Etiket arşivi: kelam

Sizden çok iyi bir şarj chazı olabilir

employee-motivationEskiden çalıştığım bir şirkette çok yoğun bir hafta yaşamıştık. Şirket kuralları gereği her gün saat sabah 10:00 ve öğleden sonra saat 14:00’te Türk kahvesi servisi olur aralarda çay gelirdi. Çaycımız Ali ile her gün bu çay ve kahve seferi esnasında selamlaşır, hal hatır sorardık. Bir gün Ali’nin kahveyi masama “kafama vurur” gibi bırakıp gitmesi üzerine yanımda çalışan arkadaşıma “Ne oluyor?” diye sordum. O da “Farkında değil misin? Neredeyse bir haftadır yoğun çalışmaktan iki laf etmedin, oda sana küstü muhtemelen” dedi. Hemen gidip Ali’nin gönlünü aldım ama bu bana iyi bir ders oldu.

Ali’nin duymak istediği tek şey “Merhaba” ya  da “Nasılsın?” kelimesi idi. İhtiyacı olan, onu motive eden buydu. Biz onunla böyle bir samimet kurduğumuzda o her kahveyi bıraktığında diğerini bırakmaya istek ve sevgi ile gidiyordu. Çünkü her merhaba yada nasılsın sözü yaptığı işin takdiri, onun orada olduğunun kabulü idi.

İnsan insana, insan gibi kurulan iletişimin ne kadar önemli olduğunu anlamıştım. Karşınızdakinin gözlerinin içine bakarak ve tüm samimiyetinizle nasıl olduğunu sormak o kadar güçlü bir motivasyon aracıydı ki şaşırmıştım. Aslında beni şaşırtan ya da sevindiren şey küçücük bir şeyle nasıl pozitif bir etki yaratabildiğim idi. Birisi için daha olumlu bir fark yaratabilmek, işte önemli olan buydu ve bunu yapmak için gereken tek şey sadece bir kelime idi.

Hayatım boyunca iki şey ile motive oldum. Öncelikle başarılı olmayı kendime motivasyon aracı olarak kullandım. Bir şeyleri başarıyor olmak bana her zaman yetti. Öte taraftan ise başkalarında yaratabildiğim pozitif etki ile motive oldum ve hala oluyorum. Beni görünce gülümseyen insanları görmek çok güzel.

Babamın söylediği “Her zaman iyi ol oğlum” sözünü daha iyi anlıyorum şimdi. Ne istediğime değil ne verebileceğime odaklanıyorum. Burada yazı yazmamın sebeplerinden en önemlisi bu zaten. Biliyorum ki burada yazacağım birkaç kelime ile insanlar motive olabilir, gülümseyebilir ve belkide onları üzen bir konuda tekrar denemeye karar verebilirler. Buradan başlayan pozitif dalga berberinde yine pozitif etki yaratır.

Sizden çok iyi bir şarj cihazı olabileceğini bilin. Sadece iki dudağınızın arasından çıkacak birkaç kelime ile karşınızdakini enerji ile doldurabilirsiniz.

Ya çevrenizin enerjisini tüketirsiniz ve karanlık olur yada enerjinizle herkesi doldurur etrafı aydınlatırsınız. Hayat sizin, seçim sizin…

Paylaşın:

Söz uçar mı? Yazı kalır mı?

EXO“Söz uçar, yazı kalır” dediğimizde herkesin anladığı, sözün yok olan, kaybolan, buharlaşan, bir özelliğe sahip olduğu, buna karşın yazının kalıcı ve ebedi bir karakter taşıdığı yönündedir. Bu bir yanılgı mı?

Latincesi “mane scripte verbe volant”. Şimdilerde bu söz, ‘söz’ün ‘kıymetsizliği’ne ‘yazı’nınsa ‘kıymetliliği’ne vurgu yapıyor. Söz, gerçekten kıymetsiz bir şey mi? Sadece uçar da gidip bir yere konmaz mı? Konduğunda bir şeyler yapmaz mı?

Tuğrul İnançer ile Kenan Gürsoy, Gönül Gözü adını verdikleri kitaplarında şöyle diyorlar;

Az çok sosyal bilim okumuşlar bilir ki, her medeniyetin bir grameri vardır. Braudel’in Uygarlıkların Grameri kitabı bu hakikatin altını çizer. Eski Yunan’da felsefe, Roma’da hukuk, Doğu’dan ve Batı’dan ayrı bir yerde duran bizde ise daha çok ‘söz’ vardır. Şifahi kültür denen şey ne ise o… Sözün pişirdiği sohbetlere yaslanan bir irfan kültürümüzden bahsedilebilir. Öyledir, zira dünyayı bir misafirhane bilen insanların ‘burada’ kalıcı olmak gibi bir dertleri olmaz. Kısa süreliğine yaşadıkları dünyada yıkılmaz evler yapmazlar; çünkü zamana hâkim olmak, zamana rağmen ‘kalmak’ gibi bir amaçları yoktur. Sadece kendilerine verilmiş ‘an’ı/ömrü yaşarlar, bunun için de ‘an’la uyumlu yaşamayı, geçen zamanla birlikte uçup gitmeyi yeğlerler. Söz, bu durumu karşılar. Evet, söz uçar, hareket halinde olur. Uçar, ama gider kalplerde konuklanır, kalplerde bir hayat başlatarak hayatta kalır. Kalplerinde konukladıkları sözlerin etrafında bir hayat kuran insanların medeniyetinden, mimarisinden, müziğinden, estetiğinden bahsediliyorsa, sözün uçar oluşu da doğru değildir demektir. ‘Yazı’ya gelince, o başka bir şey söyler; ‘an’ içinde donup kalmayı işaret eder, geçecek zamana rağmen ‘kalma’nın altını çizer. Her söz de uçup gitmez ve her yazı da öylece kalmaz.

Öte yandan Yusuf Özkan Özburun, karakalem sitesindeki yazısında şöyle söylüyor;

Söz ‘uçar’ çünkü, ‘Uçmak’tan (Cennet) gelmiştir. Yazı ‘kalır’, çünkü insanın hakikate sahiplenme iddiasından, varlığın üzerine abanıp onu sembollere mahkum etmekle kendini güya sonsuzlaştırma yanılgısından peydahlanmıştır. Yazı yere yayılmıştır (yazılmıştır). Yüzü yere dönüktür yazının, arza ilişkindir, o yüzden yer’de kalır. Söz, Semavi’dir, bu nedenle daima aslına dönmek ister, mahiyeti nurani olduğu için hep Sema’nın çekimi altındadır. Ama küçük harfle ‘söz’ olsa olsa lakırdı, laf gibi yer’de kalan, yer’e ilişkin, ibare ve ifadelerdir. O yüzden ‘laf salatası’ denir de, ‘Söz salatası’ denmez mesela… O yüzden ‘Önce Söz Vardı’ diye bellediğimiz meşhur Söz, Yaratışıyla Konuşan, Konuşmasıyla Yaratan, her şey bir ‘kelime’si olan, Kün emriyle (ki emir de bir Söz yani Kelam’dır) kainatı her an yeniden yaratan bir Mütekellim-i Ezeli’yi işaret eder.

Paylaşın: