Yazar arşivleri: savassakar

Birazcık anarşi öldürmez!

OLYMPUS DIGITAL CAMERAEğer elit bir takımı yönetiyorsanız yaklaşımınızı değiştirmeniz gerekir. Bir takımın, ekibin ustası kimdir? Diyelim ki ekibinizin dünyayı değiştirmek gibi büyük bir hedefi olsun. Büyük değişiklikler, büyük hedefler, hiç kimsenin yapmadığı şeyleri yapacak olsunlar. Bundan yaklaşık 20 yıl öncesine giderseniz Türkiye’nin 3 büyük bankasının (İş, GarantiBBVA, YKB) internet şubeleri açarak banka kullanım alışkanlıklarını değiştirmek için adım attıklarını görürsünüz. Yine o dönem Turk.Net kırtasiye mağazası (Spektrum) ile ilk e-ticareti başlatmıştı. Bunlar gidişatı kıran, değiştiren şeylerdi. Bu projeleri gerçekleştirenler gerçek superstar’lardı, gerçek başarının sahipleriydiler.

Ama artık firmalar böyle  ekipler kurmuyorlar. Çünkü hem yeni bir şeyler yaparak riske girmektense başarılı olmuş modelleri tercih ediyorlar hem de böyle ekiplerde yer alan kişilerin egoları ile sürekli ayaktaki gerilim ve tansiyonu yönetmekten kaçınıyorlar. Artık önemli olan uygun olanı, deneyimli olanı ve diğerleri ile uyumlu olarak çalışacak olanı seçmek. Belki her proje böyle süper ekibe ihtiyaç duymaz ama her şirketin bence böyle özel projeleri vardır ve özel ekibe ihtiyaç duyar.

O halde ekip çalışmasına bakış açımızdaki değişiklik ne olacak?

Aslında birçok şeyi değiştirmeniz gerekiyor. Öncelikle bu ekibin çok istekli bir çalışma tarzı olacaktır. Onların enerjilerini fark etmelisiniz. Normal bir ekipten daha heyecanlıdırlar. Olabildiğince dobradırlar. Bu ekipler yeterince nazik değildir. Daha fazla yan yana ve birlikte çalışmayı tercih ederler. E-mail ya da telefonumla uzaktan kuracakları diyaloglar onları kesmez. Hız onlar için çok önemlidir, fikirlerini hızla hayata geçirip hemen bir prototip yaparak sonucunu görmek isterler. Ve hepsinin içinde dışarıya çıkmayı bekleyen bir şey olduğunu ve içlerine sığamadığını görürsünüz.

Artık tüm projelerimizde zaman ve bütçe kısıtları çok önemli bir hale geldi. Bunun ekip için anlamı ise mevcut işleri ile proje işleri arasında kurmaları gereken dengeyi daha hassas kurmaları, doğru şeylere doğru zamanda odaklanmalarıdır. Kişilerin üzerindeki baskı arttıkça doğrudan iletişimi artırmakta, daha fazla dostluk ile birlikte bilgi ve beceri paylaşımları artmaktadır. Kişileri birbirine çeken güç hızlanmaktadır. İşte bu noktada sihir birbirine yaklaşmak zorunda kalan bu kişilerin aralarındaki diyalogu artırıcı önlemler almaktır. Birçok şirket başka illere götürdüğü yöneticilerine 2-3 günlük eğlenme, vizyon paylaşımı ve iletişimi artırıcı aktiviteler sunmaktadır.

Nezaket, fikirlerin masaya gelmesini engelleyebilir. Şirket içi hiyerarşilerde genellikle patron fikri ortaya atar ve diğer herkes onaylar. Eğer gerçek iyi fikirlerin ortaya çıkmasını istiyorsanız kişilerin fikirlerini söylemelerinden çekinmeyecekleri bir ortam yaratmalısınız.

Böyle bir ekibin yöneticisi dışarıdan ya da ekip üyelerinden gelen fikirlere açık biri olmalıdır. İyi bir dinleyici, egosu ile barışık, benmerkezci olmayan biri olmalıdır. “Ben”den çok “biz”e odaklanmalıdır. Hata yapmayı öğrenmek için bir fırsat olarak görebilmelidir.

Böyle bir ekibi yönetmedeki fırsat nedir? Bu oyunun kurallarını bilen bir yönetici, hem yönetecek, sonuçları alacak, azıcık anarşik olacak yani nezaketten susmayacak, dünyayı veya şirketi değiştirmekten korkmayacak, hedeflerini her şeyin önünde tutarak iyi bir şeylerin tamamlanmasını sağlayacak, süper bir iletişimci olacak dersem sanırım yeterli olacaktır. Böyle ekiplerle yapamayacağınız şey yoktur.

Kendini gerçekleştiren insan

“Kendini gerçekleştirme” kavramı ilk kez Maslow tarafından kullanılmıştır. Maslow, insanın değerli, kendine özgü ve iyiye yönelik bir öz bene sahip olduğuna inanmaktadır. Maslow’a göre fizyolojik, güvenlik, sevme-sevilme, bir gruba ait olma, statü kazanma gibi temel gereksinimleri karşılanan insan sonunda kendisi olabilecektir; kendini gerçekleştirebilecektir. Maslow’un kendini gerçekleştiren insanların. özelliklerine ilişkin belirlediği niteliklerden bazıları aşağıda sıralanmıştır. (Erden ve Akman, 1997, s. 95-96):

Kendilerini, başkalarını ve doğayı olduğu gibi kabul ederler. Kuvvetli ve zayıf yönleriyle kendilerini ve başka insanların farklı duygu ve düşüncelerini hoşgörü ile karşılayıp, insanları oldukları gibi kabul ederler.

Gerçeği olduğu gibi algılayıp, içinde bulundukları ortama kolay uyum sağlarlar. Eksik ve hatalardan aşırı düzeyde rahatsız olmazlar.

Daha derin ilişki kurabilirler. Kendilerine güveni tam olan bu insanlar herkese karşı sevgi ve saygı duyarlar.

Yaşamdan büyük zevk alırlar. Yapılacak işler onlar için birer “oyun” gibidir.

Özerk bir yapıları vardır; çevrelerinden bağımsızdırlar. Düşünce ve davranışlarında özgürdürler: neyin doğru neyin yanlış olduğuna kendi özerk- değerler sistemine uygun olarak karar verirler.

Demokratik bir kişilik yapısına sahiptirler. Herkesten bir şeyler öğrenebileceklerine inanırlar.

Doğal, içlerinden geldiği gibi davranırlar; yapmacık davranma gereği hissetmezler.

Amaçlar ve araçlar arasında uygun ayrım yapabilirler.

Yalnız kalabilme gücüne sahiptirler.

Güçlü bir mizah anlayışına sahiptirler. Ancak yaptıkları espriler başkalarını küçültücü değildir.

Başarı bisiklet sürmek gibidir

Bisiklet sürmeyi nasıl öğrendiğinizi hatırlıyor musunuz? Çocukken hiçte kolay olmayan bir şeydir bisiklet kullanmak. Ama öğrendikten sonrada vazgeçilmezi en zor keyiflerden biridir.

Şimdi biraz geri dönün ve bisikleti öğrenmeye başladığınız o günlere geri gidin. Muhtemelen önce 3 tekerlekli bir bisikletiniz vardı. Hiç problemsiz kullanabiliyordunuz. Daha sonra 2 tekerlekli bir bisikletiniz oldu ama yanında 2 tane destek tekerleği olan. Yine onlara dayanarak rahatlıkla kullandınız bisikletinizi. Tüm bunları yaparken size destek olması gereken birine ihtiyaç duymadınız, yürümek gibi rahatlıkla dengede kalarak kullanabiliyordunuz çünkü.

Ama sadece 2 tekerleği denemeye başladığınızda işler değişti. Dengeyi sağlamak için ellerinizi ve vücudunuzu kullanmanız, ilerlemek içinde ayaklarınızı kullanmanız gerekiyordu. Üstelik aynı anda. Muhtemelen birkaç kere düştünüz yada ayaklarınızı pedallardan çekip yere bastınız. Önce birkaç metre dura kalka giderken, pes etmeyip denemeye devam ettiyseniz hiç durmadan sürmeye başladınız.

Büyüdükçe daha büyük ve teferruatlı bisikletlere ilgi duymaya başlamışsınızdır. Aynası ve kornası olan, 10 vitesli vb. Hatta çok iyi sürdüğünüzü düşündüğünüz anlarda ellerinizi bırakarak sürüyordunuz muhtemelen.

İşin en güzel tarafı ise bisiklet sürmenin hiç unutulmaması.

Başarı ile ne ilgisi var diyorsunuz tüm bunların. Birçok insan için başarılı olmak önemlidir ve başarılı olacakları işlerin hemen hemen tamamının başında korkarlar. İşte bu noktada bisiklet sürmekten öğreneceklerimiz var; Okumaya devam et

Proje Yönetimini Kolaylaştırın – 2

Projelerle geçirdiğiniz süre arttıkça onlara bakış açınızda değişir. Yani giderek daha basit ve yalın olarak görmeye başlarsınız. “Gerektiği kadar” tanımlama, planlama, kontrol vb. konusunda uzmanlaşır, size uygun proje yönetimi metodolojisini belirlersiniz.

Program, görevler, kilometretaşları

Projenizi tanımladıktan sonra bir zaman çizelgesi(program) hazırlarsınız. Bu plana kilometretaşlarını yerleştirirsiniz. Benim önerim öncelikle ana aşamaları ve bunlara bağlı kilometretaşlarını yerleştirmeniz ve sonrasında görevler bazında yapılacak işleri tanımlamanızdır. Böylelikle herkesin kendine has iş yapışına karışmamış olursunuz. Ekip üyelerini sadece ana aşama kilometretaşlarından sorumlu tutarsanız işlerin geri kalan detayındaki kilometretaşlarını kendilerinin oluşturmasına fırsat vermiş olursunuz.

Okumaya devam et

Proje yönetimini kolaylaştırın – 1

Zamanında ve bütçesinde biten ve bitmeyen bir çok proje yönettim. Çok genel olarak söylemek gerekirse birlikte çalıştığım arkadaşlar mutlu olduklarında ve kendilerini iyi bir şeyin parçası hissettiklerinde çok iyi işler çıkardıklarını gördüm.

Tecrübenin en önemli tanımı bence neyin işe yarayıp neyin yaramadığını göstermesidir. Yaşadıklarınız size iş bitirmek için basit ve kolay küçük ipuçları, kestirmeler ve yöntemler öğretiyor.

Projelerle geçirdiğiniz süre arttıkça onlara bakış açınızda değişir. Yani giderek daha basit ve yalın olarak görmeye başlarsınız. “Gerektiği kadar” tanımlama, planlama, kontrol vb. konusunda uzmanlaşır, size uygun proje yönetimi metodolojisini belirlersiniz.

Şimdi size vereceğim basit birkaç fikir ile projelerinizi çok daha basit ve hızlı bir şekilde yönetebilirsiniz;

Düşündüğünüz kadar zor ve karmaşık değildir.

Öncelikle proje yönetiminin düşündüğünüz kadar karmaşık olmadığını bilmelisiniz. Okumaya devam et

Herkes proje yöneticisidir

İlk iş hayatıma başladığımda proje yönetiminden haberim bile yoktu. Zaman içerisinde sistemli bir metodoloji halinde öğrendiğim ve eğitimini, danışmanlığını yaptığım Proje Yönetiminin adımlarını tek tek tecrübe ederek, yaşayarak ve sürekli okuyarak öğrendim. Dosyalamayı, resmi yazı yazmayı, toplantı organize etmeyi, muhasebeyi, adam yönetmeyi ve daha sayamayacağım irili ufaklı yüzlerce konuyu yaşayarak öğrendim. Maaşlı çalıştığım kadar kendi işimide yaptım, gündüz olduğu kadar gecede çalıştım. Yaklaşık 20 yıllık iş hayatımda irili ufaklı onlarca ulusal ve uluslararası projede yer aldım.

Bu tecrübe bazı konularda iddialı konuşmama, yazmama vesile oluyor tabiki. Mesela, bir çok firma bir projeye ilk başlarken ne tam ihtiyacını tanımlayabilir ne de kime hangi görevi vereceğini. Üstelik bir çok projenin başarısız olmasının sebebi ekip üyelerinin rollerini yeterince anlayamamış olmalarından kaynaklanıyor. Projelerde yapılacak işler, ilgili kişiye o işle ilgili yetkiyle beraber aktarılırlar ya da yetkiyle beraber aktarılmalıdırlar. Burada yetkinin altını özellikle çiziyorum çünkü özellikle büyük şirketlerde ya da karmaşık projelerde ekiplerinde büyük olması kimin ne iş yaptığı konusunda belirsizliklere yol açabiliyor. Aslında her ekip üyesine yetki ile birlikte sorumluluğunu verdiğinizde onu kendisinin proje yöneticisi yapmış olursunuz. Projelerin başarısı ekip üyelerinin kendilerine verilen işleri sahiplenme ve sorumluluğunu alma konusunda gayretleri ile birebir orantılıdır.

Bu yetki nasıl verilir? Ya da verilmeli? Okumaya devam et

Proje Ofisinin Önemi

small-business-pool_project-management-officeArtık bir çok firma Proje Yönetim Ofisi (PYO) kurmaya başladı. Fakat yine biraz bilinçsizce tam olarak faydalarını ya da beklentilerini belirlemeden bu işi yapıyorlar. Gördüğüm temel hata metodoloji geiştirmeden kurulması ki bu Proje Ofisinin metodolojiye göre yapılandırılmasını değil metodolojinin kurulan yapıya uydurulması ile sonuçlanıyor. Gartner’ın yaptığı sektör araştırmalarında Proje Yönetimi Ofislerinin kurulumunun çok ciddi bir taktik olduğu belirtiliyor. Çünkü zamanında Proje Yönetimi Ofisi kuracak firmaların kurum içi proje yönetimi standartlarını oturtabilecekleri ve bununda hem maliyet hem de gecikmelerde ciddi kazanımlar sağlayacağı ve hatta birçok proje iptallerinin ortadan kalkacağı belirtiliyor.

Gartner 3 yönü olan bir Proje Yönetim Ofisinden bahsediyor. Öncelikle PYO diğer projelerdeki en iyi deneyimleri ve kullanılan metodları kendi içinde toparlayabilmeli ve bu bilgi ile diğer proje yöneticilerine danışmanlık verebilmelidir. Yani bu yönü ilede “koç”luk yapabilmelidir. Aslında PYO’lar fonksiyonel yöneticilerin yönetecekleri projelerdede gerek başlangıç, gerek planlama gerekse raporlama kısımlarında danışmanlık yapabilmelidir. Bu projelerin yürütülmesi yada tamamlanması sonrasındada gözen geçirmelerle deneyimini artırmalı işi yapanlara geri besleme vermelidir.

PYO’nun sunduğu değer nedir? Okumaya devam et

İş sadece takip edilmez, yönetilmelidir de

imagesZaman yönetimi deyince birçok kişi işlerin ne zaman yapıldığını ve biteceğini takip etmek olarak algılarlar. Aslında iş takibi bir çok çalışanın ve yöneticinin içine sinmiştir. Sürekli bir şeyleri takip ederler; yapılanlar, yapılacaklar, arayanlar, gelen mallar, satışlar vb.

Fakat sürekli iş takip edenler bir süre sonra aslında bunu yaparak herhangi pozitif bir etki yaratamadıklarını görebilirler. Bu yüzden sadece izlemek ve takip etmek zaman yönetimi anlamına gelmez. “Aslında zamanı kullanma yöntemlerini değiştirmek zaman yönetiminin ana konusudur“. Siz zaman yönetimi yaparak aslında nerelerde nasıl daha efektif zamanın kullanılabileceğini belirleyebilmelisiniz.

Günlük aktivitelerin takibi zaman yönetimi için bir başlangıç kabul edilebilir. Eğer gününüzü nasıl geçirdiğinizi analiz ederseniz zamanı nasıl kullandığınızı ve neleri nasıl değiştirebileceğinizi görürsünüz.

Bence insanların yaptıkları en büyük hata burada başlıyor. Herkes ajandasında kayıtlı olan toplantı vb. zamanları dikkate alıyor. Sadece günün rezerve edilmiş kısımları zamanı yönetmek anlamına gelmez. Günü 24 saat olarak düşünmeli ve aslında her anınızı nasıl kullandığınızı bilmeli ve yönetebilmelisiniz.

Çoğu zaman bir çok şeyi ajandanıza yerleştirmekle uğraşırsınız. Sürekli zamanını değiştirip, ötelersiniz ama bu problemleri gidermediği için bir işe yaramaz.

Peki zaman nasıl yönetilir? Okumaya devam et

Shrek’ten Yönetim Dersleri

Görüntü herşey değildir

İnsanları dış görünüşleriyle peşinen değerlendirip onlara kötü not vermek doğru değildir. Dış görünüşü ya da konuşması kötü olan bir çok iyi ve güzel insan vardır. Sadece o kişi ile ilgili yeterince istihbarat yapıp suçlu ya da kötü olduğuna kanaat getirmek gerekir. Öte yandan bir yönetici olarak kötü görünüşünüzü kullanarak insanları korkutabilir ve onlara bazı şeyleri zorla yaptırabilirsiniz.

Her başarılı yöneticinin bir eşeğe ihtiyacı vardır

Birçok yöneticinin Shrek’te olduğu gibi kendisini temsil edecek bir eşeğe ihtiyacı vardır. Örneğin yöneticinin yapmak istemediği ya da adının geçmesini istemediği şeyleri o eşek yapacaktır. Ve eğer siz bir eşekseniz kibirinizin size ne yapmanız gerektiğini söylemesine izin vermeyin. Ve her zaman kendinize bir kaçış yolu ayarlayın.

Okumaya devam et

Ekibiniz size güvenmeli ve saygı duymalıdır

DavidBreashearsEverestDünyanın en yüksek tepesine çıkmak normal şartlar altında aylar sürer ve hatta hazırlanma süresinide düşünürseniz yıllar. Mayıs 1996’da Breashear ve ekibi enteresan bir karar aldılar: Bu yapacakları seyahatin IMAX filmini çekmek. Şimdi yüzlerce kiloluk film ekipmanını oraya taşıyabilecekleri yeni bir plan yapmak zorundaydılar. İyi bir planın esnek olması onları tek bir olasılığa mecbur etmemesi gerektiğini biliyorlardı.

Öncelikle “eğer” senaryolarını ele aldılar, böylece beklenmedik şeylerle karşılaşma olasılıklarını en aza indirmeye çalışıyorlardı. Fakat daha ilk gün beklenmedik bir fırtına patladığında diğer ekipler tırmanmaya devam ederken Breashear’ın ekibi dönmek zorunda kaldı. Sonrasında aylarca orada kalmalarına rağmen geri çağırıldılar. Breashears’ın “Dağın programına uymak zorunda kaldık, kendimizinkine değil” sözleri ise etkileyiciydi.

Breashear’ın ekibi dönerken bir çok ekpmanı geride bıraktı. Geceyarısı olduğunda ekipteki 8 kişide hastalanmıştı. Rob Hall çok ünlü bir tırmanıcı ve Breashears’ın arkadaşı idi. Hall kendilerini zirveye götürmesi için ona para veren bir gruba kılavuzluk etmekteydi. Jon Krakauer’da bir yazardı ve Hall’ın ekibinde yer alarak Into Thin Air adlı kitabını yazıyordu.

Bu kadar aksiliğin üzerine ertesi gün daha sonraları mucize denilecek birşey oldu. Okumaya devam et