Kategori arşivi: Liderlik

Bizans Oyunlarından Uzak Durun

Küçük, büyük fark etmeksizin her kurumda Bizans Oyunları ile karşılaşırsınız. Sizin bu oyunları iyi oynamanız değil şirketinizi iyi anlayıp kariyerinizde doğru yolları seçerek ilerlemeniz önemlidir. 

Bizans oyunlara gelmemeniz ve insanları tuzağa düşürmemeniz gerekir. Bizans oyunlarıyla kariyerinde yükselenler olduğunu görebilir veya düşünebilirsiniz. İtibarınızı kaybetmeden, kariyerinizde ilerleyebilmek için dikkat etmeniz gerekenler şunlardır;

  • Bir iş arkadaşınızın yüzüne karşı söyleyemeceğiniz hiç bir şeyi başkalarına söylemeyin. Birilerini arkasından eleştirmek ya da onun hakkında dedikodu yapmak sizin itibarınızı zedeler.
  • Şirket içi dedikoduları gerçek ve balon olanlar olarak ayırabilmeniz gerekir. Her hangi bir söylentiye istinaden anında harekete geçmeyin. Teyit etmeye, gerçekliğini netleştirmeye çalışın.
  • Tüm iş arkadaşlarınızla çok iyi iletişim kurun. Onlara vakit ayırın ve dinleyin. Şirket içi güçlü birliktelikler ve arkadaşlıklar her zaman iyidir. Onlara destek olun, pozitif yaklaşın.
  • Şirket içi yazılı ve yazılı olmayan kuralları öğrenin ve uygulayın. Her şey prosedürlerde yer almayabilir. Şirketin alışkanlıkları ve beklentileri doğrultusunda davranmanız gerekir. Düzeni bozmakla düzeni değiştirmeyi birbirine karıştırmayın.
  • Birlikte çalıştığınız kişileri anlamaya ve tanımaya çalışın. İşlere yaklaşım tarzları ve tepkilerini gözlemleyin, nasıl iletişim kurmaktan hoşlandıklarını ve beklentilerini öğrenin. Sadece tanıdığınız insanları yönetebileceğinizi unutmayın.
  • Küçük sıkıntı veya problemler istenmedik boyutlara ulaşabilirler. Problemler ya da sıkıntı durumunda işi çözümleyecek sakin duruma gelene kadar bekleyin. Fevri davranmayın, araştırmadan ve durumu iyice anlamadan aksiyona geçmeyin. Duygusal ve mantıksal karar dengenizi sağlamaya çalışın. Herkesin size iyi davranmasını ya da herkesin yakın arkadaşınız olmasını beklemeyin, bir arada çalışmak zorunda olduğunuzu unutmayın.
  • Her şirketin kendine has bir kültürü olduğunu unutmayın. Geçmiş deneyimleriniz size yol göstersin ama bunu çalıştığınız yeri kötülemek için kullanmayın. Her zaman arkadaşça yaklaşın, az ve öz konuşarak işleriniz halletmeye çalışın.

Paylaşın:

Kendini İşe Ada(ya)mayanlar

Her yeni çalışan işe başladığında öncekilere göre işe daha az duyarlı bir yaklaşım, daha az bir sahiplenme yaşanıyor sanki. Her yeni kuşak kendi özelliklerini getiriyor ve öncekilerle özellikle işe yaklaşım ve kendini adama konusunda görüş farklılıkları yaşanıyor.

Kişinin kendini işe adaması karakterine, değerlerine, beklentilerine ve kendisine  sağlayacağı fayda konusundaki görüşlerine bağlıdır. Şirketler, yeni kuşaklara ilişkin kendilerini eğitmek yerine çatışmayı tercih edebiliyorlar. Yeni kuşağın işin nedenine ikna olmak ya da önceliklendirilmiş işlerle uğraşmak istedilerini önemsemiyorlar.

Eğer çalışan güvenini ve umudunu yitirirse, kendini geliştirici bir rekabet ortamı bulamayıp heyecanını kaybederse, problemler başlıyor. Yapıcı geri beslemeler, dikkate alındığını hissettirme, kariyer fırsatlarının sunulması ve iyi bir iletişim bir çok problemi ortadan kaldırabiliyor.

Odağını kaybetmiş ya da heyecanı azalmış çalışanların zamanında fark edilmesi çok önemlidir. Sebepleri üzerine onlarla konuşulmalı, iyileştirme konusunda görüşleri alınmalı ve bu sürece dahil edilmelidirler.

  • Çalışanları mutlaka dinleyin. Fikirlerinin ve sıkıntılarının dinlenmesi, birey ve çalışan olarak fark edilmeleri onlar için çok önemlidir. “Dediğimi yap” yerine “Birlikte karar alalım” çok daha etkili bir yöntemdir. Düşüncelerini sormak ve onlara çözüm konusunda fırsat vermek gerekir. Onların yanında olduğunuzu ve birlikte çok daha iyi işler çıkarabileceğinizi anlamalarını sağlamanız gerekiyor.
  • “Birlikte neler başarabiliriz?” sorusu sorun ve birlikte planlar yapın. Ortaklaşa hedefler belirleyin ve planlamalarını isteyin. Başarmaları için gerekli desteği verin ve önlerindeki engelleri kaldırmaya çalışın.
  • Yaptığı şeyler konusunda özeleştiri isteyin ve birlikte değerlendirin. Eksik ve yetersiz olan taraflarını geliştirebilmeleri içn destek olun, yol gösterin.
  • Maddi olmasa bile başarılarını ve diğerlerinin başarması için verdikleri destekleri ödüllendirin.
  • Kendilerini geliştirmeleri ve yeni fikirler getirmeleri için gerekli zamanı tanıyın, ortam yaratın.
  • Diğerleri ile iletişimlerini geliştirmeleri için destekleyin.
  • Şirket politikalarınızı gözden geçirin ve güncelleyin.
  • Şirket kültürünün gelişim ve ilerleme için herkesin katkı sağlayacağı ortak bir anlayışta olmasına özen gösterin. Önce kendiniz değişin.
  • Sorumluluk, yetki ve destek ile katılımı artırın.
  • Çalışanlarınızla empati kurun, ilgi alanları, takıldıkları yerler, dinledikleri müzik vb. onları anlamaya çalışın.
  • Kimseyi korkutmayın, değerlerine saygı gösterin.
  • Eğer çalışanlarınıza onlardan neler öğrenebileceğiniz konusunda isteğinizi gösterebilirseniz potansiyellerine şaşıracaksınız.
  • Çalışanlara aynı gemide olduğunuzu ve filikaların sizler için olmadığını hissettirin.
Paylaşın:

Patronu Yönetmek

İşimizi iyi yapıyor olmanız kariyer resmimizin sadece yarısıdır. Yükselmeler, terfiler ve diğer prim vb. ödüller bizim patronumuzu nasıl yönettiğimize bağlıdır.

Yöneticimiz ne yaptığımızdan haberdar olmalı, sorduğu her soruya bizden doğru yanıt alabilmelidir. Her patronun gizli korkusu kandırılmak veya önemsediği konularda geç haberdar olmaktır.  Patron her ne kadar çok işin içine girmiyor olsa bile rasgele sorular sorabilir, çalışanlarla ve işleri ile ilgileniyormuş gibi yapabilirler. Bu ayaküstü ve zamansız sözlü sınavlar patronunuzun gözünde güvenilirliğimizi belirler. Bu yüzden kendi işimizle ilgili her türlü soruya her an hazırlıklı olmak zorundayız.

Anlaşılmaktan önce anlamaya odaklanmamız gerekiyor. Bu yüzden patronun beklentilerini anlamaya çalışmalıyız;

  • Güvenilirlik – Bize güvenilmesini istiyorsak verilen işleri en iyi şekilde yapmalı, yaptığımızı anlatabilmeliyiz.
  • Profesyonellik – Kendi işimize konsantre olmalı, ciddi ve profesyonel yaklaşmalıyız.
  • Dürüstlük – Her ne kadar patronun dediği son nokta olsa bile kendi işimizde dürüst olmalıyız.
  • Özen göstermek – Patronlar önem verdikleri konularda özenli olunmasını, hassasiyet gösterilmesini isterler.
  • Bilgi – Patronlar kendi konusunda bilgiye ve deneyime değer verenleri severler. Her konuda iyi olmamızı beklemezler ama çalıştığımız konuda gayretimizi görmek isterler.

Patronlar unutkan olurlar.  Yaptığımız işin ve rolümüzün önemini, firmaya katkısını bir cümle ile ifade edebilmemiz gerekir. Ör. Ekibimle birlikte tüm araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile yurtdışı ilişkileri yürütüyoruz” gibi.

Yaptığımız işlerin önemi ve önceliği kişisel değerlendirmelerimizle değil patronun öncelikleriyle hizalı olmalıdır. Bize göre önceliği olan ama patronumuza göre önceliği olmayan işlerle vakit kaybetmemeliyiz.

Yağcılık ve yalancılık yapmadan kendimizi gösterebiliyor olmamız gerekiyor. Yapmacık davranışlar herkes tarafından kolaca anlaşılacağı gibi hiç bir işe yaramazlar. Söylediğimiz her sözden sorumluyuz ve mutlaka “değer katıcı” sözler sarf etmemiz gerekiyor. Boş laflar, laf salatası, gevezelik iyi değil kötü intiba bırakır.

Patronun şirket içinde dikkate aldığı, fikirlerine önem verdiği kendisine yakın insanlar vardır. Kendimizi onlara göstermeniz ya da anlatmamız, dolaylı olsada patrona ulaşmamızı sağlayabilir. Aynı kişilerin iyi ya da kötü her anlamda patronu etkileyebileceklerini unutmamalıyız.

Ayrıca kendimizi diğer departmanlara anlatmamızda fayda var.

Patronumuzun geçmişini öğrenir, hangi aşamalardan geçerek bulunduğu noktaya geldiğini öğrenirsek onun beklentilerini tahmin edebiliriz. İnsanlar kendi deneyimleri ve geçmişlerini esas alarak beklentilerini biçimlendirirler.

Popüler yöntemlerden birisi patronla beraber sosyalleşmektir. Patronun üye olduğu spor salonuna üye olmak ve onunla iş dışı ortamda samimi sohbetlere girmek, onunla aynı statüyü ya da kaliteyi yaşamak, yaşıyor gibi yapmak. Biraz maliyetli olan bu yöntem maalesef prim yapabilmektedir.

Paylaşın:

Saygınlık Üzerine Önermeler

Küçüklüğümüzden beri büyüklerimize, komşularımıza, öğretmenlerimize vb. saygı duyma konusunda eğitildik ama tam öğrenemedik. Çünkü bize saygın olmak için ne yapmamız gerektiği öğretilmedi veya bizim keşfetmemiz beklendi.

Hayat bana parmak şıklatmayla saygı elde edilemediği tatlı ve acı yollardan öğretti. Saygın veya saygıdeğer olmak için gayret etmek gerekiyor. Saygınlığı elde etmek zor iken bir anda kaybedebiliyorsunuz.

Aşağıdaki soruları kendime sormaya çalıştım;

  • Ben yokken çalışanlarım daha huzurlu ve mutlu çalışıp daha iyi iş çıkarıyorlar mı?
  • Çalışanlarım benim yerime başkasıyla çalışmayı tercih ederler mi?
  • Ben söylemeden işlerini yapıyorlar mı?
  • Benim hakkımızda bir şey sorulduğunda güzel şeyler söylüyorlar mı?
  • Bana yöneticileri mi yoksa insan olduğum için mi saygı duyuyorlar?

Bu soruların çoğuna “evet” diyebiliyorum çünkü yapabildiğim kadarı ile aşağıdakileri yapmaya çalıştım;

  1. Ettiğini buluyor insan. En alttan en üste saygılı olmaya çalışmamız lazım.
  2. Çalışanların önce insan olduğunu unutmamamız gerekiyor.
  3. Çalışanlarımızı tanımaya çalışmalıyız.
  4. Çalışanlarımızı potansiyellerini ortaya çıkarmaya çalışmalıyız.
  5. Ast veya üst fark etmeksizin motive etmeye çalışmalı, b irini motive etmenin diğerlerini motive etmeye yetmediğini anlamamız lazım.
  6. Adaletli olmalıyız.
  7. Çalışanların işlerini daha iyi yapabilmeleri için desteklemeliyiz.
  8. Doğru işe doğru kişiye vermeliyiz.
  9. Sorumluluk veriyorsak yetki de vermeli ama kontrol etmeyi ihmal etmemeliyiz.
  10. Çalışanlarımıza güvenmeli ve güvendiğimizi göstermeliyiz.
  11. Hak ettikleri ücreti almaları için uğraşmalıyız.
  12. Yüksek performans gösterenleri ödüllendirmeliyiz.
  13. Herkesin içinde tebrik etmeli, yalnızken eleştirmeliyiz.
  14. Hatalarını açık yüreklilikle dinlemeli ama tekrar etmemesi, kalıcı çözümler üretmeleri için cesaretlendirmeliyiz.
  15. Kişiliklerine ve değerlerine saygı göstermeli, ayrımcılık yapmamalıyız.
  16. Çalışanlarımızla empati kurmalı ama bizimle empati kurmaya cesaretlendirmeliyiz.
  17. Çalışanlarımıza bir bütünün parçaları olduğumuzu sık sık hatırlatmalı ve önemli olduklarını hissettirmeliyiz.
  18. İş dışında da konuşacak ve paylaşacak bir şeyler bulmalıyız.
  19. Yapıcı eleştiriler yapmalıyız.
  20. Bizden beklentilerini dinlemeli, önemsediğimizi göstermeli ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıyız.
  21. Bazen alışkanlıklarımız ayağımıza takılabilir ama at gözlüğümüzü çıkarıp, esnek olmaya çalışmalıyız.
  22. Yağcılığı kabul etmemeli, dürüstlükleri ödüllendirmeliyiz.
  23. Her fırsatta fikirlerini sormalı, dinlemeli, karşı olsak bile daha iyi bir hale nasıl getirilebileceğinin peşine düşmemiz lazım.
  24. İnandıkları konularda desteklemeli, şans tanımalı, alan yaratmaya çalışmalıyız.
  25. Ne kendi kusurlarımızı ne de geçmişte yaşanan sıkıntıları saklamamalıyız.
  26. İlgilenmeliyiz.
  27. Şikayet ve mazeret üretmek yerine ellerinden geleni yapmaları konusunda cesaretlendirmeliyiz.
  28. Yapılan işi olumsuz etkilemediği sürece herkesin kendine has iş yapma tarzına ses çıkarmamamlıyız.
  29. Ne iyi ne de kötü haberleri saklamamalı, yüz yüze vermeliyiz.
  30. Hiç bir çalışanımıza diğerlerinden farklı davranmamalıyız.
  31. Keyfi taleplerde bulunmamamlıyız.
  32. Haberdar edilmesi gereken herkesi zamanında haberdar etmeliyiz.
  33. Samimi yaklaşmalı ama asla laubali olmamalıyız.
  34. Her ortamda “Biz” demeye çalışmalıyız.
  35. İstisnalar dışında yeterlilik ve kapasitelerini aşırı yüklememeye çalışmalıyız.
  36. İstisnalar dışında kişisel zamanlarına (tatil ve mesai sonrası) saygısızlık etmemeye, iş vermemeye çalışmalıyız.
  37. İşi işte bırakmaya hem kendimizi hem de çalışanlarımızı cesaretlendirmeliyiz.
  38. Son dakika iş vermekten kaçınmalıyız.
  39. Çalıştığımız ortamlara uygun temiz, düzgün ve şık giymeliyiz.
  40. Kendi konularımızda iyi olmak için okumayı ve öğrenmeyi hiç bırakmamalıyız.
  41. Zamanımızı yönetebilmeyi öğrenmeliyiz.
  42. Etik olmanın bir erdem olduğunu ve her türlü ticari işlemde etik olunması gerekliliğini benimsemeliyiz. İmam-cemaat ilişkisini aklımızdan çıkarmamamız lazım.
  43. Reaktif değil proaktif olmaya çalıştım.
  44. Hatalarımı kabullendim ve gerektiğinde açık yüreklilikle paylaşmaya çalıştım.
  45. Kabalaşmamak ve karşımdakileri kırmamak için elimden geleni yaptım.
  46. Kibrimi kontrol etmeye ve kimseyi aşağılamamaya çalıştım.
  47. “Çalışırmış” gibi yapmadım.
  48. Ağırbaşlı ve alçakgönüllü olmalıyız.
  49. Olumsuz davranışlara ve şiddete şirket içinde izin vermemeliyiz.
  50. Söylediğimiz şeyleri yapmalıyız “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” sözü burada şirketlerde geçerli değildir.
  51. Herkesten bir şeyler öğrenmeye çalışmalıyız.
  52. Başaramadığımızda tekrar tekrar denemeliyiz.
  53. Kafamızın dikine gitmemeli, farklı görüş ve önerileri dikkate almalıyız.
  54. Erişilebilir olmalı, açık kapı politikası uygulamalıyız.
  55. Affetmeyi ve unutmayı öğrenmeliyiz. Çalışanlarımıza asla ve asla kin tutmamalıyız.
  56. Herkesin yararına kararlar almaya çalışmalıyız
  57. İşleri izlediğimizi göstermeli ve çalışanlarımıza her zaman yanlarında olduğumuzu hissettirmeliyiz.
Paylaşın:

Yöneticilerin kulağına küpe…

Küçük öneriler;

1. Çalıştığımız yerde “Ben” olmaktan çıkıp “Biz” olmayı öğrenmeliyiz. Kazanırsa antrenör kaybederse takım diye bir şey yok. Şimdi başarmak için bir bütün, bir yumruk olmalıyız.

2. Kızgınlık, öfke, kıskançlık gibi duygularımızı kontrol etmeli, yönetebilmeliyiz. İşe geldiğimizde onları kapının dışında bırakmalıyız. Makul ve mantıklı olduğumuz sürece başarıya doğru gidebileceğiz. Biz ne kadar profesyonel davranabilirseniz takımımız o kadar profesyonel davranır.

3. Özellikle Wall Street borsacılarının kullandığı bir deyiş vardır: “I have always open positions” Yani “her zaman açık pozisyonum mevcuttur” derler. Kendimizi ve ekibimizi geliştirmek için her zaman vakit bulabiliriz. Yoğunluk mazeretinin arkasına saklanmayalım. Ne kadar iyi olduğumuz, ne kadar çok şey bildiğimiz önemli değildir. Kendimiz ve ekibimiz için her zaman öğrenilecek bir şeyler vardır.

4. Eski radyolarda kanal ayarlamak için yuvarlak bir düğme olurdu. Biraz sağa biraz sola çevirince kanalı yakalardık. Buna ingilizcede “fine-tunning” deniyor yani ince ayar yapmak. İkna ve görüşme güçlerimizi iyi ayarlamamız gerekiyor. Türkiye’de “astını üstüne karşı savunmak, üstünü astına karşı savunmak” diye bir tabir vardır. Arayı bulmak, krizlerden çıkabilmek ve sonuca doğru gidebilmek için ince ayar yapmammız şarttır.

5. Bazen birileri bizim olduğunuz suya atlarlar ve su bulanır. Bu tip kontrolden çıkan durumlarda sakin kalmayı, suyun durulmasını beklemeyi bilmemiz gerekir. Çamurlu suda debelenenin her tarafı çamur olur, bekleyip çıkan sadece ıslanır.

6. Nerede gaza basıp nerede fren yapacağımızı iyi kestirmemiz lazım. Bu biraz tecrübeye baksa da az çok tahmin edebilirsiniz. Hiç bir arabanın ani frenle olduğu yerde durmayacağını unutmayalım. Bazen agresif olup kazanabilir bazen de kedi-fare oyunu ile maçı alabiliriz.

7. Belirli seviyede stres iyidir, dinç tutar. Ama fazlası depresyona yol açabilir. Kendimizin ve ekibimizin stresini azaltacak aktiviteleri denemeliyiz.

8. Astlarımıza imalarda bulunmamalı, nezaket dışı kaba konuşmalar yapmamalıyız. Artık devir değişti, bizim de değişmemiz lazım. Basit ve net olarak ne düşündüğümüzü, ne istediğimizi ifade edebilmemiz lazım.

9. Dostlarımız kadar düşmanlarımız olacak. Bu yüzden arabamızın aynalarını kullanır gibi her tarafı görmeye çalışmalıyız. Sorumluluklarımızın ya da başarılarılarımızın başkalarında kıskançlık ve kızgınlık yaratabileceğini unutmayalım.

Paylaşın:

Liderin Yükü Ağır Olur

 

LeaderEğer liderseniz yükünüz ağır demektir. Personel gelişiminden organizasyonel hedeflere kadar zaman zaman birbiri ile çatışan bir çok konuya hakim olmanız gerekir. Bazen bu yük taşıyabileceğinizden daha ağır olabilir.

Aslında taşımaya çalıştığımız ağır yükler her gün uymak zorunda olduğumuz kurallardır: “mutlaka yapmam lazımlar” ile “asla yapmamalıyımlar”. Benim ilk öğrendiğim şey bu kuralların “hayatı devam ettirici” tarafıydı ancak çoğu zaman ya beni kısıtlıyordu ya da daha fazla problem yaşamama yol açıyordu.

Örneğin: “Bir yönetici mesaiye çalışanlarından önce gelir ve sonra çıkar.” İşte bu her zaman mümkün olmayan ütopik bir önermedir. Bir gün gerçekten gecikebileceğiniz ya da erken çıkmanızı gerektirecek bir durumun ortaya çıkması çok doğaldır.

Eğer bir liderin her zaman doğruyu yapacağını düşünüyorsanız bu gerçekçi olmayacaktır.

Yukarıdaki örneğimiz “Ben her zaman X’i yapmalıyım” şeklinde idi. Bunun bir de diğer formları var: “Ben asla X’i yapmamalıyım”, “X’i yapsam iyi olur”, “her zaman X’i yapmalıyım” vb. Burada önemli olan herhangi bir şekilde X’i yapamadığınız anda liderliğinizin gideceğini düşünmenizdir. Halbuki hayat hiç öyle değildir, koşullar her zaman değişebilir. Hatta bazen bu koşullar “yapılması” gerekeni yapmamak için çok güzel sebepler yaratırlar.

Bu kurallara uyamayacağınızı hissettiğinizde küçük bir test yapın: “Yapmam şart” dediğiniz şeyi “yapsam iyi olur” şekline dönüştürün. Eğer dönüştürebiliyorsanız problem yok ama dönüştüremiyorsanız bu gerçekten sıkıntıyı işaret ediyor demektir. Şimdi örneğimiz üzerinde deneyelim : “Etkin lider mesaiye çalışanlarından önce gelebilir, daha geç çıkabilir.”

Bu tip kurallarımız yüzünden bazen kendimizi suçlu hissederiz. Peki ne yapacağız?

Kuralı Dönüştürmemiz Lazım…

Kural dönüştürme iki adımda yapılır. Öncelikle şartı yumuşatacağız sonra koşullar ekleyeceğiz. Yani: “her zaman olmak zorunda” yerine “bazen olabilir” diyeceğiz.

Şimdi kurallarınızı gözden geçirin. Her gün uymak zorunda olduğunuz ve dönüştürebileceklerinizi ele alın.

 
Paylaşın:

Liderler Sadece Rakiplerini Geride Bırakmazlar

6 Mayıs 1954 Perşembe günü sabahı, Londra’da tıp öğrencisi olan 25 yaşındaki Roger Bannister, St. Mary’s Hastanesi’nde her zamanki vardiyasını bitirip öğleden sonra trenle Oxford’a gitti. Bazı eski arkadaşlarıyla öğle yemeği yedikten sonra takım arkadaşlarıyla (Christopher Chataway ve Chris Brasher) buluştu. Amatör bir yıldız ekibinin üyesi olarak Oxford Üniversitesi’ne karşı koşmaya hazırlanıyorlardı.

1.200 kişi Iffley Road pistinde yarışları izlemeye gelmişti. Hava rekor kıracak biri için soğuk, pist ıslaktı. Bannister, dört dakikadan kısa bir sürede bir mil koştu (3: 59:04)

Bannister’ın başarısı tüm dünyadaki gazetelerde ana sayfalarda yerini buldu. New York Times, “şimdiye kadar ulaşılamayan hedeflerden birine” ulaşıldığını açıkladı.  Bannister’ın adı, Babe Ruth, Bobby Jones ve Jesse Owens gibi, başarılı atletler ile eş anlamlı hale geldi.

Daha sonra, şaşırtıcı bir şekilde Bannister, atletik kariyerinin zirvesinde, aynı yıl koşmayı bıraktı.

Aralık ayında İngiliz Spor Yazarları Derneği’ne yaptığı konuşmada “Şimdi hastane randevusu alıyorum” dedi. “Uluslararası atletizmden vazgeçmeliyim. Birinci sınıf bir performans ortaya koymak için yeterli zamanım olmayacak. Ülkemi temsil ederken ikinci sınıf bir performans göstermek doğru olmaz.”

Bannister 1975’te Oxford’da öldüğünde 88 yaşındaydı.

Atletizm 1800’lerin sonundan itibaren ciddiye alınan bir spordu. Ancak 1 milin 4 dakikanın altında koşulması fiziksel bir engel kadar psikolojik bir engel haline gelmişti. Ve fethedilemez bir dağ gibi, yaklaştıkça daha da göz korkutucu görünüyordu. ”

Bannister’ın bu psikolojik engeli yıkmasından 1 ay sonra Avustralyalı bir koşucu olan John Landy, 3 dakika 58 saniye ile rekoru geçti. Sadece bir yıl sonra, üç koşucu tek bir yarışta dört dakikanın altında kaldılar.

Koşucular, dört dakikalık mesafeyi geçemeyeceklerini söyleyen bir zihniyet tarafından engellenmişlerdi. Bu sınır aşıldığında, diğerleri daha önce imkansız olduğunu düşündükleri bir şeyi yapabileceklerini gördüler.

Zihinsel modeller, kuruluşların ve liderlerinin sadece herkesin yapabileceği en iyi şeyi yapmaya değil, aynı zamanda mümkün olanı gösterirler. Büyük liderler sadece rakiplerini geride bırakmazlar, herkese farklı bir bakış açısı katarlar. Mümkün olanın sadece varsayımlarımızla sınırlı olmadığını gösterirler.

2009 yılında aynı konuda yazdığım yazı için : Kendinize engel olmayın

 

 

 

Paylaşın:

Liderlik Manifestosu

Liderim diyenler için bir kontrol listesi;

  • Benden ve ekibimden ne beklendiğini biliyorum.
  • Hedeflerimi ekibimle paylaşırım ve gerçekleştirmeleri için cesaretlendiririm.
  • Zamanında, doğru kararlar veririm.
  • En önem konulara odaklanır, önceliklendiririm.
  • Problemlerin sorumluluğunu alırım ve çözüme odaklanırım.
  • Hatalarımı kabullenir, ders çıkartırım.
  • Duygularımın farkındayım ve doğru yönlendirebilirim.
  • İş arkadaşlarımı hesap verebilir kılarım.
  • Statükoyu sorgular, yeni bakış açıları ararım.
  • Yeni iş yapma yöntemlerini araştırır, önerir ve uygularım.
  • Kişisel gelişimime, dönüşümüme ve değişimime önem veririm.
  • Riskleri hesaba katar, diğerlerini de yapmaları için teşvik ederim.
  • Söylediğimi yaparım.
  • Düşündüğümü ve hissettiğimi söylerim.
  • Çatışmaları doğru bir şekilde çözümlerim.
  • Diğerlerinin gelişimini önemserim.
  • Kişisel ve departmansal ilgileri şirketin önüne geçirmem.
  • Diğerlerinin zamanına ve fikirlerine saygı duyarım.
  • İş yapmanın önündeki engelleri kaldırırım.
  • Çalıştığım şirket ile gurur duyarım.
  • Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışır, diğerlerinin de aynısını yapmasını sağlamaya çalışırım.
  • Gerektiğinde eke for ve süre harcamaktan çekinmem.
  • İş ve özel hayatım arasındaki dengeyi korurum.
Paylaşın:

Atatürk’ten Liderlik Dersleri

ataturkTarihçi, gazeteci, yazar Austin Bay, Atatürk’ten liderlik dersleri adındaki kitabıyla ilgili verdiği bir röportajda Atatürk’ü 20. yüzyılın en başarılı devrimci lideri olarak tanımlar. Ne Vladimir Lenin, ne Mao Tse-tung, ne Ho Chi Minh, ne de Gandhi… kazanılması imkansız bir savaşı Kurtuluş Savaşı’na çevirerek tüm dünyaya, hem de saltanatı ve hilafeti kaldırarak ve milli egemenliği ilan ederek padişah yandaşlarına ve mandacılara olağanüstü devrimini kanıtlar. İçte ve dışta verdiği zorlu mücadelenin sonucu modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kurar. Ardından, Cumhuriyetin ilk yıllarından yaşamının son günlerine kadar olan süreye sığdırdığı devrimler, Halil İnalcık’ın Osmanlı ve Modern Türkiye kitabında yazdığı gibi, “Atatürk’ün yalnız büyük bir askerî stratejist değil, aynı zamanda usta bir siyaset stratejisti” olduğunun kanıtıdır.

Atatürk’ten alınacak pek çok sayıda liderlik dersi mevcuttur. Gelin bundan 94 yıl önce bugüne gidelim ve 30 Ağustos 1922 günü kazandığımız Büyük Taarruz’u, öncesi ve sonrasında meydana gelen gelişmelerle, Atatürk’ün aldığı tarihi kararları ve tüm bunlardan çıkarılacak liderlik derslerini inceleyelim. Kurtuluş Savaşı’nın başarısı, Atatürk’ün hep usta bir satranç oyuncusu misali gelecek hamleleri hesaplayan ilerigörüşlü liderliği ve Türk ordusuna ve milletine olan güveni ve inancının doğrudan sonucudur.
Ekibinizin katkısını unutmayın

► Başarı Türk ordusunundur = Başarı takım çalışması ürünüdür ,

Mustafa Kemal Paşa, Trablusgarp’ta, İtalyanları, Çanakkale’de İngilizleri, Muş ve Bitlis’te Rusları, Suriye-Filistin’de İngilizleri, Sakarya ve Dumlupınar’da da İngilizlerin desteklediği Yunan ordusuyla savaşmış ve ordusu tüm bu cephelerde emperyalist güçlere karşı büyük zaferler kazanmıştır. Başkomutan Mustafa Kemal tüm bu askeri başarılarını ordusuna ve milletine mal eder. Kurumsal bir lider gibi, o stratejisini belirlemiş, uygulamayı ordusundaki komutanlarına, subaylarına, erlerine bırakmıştır. Sorumluluğu da, başarıyı da takımıyla paylaşmıştır.

► Zor zamanlarda motivasyon kaynağı olun

Anadolu’ya ilk çıktığında, Mustafa Kemal Paşa savaşlardan bezmiş, çocuklarını kaybetmiş, işgal altında en büyük zorluklara, kötülüklere boyun eğmek zorunda kalmış Türk halkına sorar. “Bir kez daha, son bir defa savaşmaya var mısınız” der. Ekmek bulmaktan yoksun halk “Evet” der, “Son bir kez savaşacağız, topraklarımızı geri almak için, esarete son vermek için, milletin kendi kaderini kendisinin tayin etmesi için… Özgürlük ve egemenlik için…” Zor zamanlar geçiren bir kurumun liderinin yapması gereken de budur. Durumu takımına anlatmak, her seviyeden çalışanı dahil ederek durumu anlatmak ve inanarak “dişinizi bir ay daha sıkın, her şey düzelecek” demeyi bilmek.

► Demokratik bir lider olun

Belki birçokları özellikle de yabancı sosyal bilimciler Atatürk’ün diktatör olup olmadığı üzerine tartışırlar. Ancak tam tersine Başkomutan Mustafa Kemal savaş ortamında dahi demokrasi arayışında olmuş bir liderdir. Anadolu’ya çıkar çıkmaz kongreler ve mitingler düzenlemiş, halkla buluşmuş, farklı bölgelerdeki sıkıntıları, yoklukları, fakirliği, hastalığı dinlemiş, Erzurum’da, Sivas’ta, Tekirdağ’da, Kars’ta halkın emperyalizme karşı dayanışmasına bizzat şahit olmuştur. 23 Nisan 1920’de Anadolu’nun ortasında bir kasaba olan Ankara’da Meclis’i kurmuştur. Meclis’te ilk seçim hayranlık uyandıracak bir demokrasi örneğidir. Anadolu’nun dört bir yanından seçilmiş adaylar Meclis’e gönderilmiş ve doğrudan seçim yapılmıştır.

Kurumunuzun yapısı ne kadar demokratik, ne kadar yatay olursa, o kadar farklı fikre açık olursunuz. Çalışanlarınız kendini o kadar size yakın hisseder, kuruma gönülden bağlılık duyar. Sorunların tartışılabildiği, her seviyeden çözüm önerilerinin dinlendiği ve teşvik edildiği bir ortam yaratın.

► İlham verin

Emperyalist güçlerin kontrolünde olan tüm ülkelerin liderleri Kurtuluş Savaşı’na kilitlenmiş, Mustafa Kemal’in ordusunun başarılarını yakından izlemiştir. Türklerin başarısı, Hintlilerin, Çinlilerin, Pakistanlıların, Afrikalıların umudu ve ilham kaynağı olmuştur. Gandi önderliğindeki İngiliz sömürgesi Hintliler, 1922 yılında “Non cooperation” hareketini başlatmış ve İngiltere’ye katılıp Anadolu’daki Yunan ordusuna destek olmayı red etmişlerdir. Aynı tarihlerde, verdiği kapitülasyonlarla Batı’nın bir sömürgesi haline gelmiş Çin, Türkiye Cumhuriyet’inin kurulmasından güç alarak, Batı’ya başkaldırmayı başarmıştır. Afganistan’da Amanuallah Han ve Iran’da Şah Rıza Pehlevi Mustafa Kemal’i örnek almışlardır.

Siyasi, sosyal, bilimsel veya iş dünyasında liderler bulundukları coğrafyanın ilerisine giderler, belli bir alanda bölgesel veya global uzmanlar haline gelirler. Walt Disney, Bill Gates, Steve Jobs, Estee Lauder ve her gün kullandığımız ürün ve hizmetleri hayata geçiren birçok iş lideri global liderler haline gelmiştir. Onları tanımasak da, ürün ve hizmetleri günümüzü kolaylaştırır, bazılarını başarılı işletme guruları olarak etüd eder, onların uygulamalarından kendi şirketimize adapte edebileceğimiz tüyolar alırız. Kısacası, liderlik evrenseldir.

Büyük başarılar için risk alın ve kararlılık gösterin

Kurtuluş Savaşı’na ya hep ye hiç deyip çıkmıştır Mustafa Kemal Paşa. Aynı kararlılığı yakın çevresine, orduya ve enerjilerinin ve sabırlarının son raddesine gelmiş Türk halkına da aşılamayı başarmıştır. Mustafa Kemal Paşa ne istediğini bilir. Hedefi büyüktür. Özgürlük, egemenlik, demokrasi ister. Türk milletinin daha iyi şartlarda yaşamayı hak ettiğine inanır. İnancını ordusuna milletine en samimi şekilde gösterir. Sevgi, saygı, güven ve inanç karşılıklıdır. Erlerden komutanlara herkes aynı hedefe kilitlenir. İş hayatında da büyük başarılar elde etmek için risk almak, fedakarlıklarda bulunmak ve alınan kararların arkasında kararlı bir şekilde durmak gerekir. Lider inandığı hedefe doğru yürüdüğünde takımını da arkasına alır, yaptığı işin doğruluğuna ve başarılı olacağına duyduğu inancı takımı da hisseder.

Kaynak: http://www.dunya.com/

Paylaşın:

Karınca Kolonilerine Öykünmek

karica-isbirligiTemel çelişkimiz hem başarmak istememiz hem de bildiğimiz doğruları uygulamamamız. Bu konuda karınca kolonilerini örnek alan bir yaklaşımdan söz etmek istiyorum;

Şirkette üst yönetim, hedefleri merkeze koymalı, kendini merkezden çıkarmalıdır. Karınca kolonilerinde genel müdür yoktur. Tüm koloni tek bir vücut gibi çalışır. Herkes kendi rolünü oynarken ortak paydada birleşirler. Hedefleri basittir yiyecek bul ve düşmanlarla savaş. Hedefler şirketlerde de basitleştirilebilir yeter ki “Az olan iyidir” anlaşılsın.

Bir karınca bir yiyecek (fırsat) bulduğunda bunu diğerlerine anında iletir ve herkes oraya yönelir. Şirket içi ve çalışanlar arası iletişim kanallarının açık olması fırsatların ve tehditlerin anında görülebilmesini sağlar.

Karıncalar farklı yönlere yeni fırsatlar bulmak için giderler. Şirketler çalışanlarına inovasyon, yeni fikir ve ürünler için fırsatlar tanıyabilirler. Yeni fikir ve ürünlerin test edilebilmesine alan ve zaman tanıyabilir, bütçe ayırabilirler.

Karıncalar önlerindeki dönem için çalışırlar ve yaptıklarını güvene alırlar. Şirketler günü veya geleceği kurtarmak için inovasyona ve elde ettikleri değerleri korumaya yeterli kaynak ve zamanı ayırabilirler.

Paylaşın: