Etiket arşivi: öğretim

Koyunsak çoban lazım!

Hergün negatif ve kontrollü mesajlarla iç içe olan bir toplumda yaşıyoruz. Öğretmenlerimizin ve anne-babaların çocuklarımızı, gençleri cesaretlendirecek pozitif mesajlar vermeye odaklanmaları ve vurgulamaları gerekiyor. Şöyle bir baktığımda birçok kişinin çoban değilde koyun olduğunu görünce üzülüyorum.

Ne zaman öğretmen arkadaşlarımla konuşsam çocukların yaratıcı ve kritik karar verme mekanizmalarını geliştirecek ne tip eğitimlerin teşvik edildiğini sorarım. Sadece müfredat’a yapılan eklemelerle bu konuda ilerleme sağlanamayacağı konusunda hemfikir olduğumuz bir sohbet oluşur ama sonuç?

Çocuklarımız için en iyisini sınırsızca isteyebilirken, mevcut kurallar ve müfredatlar karşısında koyun gibi kalıyoruz. Eğer metaforik olarak koyun olduğumuzu kabul edersek o zaman çok iyi çobanlara ihtiyacımız var demektir. Ama şimdikiler gibi önceki çobandan üstün körü görevini devralmış, yeterki kaçmasınlar kimse bana kızmasın diye düşünen bir çoban değil. Çocuklarımıza yeni fırsatların kapısını açabilecek, onların kapasite ve yeteneklerini en iyi şekilde geliştirmeyi esas alan bir düşünce yapısına sahip çobanlara.

Düşünce tarzı çok önemli. 21. yüzyılın çocuklarının ihtiyaçları nelerdir? Bu çocukların gelecekteki hayatlarında başarılı olmaları için onlara nasıl eğitim vermeliyiz? diye mi sorulmalı yoksa “Çocukların bunları bunları bilmesi lazım diyerek geleceği umursamayan bir düşünce tarzına mı?

Ailelerin okullarda uygulanan yöntem, verilen eğitim müfredatı gibi konulara olan ilgileri çok önemlidir. Giden zamanı geri kazanmak mümkün değil. Bu yüzden çocuklarımızın en iyi şekilde eğitilmeleri için herkes elinden gelenin en iyisini yapmalıdır. Bunun alternatifi yoktur. Ancak ve ancak eğitimli bir kuşak gelecekte bu ülkeyi hak ettiği yaşam ve refah seviyesine ulaştırabilir.

İlber Ortaylı Son İmparatorluk Osmanlı kitabında “okuyan zümre ile okumayan zümreenin çatışması kaçınılmaz” diyor. Eğer bizler okuyan zümreyi ne kadar çok büyütebilirsek ki bence bunun temelinde eğitim yatıyor, bu savaşı kazanan tarafıda belirlemiş olabileceğiz.

Hayatı sadece bir kukla sahnesi gibi görmemek gerekiyor.

Sadece kukla yada kuklacı olunmamalı.

Akıllı olunmalı.

Bir şeyler yapılmalı.

Paylaşın:

Ben “Cin Ali” ile okumayı öğrendim!

Bazen birine kızdığımda “Sen Cin Ali hiç okumadın mı?” diye sorarım. Çoğu kimse bunu anlamaz. Ben Cin Ali ile okumayı öğrenen kuşaktan biri olarak bunun gerçekten önemli bir şey olduğuna inanırım. Bu yazıyı sonuna kadar okursanız neden önemli olduğunu anlayacaksınız.

“Koş Cin Ali koş”, “Bu topu al”, “Pat pat oyna”, “Baba bana topaç al”… 60’lı, 70’li yıllarda doğan çocuklar, çöp çocuk Cin Ali’nin fişlerini heceleyerek ezberledik sözcükleri, cümleleri. 1968’de genç öğretmen Rasim Kaygusuz’un yarattığı bu küçük Anadolu çocuğunun hikayesini eşi Remziye (Alişan) Kaygusuz şöyle anlatıyor;

“Eşim önce ‘Bir dergi çıkaracam’ dedi, sonradan ‘Ben bir kitap yazıcam’ dedi. Bir gün oturup yazdı öyle kötü bir kağıda… Sonra ‘Ben birinci kitabı yazdım’ diye bize getirdi. Kardeşim de var. ’Bi okuyun’ dedi. Okuduk. Böyle çöpten resimler yapmış, çöp resim benim eşimin buluşudur… ’Cin Ali’nin atı’ yazmış ama o cümlelere göre bir resim de yapmış. Cin Ali’nin atı diyor, bir at var; Cin Ali’nin annesi diyor, anne var. Ama hiçbir giyim yoktu. Ha, onu da söyleyelim, Cin Ali basım aşamasına gelince bir matbaa buldu eşim. Sahibinin adı Ali olan bir matbaaya. O da yeni başlamış işe, parası pulu yok. Fakat cin gibi bir adamdı. Ondan sonra bu, yahu buna bir ad koyalım, ne koyalım, cin gibi bir Ali, Ali adını koyalım diyorlar. Orada karar veriyorlar, cin gibi görüyorlar ya Ali beyi de… Cin Ali çok satıldı. 1988’de eşimi kaybettik, o zamana kadar satılıyordu.Yalnız piyasada bir gerileme başlamıştı o tarihlerde. Piyasada ahlak değişmişti, artık çekmiş, senetmiş, onun hiç önemi yoktu. Ve biz de Mustafa beye telif hakkını sattık. O yürütüyor ama eser tabii yine bizim.” (Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2003/07/17/pazar/paz09.html )

Türkiye’de minimalist akımın ilk örneğiydi çöpten oğlan; giysiyi, eşyayı bir tarafa bırakalım, gövdesi bile kolu bacağıyla aynı kalınlıktaydı. Ama nedendir bilinmez başındaki kasketi hiç çıkarmazdı.

Cin Ali’nin yaratılması Türk eğitim sisteminde tam anlamıyla bir devrimdir. Rasim Kaygusuz’un öğrencileri üzerinde 7 yıllık uygulamalar sonucunda hazırladığı ve başarısını önce kendine kanıtladığı fişler, okumaya girişte parçalı okuma sistemini bitirdi. Öğrencilerinin heceleyerek okumaya zor geçiş yaptığını gören Rasim Öğretmen, kendi sistemini geliştirdi. Bu sisteme, okumaya girişte tümdengelim sistemi deniliyor. “Baba bana top al” cümlesini bir anda, hecelemeden kavrayan beynin daha kolay ve hızlı okuyabildiğini keşfeden Rasim Hoca, okumanın bir şartlandırma işi olduğunu söylermiş. Günümüzde Rasim Öğretmen’in fişleri, ilkokul birinci sınıfların değişmez demirbaşı.

Uslu değil yaramaz

Rasim Kaygusuz, Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra Anadolu köylerinde öğretmenlik yaptı. Geliştirdiği fişlerin, öğretmen arkadaşlarından da olumlu tepkiler aldığını görünce bu fişleri bir kitap içinde toplamaya karar verdi. Tanıdığı tek yayıncı Ali Çiçek’e başvurdu. Kitabına isim gerektiğini o zaman öğrendi. “Fişlerimde en çok geçen isim Ali. Senin de ismin Ali. Okulda bir lakabın var mıydı?” diye sordu. Kahramanımızın isim babası Ali Çiçek, “Cin Ali” deyince Rasim Öğretmen, bu ismin tam da hayalindeki öğrenci tipine uyduğunu söyledi. Kitap 20 yıl boyunca tüm Türkiye’deki ilkokulların vazgeçilmez demirbaşı oldu.

Papyonlu Cin Ali

Genç öğretmenin o zamanlar kendi öğrencileri, daha sonra ise bütün Türkiye’li çocuklar için oluşturduğu karakter Cin Ali, 1990 yıllında aniden imaj değiştirdi. 90’lı yıllara belirgin bir yüz, siyah saçlar, kulağında bir çiçek, papyon ve fiyonklu ayakkabılarla giren çöp çocuk, kamyonlarla Anadolu’ya dağıtılıyordu. Bu dönemde orijinal metindeki tek değişiklik, Cin Ali’nin evinde radyo yerine televizyonun bulunmasıydı. Resimlerdeki yeni imajı Mustafa Delioğlu çizdi. İmaj değişikliğinin sebebini sorduğumuz Mustafa Torun’un konu ile ilgili açıklamaları ise oldukça ilginç:

“Eğitim camiası Rasim Kaygusuz’u kıskandı. Çünkü o Talim Terbiye Kurulu’nun yapamadığı işi yapmıştı. Öğrenciler için birşeyler üretmesi gereken kurul ve bürokratlar o dönem ortaya hiçbirşey koyamıyorlardı. Rasim Hoca gece gündüz çalışıp dersler verip fişleri hazırlıyor ve onları uyguluyordu. Öğrencilerinin zorlandığı kelimeleri derhal iptal ediyordu. O dönem sıkça kullanılan, bugün köy okullarında başvurulan çözümlü alfabe sınıf aracı Rasim Hoca’nın icadıdır. Devletin bürokratları çalışıp Türkiye için üreten bir köy öğretmenini çekemediler. Talim Terbiye, müfettişlere baskı yapmaya başladı. Okulları denetleyen müfettişler, müdürleri Cin Ali almamaları konusunda uyarıyordu. İmaj değişikliği işte bu döneme rastlar. Nereden çıktı bilmiyorum ama o dönemde “çöp adam, çocukların görsel sağlığına aykırıdır” dediler. Çöp adam eğitsel açıdan doğru değilmiş. Cin Ali’yi baskı altına soktular.”

Bu gelişmelerin ardından Rasim Hoca’nın kızı Nevin Apaydın sonunda bir değişiklik yapılmasına karar verdi. Baskılardan bunalan Apaydın, hikayelerin kesinlikle değiştirilmemesi ve yeni hikayelerin eklenmemesi hususunda anlaşarak imaj değişikliğine izin verdi. Bu değişiklik, Rasim Öğretmen’in ölümünden iki yıl sonra oldu.

(Kaynak: http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/01/06/yasam/yasam3.html)

Paylaşın:

Daha iyi ve hızlı öğrenme – 6

Öğrenenler ve kendi kendine başarmak isteyenler için vereceğim önerilerle bu yazı dizisi bitiyor. Herkes kendi için ne kadar gayret gösterirse o kadar başarılı olur. Birilerinin sizi düştüğünüz yerden kaldırmasını yada uçurmasını bekleyerek zamanınızı harcamayın. Yapın!

  1. Şaşırtın. Bazen öğrenenler, öğretenden fazla şey bildiklerini düşünerek sıkılabilirler. Öğretenden fazlası olmak gerekir bu tip durumlarda.
  2. Kendinize öğretin. Sürekli aynı müfredat yada tarz ile eğitmek öğretene kolay gelebilir ama verimi düşürür. Eğer birileri sizin için eğitmeyi heyecanlandıracak bir şeyler yapmıyorsa o zaman kendiniz yapın. Yada öğrenciyseniz size herşeyi öğretmenin haber vermesin,i beklemeyin. Merak ettiğiniz konular ıaraştırın öğrenin. Birilerinin size bir şey öğretmesini beklemeyin.
  3. İşbirliği. Bazen bir grup halinde çalışmak öğrenmeyi kolaylaştırıp eğlenceli hale getirebilir.
  4. Bir şeyler öğretin. Bir şeyi öğrenmenin en kolay yollarından biri başkalarına öğretmektir. Hem tekrar etmiş olursunuz hemde atladığınız noktaları yakalayabilirsiniz. Ayrıca birine öğretecek olmak öğrenme motivasyonunuzu artıracaktır.
  5. Hakkında yazın. Bir şeyi öğretmenin yollarından girisi o konuda sık sorulan soruları düşünmek ve bunlara cevapları yazmaktır. Yada b elkide o konuya özel bir blog bile açabilirsiniz. Bömylece hem ne bilip bilmediğinizide test etmiş olursunuz.
  6. Deneyerek öğrenin. Eğer 5 yıl boyunca her hafta 40 saat çalışırsanız yaklaşık 10.000 saat çalışmış olursunuz ve ciddi bir deneyim anlamına gelir. Şimdi uzman olanları bu gözle değerlendirin.
  7. Kendinize sınav yapın. Bazı soruları kartlara yazaak bu katlar ırasgele seçip yamıtlama yolu ile öğrenme kolaylaşır.
  8. Önce doğru şeyleri öğrenin. Önce temeli öğrenmeniz gerekir. Örneğin bir yabancı dil öğrenirken önce alfabe ve temel bilgileri öğrenerek başlarsınız.
  9. Nasıl öğreneceğinizi planlayın. Her zaman iki yol vardır: Planlı ve plansız olan. Siz doğru olanı seçip planlı olanından gidin. Öğrenmeyi ciddiye alın ve zaman ayırın.
  10. Israr edin. Öğrenmede inatçı olmak başarının anahtarıdır. Asla pes etmemek gerekir. Herkes herşeyi öğrenebilir. Einstein’ın deha’nın tanımını yaparken %1 ilham %99 ter ile yapmaktadır.
  11. Uzmanlara meydan okuyun. Disleksi okuma körlüğüdür. Eskiden uzmanlar disleksi hastalarının aptal olduklarını düşünürlerdi. Daha sonrada öğrenemeyecekleri iddia edildi.Fakat aksini ispatlayan bir çok kişi oldu.
  12. Kendinizi değiştirin. İnsanlar tahmin ettiklerinden daha akıllıdırlar.

Son sözüm: İlk önce mutlu olmayı kaygılamamayı öğrenin.

Paylaşın: