Etiket arşivi: plan

Bir yerde konuşma yapacaksanız

Bir topluluğun önünde sunum yapmak yada konuşmak kolay bir şey değildir. Size doğru bakan onlarca göze bir çift göz ile karşılık vermeye çalışırsınız. Hatta bu durum bazıları için bir korku meselesidir.

İşin doğrusu benim çocukluğum çok utangaç olarak geçti. Bir dükkana girip fiyat bile soramazdım. Bu durum giderek hafiflemesine rağmen barmenlik yaptığım döneme kadar çok fazla değişmedi. Barmenlik yaptığım 3,5 yıl boyunca ki üstelik Ankara’nın en ünlü ve büyük barlarında çalıştım, yüzlerce insan ile yakın ve samimi iletişim kurmak, bulunduğum yerden herkesin gözünün içine bakmak zorunda kaldım ve işte o zaman “açıldım” ve hala da öyle gidiyor. Daha sonra danışmanlık ve eğitmenlik dönemlerinde ve hatta bankacılık dönemimde bu elde ettiğim rahatlıkla bir çok seminer, kongre ve toplantıda konuşmalar yaptım, yapmaya da devam ediyorum.

Özellikle seminer, kurultay ve kongreler öncesinde yaptığım bazı şeyleri sizlerle paylaşarak belki işinize yarayacak şeyler söyleyebilirim diye düşünüyorum;

Not taşımak: Birçok kişi eğer elinizdekileri okursanız, dinleyicilerle göz kontağını kaybedersiniz, iyi bir şey değil derler. Sadece size söylemeniz gerekenleri hatırlatacak kelimeleri yazdığınız bir küçük kağıt parçası oldukça işe yarayacaktır.

Göz kontağı: İnsanların gözlerine bakarak hızlıca hareket etmek, göz gezdirmek gerekir. Birisine doğrudan ve dikkatli, sanki bir şey varmış gibi bakmak değil.

Ödevinizi çalışın: Doğaçlama yeteneğiniz olsada konuşmanız öncesinde kısa bir çalışma yapmada fayda vardır. Dinleyicilerin ne duymak isteyeceklerini düşünerek hazırlık yapabilirsiniz.Ve onların duymak isteyecekleri şeyleri keyifli, komik yada metaforik olarak anlatacak yollar bulabilirsiniz.

Duraklama: Motor gibi konuşarak bir sunum yaparsanız kısa bir süre sonra sizi dinleyenler hiç bir şey anlamayacaklardır. Biraz bilgi verip biraz durmak, bilgiyi özümsemelerini sağlamak daha iyidir.

Gevelemeyin: Bir şeyleri ağzınızda geveleyip, yuvarlamayın. Kesin, net ve açık konuşmaya sözlerinize özgüveninizi yansıtmaya çalışın.Hatta mümkünse kendi sesinizi kaydedip sonra dinleyin, belkide belli yerlerde çok sıkıcı olmuşsunuzdur.

Hmmmmm demeyin: Kelime aralarına iiiiiii, hmmmm gibi acaip sesler sokmayın. Düşünmek için sessizliği tercih edin, illaki bir ses çıkarmayı değil.

Katılımı destekleyin: Oaraya gelip sizi inlemek isteyenlerin soracakları yada söyleyebilecekleri şeyler olabilir, onlara sık sk fırsat verin, katılımlarını sağlayın.

Görünmek ve duyulmak: Herkesin sizi görebileceği ve duyabileceği bir yerde durun

Plan yapın: Genel olarak sunumlarda 1 slayt için 4 dakika uygun bir süredir. Toplam sürenize göre slayt sayınızı ve konuşma sürenizi ayarlayabilirsiniz.

Test yapın: Önemli bir konuşmaysa evde ayna karşısında bir ön konuşma yaparak hem vücut dilinizi hemde söylemek istediklerinizi test edebilirsiniz. Ayrıca garip sesler çıkarmamayada çalışabilirsiniz.

Paylaşın:

Doğuştan organizatörler

Bazı çalışanlar kurumları için büyük bir şanstırlar. Özellikle çok yoğun ve tempolu çalışılan bir şirkette bir takım birliktelikleri, toplantı ve gezileri organize edenlerden, bunun için mevcut işlerinin yanısıra vakit ayırıp güzel sonuçlar yakalayanlardan bahsediyorum.

Aslında onun çevresinde çalışanlar “işi olmadığı için yaptığı” ya da “benim gibi çalışsa yapamazdı” gibi yorumlar yapabilirler. Aslında herkes yoğundur ama bazıları zaman yönetimi ve iş planlamalarını yaparken aynı anda birkaç işi keyifle yapabilirler. “Doğuştan organizatör”lerin içlerinde bir sosyalleşme, bir araya gelme ve getirme dürtüsü ne kadar varsa bazılarındada hiç yoktur. Doğuştan organizatörler kurumun kendi içindeki halkla ilişkiler uzmanlarıdır bir anlamda.

Aslında okullarda organizasyon yapma konusunda eğitim verilmiş olsa ya da bu konu ciddiye alınsa üzerinde çalıştığımız projelerinde birer organizasyon ibaret olduğu görülebilir. Sadece projeler “ciddi”dirler. Ama bir parti organizasyonuda bir baraj projeside zaman, insan ve kalite unsurlarının doğru bir şekilde bir araya gelmesi ile başarılabilir.

Doğuştan organizatörlerin benim çok hoşuma giden özellikleri var; Okumaya devam et

Paylaşın:

Çinliler neden kazanıyor?

China-economy-2Bir geçmişteki zaferlerimizle övünüp, “bak bizden korkup çin seddini yaptılar” diyerek kendimizi avuta dururken Çin’liler dünya liderliğine ciddi ciddi adaylıklarını koyuyorlar. Bunu yaparken, birçok sektörün şikayet ettiği “fiyat düşürme” yada “fiyat savaşını” kullanıyorlar. Siz Batı şirketlere “Fiyat savaşı neye yarar?” sorusunu sorduğunuzda hala “Hiçbirşeye” yanıtını veriyorlar.

Birde olaya Çin açısından bakalım mı?

Öncelikle Çin, fiyat savaşını meşru ve efektif bulduğu bir strateji olarak görüyor ve uyguluyor. Son 10 yılda özellikle tüketici elektroniği, küçük ev aletleri, kişisel bilgisayar, cep telefonu ve otomobilde fiyatı kızıştırıyorlar. Bu fiyat savaşını kazanıp pazarda büyük pay kapan ve karlarını artıranlar Çin’de kahraman olarak görülüyor.

Çin fiyat savaşları konusunda gerçek bir dehaya sahip. Yani sadece ucuz üretmekle fiyat savaşının kazanılmayacağının farkında. Benim kanımca Çin’li yöneticiler Batılı Yöneticilerin görmedikleri yada umursamayıp atladıkları bazı noktaları planlamada ve uygulamada ciddi başarılılar.

Fiyat savaşında çok iyi analiz edilmesi gereken 2 unsur vardır: Pazar ve müşterinin fiyat hassasiyeti. Öncelikle Çin, fiyat savaşına girilen alanlarda büyüdüğünü farkediyor. Hem iyi hemde kötü firmalar ile bu rekabete giriyor. Fakat fiyat savaşını kazanmada verimsiz firmaların elenmesi gerektiğini unutmuyor.

Batı daha olgun bir pazar olmasına karşın pazarlama stratejileri geliştirme konusunda yönetsel becerileri ve kurnazlığı teşvik ediyor. Halbuki Çin bu konuda çok net. Eğer müşterinin fiyat hassasiyeti varsa sen ne numara çevirirsen çevir düşen fiyata anında yanıt veriyor. Zaten sizdedikkat ederseniz Çin fiyat hassasiyeti olmayan A-B grubuna hitap eden lüks mallarda neredeyse hiç yoktur.

Çinliler herhangi bir alanda fiyat savaşı yapmanın avantajlı olduğunu nasıl anlıyorlar? Ne zaman savaşa başlıyorlar? Savaşa nasıl hazırlanıyorlar?

Bu konuda örnekler var. Renkli TV konusunda önce içerideki küçük ve verimsiz firmalar saf dışı bırakılıyor. Daha sonra Çin’e en çok TV ithal eden Japonya hedefleniyor. Hedefe yönelik olarak ayarlanan fiyatlar rakibi çaresiz bırakıyor. Fiyat rekabeti rakip firmaların maliyet çalışmalarını ve üretm süreçlerini reorganize etmeleri anlamına geliyorki buda ciddi anlamda Çin’e zaman kazandırıyor.

MikroDalga fırın konusunda ise Çin’li tüketicilerin mutfaklarını modernize etmeleri konusundaki isteklilikleri rol oynuyor. Fiyat düşüşü satışları %100 artırıyor. Burada Galanz adlı firma bizim “sürümden kazanma” dediğimiz yolla zayıf rakiplerin tamamını geçiyor. Üstelik sadece ürünü değil üretim, dağıtım ve yedek parça konusundada çok uygun fiyatlar sunuyor. Bunun içinde ilk fiyat düşüşü öncesindeki 2 ay 24 saatlik bir çalışma ile hazırlığını tamamlıyor.

Aslında tüm stratejilerde yaptıkları; fiyatları satış hacmini sistematik artıracak şekilde düzenli olarak düşürmek yada düşük tutmak.

Peki biz nerede kaybediyoruz?

Özellikle Türkiye’de öncelikle cebe giren paraya bakıldığı için maliyet önemsenmez. Gerçi son 10 yıldır oda değişti. Fakat en önemli şey bir firmanın gerçek maliyetlerini anlık izleyebilmesi ve bilmesidir. Eğer maliyetinizi bilirseniz satış yapabileceğiniz maksimum ve minimum fiyatlarınızı belirleyebilirsiniz. Eğer birde bu max-min fiyatlarla oynayabilmek için ciddi bir maliyet çalışması yaparsanız işte o zaman fiyat avantajıda yakalayabilirsiniz. Şunu bilmeniz önemli: hangi maliyetleri ne oranda kıstığınızda fiyatı ne oranda aşağı çekebiliyorsunuz? Bunu bilirseniz Çinliler gibi savaşa planlı ve hazırlıklı giriyorsunuz demektir.

Paylaşın:

Daha iyi ve hızlı öğrenme – 6

Öğrenenler ve kendi kendine başarmak isteyenler için vereceğim önerilerle bu yazı dizisi bitiyor. Herkes kendi için ne kadar gayret gösterirse o kadar başarılı olur. Birilerinin sizi düştüğünüz yerden kaldırmasını yada uçurmasını bekleyerek zamanınızı harcamayın. Yapın!

  1. Şaşırtın. Bazen öğrenenler, öğretenden fazla şey bildiklerini düşünerek sıkılabilirler. Öğretenden fazlası olmak gerekir bu tip durumlarda.
  2. Kendinize öğretin. Sürekli aynı müfredat yada tarz ile eğitmek öğretene kolay gelebilir ama verimi düşürür. Eğer birileri sizin için eğitmeyi heyecanlandıracak bir şeyler yapmıyorsa o zaman kendiniz yapın. Yada öğrenciyseniz size herşeyi öğretmenin haber vermesin,i beklemeyin. Merak ettiğiniz konular ıaraştırın öğrenin. Birilerinin size bir şey öğretmesini beklemeyin.
  3. İşbirliği. Bazen bir grup halinde çalışmak öğrenmeyi kolaylaştırıp eğlenceli hale getirebilir.
  4. Bir şeyler öğretin. Bir şeyi öğrenmenin en kolay yollarından biri başkalarına öğretmektir. Hem tekrar etmiş olursunuz hemde atladığınız noktaları yakalayabilirsiniz. Ayrıca birine öğretecek olmak öğrenme motivasyonunuzu artıracaktır.
  5. Hakkında yazın. Bir şeyi öğretmenin yollarından girisi o konuda sık sorulan soruları düşünmek ve bunlara cevapları yazmaktır. Yada b elkide o konuya özel bir blog bile açabilirsiniz. Bömylece hem ne bilip bilmediğinizide test etmiş olursunuz.
  6. Deneyerek öğrenin. Eğer 5 yıl boyunca her hafta 40 saat çalışırsanız yaklaşık 10.000 saat çalışmış olursunuz ve ciddi bir deneyim anlamına gelir. Şimdi uzman olanları bu gözle değerlendirin.
  7. Kendinize sınav yapın. Bazı soruları kartlara yazaak bu katlar ırasgele seçip yamıtlama yolu ile öğrenme kolaylaşır.
  8. Önce doğru şeyleri öğrenin. Önce temeli öğrenmeniz gerekir. Örneğin bir yabancı dil öğrenirken önce alfabe ve temel bilgileri öğrenerek başlarsınız.
  9. Nasıl öğreneceğinizi planlayın. Her zaman iki yol vardır: Planlı ve plansız olan. Siz doğru olanı seçip planlı olanından gidin. Öğrenmeyi ciddiye alın ve zaman ayırın.
  10. Israr edin. Öğrenmede inatçı olmak başarının anahtarıdır. Asla pes etmemek gerekir. Herkes herşeyi öğrenebilir. Einstein’ın deha’nın tanımını yaparken %1 ilham %99 ter ile yapmaktadır.
  11. Uzmanlara meydan okuyun. Disleksi okuma körlüğüdür. Eskiden uzmanlar disleksi hastalarının aptal olduklarını düşünürlerdi. Daha sonrada öğrenemeyecekleri iddia edildi.Fakat aksini ispatlayan bir çok kişi oldu.
  12. Kendinizi değiştirin. İnsanlar tahmin ettiklerinden daha akıllıdırlar.

Son sözüm: İlk önce mutlu olmayı kaygılamamayı öğrenin.

Paylaşın:

Her çalışan bu soruları düşünür

thinking_womanEğer bir işyerinde çalışıyorsanız belirli dönemlerde kendinize bazı sorular sorarsınız. Bazen bu soruları iş aramadan önce ya da aldığınız bir teklifi değerlendirme aşamasında kendinize sorarsınız.

Bu sorulara ben kendimce yanıtlar vermeye çalıştım ama eminim sizlerin bu konuyu zenginleştirici düşünceleriniz mevcuttur. Ayrıca bu sorulara benim kendi uzmanlık alanlarım doğrultusunda yanıt verdiğimi düşünürsek aslında herkesin farklı yanıtları olacağı sonucuna varabiliriz.

Soru 1: Kendimi 10 yıl sonra nerede görmek istiyorum?

Herhangi bir işi tercih ederken düşünülmesi gereken en stratejik sorulardan birisidir. Bu noktada ya bulunduğunuz yerde devam ederseniz bir sonraki pozisyonunuzun ne olacağını düşünürsünüz yada işten ayrılıp gideceğiniz yerde bu sorunun cevabını ararsınız. Ben 1988 yılında “Toplam Kalite” kavramı ile karşılaşmış, Türkiye’de Şişe Cam’da ilk uygulamaların başladığını öğrenmiştim. Milli Prodüktivite Merkezi ve DİE’ye(şimdiki adı Türkiye İstatistik Kurumu-TÜİK) gidip dokümanlar ve kitaplar almıştım. Geleceğin işi olacağını düşünüyordum ve faydasını gördüm. Internet’te 1997 yılında hayatıma ilk girdiği günden itibaren sarıldığım ve bırakamadığım bir şey olmuştur.

Bundan 10 yıl sonra kendinizi görmek istediğiniz yer ile ilgili basamakları öngörüp kendinizi geliştirmeniz gerekir. Yabancı dil, bilgisayar vb. konularda kendinizi eğitmeye başlamalı ve sabırlı olmalısınız.

Soru 2: Geçiş koşulları nelerdir?

Bir sonraki işe yada pozisyona geçiş sizin uzun vadeli hedefiniz için bir basamak mıdır yoksa sadece koşullarınızı daha iyiye taşıyacak uzun vadeli planınızın dışında farklı bir basamak mıdır?

Bir yola girmek ve orada ısrarlı olmak önemlidir. Size çok cazip gelecek ücretler ve pozisyonlarla teklifler gelebilir karşınıza fırsatlar çıkabilir. Ama alternatif bir yola girmek sizin en baştan başlamanıza yol açabilir. Bu yüzden dikkatli olmanız gerekir. Ben Toplam Kalite Yönetiminden İş Süreçleri Yönetimine ve sonrasında Proje Yönetimi Danışmanlığına kadar taşıdım kendimi. İnternet ile ilgili onlarca proje gerçekleştirip bu konuda Türkiye’deki dinazorlardan biri oldum.

Soru 3: Neden orada çalışmak istiyorum?

Bilgi, deneyim, para, pozisyon gibi klasik cevaplar verilebilir bu soruya. Aslında bir yerde çalışmaya devam etmek yada başka bir yere geçmek söz konusuysa tüm cevapların pozitif olması beklenir. Arkadaşlarla ilişkiler, yemek, ulaşım vb. Siz eğer neden o işyerinde çalıştığınızı açıklayabiliyor ve bundanda memnunsanız problem yok demektir. Çünkü o zaman hayatınıza “keşke”leri katmamışsınız demektir.

Bir şeyler öğreniyor olmak ve yeni şeyler yapmak(rutinden uzak) çalışma hayatında benim için en önemli şeyler oldu. Sosyal biri olduğum için girdiğim her işyerinde herkesle rahatlıkla iletişim kurabildiğim ve yemek, ulaşım gibi konuları aşılamayacak problemler olarak görmediğim için öğrenmek ve yeni şeylerle uğraşmak en önemli hedefler oldu benim için. Şu anda hala proje yönetimi, risk yönetimi, internet projeleri ve son dönemde özellikle proje yönetim metodolojileri danışmanlığı konusunda çalışmalarımı sürdürmekteyim.

Para için çalışmak çok göreceli bir kavram. Bir çok konuda para kazanabilirsiniz ama para asıl belirleyici olmamalı. Parayı amaç edinmek sizi sevimsiz yollara itebilir.

Bilmediğiniz bir şeyler söylemiyorum ama mevcut çalıştığınız yeri ya da gideceğiniz yeni yeri iyi değerlendirin. Önemli olan sizin iç huzurunuzla en verimli şekilde çalışmanız, kurumunuza ve kendinize maksimum faydayı sağlamanızdır.

Şirketlerin büyük bir kısmı kariyer planı belirlemeyi lüks olarak görürler ya da beceremezler. Bu durumda siz kendi kariyer planınızı çizmek ve onu takip etmek zorundasınızdır.

Paylaşın:

Atatürk, Mark Rothko ve Google

Bazen yaptığımız planlar, ürünler ve süreçler kullanışsız, hantal yada karmaşık olurlar. Bir şeyler ya eksik yada fazladır. Ve biz ancak içimize sindiğinde bir şeyleri iyi yaptığımıza inanırız.

Peki neden bir çok şeyi karmaşıklaştırıyoruz yada zorlaştırıyoruz?

Hande bir sonraki slayta geçince Rüçhan daldığı hayallerden sıyrıldı, küçük bir esneme ile toplantıya geri döndü. Stratejilerini gözden geçiriyorlardı. Strateji dokümanı titizlikle hazırlanmış, çok iyi araştırılmış, olabildiğince karmaşık ve anlaşılmazdı. Rüçhan, emin olmadığı halde neden bu maddeleri onayladığını geçirdi içinden. “Ne farkeder” dedi. “Nasılsa 3 ay sonra anlaşılmaz strateji dokümanının yeni versiyonunu gözden geçireceğiz.”

Proje toplantılarında buna benzer şeyler yaşanıyordu. Yöneticiler yerine mühendisler, strateji planı yerine proje planı, yine aynı karmaşa ve anlaşmazlık ve 3 ay sonra tekrar üzerinden geçilecek olan gerçekleştirilemez bir proje planı.

Bazen yaptığımız planlar, ürünler ve süreçler onları yapanlar tarafından bile anlaşılmayacak karmaşıklıkta olabiliyor. Gereksiz karmaşıklık birçok şirketin içine sinmiştir. Hatta bu alışkanlık kişisel programlara ve işlere kadar yansır. Gönderdiğimiz epostalar karşımızdakinin okumayacağı kadar uzun, anlamayacağı kadar karmaşık ve zor olabilir.

Efektif planlar, kullanışlı ürünler ve uygulanabilir süreçler basit ve zariftir. Ancak bazen kaliteyi kompleks olma ile, tam olmayı da detaycılıkla karıştırırız.

Benim basit ve şıklıkla ilgili olarak nitelendirdiğim birkaç örnek var:

Atatürk’ün Gençliğe Hitabı – Sadece bir sayfa ile bu kadar çok anlaşılır mesajın verilmesi gerçekten muazzam

Mark Rothko’nun resimleri güzellik ve basitlik paradigmalarını anlatır.

Google– sitenin tasarımına göz atın ve şirketinizin web sitesi ile karşılaştırın. Dünyanın en çok ziyaret edilen sitesindeki tasarımın basitliği ve şıklığını düşünün.

Bazıları az bir şeyle çok şey başarırken bizler neden işlerimizi, hayatımızı karmaşıklaştırıyoruz?

Karmaşa alışkanlığımız

Bazıları Ürün Geliştirme veya Stratejik Planlama departlarında çalışırlar. Özellikle bu birimlerde çalışanlar problem çözmeyi severler ve problemler yeterince zor değilse keyif almazlar.

Yanlış problemi çözme

Müşterilerimiz mutsuz olduğunda HEMEN ya ürünlerimize yeni özellikler ekleriz yada yeni ürünler çıkartırız. Halbuki müşteri hizmetleri servisinde küçük bir düzeltme bu problemleri giderebilecektir belkide. Gerçek problemi çözmemiz lazım.

Liderlik Eksiği

Bazen sadece üst yönetciler kızmasınlar yada kızgınlıkları geçsin diye bir şeyler yaparız. Ve hatta yaşanan problem çoğu zaman onların suçları olmakla beraber onların liderlik zaaflarını karmaşık işlerle örtbas etmeye çalışırız.

Basitlik, şıklık ve etkinlik sizinle başlar. Çevrenizdeki basit ve şık şeylere artık daha fazla dikkat edin ve sizde doğru dalgayı yakalayın.

Paylaşın:

Olağanüstü durumları doğal algılayabilmek

Her yiğidin bir ekmek yiyişi, her başarılı kişinin / ekibin bir çalışma şekli vardır. Ama bir şeyler kötüye gittiğinde kişinin morali, ekibin ahengi ve insanlararası ilişkiler bozulabilir.

İşte bu durumu yaşamak olağanüstü durumları doğal algılayabilme yani acil durumlarla baş edebilme becerisini gerektirir. Her ne kadar bir şirkete yardımcı olacak bilgileri aşağıya yazacak olsam da bireysel anlamda da hemen hemen aynı şeyleri ailemiz için uygulayabileceğimizi de göstermeye çalışacağım.

Olağanüstü durumlar sebebi her ne olursa olsun (ani bir değişiklik, yeni bir şey keşfetmek, bütçenin azalması, kilit personelin işten ayrılması yada bir tehdit oluşması vb.) acil harekete geçilmesini gerektirirler. Ev sahibinin oğlunun Almanya’dan dönüyor olması, çalıştığınız şirketin kapatılması, arabanız ile kaza yapıp araçsız kalmış olmak vb. örnekleri de verebiliriz.

Aslında hemen hemen herkes normal zamanlarında acil durumlarda ne yapacağını düşünür, tasarlar. Fakat gerçekten bir acil durum oluştuğunda stres, korku ve gerilim olaya normal ve planlandığı gibi yaklaşılmasına engel olabilir. Depresif davranışlar, kişiselleştirilmiş çatışmalar çıkar ve hatta insanlar birbirlerini kırabilirler. Ve en önemlisi bu tip durumların “kalıcı” yaralar açmasıdır.

Bir de zaten acil durumlara karşı hazırlıksız olanlar vardır ki bu tip durumlarda oluşacak çatışmaları geçici çözümlerle (borç bulmak vb.) ve belki şirkette personeli kaydırarak çözmek mümkün olur.

Acil durumlarda ne yapacağınıza ilişkin benim önerilerim aşağıda;

Acil durumu duyurun – Herkese / ailenize acil durumu duyurun ve normal prosedürlerin askıya alındığını acil durum prosedürlerinin geçerli olduğunu bildirin. Böylece uzun vadede acil bir durumu görmezlikten gelme yada umursamama eşleştirisinden kurtulmuş olursunuz. Aynı şekilde acil durum geçince de eski hale dönüşü duyurun.

Uygun karar verme süreci geliştirin – Oybirliği her ne kadar doğru bir yöntem olsada zaman alır. Acil durumlarda karar verecek merkezde tek kişi iyi bir çözüm olacaktır.

Kısa vadeli düşünün – Acil durumlarda uzun vadeli düşünmek anlamlı olmayabilir. Acil durum geçene kadar kısa vadeye odaklanın.

Eğitim ve simulasyon – Ekibinizi ve ailenizi eğitin. (Özellikle deprem ile ilgili konularda veya siz yokken bir sağlık problemi yaşanırsa nereyi arayıp neler yapmaları gerektiğini) Acil durum simulasyonları kişileri bu tip durumlara hazırlarlar.

Daha derin delege edin – Olası sürtüşmeleri azaltmak için geçici bir süre ile daha alt seviyelere delegasyondan çekinmeyin. Acil durumlarda yetki eşiklerine ulaşmaya çalışmak ve onay sayısını azaltmak en iyisidir.

Mali kontrolleri gevşetin – Eğer 100 bin YTL kaybedecekseniz 2 bin YTL’yi gözden çıkarabilmeniz lazım. Ekstra mesai ödemeleri yada araç gereç alımlarında geniş davranın. Belki evde de belirli bir miktar para bulundurmak iyi olabilir. (Yastık altı yatırımdan bahsetmiyorum tabiki)

Erkek adam ağlamaz – Acil durum planlarınızı zamanında yapın. İş işten geçmeden gerekli önlemleri alın. Örneğin ambulans, itfaiye numaralarını kaydedin, kan grubunuzu bilin, deprem çantası hazırlayın vb.)

Acil durum sonrasında size destek veren herkese unutamayacaları bir teşekkür etmeyi unutmayın. Gelecek hafta evde, araçta ve işyerinde acil durumlar için bulundurulması gerekenleri yazacağım. Biz emniyetimizi alalım en doğrusu bu.

Paylaşın: