Kategori arşivi: Kisisel Gelisim

Zaman kullanımına dair düşünceler

Bir gün 1440 dakikadır ve ciddi bir zamandır. İyi kullanırsanız daha fazla vakte ihtiyacınız yoktur. Önemli olan ne kadar zamanınız olduğu değil nasıl iyi planlayıp kullandığınızdır.

Zaman kullanımını istekleriniz ve öncelikleriniz belirler. Acil ve önemli olanlarıbelirleyebilmek bilinci ve refleksinizi geliştirmeniz gerekiyor.

Yoğunluk, “hatta çok yoğunum” sözü bir mazeret değildir. Çok fazla işiniz ya da çok fazla sorumluluğunuz varsa önce bunları yönetmenin en etkili ve efektif yollarını arayın. İş yapma ve düşünme tarzınızı gözden geçirin.

Çok fazla işiniz olup yoğun olmaktan şikayet ederken işsiz olup çok fazla atıl zamanınız olduğunu düşünün. Çalışkan insanlar her zaman yoğundurlar, özel hayatlarında bile. Bunu yönetmenin bir yolunu bulun.

Hedefli yaşayın. Belirli bir zamanda ve bütçede bişi gerçekleştirmek kısıtı hem önceliklendirmelerinizde hemde yaratıcılığınızda gelişim sağlar. Ne hayat öylesinedir nede sizin öylesine yaşamaya şansınız vardır.

İyi bir yönetici

Hedeflerine ulaşmak için iyi çalışanlara ihtiyacı olduğunu bilen ve onları geliştirmeyi planlayan kişidir. Bunun için yapması gereken eğitim, koçluk ve fırsatlar sunmaktır.

Yaşadıkları problemlerde “en hızlı şekilde” yardımcı olandır. Küçük problemler büyüyebilir, büyükler kronikleşebilir. Hem moral, motivasyon hemde işin başarısı buna bağlıdır.

Zayıf elemanları geliştirmek(kurtarmak) için elinden geleni yapandır. Fakat attığın taş vurduğun kuşa değmeyecekse(iyi düşünmek lazım), zayıf halkayı zincirden çıkarmanın doğru olacağını bilen kişidir.

Bilir ki kendi başarısını sadece çalışanların başarısında görebilir. Çalışan, yöneticisinin başarısını yansıtan ayna gibidir. Bu yüzden kendi yapmayacağı hiç bir şeyi çalışanlarından istemez, teşekkür etmekten sarf-ı nazar etmez, takdiri boşa harcamaz. Bencil değildir.

Nereden geldiğini unutmayandır. Diğerlerinin aynı yoldan geçmesinin “illaki” şart olmadığını bilendir. Fakat hedefe ulaşmanın kolay olmadığını, olmayacağını ve kişilerin istediklerinde(motive olduklarında) her hedefe ulaşabileceklerine inanandır.

İyi bir yönetici olduğunuzu düşünüyorsanız ya da birileri öyle diyorsa buna ancak “çalışanlarınızın gözünde gördüğünüzde” inanın.

Proje Yöneticisi lambayı ovalar

Hepimizin bildiği Aladdin’in lambası masalında, lambadan çıkan cin “dile benden ne dilersen dile” der fakat dilek sayısını 3 ile sınırlandırır. Eğer 3 şey isteme hakkınız olsaydı, Proje yöneticisi olarak ne isterdiniz?

Eğer okyanusu arabanızla baştan başa geçecek bir köprü isterseniz bunu yapmanın size bir fayda sağlamayacağını söyleyebilir. Ama müşterilerinizin isteklerini tam ve eksiksiz olarak iletebilme becerilerinin gelişmesini isterseniz işte o zaman belkide ilk defa bir dileği karşılayamayacağını fark edecektir.

Proje yöneticisi 3 şeyi ister ve bu 3 şeye odaklanırsa hayatı çok kolaylaşacaktır;

1- İletişim,

2- İstekler,

3- Sonuçlar.

Kesinlikle söylenebilecek olan tek şey iletişim ya da istekler tam olarak ele alınmadan başarılı sonuçların ortaya çıkamayacağıdır. Eğer tüm paydaşlarla ilgili iletişimi kuramamışsanız proje üzerindeki kontrolünüz zayıf olacak demektir. Unutulmaması gereken özellikle matris organizasyonlarda sizinle o projede birlikte çalışanlarla daha önce çalışmadığınız için(büyük ihtimalle) nasıl iş çıkaracaklarını bilmemeniz ve bu yüzden kontrole daha sık sarılacağınız gerçeğidir.

Projelerde işi isteyen taraf çoğunlukla ne istediğini bilmediği gibi, isteklerini sonuçlarını da çok fazla düşünmezler. Okumaya devam et

Bugün Ne Öğrendiniz?

Bugün hayata bakış açınızı değiştirecek, geleceğinize ilişkin yeni kararlar almanızı sağlayacak bir şey öğrendiniz mi?

TV seyrederken ya da bir şey okurken dikkatimi çeken bir kelimeye, konuya denk geldiğimde beynim hemen onunla ilgili bilgileri ortaya çıkarmaya yani hatırlamaya çalışıyor.  Hatırlayamadığım zamanlarda ya hemen evdeki kitaplığıma ya da internete koşuyorum.

Hatırlamaya çalışırken yeni şeyler öğreniyorum. Elime aldığım kitap ya da internette bir siteye girmişsem bir süre orada vakit geçirip, öğrenmeye çalışıyorum.

İnsan beyninin kapasitesine hayranım ama nereye kadar öğrenilebileceğini, minimum zamanda en fazla bilgiye nasıl sahip olabileceğimi de düşünmeden edemiyorum.

Gerek verdiğim derslerde gerekse arkadaş toplantılarında “öğrenme heyecanının kaybedilmemesi” ile ilgili şeyler söylerim. Şahsi düşüncem; birisi öğrenme heyecanını kaybetmiş, gündelik hayata yenik düşmüşse, bir an önce kendisine gelmeli ve heyecanını tekrar yakalayabileceği bir şeyler yapmalıdır.

Çevremizdeki insanlara bilmediğiniz ya da merak ettiğiniz şeyleri sorabiliriz. Bize eksik ya da yanlış bilgi verseler bile doğru yolda ilerlememizi ve sonuca ulaşmamızı sağlayacak ipuçlarını verebilirler.

Google ya da Wikipedia ( http://www.wikipedia.org ) gibi ansiklopedileri kullanarak sorularımızın yanıtlarını bulabiliriz.

Benim kitaplığımda bir bölüm sadece sözlüklerdir. Birçok anlamını bildiğimi sandığım kelimenin sözlükteki anlamını okuduğumda şaşırmışımdır.

Geçmişte, her gün sözlükten bilmediğim 3 kelimeyi öğrenme hedefi koymuştum ve çok işe yaradı.

Çevremizdeki tüm nesnelerin, uygulamaların nereden çıktıklarını, nasıl çalıştıkları vb. merak edip, araştırırım.

Biri bir şey söylediğinde ya da okuduğumda “Neden bu çiçekler güneş istiyor? Neden bunu çalkalamamak lazım?” gibi sorularım ortaya çıkar. Hemen araştırırım.

Çalıştığı yeri akvaryum olarak görenlere

Gelişen teknoloji ile birlikte “dünya küçülüyor” klişesini sık sık duyarsınız. Evet dünya küçülüyor ama sizin çalıştığınız işyeri ile birlikte. Eeee ne fark eder derseniz aşağıdaki yazıma göz atın;

Farklı kültürler, farklı saatler, farklı diller gibi birçok unsuru teknoloji ile bertaraf edip işlerimizi yürütüyor, projelerimizi gerçekleştiriyoruz. Sadece bir tek şey ile uğraşma şansımız kalmadığı için aynı anda birçok işi başarıyla yapıyoruz.

Globalleşme dünyayı küçük bir köye çevirdi. Bu küçülme paralelinde nasıl organize olacağımız, riskleri nasıl yöneteceğimiz, bilgiye olan ihtiyacımız ve benzeri bir çok konuda değişiklikler yaşıyoruz. Yani bizleri okyanuslardan, denizlerden, köylerden alıp akvaryuma koydular. Şimdi akvaryumda yaşamayı öğreniyoruz.

Tüm dünya iş eğilimlerinde bazı temel prensipleri kabul etmiş durumda; Okumaya devam et

Hedefli Yaşamak

Hayali bir yapılacaklar listesinin ötesinde sizin ihtiyaç, beklenti ve tutkularınıza yönelik bir hedefler listesi oluşturmanızın vakti geldi. Özellikle üniversitelerde konuk konuşmacı olarak katıldığım derslerde öğrenci arkadaşlarıma şöyle bir öneri getiriyorum;

Şimdi bir sonraki ay için kendinize bir hedef koyun. Ör Çocuk Esirgeme Kurumu için 300 YTL bulmak, 50 adet fidan dikmek, en az 3 kişiye yardımda bulunmak gibi faydalı hedefler olabileceği gibi Beyoğlu’nu kimseye değmeden 10 dakikada boydan boya geçmek, en az 3 kitap bitirmek gibi çeşitli hedefleri kendileri için belirlemelerini ve bunları gerçekleştirmelerini söylüyorum.

Hedeflerle yaşamayı ve hedeflere doğru yollardan başarıyla ulaşmayı ne kadar erken öğrenirlerse iş yaşamında o kadar çabuk başarılı olabileceklerini anlatmaya çalışıyorum.

Hatta zor hedeflerde konabilir; Başbakan ile tanışmak, bir turiste tavla öğretmek, 10 dakikada zor bir Sudoku’yu(sadece 16 sayı verilmiş) çözmek vb.

Böylelikle hem kendi kapasitelerini sınamış hem yapabilirliklerini zaman içinde geliştireceklerini fakat bunun için aynı zamanda kendileri ile ilgili ölçümlemeleri yapmaları gerektiğinin altını çizmeye çalışıyorum.

Kişisel gelişim hedefler koymak yukarıda bahsettiğim kadar kolay değil tabiî ki. Hem hedef koymak hem de o hedefi gerçekleştirmek zordur. Hedeflerinize erişmek için akıllı stratejiler üretmek zorunda kalırsınız ve hatta birden fazla alternatif stratejiye ihtiyacınız olur çoğu zaman.

Benim önerilerim şunlar olacak; Okumaya devam et

Pozitif Motivasyon

En iyi motivasyon kişinin kendisini motive etmesidir. Eğer birileri beni motive etsin yada moralimi düzeltsin diye bekliyorsanız biran önce kendi başınızın çaresine bakacak planınızı yapmaya başlamalısınız.

Hemen hemen herkes sırtının sıvazlanmasından hoşlanır. Başardığından yada yaptığının doğruluğundan emin olamayan biri için bu sıvazlama en büyük destekleme ve onaylamalardan biri olacaktır.

Çoğu insan kötü alışkanlıklarını “acıya” dönüştüğünde bırakır. Yaptıklarının kötü olduğunu bildikleri ve kendi kendilerine dırdır etmelerine rağmen o alışkanlıktan kurtulmak için yeterince acı çekmeyi beklerler. Suçluluk, şüphe, utanma ve kendini cezalandırma gib i işe yaramayan negatif davranışları kendilerine yapıştırırlar.

Aslında 10 kilo vermeyi kutlamak yerine aldıkları 1 kilonun derdine düşmeyi tercih ederler. Özetlemem gerekirse insanlar kendilerini döve döve motive etmeye çalışırlar.

Birde şöyle düşünmek lazım: Eğer sizde başkalarını aynı şekilde motive etmeye kalksanız ne kadar sonuç alırsınız?

Öncelikle “olabilirlikler” yaklaşımından hedeflerle düşünme yaklaşımına geçmeniz lazım. Kendi sırtınızı sıvazlayabileceğiniz ve kendi kendinizi cesaretlendirebileceğiniz şekilde bir düşünce tarzına geçmeniz gerekiyor.

Neyi yanlış yaptığınıza odaklanmaktansa neyi doğru yapabileceğinize odaklanmanız gerekir. İşte bu noktada pozitif bir bakış açısıyla olayları ve kendinizi değerlendirmeniz çok önemlidir.

Yapmak istediğiniz şeyleri yaptığınızda kendi kendinizi ödüllendirmeniz doğal düşünce tarzınız olmalı, kendinizi zorlayarak yaptığınız şeylerde değil. Kendinizi her adımda ödüllendirmek bir sonraki adım için cesaretlenmeniz ve ilerlemenizi kolaylaştırmanzı anlamına gelecektir.

Kendi kendinizi nasıl ödüllendireceksiniz?

  • Öncelikle belirli ödül seviyeleri belirleyin. Kararlılığınızı mutlaka değerlendirme kriteri olarak alın.
  • Ödülün kendiniz için anlamlı olması önemli. Bazen bir çift ayakkabı bazen bir kitap doğru olacaktır.
  • Şimdi bir şeyleri gerçekleştirdiğinizde kendinize belirlediğiniz ödülü alın. Yemek ödül değildir.
  • Küçük hediyeler küçük şeylerde büyük hediyeler büyük şeylerde olmalı.
  • Eğer sağlık, kilo gibi, hedeflerinize ulaştıysanız bunu kutlayın.
  • Kendinize dürüst olun. Ödülü almaya değil hedefi gerçekleştirmeye odaklanın.

Ödüller ne olabilir? Okumaya devam et

Siz bu hataları yapıyor musunuz?

man-question-mistakeEğer bir şirkette yönetici olarak çalışıyorsanız yeni pazarlara girmek, iyi elemanları elde tutmak, yeni fikirleri hayata geçirmek gibi konularda zorlanıyor olabilirsiniz. Ve her şeyin ötesinde tüm bunlarla uğraşırken kendinizi yönetici olarak değil de sadece günlük problemleri çözerken bulursunuz.

Bir çok yönetici zamanının %80’ninin gerçekleşen olaylara verdiği reaksiyonlarla geçirirken çoğu problemin tekrarlamamasını çoğu zaman sağlayamaz. Eğer bu söylediklerin size yabancı gelmiyorsa bazı hatalar yapıyorsunuz demektir;

  1. Şirketinizin geleceğine ilişkin planlarınızı ve vizyonunuzu çalışanlarınızın çok azı biliyor ya da sorulduğunda yanıtlayamıyorlarsa
  2. Her ne kadar müşterilerinizin ihtiyaçlarına göre bir misyonunuz olsa da bu amacınıza doğru ilerlediğinizi gösteren bir ölçüm yoksa
  3. Her ne kadar elinizdekiler değer kaybediyor, nakit akışınız kötüleşiyorsa da ısrarla kar ve karlılığınızı artırmaya çalışıyorsanız
  4. Çalışanlarınızla sektördeki iş değiştirme veya performans bilgilerine sahip olmadan ileri geri konuşuyorsanız
  5. Stratejinizi, performans ölçütlerinizi ve gerçek kaynak ihtiyaçlarınızı tanımlamak yerine çeşitli taktikler üreterek sıyrılma stratejileri geliştiriyorsanız
  6. Çalışanlarınızla mevcut durumunuzu irdelediğiniz düzenli, toplantılar yapmıyorsanız
  7. Eğitime bütçe ayırmanıza rağmen eğitimin başarısını ölçümleme zahmetine girmiyorsanız
  8. Firmanızın performansını rakiplerinizle ya da sektör dinamikleri ile değerlendirip artırmak yerine kafanızdan uydurduğunuz hedeflere odaklarsınız
  9. Çalışanlarınızın, tedarikçilerinizin ve müşterilerinizin sizi sevip sevmediklerini ve sizden memnun olup olmadıklarını ölçmüyorsanız
  10. Geleceğinize ilişkin anlamlı ve akıllı hedefler koyup onlara doğru aksiyon almıyorsanız hata yapıyorsunuz demektir.

Günlük operasyonel işler birçok yöneticinin ciddi anlamda zamanını yer. İyi bir yöneticinin bu durumu başarılı bir şekilde yöneterek bu durumdan kendini çıkarması ve gelir ve karlılığı artıracak anlamlı konulara odaklanması önemlidir.

Okumaya devam et

Herkes kendi sorularına sahiptir!

soruGerek işyerinde, gerekse projelerde iletişim gibi anlamak ve anlaşılmakta çok önemlidir. Benin eşimle ve birlikte çalıştığım insanlarla yaşadığım bir sıkıntı bu yazının ana konusu oldu. Soru sormak dediğimde genel olarak merak ettiğimiz, öğrenmek istediğimiz bir konuda karşımızdakine yönelttiğimiz sözleri kastediyorum. Örnek vermek gerekirse bir ders esnasında anlamadığınız bir şey olduğunda soru sorarsınız. Ve sizin dışınızdaki kişilerinde farklı konuları anlamadığını ve o konularda sorular sorduklarını görürsünüz.

İşte bu herkesin kendi sorusuna sahip olması konusu özellikle son dönemde dikkatimi çekmeye başladı. Eğer olaylara yaklaşımınız ya da bakış açınız diğerlerinden farklıysa bilmek istedikleriniz ve buna bağlı olarak ta sorularınızda farklılaşıyor.

Örneğin bir arkadaşımla buluşup yemek yemişiz, havadan sudan konuşmuşuz. Eve geldiğimde eşim “neler konuştunuz?” diyerek ilk sorusuna başlıyor. Daha sonra kendi merak ettiği konuları benim sorup öğrenip öğrenmediğimi bana sorular sorarak öğrenmeye çalışıyor. Ve diyalog şöyle gelişiyor;

“Eşi okulu bırakmış mı?” “Bilmiyorum, sormadım”

“Tatile ne zaman çıkacaklarmış?” “Bilmiyorum, sormadım”

“Çocuklarının bakıcısı izne çıkmış mı?” “Bilmiyorum, sormadım” …

Daha sonra işyerinde benzeri diyalogları yaşamaya başlıyorsunuz. Patronunuz elinizdeki iş ile ilgili her şeyi sorgulayıp sorgulamadığınızı kendi sorularıyla teyit etmeye çalışıyor. Sizde astlarınıza aynı şeyi yapıyorsunuz. Eğer atlanmış bir soru ve buna bağlı bir cevap var ise hala bir şeylerin eksik olduğunu düşünüyorsunuz ya da patronunuz düşünüyor.

Bence ailedeki farklı bakış açısı ve sorular çok iyi bir şey. Farklı rollerin insanları (karı-koca, anne-baba, kadın-erkek) olarak farklı bakış açıları ve soruların olması çok önemli. Zaten bir birliktelik iki farklı hayatın bir arada uyumlu yaşamasıyla mükemmelleşmiyor mu?

Ama iş yerinde eğer astsanız ve patronun bakış açısından olaya yaklaşamıyor iseniz alarm zilleri çalıyor demektir. Sonuç olarak üstünüzün, patronunuzun sizin müşteriniz olduğu gerçeği ile düşünürseniz yaptığınız işin kalitesini de bunun belirleyeceğini anlarsınız. Kar odaklı düşünmeniz, analitik düşünmeniz, sosyal sorumluluklar dahilinde düşünmeniz ve olabildiğince bir şeyleri atlamamanız beklenir sizden.

Projelerin başarısı öncelikle iyi tanımlanmalarından geçer. İyi tanımlanma ise doğru sorularının tamamının sorulması ve bu sorulara gelen yanıtlarla proje yönetim planının (zaman, maliyet, kalite, insan kaynakları, iletişim, satın alma, risk planları) hazırlanması ile mümkündür. Bu sayede gideceğiniz yolu ya da gerçekleştireceğiniz şeyi ne kadar iyi tanımlamışsanız başarıya da o kadar yaklaşmışsınız demektir.

Kişisel Kısayollar, Sırlar, Kestirmeler

Sanırım herkesin kendi işini iyi yapabilmek için küçük sırları vardır. Fakat genellikle bu sırlar paylaşılmaz çünkü kişinin kendi avantajı için kullandığı farklılığıdır bu sırlar. Bu sırlarınızın bilinmesinin sizi diğerleri ile aynı konuma getireceğini ya da o konuda foyanızın ortaya çıkacağını düşünerek riskli bulabilirsiniz. Ama yine eminim siz diğerlerinin sırlarını bilmek için can atarsınız.

“Artık her gün ekstra 5 rapor daha hazırlamamız gerekiyor” dedi birim müdürü Ahmet, Lale’ye bakarak. “Zaten işimiz başımızdan aşkın, birde bunları her gün sabah 09:30’a yetiştirmemiz lazım”

Lale, müdürünün sıkıntısını görünce “Siz merak etmeyin” dedi. “Her sabah 09:15’te raporlar önünüzde olacak.” dedi. Ahmet şaşırmıştı.

“Nasıl?” dedi. Okumaya devam et