kesilir. Bütçeyi hazırlayanlar bu kesintiyi tahmin ederek ve şişirerek hazırlamışlardır. Kimin kimi kandırdığı belli olmayan aptalca bir döngü yaşanır. Bazı şirketlerde bütçeler formalite için hazırlanır, ne yıl içinde uyulur ne de bundan kimse rahatsız olur.

Açgözlülük

Şirket, “sırf kazanmak” için oynuyorsa kurallara, kanunlara ve etik kurallara tam anlamıyla uymayacaktır.

Kibir

Açgözlülüğün ikiz kardeşi kibirdir. Eğer bir şirket Tanrı’nın lütfu olduğunu düşünüyorsa orada kibir var, demektir. Bu şirketler kendilerini dünyevi şeylerin (yasalar, kurallar vb.) üstünde görerek davranırlar.

Paylaşın: