Etiket arşivi: eğitim

Koyunsak çoban lazım!

Hergün negatif ve kontrollü mesajlarla iç içe olan bir toplumda yaşıyoruz. Öğretmenlerimizin ve anne-babaların çocuklarımızı, gençleri cesaretlendirecek pozitif mesajlar vermeye odaklanmaları ve vurgulamaları gerekiyor. Şöyle bir baktığımda birçok kişinin çoban değilde koyun olduğunu görünce üzülüyorum.

Ne zaman öğretmen arkadaşlarımla konuşsam çocukların yaratıcı ve kritik karar verme mekanizmalarını geliştirecek ne tip eğitimlerin teşvik edildiğini sorarım. Sadece müfredat’a yapılan eklemelerle bu konuda ilerleme sağlanamayacağı konusunda hemfikir olduğumuz bir sohbet oluşur ama sonuç?

Çocuklarımız için en iyisini sınırsızca isteyebilirken, mevcut kurallar ve müfredatlar karşısında koyun gibi kalıyoruz. Eğer metaforik olarak koyun olduğumuzu kabul edersek o zaman çok iyi çobanlara ihtiyacımız var demektir. Ama şimdikiler gibi önceki çobandan üstün körü görevini devralmış, yeterki kaçmasınlar kimse bana kızmasın diye düşünen bir çoban değil. Çocuklarımıza yeni fırsatların kapısını açabilecek, onların kapasite ve yeteneklerini en iyi şekilde geliştirmeyi esas alan bir düşünce yapısına sahip çobanlara.

Düşünce tarzı çok önemli. 21. yüzyılın çocuklarının ihtiyaçları nelerdir? Bu çocukların gelecekteki hayatlarında başarılı olmaları için onlara nasıl eğitim vermeliyiz? diye mi sorulmalı yoksa “Çocukların bunları bunları bilmesi lazım diyerek geleceği umursamayan bir düşünce tarzına mı?

Ailelerin okullarda uygulanan yöntem, verilen eğitim müfredatı gibi konulara olan ilgileri çok önemlidir. Giden zamanı geri kazanmak mümkün değil. Bu yüzden çocuklarımızın en iyi şekilde eğitilmeleri için herkes elinden gelenin en iyisini yapmalıdır. Bunun alternatifi yoktur. Ancak ve ancak eğitimli bir kuşak gelecekte bu ülkeyi hak ettiği yaşam ve refah seviyesine ulaştırabilir.

İlber Ortaylı Son İmparatorluk Osmanlı kitabında “okuyan zümre ile okumayan zümreenin çatışması kaçınılmaz” diyor. Eğer bizler okuyan zümreyi ne kadar çok büyütebilirsek ki bence bunun temelinde eğitim yatıyor, bu savaşı kazanan tarafıda belirlemiş olabileceğiz.

Hayatı sadece bir kukla sahnesi gibi görmemek gerekiyor.

Sadece kukla yada kuklacı olunmamalı.

Akıllı olunmalı.

Bir şeyler yapılmalı.

Paylaşın:

Çocuğu dijital dünyaya hazırlamak

level_01_imageHiçbir çocuk dijital çağın gerisinde kalmamalı diye yola çıkacağım bugün. Anne ve babaların dijital çağa geçişte çocuklarımızın en büyük esin kaynakları ve kılavuzları olduğu düşüncesiyle bu konuda yapılan ve yapılabilecek yaratıcı uygulamalarla ilgili fikirler vermeye çalışacağım.

Çocukların klavye becerilerini geliştirin – İleride her ne konuda çalışacak olursa olsunlar çocuklarımızın klavyeyi tanıması önemli. Sadece bir şeylere bakarak yazma ile başlayabilecek bu çalışma zamanla kendi yaratıcılıklarınıda ortaya çıkaracaktır.

Çocuklarınızın öğretmenleri ile yapılan veli toplantılarında çocuğunuzun internet ve bilgisayar kullanımına ilişkin alışkanlıklarını sorgulayın, çocuğunuzun okulda ve evde doğru yönlendirilmesini sağlamaya çalışın, gerekiyorsa öğretmeninden ricada bulunun ve bu konuda yol gösterin.

Çocuklarınıza okul dışında evde kullanabilecekleri DOĞRU ve FAYDALI siteleri önerin, mümkünse yaptıklarını takip edin.

Çocuklarınızla internet üzerinden bilgi paylaşın, msn vb. araçlarla iletişim kurun, eposta kullanın.

Çocuğnuzun internette, ilgi ve yeteneğine göre kendisine uygun bir şeyler bulmasına yardımcı olun..

Çocuklarınızın ders ve aktiviteler anında fotoğraflarını yada videolarını çekin ve internete koyun.

Bir mesaj grubu oluşturarak(yahoogroups vb.) tüm arkadaşlarını bir grup yapın ve onlarla aileleri olarak  düzenli olarak bilgi mesajları gönderin.

Bir blog açarak günlük olarak sınıfta yaşadıklarını oraya kısaca aktarmasını isteyebilirsiniz.

Bilgisayarınızda onun için bir dosya açın ve onunla ilgili bilgileri orada saklayın. Yıl sonunda burada biriken bilgilerden harmanladığınız bir CD’yi sürpriz yapabilirsiniz..

Herhangi bir dokümanın daha sonra kolayca bulabilmek için her dosya ismini nasıl bir mantıkta yazması gerektiğini öğretin.

Tüm dosyalarını bir CD yada başka bir bilgisayara mutlaka yedekleyin.

Google Earth vb. programları kullanarak çocuğunuzu dünya turuna çıkartın. Artık bu sayede Mısır Piramitlerini gerçek uydu görüntüleri ile gösterebilirsiniz. Dünyanın yedi harikasını görmek için tıklayın

Dünyanın başka yöresindeki okullarla iletişime geçerek çocuğunuzun farklı kültürlerle buluşmasını sağlayabilirsiniz.

Çocuğunuz dijital doğmuş olanlardan ise  yukarıdakileri iki kere düşünmelisiniz.

Paylaşın:

Ben “Cin Ali” ile okumayı öğrendim!

Bazen birine kızdığımda “Sen Cin Ali hiç okumadın mı?” diye sorarım. Çoğu kimse bunu anlamaz. Ben Cin Ali ile okumayı öğrenen kuşaktan biri olarak bunun gerçekten önemli bir şey olduğuna inanırım. Bu yazıyı sonuna kadar okursanız neden önemli olduğunu anlayacaksınız.

“Koş Cin Ali koş”, “Bu topu al”, “Pat pat oyna”, “Baba bana topaç al”… 60’lı, 70’li yıllarda doğan çocuklar, çöp çocuk Cin Ali’nin fişlerini heceleyerek ezberledik sözcükleri, cümleleri. 1968’de genç öğretmen Rasim Kaygusuz’un yarattığı bu küçük Anadolu çocuğunun hikayesini eşi Remziye (Alişan) Kaygusuz şöyle anlatıyor;

“Eşim önce ‘Bir dergi çıkaracam’ dedi, sonradan ‘Ben bir kitap yazıcam’ dedi. Bir gün oturup yazdı öyle kötü bir kağıda… Sonra ‘Ben birinci kitabı yazdım’ diye bize getirdi. Kardeşim de var. ’Bi okuyun’ dedi. Okuduk. Böyle çöpten resimler yapmış, çöp resim benim eşimin buluşudur… ’Cin Ali’nin atı’ yazmış ama o cümlelere göre bir resim de yapmış. Cin Ali’nin atı diyor, bir at var; Cin Ali’nin annesi diyor, anne var. Ama hiçbir giyim yoktu. Ha, onu da söyleyelim, Cin Ali basım aşamasına gelince bir matbaa buldu eşim. Sahibinin adı Ali olan bir matbaaya. O da yeni başlamış işe, parası pulu yok. Fakat cin gibi bir adamdı. Ondan sonra bu, yahu buna bir ad koyalım, ne koyalım, cin gibi bir Ali, Ali adını koyalım diyorlar. Orada karar veriyorlar, cin gibi görüyorlar ya Ali beyi de… Cin Ali çok satıldı. 1988’de eşimi kaybettik, o zamana kadar satılıyordu.Yalnız piyasada bir gerileme başlamıştı o tarihlerde. Piyasada ahlak değişmişti, artık çekmiş, senetmiş, onun hiç önemi yoktu. Ve biz de Mustafa beye telif hakkını sattık. O yürütüyor ama eser tabii yine bizim.” (Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2003/07/17/pazar/paz09.html )

Türkiye’de minimalist akımın ilk örneğiydi çöpten oğlan; giysiyi, eşyayı bir tarafa bırakalım, gövdesi bile kolu bacağıyla aynı kalınlıktaydı. Ama nedendir bilinmez başındaki kasketi hiç çıkarmazdı.

Cin Ali’nin yaratılması Türk eğitim sisteminde tam anlamıyla bir devrimdir. Rasim Kaygusuz’un öğrencileri üzerinde 7 yıllık uygulamalar sonucunda hazırladığı ve başarısını önce kendine kanıtladığı fişler, okumaya girişte parçalı okuma sistemini bitirdi. Öğrencilerinin heceleyerek okumaya zor geçiş yaptığını gören Rasim Öğretmen, kendi sistemini geliştirdi. Bu sisteme, okumaya girişte tümdengelim sistemi deniliyor. “Baba bana top al” cümlesini bir anda, hecelemeden kavrayan beynin daha kolay ve hızlı okuyabildiğini keşfeden Rasim Hoca, okumanın bir şartlandırma işi olduğunu söylermiş. Günümüzde Rasim Öğretmen’in fişleri, ilkokul birinci sınıfların değişmez demirbaşı.

Uslu değil yaramaz

Rasim Kaygusuz, Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra Anadolu köylerinde öğretmenlik yaptı. Geliştirdiği fişlerin, öğretmen arkadaşlarından da olumlu tepkiler aldığını görünce bu fişleri bir kitap içinde toplamaya karar verdi. Tanıdığı tek yayıncı Ali Çiçek’e başvurdu. Kitabına isim gerektiğini o zaman öğrendi. “Fişlerimde en çok geçen isim Ali. Senin de ismin Ali. Okulda bir lakabın var mıydı?” diye sordu. Kahramanımızın isim babası Ali Çiçek, “Cin Ali” deyince Rasim Öğretmen, bu ismin tam da hayalindeki öğrenci tipine uyduğunu söyledi. Kitap 20 yıl boyunca tüm Türkiye’deki ilkokulların vazgeçilmez demirbaşı oldu.

Papyonlu Cin Ali

Genç öğretmenin o zamanlar kendi öğrencileri, daha sonra ise bütün Türkiye’li çocuklar için oluşturduğu karakter Cin Ali, 1990 yıllında aniden imaj değiştirdi. 90’lı yıllara belirgin bir yüz, siyah saçlar, kulağında bir çiçek, papyon ve fiyonklu ayakkabılarla giren çöp çocuk, kamyonlarla Anadolu’ya dağıtılıyordu. Bu dönemde orijinal metindeki tek değişiklik, Cin Ali’nin evinde radyo yerine televizyonun bulunmasıydı. Resimlerdeki yeni imajı Mustafa Delioğlu çizdi. İmaj değişikliğinin sebebini sorduğumuz Mustafa Torun’un konu ile ilgili açıklamaları ise oldukça ilginç:

“Eğitim camiası Rasim Kaygusuz’u kıskandı. Çünkü o Talim Terbiye Kurulu’nun yapamadığı işi yapmıştı. Öğrenciler için birşeyler üretmesi gereken kurul ve bürokratlar o dönem ortaya hiçbirşey koyamıyorlardı. Rasim Hoca gece gündüz çalışıp dersler verip fişleri hazırlıyor ve onları uyguluyordu. Öğrencilerinin zorlandığı kelimeleri derhal iptal ediyordu. O dönem sıkça kullanılan, bugün köy okullarında başvurulan çözümlü alfabe sınıf aracı Rasim Hoca’nın icadıdır. Devletin bürokratları çalışıp Türkiye için üreten bir köy öğretmenini çekemediler. Talim Terbiye, müfettişlere baskı yapmaya başladı. Okulları denetleyen müfettişler, müdürleri Cin Ali almamaları konusunda uyarıyordu. İmaj değişikliği işte bu döneme rastlar. Nereden çıktı bilmiyorum ama o dönemde “çöp adam, çocukların görsel sağlığına aykırıdır” dediler. Çöp adam eğitsel açıdan doğru değilmiş. Cin Ali’yi baskı altına soktular.”

Bu gelişmelerin ardından Rasim Hoca’nın kızı Nevin Apaydın sonunda bir değişiklik yapılmasına karar verdi. Baskılardan bunalan Apaydın, hikayelerin kesinlikle değiştirilmemesi ve yeni hikayelerin eklenmemesi hususunda anlaşarak imaj değişikliğine izin verdi. Bu değişiklik, Rasim Öğretmen’in ölümünden iki yıl sonra oldu.

(Kaynak: http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/01/06/yasam/yasam3.html)

Paylaşın:

Daha iyi ve hızlı öğrenme – 6

Öğrenenler ve kendi kendine başarmak isteyenler için vereceğim önerilerle bu yazı dizisi bitiyor. Herkes kendi için ne kadar gayret gösterirse o kadar başarılı olur. Birilerinin sizi düştüğünüz yerden kaldırmasını yada uçurmasını bekleyerek zamanınızı harcamayın. Yapın!

  1. Şaşırtın. Bazen öğrenenler, öğretenden fazla şey bildiklerini düşünerek sıkılabilirler. Öğretenden fazlası olmak gerekir bu tip durumlarda.
  2. Kendinize öğretin. Sürekli aynı müfredat yada tarz ile eğitmek öğretene kolay gelebilir ama verimi düşürür. Eğer birileri sizin için eğitmeyi heyecanlandıracak bir şeyler yapmıyorsa o zaman kendiniz yapın. Yada öğrenciyseniz size herşeyi öğretmenin haber vermesin,i beklemeyin. Merak ettiğiniz konular ıaraştırın öğrenin. Birilerinin size bir şey öğretmesini beklemeyin.
  3. İşbirliği. Bazen bir grup halinde çalışmak öğrenmeyi kolaylaştırıp eğlenceli hale getirebilir.
  4. Bir şeyler öğretin. Bir şeyi öğrenmenin en kolay yollarından biri başkalarına öğretmektir. Hem tekrar etmiş olursunuz hemde atladığınız noktaları yakalayabilirsiniz. Ayrıca birine öğretecek olmak öğrenme motivasyonunuzu artıracaktır.
  5. Hakkında yazın. Bir şeyi öğretmenin yollarından girisi o konuda sık sorulan soruları düşünmek ve bunlara cevapları yazmaktır. Yada b elkide o konuya özel bir blog bile açabilirsiniz. Bömylece hem ne bilip bilmediğinizide test etmiş olursunuz.
  6. Deneyerek öğrenin. Eğer 5 yıl boyunca her hafta 40 saat çalışırsanız yaklaşık 10.000 saat çalışmış olursunuz ve ciddi bir deneyim anlamına gelir. Şimdi uzman olanları bu gözle değerlendirin.
  7. Kendinize sınav yapın. Bazı soruları kartlara yazaak bu katlar ırasgele seçip yamıtlama yolu ile öğrenme kolaylaşır.
  8. Önce doğru şeyleri öğrenin. Önce temeli öğrenmeniz gerekir. Örneğin bir yabancı dil öğrenirken önce alfabe ve temel bilgileri öğrenerek başlarsınız.
  9. Nasıl öğreneceğinizi planlayın. Her zaman iki yol vardır: Planlı ve plansız olan. Siz doğru olanı seçip planlı olanından gidin. Öğrenmeyi ciddiye alın ve zaman ayırın.
  10. Israr edin. Öğrenmede inatçı olmak başarının anahtarıdır. Asla pes etmemek gerekir. Herkes herşeyi öğrenebilir. Einstein’ın deha’nın tanımını yaparken %1 ilham %99 ter ile yapmaktadır.
  11. Uzmanlara meydan okuyun. Disleksi okuma körlüğüdür. Eskiden uzmanlar disleksi hastalarının aptal olduklarını düşünürlerdi. Daha sonrada öğrenemeyecekleri iddia edildi.Fakat aksini ispatlayan bir çok kişi oldu.
  12. Kendinizi değiştirin. İnsanlar tahmin ettiklerinden daha akıllıdırlar.

Son sözüm: İlk önce mutlu olmayı kaygılamamayı öğrenin.

Paylaşın:

Gençlerimizi ve çalışanlarımızı katılımcı kültüre hazırlayalım

Gençler ve çalışanlar katılımcı bir kültürle donatıldıklarında ya da katılımcı olma konusunda desteklendiklerinde bir şeyler üretme ve paylaşma konusunda daha başarılı oluyorlar.

Hedef Alliance Holding‘de kurum “ortak aklını” harekete geçirmek ve bunu kurumun yararına projeler üretmek adına “öneri sistemi” adı altında bir çalışma yapmıştık. Gerçekten yaratıcı ve kurum adına ileriye dönük ve gelişimi hızlandırıcı bir çok fikir bu sayede yakalanmıştı. Şimdi bir çok kurum “inovasyon” başlığı altında beyin fırtınaları, eğitimler, çalışma grupları ve atölye çalışmaları yapıyor.

Pew Internet & American Life’ın araştırmasına göre gençlerin yarısı medya içeriği üretmekte, yine bu gençlerin internet kullanan üçte birininde bu içeriği paylaştığı saptanmış.

Katılımcı kültür, katılanların bir değer kattıklarına inandıkları ve diğerleriyle sosyal bir ilişkiye-iletişime geçtikleri bir forma dönüşüyor.

Katılımcı kültür dediğimizde;

Üyelikler — Çeşitli online gruplara üye olma. milliyet blog, çok oyunculu oyunlar, haber grupları, eposta grupları vb.

Anlatım — Bir şeyleri anlatmak için yeni yaratıcı formlar türetme. Bir hikayeyi resimlerle süsleme, kendi videosunu çekip yayınlama, hareketli animasyonlar hazırlama

Ortaklaşa Problem Çözme — Ekip olarak çalışma, problemini bir grup ile paylaşarak çözüm isteme, işbirliği yapma. Wikipedia vb.

Yayılma — Medyanın akışını değiştirme ve farklı yöntemlerle yayma. Podcasting yada blog yazma vb.

Eğitimcilerimiz ve eğitim politikamızı belirleyen kişilerin bu katılımcı kültürün yarattığı fırsatları kendi eğitim sistemimizin içinde değerlendirmeleri gerekiyor. Yüz yüze öğrenme yada bire-bir öğrenme, entelektüel sermayeden daha fazla yararlanma olanağı, kültürel anlatım çeşitliliğini yaymak, modern işyeri için gerekli becerilerin geliştirilmesini örnek olarak sayabiliriz.

Eğer gerçekten gençlerimizin başarılı olmasını istiyorsak popüler kültür ile onları buluşturmamız gerekiyor. Burada bazı sıkıntılar mevcut;

Katılım eksiği — Geleceğin dünyasına ilişkin fırsat, deneyim ve bilgiye erişimde herkesin eşit fırsatlara sahip olmaması

Şeffaflık Problemi — Medyanın dünyayı nasıl değiştirdiğine ilişkin gerçekçi bilgilere erişim

Etik olma — Profesyonel eğitimler ve sosyalizasyon gençleri medya yapıcı ve toplumda katılımcı haline getirirler. Bu noktada etik ilkelerin aktarılması çok önemlidir.

Eğitimcilerimiz, bir arada çalışarak, online topluluklara dahil olan veya olacak gençlerimizin içerik üreten ve katılan olarak tam katılımcı cesaretine gelmelerini, medyanın algıları nasıl şekillendirdiğini anlamalarını sağlamaları ve tüm bunları etik ilkelere sadık kalarak yapmaları konusunda ön ayak olmalıdırlar.

Katılımcı kültürü, bireysel kültürden ayıran bazı özellikler var. Gençlerimizin bu yeni becerileri edinmeleri için eğitimcilerimizin desteği çok önemli.

Artık sahip olunması gereken yeni beceriler şunlar;

Oyun — Problem çözmeyi bir oyun şeklinde öğretmek ve öğrenme

Performans — Doğaçlama ve keşif amaçlı olarak farklı kimliklere adapte olabilmek

Simulasyon — Gerçek dünya süreçlerini yorumlamak ve insşa etmek

Ayırmak — Kendisi için anlamlı medya içeriğini ayırmak ve hatta birleştirmek

Çoklu İş Yapma — Diğerlerinin ortamını izleyerek farklı detayları algılayabilme

Dağınık kavrama — Farklı araçları anlamlı ve anlayarak kullanma

Ortak Akıl — Bilgi havuzu oluşturmak ve aynı hedefe yönelik olarak karşılaştırmalar yapabilmek

Yargılama — Farklı bilgi kaynaklarının uygunluğunu ve geçerliliğini değerlendirebilme

Takip edebilme — bir hikaye serisini ya da bilgi akışını farklı ortamlarda izleyebilme

Bağ Kurma —Bilgiyi arama, bulma ve sentezlemede ilişkileri kullanma

Görüşme — Farklı grupların görüşlerini alma, bilgiyi alternatif perspektif ve normlar çerçevesinde değerlendirme.

Eğitimimizi çocuklarımızı ve gençlerimizi hayata hazırlamak için sürekli revize etmeli ve geliştirmeliyiz. Bugün neyi şikayet ediyor olursak olalım geleceğin tohumlarını bir an önce atmazsak yine aynı sıkıntıları gelecek kuşakların yaşamasına yol açacağız unutmayalım.

Bu yazıyı yazarken yararlandığım kaynak rapora(ingilizce) bedava olarak buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Paylaşın:

Hızlı ve anlayarak okumanın yolları

Hızlı okuma bazıları için arkadaşlarını yada ailelerini etkilemenin bir yolu, bir ihtiyaç değil. Bu yüzden kıymeti tam olarak anlaşılamamış durumda. Aslında zamanın ve bilginin bu kadar kıymetli olduğu bir dönemde bence çok önemli bir konu.

Bu konuda çeşitli eğitim setleri vb. pazarlanıyor. Ben hiç bu tip bir set kullanmadım ama gerçekten hızlı okuyor ve işin enteresan tarafı hatırlayabiliyorum. Zamanında kendi kendime uydurduğum ve daha sonra benzerlerini internetten okuduğum bazı yöntemler ve yaptığım bazı pratikler işime yaramıştı.

Öncelikle 35 sayfalık bir yazı alacaksınız önünüze ve okumaya başlamadan önce birde saat alacaksınız yanınıza. Çok hızlı bir şekilde okumaya çalışacaksınız ama amacınız okuduğunuz şeydeki temel noktaları, genel içeriği hatırlamak olacak şekilde konsantre olmanız gerekiyor. Eğer bu şekilde egzersiz yaparsanız öncelikle zaman kazanma tarafını çözmüş olacaksınız.

Daha sonra geliştirilmesi gereken kısım aynı zaman zarfında daha fazla anlayabilme kapasitesine ulaşmak. Daha fazla anlamak demek daha fazla kelimeyi daha hızlı okumak anlamına geliyor. İlk denemeleriniz size çok saçma gelip canınızı sıkabilir ama pes etmemenizi öneririm. Çünkü hızlı okuma becerisi bisiklet sürmek gibi öğrenirken zor ama sonrasında unutulmuyor.

Bizlere ilkokulda önce alfabeyi sonrada harflerin nasıl söylendiği öğretilmişti. (Sanırım şimdi hece önce öğretiliyor. Heceler yanyana getirilerek kelimeler oluşturuluyor. Yani eğitim şekli değişmiş durumda) Biz harfleri doğru telafuz ederek anlamlı bir şekilde yanyana getirdiğimizde kelimeler ortaya çıkıyordu. Hatta yanımızda taşıdığımız fasulyelerle masaya yazıyorduk kelimeleri. Bize harf harf yazmak öğretildiği için harf harf okumayı öğrendik.

İşte sıkıntı burada başlıyor. Biz harf harf okumaya çalıştığımız için farkında olmadan zaman kaybediyoruz. Ama kelime okumayı öğrenebilirsek ve bunu beynimize öğretebilirsek o zaman göz-beyin koordinasyonu o şekilde sağlayacak ve çok hızlı okuyabileceğiz. Ortalama bir okuyucu ile hızlı okuyan arasındaki fark gözleri ile bir anda gördükleri kelime sayısı. Ne kadar çok kelimeyi görebiliyorsanız o kadar hızlı okuyorsunuz.

Bildiğim kadarı ile okuma seviyenize göre farklı şekillerde hızlı okuma öğretiliyormuş. Örneğin yüksek sesle okutma, çok yakından bakma vb.

Eğer okurken bir şeylerle ilgileniyor, kalem çeviriyor, bir şey dinliyor, hatta birileri ile konuşuyoranız bu ciddi anlamda okumayı yavaşlatıyor.

Konuştuğunuzdan 2-3 kat fazlası hızda okuyabiliyor olmanız gerekiyor.

Her ne kadar kelime kelime okumayı öğrenme konusunda şaşırıyorsamda şu anda çocuklarımızın hızlı okuma konusunda doğru yolda olduğunu biliyorum.

Bir yandan da hızlı okumanın bir çok yerde faydasını görürüsünüz. Çabuk kitap bitirme, işyerinde raporları herkesden önce okuma, daha hızlı araştırma yapabilme vb.

Paylaşın:

Yeni baba olanlar: Hazır mısınız ?

“ Tebrikler! Oğlunuz doğdu! ” yada “ Sağlıklı bir kız çocuğunuz oldu! ” diye başlayan hayatınızın o en mükemmel gününde hayatınız değişmeye başlıyor.

Aslında sadece bir çocuk doğmuyor birde baba doğuyor. Artık dünya eskisi gibi gözükmüyor insanın gözüne.

Bunu açıklamak çok zor ama o küçük, konuşamayan, korumasız insan daha önce bir çok yetişkinin başaramadığı bir şeyi başarıyor ve sizin hayatınızı değiştiriyor.

Artık babasınız. Şöyle bir durup düşünmeniz gerekiyor. Kendinizi daha olgun, daha yaşlı ve daha güçlü hissediyorsunuz. Ve şöyle bir karar veriyorsunuz “ Baba olmayı hayatımın önemli önceliklerinden biri yapacağım.”

Çocuğu olana kadar sadece çocuk olmayı biliyor insan. Birden ikinci bir şapkayı kafanıza takıyorsunuz, ve artık hem çocuk hemde baba oluyorsunuz.

Eğer sizin babanızla geçmişinizde hoşlanmadığınız, acı veren şeyler var ise artık bunları babalığınıza taşımamanız gerekiyor. Onların yeri çocukluğunuz, bırakın orada kalsınlar.

Erkekler olarak çoğunlukla duygularımız önceliklerini başka şeyler karşısında yitirirler. Biz mantık ve aksiyon ekseninden hayatın duygusal taraflarını tadımlamaya çocuklarımızla başlayabiliriz. Çocuklarımızın duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışarak başlayabiliriz.

Sonra bazı şeyler yaşamaya başlıyorsunuz ama şaşırmamnız gerekiyor;

Anneler, hamilelikleri döneminde çocukları ile bizim anlayamayacağımız derinlikte bir iletişim içerisine giriyorlar. Bu yüzden annenin tüm ilgi ve alakasını kendi üzerlerine çekiyorlar. Çocuğunuz, eşinizin bu ilgi ve enerjisini tamamen kendisine çekiyor olduğu için bebeğinizi kıskanabilirsiniz, bu çok doğal.

Bebek bakmayı bilmiyorsunuz ve buda çok normal. Bebek bakımı doğuştan bilinmiyor. Moralinizi bozmayın. Ayrıca Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışarak cesaretinizi zayıflatmaktansa zaten baba olmuş tecrübeliler ile iletişime geçerek tecrübelerinden faydalanabilirsiniz.

Diyelimki çocuğunuzla yalnızsınız ve ağlamaya başladı. Mantıken, ağlamasına sebep olan şeylere göre yapmanız gerekenleri yaptınız ama hala ağlıyor. Bu sizde düş kırıklığı yaratabilir. Unutmayın çocuğunuzun tepkilerini ve davranışlarını anlamak zaman ister. Böyle bir durumda annesine yada doktoruna ulaşmaya çalışabilirsiniz.

Babalık annelik kadar karmaşık değil. Sadece çocuğunuzla hayatı boyunca yakın iletişimde olmaya çalışmalısınız. Çocuğunuz entellektüel açıdan teşvik edilmek, fiziksel açıdan uğraşmak ve sosyal açıdan kılavuzluğa ihtiyaç duyar. Onun potansiyellerini ortaya çıkarmalı ve desteklemelisiniz.

Birinci sorumluluğunuz çocuğunuzun yetişmesinde aktif rol almayı öğrenmenizdir. Buda ancak onu anlamakla mümkün olur. Yapabilirlikleri, kapasitesi nedir? Sizden ne bekliyor? Neye nasıl tepki veriyor? Gibi soruları sormanız yada onunla olabildiğince çok vakit geçirmeniz lazım. (Unutmayın çocukla vakit geçirmek sadece zaman doldurmak için hoplatmak ve oyun oynamak demek değildir.)

Bizim kültürel alt yapımızdan bazılarımız kendilerini çocuklarından biraz uzak tutarlar. Tutmayın lütfen. Biraz kendinize zaman verirseniz bu yakınlaşmanın ne kadar önemli olduğunu, çocuğunuzun bu yakınlaşmaya paralel kendini ne kadar güvende hissettiğini anlayacaksınız.

Şunları unutmayın;

Eviniz bebek için güvenli olmalı.

Kendi babanızla yada baba olmuş diğerleri ile tecrübelerini mutlaka paylaşın.

Eşinizin bir babadan ne beklediğini mutlaka sorun.

Çocuğunuza ismiyle hitap edin ve “Seni Seviyorum” deyin.

Benim gibi okuduklarınızı, hissettikleriniz blog yada defterinize yazmaya başlayın.

Bakıcı bulurken titiz davranın.

Çocuk gelişimine ilişkin kitaplar okuyun.

Çocuğunuzla her gün ilgilenin, oyun oynayın.

Çocuğunuzun gelişimi ile ilgili olarak eşinizle sürekli diyalog içinde olun.

Doktorunuzun tavsiyelerine mutlaka uyun.

Paylaşın:

Korkularla yüzleşmek – Yetişkinin okula dönüşü

Son dönemde verdiğim eğitimlere orta yaş üstü, eski yönetici kişiler katılmaya başladılar. Bu kişilerin neden eğitim aldıkları konusunu biraz eşelediğimde geçmiş tecrübenin kişide daha fazla bilgilenmek ve kendini yetiştirmek konusunda hiçbir zaman geç kalınmadığı düşüncesine sahip olmayı getirdiğini görüyorum. Bazıları geçmiş dönemdeki bilgilerini güncellemek, biz eskiden böyle yapıyorduk bakalım şimdi nasıl yapılıyor diye yaklaşıyorlar. Bende çok yeni olmadığım için hem onların geçmişlerinden ki benim acemilik dönemlerim oluyor, örnekler verebiliyorum hem de güncel teknikleri ve yöntemleri konuşuyoruz.

Bazılarında yeni kuşakla boğuşmanın verdiği yorgunluk ve her geçen gün zorlaşan mücadele ile nasıl baş edeceği korkusunu görüyorum. Eğitim esnasında gençlerde olduğu için hem onları dinliyorlar hem de kendi işlerinde gençlerin yüzlerine söyleyemedikleri şeyleri açık açık konuşuyorlar.

Aslında tecrübeleri ve bilgileri açısından bakıldığında emsalsiz hazineler ama maalesef bizim kültürümüz ya da yaşantı tarzımız başarılarımızı ya da başarısızlıklarımızı açık açık söylemeye, başkalarının bunlardan ders çıkarmasına yönelik organize bir bilgi üretmeye yönelik olmadığı için sıkıntı yaşıyoruz. Biz gündelik toplantılarımıza bile hazırlıksız gitmeye, toplantıda çalışmaya çok alışmış durumdayız.

Bu yüzden eğitimlerin esnasında bu yetişkinlerin tecrübelerini onların ağzından alabilmek ve diğer katılımcıların faydalanmasını sağlayabilmek için onlarca örnek doğaçlamaya ve örnek olaylar bulmaya çalışıyorum. Eğer ilgili konuyu tetikleyebilirseniz çoğunlukla tecrübe+ego işbirliği ile kelimeler ağızlardan dökülüveriyor.

Sizlere önerim şu olacak;

Şu andan itibaren yaşadığınız her şey sizin yaşam ve iş tecrübenizdir ve bunların birilerine faydasının dokunmasını istiyorsanız, bu bilgilerinizin bazı hataların yaşanmasına engel olacağını düşünüyorsanız ihmal etmeyin ve kısa notlar alın. Blog ya da wiki yapın demiyorum ama bir tane küçük deftere fark ettiklerinizi, aldığınız dersleri vb. birkaç kelime ile not almanızın uzun vadede ne kadar çok işe yarayacağını göreceksiniz.

Paylaşın:

Önemli olan çocuklarımıza çalışmayı öğretmek!

Çocuklarınız belki her sınavdan en yüksek notu almayabilirler ama doğru ve başarılı çalışma alışkanlığını kazanırlarsa hem şu anda okudukları okulda hemde yaşam okulunda geçer not alabilirler.

Okuduğum bazı kaynaklar aşağıdaki önerileri getiriyorlar;

Öncelikle çocuklarımıza o ana kadar bildiklerini dışarıda bırakabilmeyi öğretmeliyiz. Zaten bilinen şeylerin üzerinden geçmek cidd bir zaman kaybıdır. Bu yüzden bir sınav öncesinde yapacağınız bir ön test ile bildikleri şeyleri ortaya çıkartabilir bilmediklerine konsantre olmalarını sağlayabilirsiniz. Zaten en başından itibaren böyle disiplinli bir çalışma başlatılırsa çocuğun her defasında sadece küçük bir bölüme odaklanarak çalışması yeterli olacaktır.

Sınavını kendisine hazırlatın. Bir A4 kağıdı ikiye katlayın. Daha sonra sol tarafına çocuğunuzdan sorular yazmasını isteyin ve sağ tarafa cevaplarını yazmasını. Böyle hazırlanılan bir sınavda çocuk hangi alanlarda eksik olduğunu farkedebilir, nasıl ve ne şekilde soru çıkarsa yanıtlayabileceğini test edebilir.

Renkli kartonlar kullanarak kitaplarında neyin nerede olduğunu işaretleyerek ilgili bölümlere daha hızlı erişimini kendisi ayarlayabilir. Öte yandan post-it’ler kullanarak gerek bazı kelime tanımlarını gerekse unutmaması gereken şeyleri duvarına yapıştırarak sürekli göz önünde tutabilir.

Düz yazı metinleri hatırlamak zor olabilir. Bu yüzden örneğin tarih dersi için bir savaşı hatırlaması gerekiyorsa bir kağıda 4 kolon çizilir ve her kolon başlığına ilgili başlık yazılır. Ör. Savaşın adı, tarihi, kimler arasında olduğu ve sonuç. Çocuk bu kolonları sırasıyla düzgün doldurabilir. Aynı zamanda kolona önce tüm savaş isimlerini yazarak hafızasını canlandırabilir. Burada amaç ezberi teşvik değil aksine tek bir sayfaya 10- 15 adet bilgiyi yerleştirmek ve tek sayfadan erişilebilmesini sağlamaktır.

Çocuğun çok çalışmaktansa çalışmayı öğrenmesi hedeflenmelidir. Çalışmayı öğrenmiş bir kişiye sadece açılacak kapıları sunmanız yeterli olacaktır. Bu yüzden eğitmenlerimizin verdikleri ödevlerin yapılıp yapılmaması kadar nasıl yapıldığı konusuna da vakit ayırmaları gerekiyor.

Üstelik bu konuda benim yukarıda amatörce verdiğim örneklerin eminim çok daha profesyonel ve işe yarar modellerine sahip olan eğitimci arkadaşlarım bu bilgileri bizlerlede paylaşırlar.

Paylaşın:

Bedava sesli kitaplar – İngilizce’nizi taze tutun

Kara Shallenberg adlı bayan 5 yıl önce oğlu için kitapları kendi sesi ile kaydetmeye başladı. İlk önce kasetlere kaydederken son zamanlarda bir diz üstü bilgisayar alıp CD’lere de kaydetti.

Bayan Shallenberg’in kayıtları artık internette ve herkese açık olarak bulunuyor. LibriVox denen bir gönüllü gruba üye olan Bayan Shallenberg boş zamanlarını kitap okuyup kaydederek değerlendiriyor.

Doğal olarak copyright’ı olan yani telif hakkı olan kitaplar bu sistemde yok. Kullanılan ses formatı MP3 ve hemen hemen her bilgisayarda rahatlıkla dinlenebiliyor. Kullanıcılar kendileri bedava sahip olabildikleri gibi herkeslede paylaşabilme hakkına sahipler.

LibriVox, telif hakkı konusunda özgür kalmış bir çok yayının amatör kişilerin kayıtlarından stüdyolarda kaydedilmiş profesyonel kişilerin kayıtlarına kadar geniş bir yelpaze içeriyor.

Bu kitaplar sanki bir lise sınıfında bir öğrencinin kitabı diğerlerine okumasına benziyor. Doğal olarak bazen öksürme yada başka gürültülerin araya girmeside mümkün olabiliyor.

Şu anda 200 civarında sesli kitabı olan LibriVox 1800 gönüllü ile birinci yılını doldurdu. Hikayeler, oyunlar, şiirler gibi birçok çeşit içeriyor.

Bu proje ticarii değil tamamen kamu yararına yapılmış ve herkese açık. Sitenin adresi librivox.org.

Bu bedava sesli kitap işini yapan Spoken Alexandria Project (spokenalex.org) ise bu konudaki ilk oluşum. 4 yaşındaki bu sitedeye ek olarak yaklaşık 50 bedava kitap ile LiteralSystems (literalsystems.org) geliyor.

Aslında tüm bu servisler bana hayran olduğum bedava kitap projesi olan Project Gutenberg (gutenberg.org)’i hatırlatıyor.

Benim önerim buradaki sesli kitaplardan özellikle klasik olanları seçin. Ya mp3 player’ınız ile ya bilgisayarınızdan yada cd’ye kaydedip herhangi bir yerde, evde yada arabada ingilizcenizi taze tutmaya başlayın.

Öğretmenler bu kitapları derslerde çocuklara ingilizce derslerinde dinletebilirler.

Türkçemize hayranım ama dünyayı takip etmek için minimum 1 yabancı dile ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Paylaşın: