Kategori arşivi: Kisisel Gelisim

Kendini gerçekleştiren insan

“Kendini gerçekleştirme” kavramı ilk kez Maslow tarafından kullanılmıştır. Maslow, insanın değerli, kendine özgü ve iyiye yönelik bir öz bene sahip olduğuna inanmaktadır. Maslow’a göre fizyolojik, güvenlik, sevme-sevilme, bir gruba ait olma, statü kazanma gibi temel gereksinimleri karşılanan insan sonunda kendisi olabilecektir; kendini gerçekleştirebilecektir. Maslow’un kendini gerçekleştiren insanların. özelliklerine ilişkin belirlediği niteliklerden bazıları aşağıda sıralanmıştır. (Erden ve Akman, 1997, s. 95-96):

Kendilerini, başkalarını ve doğayı olduğu gibi kabul ederler. Kuvvetli ve zayıf yönleriyle kendilerini ve başka insanların farklı duygu ve düşüncelerini hoşgörü ile karşılayıp, insanları oldukları gibi kabul ederler.

Gerçeği olduğu gibi algılayıp, içinde bulundukları ortama kolay uyum sağlarlar. Eksik ve hatalardan aşırı düzeyde rahatsız olmazlar.

Daha derin ilişki kurabilirler. Kendilerine güveni tam olan bu insanlar herkese karşı sevgi ve saygı duyarlar.

Yaşamdan büyük zevk alırlar. Yapılacak işler onlar için birer “oyun” gibidir.

Özerk bir yapıları vardır; çevrelerinden bağımsızdırlar. Düşünce ve davranışlarında özgürdürler: neyin doğru neyin yanlış olduğuna kendi özerk- değerler sistemine uygun olarak karar verirler.

Demokratik bir kişilik yapısına sahiptirler. Herkesten bir şeyler öğrenebileceklerine inanırlar.

Doğal, içlerinden geldiği gibi davranırlar; yapmacık davranma gereği hissetmezler.

Amaçlar ve araçlar arasında uygun ayrım yapabilirler.

Yalnız kalabilme gücüne sahiptirler.

Güçlü bir mizah anlayışına sahiptirler. Ancak yaptıkları espriler başkalarını küçültücü değildir.

Başarı bisiklet sürmek gibidir

Bisiklet sürmeyi nasıl öğrendiğinizi hatırlıyor musunuz? Çocukken hiçte kolay olmayan bir şeydir bisiklet kullanmak. Ama öğrendikten sonrada vazgeçilmezi en zor keyiflerden biridir.

Şimdi biraz geri dönün ve bisikleti öğrenmeye başladığınız o günlere geri gidin. Muhtemelen önce 3 tekerlekli bir bisikletiniz vardı. Hiç problemsiz kullanabiliyordunuz. Daha sonra 2 tekerlekli bir bisikletiniz oldu ama yanında 2 tane destek tekerleği olan. Yine onlara dayanarak rahatlıkla kullandınız bisikletinizi. Tüm bunları yaparken size destek olması gereken birine ihtiyaç duymadınız, yürümek gibi rahatlıkla dengede kalarak kullanabiliyordunuz çünkü.

Ama sadece 2 tekerleği denemeye başladığınızda işler değişti. Dengeyi sağlamak için ellerinizi ve vücudunuzu kullanmanız, ilerlemek içinde ayaklarınızı kullanmanız gerekiyordu. Üstelik aynı anda. Muhtemelen birkaç kere düştünüz yada ayaklarınızı pedallardan çekip yere bastınız. Önce birkaç metre dura kalka giderken, pes etmeyip denemeye devam ettiyseniz hiç durmadan sürmeye başladınız.

Büyüdükçe daha büyük ve teferruatlı bisikletlere ilgi duymaya başlamışsınızdır. Aynası ve kornası olan, 10 vitesli vb. Hatta çok iyi sürdüğünüzü düşündüğünüz anlarda ellerinizi bırakarak sürüyordunuz muhtemelen.

İşin en güzel tarafı ise bisiklet sürmenin hiç unutulmaması.

Başarı ile ne ilgisi var diyorsunuz tüm bunların. Birçok insan için başarılı olmak önemlidir ve başarılı olacakları işlerin hemen hemen tamamının başında korkarlar. İşte bu noktada bisiklet sürmekten öğreneceklerimiz var; Okumaya devam et

İş sadece takip edilmez, yönetilmelidir de

imagesZaman yönetimi deyince birçok kişi işlerin ne zaman yapıldığını ve biteceğini takip etmek olarak algılarlar. Aslında iş takibi bir çok çalışanın ve yöneticinin içine sinmiştir. Sürekli bir şeyleri takip ederler; yapılanlar, yapılacaklar, arayanlar, gelen mallar, satışlar vb.

Fakat sürekli iş takip edenler bir süre sonra aslında bunu yaparak herhangi pozitif bir etki yaratamadıklarını görebilirler. Bu yüzden sadece izlemek ve takip etmek zaman yönetimi anlamına gelmez. “Aslında zamanı kullanma yöntemlerini değiştirmek zaman yönetiminin ana konusudur“. Siz zaman yönetimi yaparak aslında nerelerde nasıl daha efektif zamanın kullanılabileceğini belirleyebilmelisiniz.

Günlük aktivitelerin takibi zaman yönetimi için bir başlangıç kabul edilebilir. Eğer gününüzü nasıl geçirdiğinizi analiz ederseniz zamanı nasıl kullandığınızı ve neleri nasıl değiştirebileceğinizi görürsünüz.

Bence insanların yaptıkları en büyük hata burada başlıyor. Herkes ajandasında kayıtlı olan toplantı vb. zamanları dikkate alıyor. Sadece günün rezerve edilmiş kısımları zamanı yönetmek anlamına gelmez. Günü 24 saat olarak düşünmeli ve aslında her anınızı nasıl kullandığınızı bilmeli ve yönetebilmelisiniz.

Çoğu zaman bir çok şeyi ajandanıza yerleştirmekle uğraşırsınız. Sürekli zamanını değiştirip, ötelersiniz ama bu problemleri gidermediği için bir işe yaramaz.

Peki zaman nasıl yönetilir? Okumaya devam et

Shrek’ten Yönetim Dersleri

Görüntü herşey değildir

İnsanları dış görünüşleriyle peşinen değerlendirip onlara kötü not vermek doğru değildir. Dış görünüşü ya da konuşması kötü olan bir çok iyi ve güzel insan vardır. Sadece o kişi ile ilgili yeterince istihbarat yapıp suçlu ya da kötü olduğuna kanaat getirmek gerekir. Öte yandan bir yönetici olarak kötü görünüşünüzü kullanarak insanları korkutabilir ve onlara bazı şeyleri zorla yaptırabilirsiniz.

Her başarılı yöneticinin bir eşeğe ihtiyacı vardır

Birçok yöneticinin Shrek’te olduğu gibi kendisini temsil edecek bir eşeğe ihtiyacı vardır. Örneğin yöneticinin yapmak istemediği ya da adının geçmesini istemediği şeyleri o eşek yapacaktır. Ve eğer siz bir eşekseniz kibirinizin size ne yapmanız gerektiğini söylemesine izin vermeyin. Ve her zaman kendinize bir kaçış yolu ayarlayın.

Okumaya devam et

Yöneticinin İlk Gün Kılavuzu

Diyelim ki bir yönetici pozisyonuna atandınız ya da yen bir işe yönetici olarak geçiyorsunuz. Bu durumda ilk gününüz çok önemlidir.

Yönetici gibi görünmek

Bazıları yöneticiliği çok ciddiye alıp ilk günden çok ciddi bir tavır ve sertlik ortaya koyarlar. “Nasıl başlarsan öyle gider” mantığı ile birazda kişinin kendini güvenceye almak amacıyla yaptığı anlamsız bir sertliktir bu çoğu zaman. Halbuki sizin yönetici olarak makul bir seviyede otoritenizi göstermeniz yeterlidir. Bunun için asıp kesmeye, sağa sola emirler yağdırmanıza gerek yoktur.

Yönetici gibi görünmenin en önemli unsurlarından birisi giyiminizdir. Giyiminiz çalıştığınız yerin giyim kurallarına, şirket kültürüne ya da sektörüne göre farklılık gösterebilir. Siz her halukarda uygun kıyafetleri seçmeli, şık, temiz ve düzenli olmalısınız. Burada genel kural astlarınızdan daha iyi, temiz ve düzgün giyinmenizdir. Şirketin giyim kurallarını iş görüşmesinde sorabilir, çevreyi izleyebilirsiniz.

İşyerinde ilk gün sevgilinizle ilk buluşmanıza benzer. Her zamankinden biraz daha fazla özenli bir giyimden bahsediyorum. Birkaç gün içinde şirket kültürüne uygun ve size yakışanı giymeye başlarsınız.

Yönetici gibi düşünmek Okumaya devam et

Fikir ve önerilerin anlamlı değeri

Bir çok şirket kendi içindeki gelişmeleri iyi fikirlere borçludur. Fakat buna rağmen iyi fikirlerin oluşması ve geliştirilmesi için çoğunlukla sistemli bir şey yapmazlar. Her ne kadar yöneticiler yeni fikirlere karşı olmasalarda çoğunlukla “İyi bir fikir ama şu sebeplerle yapmamız mümkün değil” diye geri çevirirler ya da “Süper fikir ama biz buna benzer zamanında şunu yapmıştık” diyebilirler.

Uygulamaya geçen fikirlerin büyük bir çoğunluğunun üst yönetimden geldiğini ve diğer çalışanların bu fikirlerin sadece uygulayıcısı olduklarını görürsünüz. Halbuki bir çok akıllı firma en alttaki çalışanından yukarı doğru tüm fikirleri toparlayıp hayata geçirmektedir.

Eğer çalışanların fikir ve öneriler geliştirmelerin istiyorsanız işe ortamdan başlamalısınız. Ne söylerlerse söylesinler “Hayır” kelimesini duyacaklarını bilen insanlardan bir şey duyamazsınız. Öncelikle onların fikirlerine değer verdiğinizi, duymak istediğinizi ve dikkate alacağınızı göstermeniz gerekir. Eğer sürekli negatif davranıp, terslerseniz sadece o fikri getiren kişiyi değil şirket genelindede olumsuz bir hava yaramış olursunuz. Eğer “kibir” çamuruna yüzüyorsanız zaten diğerlerinin doğru fikir üretemeyeceğini düşünüyor ve gerçekten yanılıyorsunuzdur.

Birde tabiki fikirdeki “anlamlı değeri”görebilmek önemlidir. İyi bir yönetici getirilen fikri objektif olarak değerlendirip, detaylardan uzak yaratacağı değeri dikkate alarak görebilmelidir. Eğer bunu yapamıyorsanız aceleylehayırdememeli, biraz daha üzerinde düşünmelisiniz.

Flickr sitesi en başta messenger kullanan kullanıcıların birbirleri ile fotoğraflarını paylaşmaları için hazırlanmıştı, şimdi dünyanın en büyük fotoğraf paylaşım platformu oldu.

Bu yüzden aşağıdaki hataları yapmamak gerekiyor;

  • Fikri üretmekle fikri geliştirmeyi karıştırmayın. Bir fikri gelir gelmez eleştirerek hem fikri öldürürsünüz hemde o kişinin bundan sonra getireceği fikirleri.
  • Asla hiç bir fikri küçük görmeyin. Eğer fikir size çok çılgın geldiyse düşüncenizi kendinize saklayın ve fikri getirene teşekkür edin.
  • Vefasız olmayın. Aradan zaman geçse bile bir fikrin kimin tarafından ortaya atıldığı bilinir. Bunu saklamamak gerekir. Öte yandan fikir güzel fakat geliştirilmesi gerekiyorsa bunun için tekrar öneriler istenebilir. Fakat bir fikrin çağrıştırdığı ya da geliştirilmesi o fikri ortaya atanı değiştirmez.
  • Davranışlarınız önemlidir. İy iyada kötü fikir beyan eden herkese teşekkür edin vefikir getirmeye devam etmelerini isteyin.
  • İyi firmalar çalışanların fikir getirmelerini beklemez aksine fikirlerin ortaya çıkacağı uygulamalar yaparlar;
  • Beyin Fırtınası toplantıları düzenlerler. Belirli bir konudaki problemleri çözmek için birebirdir.
  • Şirket sohbetleri yapılır. Yönetici haftanın belirli bir gününüde belirli bir saatte çalışanlarının fikirlerini dinlemek için herkese açık davetiye çıkartır.
  • Anketörler kullanılabilir. Müşteriler ya da iş ortakları ile yapılacak anketler ile fikirleri toplanır.
  • Ödüllü yarışmalar yapılır. Getirilen ve uygulamaya geçirilen fikir için bir ödül belirlenir.
  • Öneri kutusu yapılır. İster şirket içinde fiziksel kutu şeklinde isterseniz internetten form şeklinde hazırlanan ve önerilen gönderilmesi istenen uygulamadır.

İdarecilik Sanatı

5964Büyük Amerikan imalat fabrikalarından birinin yönetim kurulu üyeleri kâr ve zarar hesaplarını incelerken, fabrika müdürünün aylığına takılmışlar ve bunu bir hayli indirmenin iyi olacağını düşünmüşler. İçlerinden iki kişi seçerek fabrika müdürü denen bu adamın neler yaptığını bir görmelerini ve ondan sonra bu konuda karar verilmesini kabul etmişler. İki kişilik heyet bir sabah sessizce fabrikaya gitmiş ve fabrika müdürünün odasına girmiş. Gördükleri manzara şu olmuş:

Fabrika müdürü elinde kahve fincanı,ağzında piposu, ayakları masanın üstünde, etrafa halka dumanlar yaymakla meşgul. Masanın üstünde ne bir dosya, ne bir kağıt hiç bir şey yok. Bir müddet kendisi ile oradan buradan konuşan heyet azaları bu müddet zarfında müdürün hiç bir işle meşgul olmadığını ve yalnız bir kaç basit telefon konuşması yaptığını görmüşler.

Heyet aldığı intibadan memnun İdare Meclisine fabrika müdürü denilen zatın yanında bulundukları üç küsür saat zarfında hemen hemen hiç bir şeyle meşgul olmadığını ve bu bakımdan böyle basit bir iş için verilen yıllık 100.000 dolardan en aşağı üçte iki nisbetinde bir tasarruf sağlanabileceğini söylemiş. Tabii fabrika müdürü bu indirmeye razı olmamış, işten ayrılmış.

Yeni maaşla çalışmayı kabul eden bir çok istekli arasında bir zat yeni fabrika müdürü tayin edilmiş. Üç aydan sonra idare meclisine gelen imalat istatistiklerinde az, fakat dikkati çekecek kadar bir düşme başlamış, fabrika müdürü yenidir, tabii bu kadar acemilik olur demişler. Altıncı ayın sonunda istatistik eğrisi bir hayli düşmüş. Eski heyet azaları yeni fabrika müdürünü odasında ziyaret etmişler. Adamcağız kan-ter içinde, bir elinde telefon, öteki eli evrak imzalamakla meşgul, başıyla gelenlere oturmalarını işaret etmiş. Gelen giden o kadar çok ki, adamla doğru dürüst konuşmaya bile imkan olmamış. Fakat heyetin kanaati şu olmuş; böyle canla başla çalışan bir adam başta olduğu müddetçe işlerin düzelmemesi için hiçbir sebep yoktur, biraz daha bekleyelim.

Sene sonu gelmiş, her zaman kâr eden fabrikanın bilançosu zararla kapanınca idare meclisi azaları birbirine girmişler ve işi yeniden incelemeğe başka bir heyeti memur etmişler. Yeni heyet müdürün odasına değil, fabrikaya gitmiş ve iş başında bekleyen insanlar görmüş, sebebini sormuş aldıkları cevap şu:

Hususi bir döküme başlayacağız, fabrika müdürü ben gelmeden başlamayın dedi, biz de bekliyoruz, her halde elektrik atölyesinden bir türlü ayrılmaya vakti olmadı. O sırada gözleri, yaşlı bir ustabaşıya ilişmiş, adamı şöyle bir kenara çekmişler ve fabrikanın eskiye nazaran daha fena çalışmasının sebeplerini sormuşlar. Yaşlı ustabaşı içini boşaltmak ihtiyacını uzun zamandır hissetmiş olacak ki :

“ – Baylar demiş, eski müdürümüz teferruatla uğraşmaz, ileriye ait planlar yapar, işi bize bırakır, biz de normal zamanlarda onu rahat bırakırdık. Ani, içinden çıkamayacağımız olağanüstü bir problemle karşılaştığımız zaman ancak ona başvururduk ve o zaman da bilirdik ki, o bizim bu  müşkülümüzü çözecek. O hakiki fabrika müdürü idi. Güler yüzlü idi, piposunu içer, bizle şakalaşır, fakat hepimiz için düşünürdü. Şimdiki müdür de çok dürüst, iyi niyet sahibi, hatta çok daha çalışkan bir adam. Fakat o hiçbirimize inanmıyor, her işin kendisi tarafından görülmesini istiyor. Yani o, bizim yerimize ustabaşılık yapıyor, tabii biz de amele çavuşu mertebesine düşüyoruz, haydi neyse buna da aldırmayalım, ama fabrika müdürlüğü boş kalıyor. Elinde piposu, ileriyi görmeğe çalışan, tedbir alan, düşünen adamın yerinde kimse yok…”

Eski fabrika müdürünü tekrar oraya getirmek isteyen idare meclisi, bir senelik acı tecrübesinden sonra 100.000 yerine 150.000 dolarla onu ancak gelmeye razı etmiş. İdarecilik güç bir sanattır. Öyle bir sanat ki, eseri gözle görülmez ve ölçülmesi de ancak mukayeselerle ve senelerin tecrübeleriyle biraz kabil olabilir. Büyük liderler gibi onları da, o müessesenin bitaraf bir tarihçisi kıymetlendirebilir. Onun için günlük takdir bekleyenlerden bu sanatın sanatçısı çıkmaz.

Başkaları için tavsiyede bulunmak, yeni bir yol teklif etmek, hatta karar vermek kolaydır. Güç olan, bunları yapmaktan kaçınmak, gururumuzu yenmek ve ancak ve ancak kendimiz için karar vermektir.

Kaliteli liderler, diğerlerinden daha uzun saatler çalışmazlar.

Çalıştıkları saatler içerisinde farklı şeyler yaparlar.

Juran Institute Inc.

Kaynak: Bilinmiyor

Kime güvenmeli?

Rubicon adında yeni bir diziyi izlemeye başladım ve çok beğendim. Özellikle senaryo açısından çok hoşuma gitti. Dizinin 4. bölümünde bir grup bürokratı “güvenilir” olduğuna ikna etmeye çalışan bir yöneticinin diyalogunu sizlerle paylaşmak istedim;

“Bu sabah evden çıkarken bu kravatı giydiğinizde belki eşiniz sizi kapının önünde durdurmuştur. Belki size bu kravatla ne kadar iyi göründüğünüzü söylemiştir, ne kadar yakışıklı olduğunuzu.

Şimdi, eminim karınızı seviyorsunuzdur ama yine de onun bu kravat hakkındaki yargısına güvenmemek için bir sürü nedeniniz olabilir. Belki önceden özel bir günde giydiğiniz için hatırlayıp seviyor olabilir, duygusal bir eşyadır ya da kravat koleksiyonunuzu biliyordur ve onun sevmediği kravatlardan birisini seçmediğiniz için mutlu olmuştur. Belki de sizin bugün biraz garip olduğunuzu hissetmiştir. Sizi biraz neşelendirmek istemiştir.

Şimdi, bir dakikalığına bizimle burada oturduğunuzu düşünün ve ben size kravatınızın ne kadar güzel olduğunu söylüyorum.

Aklınızda hemen bir düşünce oluşur. Beni tanımıyorsunuz. Aramızda kişisel bir şey yok. Sizinle bir giyim geçmişiz yok. Hiçbir duygusal eşyamız yok. Kimin yargısına güvenirsiniz?

Benim mi? Eşinizin mi?”

Biz çoğu zaman işimize geleni seçeriz ama işin doğrusu tarafsızı bulmak olmalı.

Sız bir palyaço musunuz?

http://www.dreamstime.com/stock-photos-circus-clown-image1578023

http://www.dreamstime.com/stock-photos-circus-clown-image1578023

Seth Godin’in “İşinizi küçümsemeyin” kitabını okurken aşağıdaki bölüm çok hoşuma gitti, paylaşmadan edemedim.

Konu organizasyonunuzun sağlamlığına geldiğinde, artık palyaçoluk yapma zamanı sona ermiştir. Palyaço olarak hitap edilmek pek öyle iltifat olarak algılanmaz. Eğer bir sirke katılmayacaksanız, bir kariyer hedefi de değildir. Görünenin aksine, yani kötü bir makyaj ve ayağa büyük gelen ayakkabılara rağmen palyaçoların sayısı şaşırtıcı derecede fazladır. Bunun nedeni basit bir gerçeğe dayanmaktadır: Palyaçolar gerçek insanlar üzerine kuruludur. İnsanların doğalarındaki yanlış şeyleri temsil eder, biraz büyütürler.

Sız bir palyaço musunuz?

Palyaçoluğu sizin için dört genel kategoriye ayırdım:

1-Palyaçolar Bilimi Önemsemezler. Tam teşekküllü 16 palyaçonun bir Volkswagen tosbağanın içine girip giremediği veya palyaçolarla yer çekimi arasında bir mücadele olup olmadığı, neyin gerçek ve palyaçolara göre neyin geçerli olup olmadığı arasındaki tatsız çelişkidir.

Organizasyonlar ve politikacılar  bilimin opsiyonlu olduğunu düşünürler. Ama bu şekilde değildir. Eğer reklam verirseniz ve bu işe yaramazsa, üzerinde ne kadar düşünmüş olursanız olun bu işe yaramamıştır. Eğer endüstriniz teknolojik devrim sonucunda değişiyorsa, sizin devrimlere inanıp inanmamanız önemli değildir, devrim her halukarda gerçekleşmiştir. Bilimin bir parçasını değiştirmek için her çeşit işe sahip olabiliriz, ama gerçekleri inkar etmek olumlu bir sonuç vermeyecektir.

Örneğin Kodak yıllarını dijital fotoğrafı ve bunun film işletmesi üzerindeki kaçınılmaz etkilerini inkar ederek, görmezden gelerek ve bundan kaçarak geçirdi. Ve son dönemlerde zaten büyük bölümü yok olmuş olan iş gücünün 1/5’ini sınırlama planını ilan etti. Burada şu şekilde bağırmaktan kendinizi alamayabilirsiniz: “ Siz palyaçolar! Dijital kameraların çağı yakalayacağı daha yeni mi kafanıza dank etti?” Üst yönetim kendisine uyacak bir burun denemekle meşgul olduğu için kendi işlerini kaybeden masum insanlar konusunda kendimi çok kötü hissediyorum.

2-Palyaçolar sonuçları ölçmeyi reddederler. Çünkü bu ölçüm onların dış dünya gerçeğini kabul ettikleri anlamına gelecektir. Hayaller gerçek dünyanın yerini alamaz. Bundan sadece palyaçolar kaçabilir.

3-Palyaçolar Geleceğe Yönelik plan Yapmazlar. Palyaçolar tuğladan oluşan bir duvara çarparken veya onları almadan hareket eden bir arabaya yetişmeye çalışırken herkes kahkahalarla güler.

Elbette sincaplar ve deniz maymunları da geleceğe yönelik plan yapmazlar. Düzenli olarak önsezi gösteren yegane tür insanlardır, ama bunu sadece arada sırada yapmayı başarırız. İnsanlar günü yaşamak için (yarını veya önlerindeki otuz yılı yaşamak için değil) kendilerini kredi kartı borçlarının içinde harcamaktan mutlu olur ve her şeyin yolunda gittiği illüzyonunu sürdürebilmek için olanca güçleriyle çalışırlar, ta ki bunun böyle olmadığını fark edene kadar. Bunun için federal bütçe açığına sebep olmuş insanlara bakmanız yeterli.

4-Palyaçolar Kötü (Veya İyi) Haberlere Aşırı Tepki Gösterirler. Hepimiz bir palyaçonun ayağını bir yere çarptığında veya dondurma külahını düşürdüğünde hüngür hüngür ağladığını hatırlarız. Aşırı heyecanlı bu palyaçolar bir şeyler kendileri için iyi gitmeye başladığında ise coşkulu bir neşe göstererek kahkahalarla yerlere yatarlar.

Bu anlamda bizler bazen palyaçolar gibi davranırız. 60 Minutes (60 dakika) programının Audi’nin güvenilirliğini veya stok pazarındaki anlamsız sallanışını sorgulamasının ardından Audi’nin çöküşe yaklaşmasını ve Howard Dean’ın seçimlerde ani düşüşün hatırlayın.

Palyaçolar Birbirlerine Karşı Kibar Değildirler. Three Stooges’dan Ringling Bros. sirkindeki renkli karakterlere kadar her yerde palyaçolar yanlarındaki diğer palyaçolara kasten zarar verme özellikleriyle ünlüdürler. Seyircilerden en güçlü kahkahanın gelmesinin en kolay yolu bir kerpeten bulundurmaktır. Eğer kerpeten bulamazsanız bir şişe soda da aynı işi görecektir.

Çalışanlarına önem veren bir patrona sahip şirket bulabilmek neden bu kadar olağandışı bir şeydir? Peki takım çalışmasını bencilliğin üstesinden geldiği bir işgücü bulmak neden çok daha olağan dışıdır? Neden ortak hedeflere sahip insanlar birlikte çalışıp başarılı oldukları aşamalı amansız süreç yerine en üstün olma savaşlarına en üst pozisyona gelebilmek için bir ateş hattına girer ve bir kapışma politikasına odaklanırlar?

Eğer palyaçoluk bizim doğal ruh halimiz ise (ve sanırım bu şekilde)o zaman diğer alternatif de antipalyaçoluktur. Başarı içinizdeki palyaçoyu yenmenizde ve dünyanın uzun menzilli görüntüsüne uyum sağlamanız gizlidir (bu sizin görüşünüzden sadece 5 dakika daha fazla uzaklıkta olsa bile).

Bizler bu kitabı okuyan her kişiye kırmızı silgi burunlardan dağıtmalıyız. Kolaylıkla bükülmeleri mümkün, dolayısıyla onları cüzdanınızda taşıyabilirsiniz. Ne zaman bir toplantıda olsanız veya birisi tam anlamıyla bir palyaço gibi davranmaya başlasa, burnu sessizce cebinizden çıkarın ve takın ya da on müdürün yönetim kurulunun karşısında burunlarına kırmızı bir silgi burun takmış şekilde oturduklarını bir hayal edin. Örneğin kısa ömürlü etlere karşı mücadele halin-de olan parlamento üyelerinin tümünün bu burunları taktığını bir düşünün!

Böyle bir durumda Krusty ne yapardı? Veya Chuckles? Bozo? Gerçek bir palyaçonun nasıl davranacağını öğrenin ve tamamen tersini yapın.

Yapılmaması gereken yanlışlar

Marshall Goldsmith ve Mark Reiter’in beraber kaleme aldığı “İş Dünyasında Zirveye Giden Yol” adlı kitapta geçen aşağıdaki 20 madde gerçekten başarmak isteyenlerin yapmaması gerekenleri çok güzel özetliyor;

1. Zafer takıntısı: Her halükarda ve her durumda kazanma arzusu —bu, bizim için bir sorun teşkil etsin, etmesin veya bizimle tamamen ilgisi olsun veya olmasın.
2. Gereğinden fazla yorum yapmak: Fikrimizin sorulup sorulmadığını önemsemeden, her tartışmaya burnumuzu sokmaya dair içimizden taşan karşı konulmaz istek.
3. Yargılamak: Başkalarına değer biçme ve kendi kaidelerimizi onlara dayatma arzusu.
4. Yıkıcı yorumlar yapmak: Bizi açıkgöz ve esprili gösterdiğini düşündüğümüz yersiz, iğneleyici ve alaycı sözler sarf etmek.
5. Söze “Hayır,” “Fakat,” veya “Halbuki” ile başlamak: Etrafımızdakilere, alttan alta “Ben haklıyım. Sen hatalısın” mesajını veren bu negatif niteleyicileri, gereğinden fazla kullanmak.
6. Dünyaya ne kadar akıllı olduğumuzu haykırmak: İnsanlara, sandıklarından çok daha zeki olduğumuzu kanıtlama arzusu.
7. Sinirliyken konuşmak: Duygusal uçarılığı, bir yönetim maşası olarak kullanmak.
8. Olumsuzluk veya “İzin verin, neden işe yaramayacağını açıklayayım” tutumu: Fikrimiz sorulmadığı halde bile, olumsuz düşüncelerimizi ifade etme
arzusu.
9. Başkalarından bilgi esirgemek Başkalarına karşı üstünlük sağlamak amacıyla, bilgilerimizi paylaşmaktan uzak durmak.
10. Karşımızdakini hak ettiği şekilde takdir etmemek: Hak ettikleri durumlarda bile başkalarını övmemek veya ödüllendirmemek.
11. Hak etmediğimiz itibara sahip olduğumuzu iddia etmek: Elde edilen her başarıya yaptığımız katkıya aşırı derecede değer biçmenin en sinir bozucu yolu.
12. Bahaneler uydurmak: Rahatsız edici davranışlarımızı, mizacımızın değiştirilemez bir parçasıymış gibi yansıtmaya çalışıp, insanların bu davranışları mazur görmelerini sağlamaya çalışmak.
13. Geçmişe takılıp kalmak: Hatalarımızı, geçmişimizdeki insanların veya olayların üstüne yıkma arzusu; kendimizden başka herkesi kabahatli bulma eğilimi.
14. Adam tutmak: Birilerine adil davranmadığımızın farkına varamamak.
15. Pişmanlığı dile getirmekten çekinmek: Yaptığımız işlerin arkasında durmamak; hatalı olduğumuzu kabullenmemek veya davranışlarımızın başkalarını etkiliyor olduğunu itiraf etmekte aciz kalmak.
16. Dinlememek. Bir kişinin, iş arkadaşlarına yaptığı saygısızlıklardan en pasif-agresif formda olanı.
17. Karşımızdakine duyduğumuz minnettarlığı ifade etmemek: Hatalı davranış biçiminin en temel unsuru.
18. Elçiye zeval vermek: Bize genelde, yardım etmeye çalışan bir masuma saldırmaya dair içimizden taşan sapkın arzu.
19. Sorumluluğu başkasına yüklemek: Kendimizden başka herkesi suçlama arzusu.
20. Aşırım derecede “kendim olma” isteği: Hatalarımızı, kişiliğimizin ayrılmaz bir parçaymış gibi görüp, sanki birer faziletmişçesine yüceltme arzusu.