Kategori arşivi: Kisisel Gelisim

Varsayım tuzağına düşmeyin!

decisionsPolitikacılar varsayımlarına dayalı cevap vermeleri gereken sorulardan korkarlar. Aynı şey gerek proje yöneticileri gerekse diğer yönetim kademeleri içinde oldukça korkutucudur. Neden korkutucudur? “Muhtemelen böyle olacaktır?” ya da “Tahminimce şunu yapmak lazım” gibi sözler neden korkutur insanları?

“Bir dakika” dedi öfkeyle Fırat. “Eğer hafızamı kaybetmediysem yada delirmediysem geçen hafta tüm malların elimizde olacağını söylemiştin”

“Evet” dedi Serkan. “Ancak gümrükte bir aksilik olmayacağını düşünerek söylemiştim. Fakat şimdi anlıyorum ki her türlü kötü olasılığı dikkate alarak size bilgi vermeliymişim.”

“Doğrusu bu” dedi Fırat. “Böylece beni yanıltmamış olursun ve diğer işlerimizde aksamaz”

Serkan, bir soruya cevap vermenin kendi varsayımına dayanmasının ne kadar zor olduğunu düşünüyordu. Eğer A, B, C olursa ve D, E, F koşulları gerçekleşmezse şu zamanda şunu yapabilirim gibi bir cevap üretmek gerçekten çok zordu. Özetlemek gerekirse “belirli şartlar altında belirli şeyleri gerçekleştirmek” taahhüdü vermek oldukça zordur.

Bu tipteki sorular genellikle konuşma esnasında ortaya çıkarlar ve sizi “Varsayımsal Yanıt” vermeye zorladığı için cevaplamak yukarıda dediğim gibi tehlikeli olabilir. Bu tipte sorulara yazılı cevap vermek bazen güvenli olabilir. Yani toplantılarda ya da birebir görüşmelerde biraz zaman isteyip cevabınızı daha sonra vermeniz çok daha doğru olacaktır.

Birden ve kesin cevap vermenin sakıncaları şunlardır;

Artık Bizans’ta yaşamıyoruz.

Yani artık koşullar eskisi gibi değil, değişti. Bu yüzden kesin cevap vermeniz hem kendinizi kandırmak hem de karşınızdakini yanıltmak anlamına gelecektir. Ayrıca kendi uzmanlığınızda olmayan, bilmediğiniz bir konuda konuşmanız ve taahhüt vermeniz doğru olmayacaktır.

Sorular muğlaksa

Soruyu tam olarak anladığınızdan emin olmadan yanıt verirseniz yanılabilirsiniz. Soru bizim “zarf atmak” dediğimiz türden sizi muğlak ve ucu açık olabilir. Siz “sazan gibi atlayıp” soruyu tamamlar, yanıtı verirsiniz. Cevabınızdaki varsayımlarınızın soruyu size soranın varsayımları ile ne kadar örtüştüğünü mutlaka irdelemelisiniz.

Acil durumlar yapışıktır

İnsanlar sizin verdiğiniz yanıtlarda herşeyi hesaba kattığnızı(acil durumlar, olası aksilikler vb.) düşünürler. Siz bir çok soruya “Evet” diye yanıt veririsiniz ama halbuki asıl yanıt “Evet, ben size 10 dönümlük arsa üzerinde 100 m2 tabanlı 2 katlı müstakil ev projesini anahtar teslim olarak 3 ay içerisinde teslim edeceğim. Elektrik ve su tesisiatlarını yapacağım ama belediye bağlamaz ise karışmam.” Ve böyle devam eden ve yapacağınızı söylediğiniz her şey için sadece Evet der geçersiniz.

Birbirine zıt kombinasyonlar

Eğer iki varsayımsal soru ile karşılaşırsanız iki farklı yanıt verirsiniz. Fakat insanlar verdiğiniz yanıtlardan işlerine gelenler iseçer va kabullenirler. Bu yüzden birbiri ile çatışan iki varsayımlsal yanıt vereceğiniz zaman daha dikkatli olmalısınız.

Hayat acımasızdır

Eğer A işini A YTL’ye C süresinde gerçekleştirecekseniz ve B işini B YTL’ye yine C süresince gerçekleştirecekseniz sizden A ve B işini A + B YTL’ye (yada daha azına!) ve en önemlisi C süresinde bitirmeniz beklenir. Mantıksız gibi durmasına rağmen bekleni böyle oluşmaktadır.

Yöneticinin kulağına küpe çok ama takan kim

managerDaha önce Yöneticilerin kulağına küpe demiştim, SATIŞ ve Pazarlama becerileri adına birkaç madde daha ekleyelim. Yönetim sanatı dediğinizde herkes size başka bir şey söyler. Bu bir günde ya da sadece kitaplardan öğrenilecek bir şey değildir. Teori, pratik ile beslendiğinde gerçekler ortaya çıkar. Bu yüzden her yönetici bir sirkteki jonglör gibi 5 tane topu elleri ile çevirirken ayakları ile halkaları çevirebilmeli, kafasında kutuyu taşıyabilmeli ve aynı zamanda şarkı söyleyebilmelidir. Yani;

1- Projeye, ekibe yada çalışanlara ihtiyaç duydukları kaynakları temin etmeden mucize yaratmalarını beklemeyin.

2- Teknolojiyi maliyet kapısı olarak görmeyin ve şirketinizin ihtiyaçlarına uygun teknolojiye yatırım yapmaktan çekinmeyin.

3- Bir şey olmaz demeyin, araçları ya da yazılımları günü geldiğinde güncelleyin ve hep güncel tutmaya çalışın.

4- Her zaman müşterinize kıymet verin.

5- Onlara sunduğunuz hizmet, servis yada ürünlerle onlara değer katmaya çalışın. Ürün yada servisinizi rakiplerinizden farklılaştırın ve geri gelmelerini sağlamaya odaklanın.

Okumaya devam et

Dalai Lama Derki

dalai_lama“Benim basitçe inancım şu” diyor Dalai Lama*. “Ne tapınak ne de karmaşık felsefeler.

Beynimiz ve kalbimiz tapınağımız, şefkatimiz ise felsefemizdir. Bütün dünyanın takdir ettiği seçilmiş kişilerden sadece bir tanesi. Ve bakın neler diyor;

1. Dalai Lama der ki: “Büyük aşklar ve büyük başarılar büyük riskler içerir.”

Yüksek performanslı kişiler aslında ortak bazı özellikler taşırlar. Başarıya odaklanmışlardır, yaptıkları işe tutkuyla bağlıdırlar, hedefleri bellidir ve başkalarına nazaran daha çok risk alabilirler. Akıllıca risk alabilmek başarının anahtarıdır.

2. Dalai Lama der ki: “Kaybettiğinizde, ders almayı atlamayın”

Hata yapmak insana mahsustur. Yaptığınız ya da karşılaştığınız hatalara karşı nasıl davrandığınız ne kadar akıllı olduğunuzun kanıtıdır. Çünkü hatalaran alınacak dersler ile aynı hata tekrarlanmaz. Bu yüzden hatalar en iyi öğretmenlerdir.

3. Dalai Lama der ki: “Hatanızı farkettiğinizde onu düzeltmek için hemen harekete geçin.”

Yapılan bir hatanın farkedilmemesini ya da kendiliğinden düzelmesini beklemek hatasına düşmeyin. Düzelmeyecektir. Ne kadar erken aksiyon alırsanız o kadar az stres yaşar, problemin büyümesini önlersiniz.

Okumaya devam et

Warren Buffett’ın Altın Kuralları

  • Kural 1: Hiçbir zaman para kaybetme. Kural 2: Kural 1’i hiçbir zaman unutma.
  • Başkaları açgözlü olduğu zaman kork. Başkaları korktuğu zaman açgözlü ol.
  • Orta karar bir firmayı harika bir fiyata almaktansa, harika bir firmayı orta karar bir fiyata almak çok daha iyidir.
  • Çorap da hisse de olsa, kaliteli malı fiyatı düşünce almayı severim.
  • Ün kazanmak bir ömür sürer, onu yerle bir etmek ise 5 dakika.
  • Krizde nakitle cesaret birleşirse buna paha biçilemez.
  • Anlayamadığınız bir işe hiçbir zaman yatırım yapmayın.
  • Bir şeye 10 yıl boyunca sahip olmaktan mutlu değilseniz, 10 dakika bile elinizde tutmayın.
  • İnsanların açgözlülük, korku veya ahmaklıkla hareket etmesi beklenir. Ancak hangisinin diğerlerinden önce geleceği bilinmez.

Kaynak: Alıntıdır

Yönetenlere öneriler

yoneticilere

Sözlerim sadece kartvizitlerinde yönetici ibaresi olanlara değil. Bir öğretmenseniz öğrencilerinizi, bir pilotsanız uçak mürettabatını, bir basketbol koç’u isenin takımınızı, ev kadını iseniz evinizi yönetmek zorundasınız. Aslında herkes belirli zamanlarda ve yerlerde yönetici oluyor.

1.Sinerji yaratın. Söylemesi kolay dediğiniz duyar gibiyim. Aslında ekibinizi iyi tanırsanız yani memleketleri, sevdikleri müzik, hobileri vb. onların enerjisini harekete geçirecek iletişimi kurabilirsiniz diye düşünüyorum. En azından bir arada bir arada bir şeyler yapmanın tek başlarına bir şey yapmaktan daha verimli olduğunu görmelerini sağlayabilirsiniz.

2. Gereksiz ve fuzuli işleri ayıklayın. Gereksiz sorumlulukları yeniden düzenleyin.

3. Verdiğiniz talimatların yerine ulaştığından ve anlaşıldığından emin olun. Askerde “Emir Tekrarı” diye bir uygulama vardır. Komutan bir emir verdiğinde ast’ı emri sözlü olarak tekrar eder. Böylece emri dinleyip dinlemediği ve anlayıp anlamadığı anlaşılır. Ayrıca anlaşılır olmaktta sizin sorumluluğunuz olmalı. Yani 5 N 1K olmalı. Ne nerede nasıl niçin neden ve kime gibi bir talimatı açıklayıcı kılacak tüm unsurlar sözünüzde yer almalıdır.

4. Çalışanlarınızın sizin söylediklerinizi yapabilecekleri, koyduğunuz kurallara uyacakları bir güven ortamı yaratmalısınız.

5. Yaptıkları işten keyif alacakları şekilde ilginç işlerle onları görevlendirmelisiniz. Ancak burada sıkıntı ve heyecan duyma arasındaki ince çizgiyi iyi kollamanız gerekir. Çok heyecanlanan ya da mutlu olanların tembelleştiği görülür.

6. Profesyonellik her alanda korunmalıdır. Örneğin birini işten çıkarmak kolay değildir ama bunu kişisel olarak algılamadan uygun bir şekilde yapmak gerekir.

7. Sakın çalışanlarınızı birbirleri ile kıyaslamayın.

8. Herkesin şahsına münhasır olduğunu, farklı bir kimlik ve dünyası olduğunu unutmayın.

9. Mecbur olunmadıkça verilen bitiş tarihlerine uyulması konusunda ısrarcı olun.

10. İnsanlarla çalıştığınızı unutmayın. Onlar robot değildir. Bu yüzden onlara saygı duymalı, duyguları ve tavırlarını dikkate almak durumundasınız.

11. Samimiyetle laubaliliği karıştırmamalı, başkalarınında buna dikkat etmesini sağlamalısınız.

12. Başarıları herkes ile paylaşmalısınız.

13. Sıkıntılı bir durumda sıkıntı kaynağını bulmalı, eğer bir çalışanınız ise onunla konuşmalı ve durumu düzeltici pozitif eylemi belirlemelisiniz.

14. Çalışanlarınızın kişisel problemlerinde empati yaparak onları anlamaya çalışın. Onları anlamanız yaptıkları işin kalitesini belirleyecektir.

Yöneticiler için İnsan Yönetme Sanatı

Gelelim insanlarla uğraşma tarafına. İşin içine insan girdi mi her şey değişir. Ve gerçekten bir sanattır insanlarla uğraşmak. Ama unutmamak lazım insanlarla uğraşmak zor zanaattır.

1. Çalışanlarınızın gözünde bir lider olabilmelisiniz. Hitap şeklinizle, bedeninizle ve hareketlerinizle herkese hissettirmelisiniz.

2. Mümkün olduğunca örnekler ile anlatın. Yapılacak işlerin önemini mutlaka anlatın. Bazı işleri yapmayı küçük düşürücü bulanlar olabilir, onlara yaptıkları için önemi hakkında mutlaka bilgi verin.

3. Emretmek yerine isteyin. Askeriyede değilseniz nazikçe istemenizin çak daha kolay anlaşılıp yerine getirildiği göreceksiniz. Yanlış anlaşılmasın, askeriyede, emir komuta zinciridir aslolan. Bu yüzden o kurumun mükemmelliyetini sağlayan budur.

4. Yaptığınız her planda astlarınıza yer ayırın, ne yaptıklarını ve nereye doğru gidildiğini görmelerine yardımcı olun. Yaptıkları iş ile organizasyonun nasıl ilerleme kaydettiğini ve geliştiğini onlara göstermeye çalışın. Ekibiniz ailenizdir unutmayın.

5. Sizin işiniz yönetmektir, yapmak değil. Bu yüzden adam gibi delege etmeyi öğrenmeniz gerekir. Yapmayın derken ihtiyaç duyulan ya da acil durumlarda sizde kolları sıvayıp herkesle beraber çalışmasını bilmelisiniz.

6. Yaratıcı ve geliştirici fikirlere gözleriniz ve kulaklarınız açık olsun. İşi yapanların gördükleri ve önerecekleri şeyler sizi çok şaşırtabilir.

7. Asla ve asla kalabalık içerisinde birini azarlamayın ve eleştirmeyin.

8. Çalışanlarınıza istediklerinde destek olabilecek donanıma sahip olabilmek için elinizden gelen gayreti gösterin.

9. Kendinizi kral gibi görüyor olsanızda size istedikleri anda erişebilmelerini sağlayın. Açık kapı felsefesini asla terk etmeyin.

10. Mikro Yönetici olmayın.

11. Motive edin – Eğer mümkünse başarılıları ödüllendirin. En azından teşekkür etmeyi bilin.

12. İlişkilerinizde esnek ve samimi olun ama aradaki çizgiyi akıllıca belirleyin. Laubalilik iyi sonuçlar getirmez.

13. Hatalarınızı kabullenin ve önerilere açık olun.

Güvene yatırım yapın

Size ve şirketinize güven duyulması çok önemlidir.  Güven “ak kağıttaki mürekkep gibidir, bir kere döküldüğünde temizleyemezsin” demişti bir hocam. Yani bir kez kaybedildiğinde yerine gelmesi çok zordur. Özellikle kriz dönemlerinde insanların size ve firmanıza güven duymaları için elinizden geleni yapın.

Güvensiz ortamda çalışmak ve iş yapmak çok zordur. Örneğin bir firma piyasada güven kaybına uğrarsa maliyetleri artacak, marka değeri düşecek, yeni müşteri bulmak ya da elindeki işleri tutmak için ciddi anlamda zorlanmaya başlayacaktır. Hatta sosyal tepkiler alabilir, hakkında negatif propaganda başlayabilir. 

Bu noktada güven yaratıcı iletişim işin içine giriyor. Bir firma çalışanlarının ve müşterilerinin hangi koşullarda kendilerine güven duyacağını bilmelidir. İnsanların gerek kişisel gerekse yasal çekincelerini, beklentilerini iyice analiz etmelidirler. Artan güven, değeri artırır.  Beklentiler nelerdir?

Kişisel ve ticari sırların saklanması beklenir.

Kişisel bilgilerin başkaları ile paylaşılmaması(KVKK) beklenir.

Vatandaş, polisin kendisini koruyacağını bekler.

Bankanın, paramızı koruyacağını düşünürüz.

Siyasetçilerin, bizlerin oylarıyla seçildikleri için bizlerin lehine karar alacaklarını, kişisel faydalarına yönelmeyeceklerini düşünürüz.

Gazetelerde yazan yazıların doğru olduğunu düşünürüz.

Aldığımız gıdaların içeriğinin kanserojen olmadığını düşünürüz.

Kadın kocasının onu aldatmadığını düşünür.

Dükkanın bizi kazıklamadığını düşünürüz.

Ya aksini düşündüğümüzde ne olur size? Nasıl insanlar oluruz?

Kararlı İyimserlerin 12 Özelliği

  • İyimserler, sorunlar karşısında bocalamaz.
  • İyimserler, kısmi çözüm arar.
  • İyimserler, geleceklerini kontrol altına alabileceklerine inanır.
  • İyimserler, düzenli yenilenmelere izin verir.
  • İyimserler, düşüncelerin olumsuz yöne kaymasını önler.
  • İyimserler, takdir güçlerini geliştirir.
  • İyimserler, başarıları önce hayallerinde canlandırır.
  • İyimserler, mutlu olmadıkları zaman bile neşelidir.
  • İyimserler, rahatlamak için neredeyse sınırsız bir kapasiteleri olduğuna inanır.
  • İyimserler, yaşamlarına çok sayıda sevgi sığdırır.
  • İyimserler, iyi haberleri değiş tokuş etmeyi sever.
  • İyimserler, değiştiremediklerini kabullenir.

Zaman yönetimine zaman yok!

zaman

Ahmet, TEM’den hızlı gidebileceğini düşünerek yarım saat kala çıkmıştı yola. Fakat daha otobana çıkar çıkmaz trafik durmuştu. Ya bir kaza ya da sürpriz bir yol çalışması tüm trafiği felç etmişti. Direksiyondaki eli ile tempo tutarken sadece 15 dakikası kaldığını düşünüyordu. “Keşke E5’ten gitseydim” diye düşündü. Aslında yola çıkarken her iki yoluda düşünmüş ve TEM’e karar vermişti. (Keşke İBB’den yol durumunu kontrol etseydi:)

Bu hikaye size tanıdık geldi mi? Özellikle İstanbulda yaşayanlar beni çok iyi anlayacaklardır.

Büyük işlerle uğraşıyoruz

Ne zaman yaptığımız iş yarıda kesilse ya da bir işten diğer işe geçecek olsak mutlaka 10-15 dakika idrak ve anlama süresine ihtiyaç duyuyoruz. Bu yüzden öncelikle işimizin yarıda kesilmesini ya da araya bir şeylerin araya girmesini engelleyecek bir şeyler yapmak zorundayız. Bir iş ile uğraşırken başka şeylerle uğraşmayın. Ör. Eposta okumak ya da telefon kabul etmek gibi.

Programlayın

Daha birini bitirmeden başka işleri yapılacaklar listenize ekliyorsanız problem var demektir. Sürekli listelemektense programlayıp nasıl yapacağınıza karar vermeniz daha iyi olacaktır. Eğer size verilen iş gerçekten büyük ve uzun sürecekse bir iş ise mutlaka daha küçük parçalara bölmeniz o şekilde iş planınıza almanız gerekir.

İyi fikri kaçırma

Aklınıza gelen fikirleri ve yapılması şart işleri sakın atlamayın. Hemen bir yere not alın. Sık sık aldığınız notları gözden geçirin, ya programınıza alıp gerçekleştirmeye çalışın ya da silin gitsin.

Eğer zaman yönetimi ile ilgili bir kitap alıp okumayı düşünüyorsanız size önerim ilk önce o kitabı okumak için gereken zamanı planlamanızdır. Okuduktan sonrada kitabın size ne katıp katmadığını düşünün ve hatta yazın.

Süreci hissedin

İş yapma şeklinizi değiştirmek demek aşama aşama, adım adım sizin kontrolünüzde bir değişim anlamına gelmelidir. Önemli olan yaptığınız işin ölçümlenmesi değil aksine sizin yeni gelen bir iş ile ilgili duygularınızın neye dönüştüğüdür.

Kendiniz ile ilgili gerçekçi beklentiler koymazsanız hayat sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Zaman yönetimi yaşanan bir takım olumsuzlukların adresi olabilir ama her şeyin değil. Üstüne üstlük zaman yönetimini iyi yapıyor olmak “sihirli denek” etkiside yapmaz yani her şeyi birden bire düzeltmez.

Ve İstanbul trafiğini düzeltmez!

Çalışanlarımı nasıl motive ederim?

Yapılmasını istediğiniz bir şeyi yapmaları için çalışanlarınızı nasıl motive edeceğinizi soruyorsanız, cevabı çok basit: Yapamazsınız!

Biz insanları motive edemeyiz. İnsanlar zaten motivedirler. Fakat biz onları neyin motive edeceğini anlayabilir ve bu bilgiyi onların enerjilerini kurumsal amaçlarımıza yöneltmede kullanabiliriz.

Herkes motivedir

İnsanlar musluklardaki su gibidir. Tek yapmanız gereken akmaları için gereken fırsatı yaratmak. Su akmaya hazırdır ama musluğu açmanız gerekir.

Bazıları nehirler gibidir. Kendi kanallarında akarlar. Eğer bırakırsanız mutlaka denize varırlar. İnsanlarda kendi hedeflerine varmak için gereken enerjiyi kolaylıkla harcarlar. Bizim yöneticiler olarak yapmamız gereken onların varmaya çalıştıkları sonuçların kurumsal faydasını izlemektir.

İnsanlar birçok şeyi kendi görüşlerine göre yaparlar, size göre değil.

Biz yönetim olarak çalışanlara yaptıkları işin onlara faydasını göstermeli ve kurumun yararına tavır benimsemelerini sağlamaya çalışmalıyız. Bunun en önemli yollarından biriside başarılı oldukları konularda ödüllendirme ve takdir etmektir.

İnsanları acı değiştirir.

Eğer sürekli aynı konumda kalma acısı, değişme acısını geçese insanlar değişirler. İnsanların doğru yönde değişmeleri için mevcut durumlarının onlar için dezavantajlı hale gelmesi gerekir. Örneğin benzin fiyatları tırmandığında dizel arabalara yönelim başladı. Yani benzin fiyatının verdiği acı dizel arabalara ödenecek yüksek fiyat acısını geçti.

En etkin iletişim sorgulama ile başlar.

Eğer bir şey kişisel hale gelirse önemi artar. Eğer müşterileriniz yada çalışanlarınız “Biz kimiz veya neyiz?” konusunu sorgulamaya başlamışlarsa iyi şeyler geliyor demektir. Örneğin Kodak, fotoğraf filmi satmıyordu, “Anılarınızı bize emanet edebilirsiniz” diyordu.

Çalışanların kuruma sadakati konusu hep üzerinde durulan bir konudur. Fakat onların sadakat göstermeleri için kişisel beklentileri olduğu hep atlanır. Buyüzden onların sadakatini sağlamak onları anlamaktan ve onlara kurumu iyi anlatmaktan geçer. Çalışanlara şirket için ne yaptığınızı değil onlar için ne yapacağınızı anlatmalısınız. Ör. Sizin için teknik becerilerinizi geliştirmek için bir eğitim programı hazırladık. Temel ihtiyaçlarınız için bir kılavuz hazırladık vb.

İnsanların ilgilenmelerini istiyorsanız önce sizin onlarla ilgilenmeniz gerekir.

İnsanları dinlemek sadece onları duymak demek değildir. Dinlemek aktif, duymak pasif bir eylemdir. Eğer çalışanları yeterince dinlerseniz hem sıkıntılarını hemde problemleri öğrenebilirsiniz. Ayrıca çalışanlarınızın tuttuğu takımları, hobilerini, alerjilerini vb. bilmeniz önemlidir.

Övmek en güçlü motivatördür.

Herkes bir şeylerden gurur duyar. Eğer insanların kendileri ile gurur duyacakları şeyleri yakalarsanız motivasyon için mükemmel bir kapı açmış olursunuz. Ayrıca övmek ya da iftihar ettiğinizi göstermek kişinin özgüvenini pekiştirecektir. Eğer çalışanlarınızın özgüveni yerindeyse yani onları kırmamışsanız çok iyi bir durumdasınız demektir. Çünkü kendisi ile ilgili ne hissediyorsa size ve müşterilerinize onu verecektir. Kendini iyi hissetmeyen çalışanlarla kurumunuzun ileri gitmesi mümkün değildir.

İnsanları değiştiremezsiniz sadece davranışlarını değiştirirsiniz.

Davranışı değiştirmek içinde duyguları ve inançları değiştirmeniz gerekir. Yani size güven duyulmuyorsa önce bunu değiştirmeniz gerekir. Bunu iyi düşünün!

Çalışanların algılayışı yöneticilerin gerçekliğidir.

En önemli noktalardan biriside budur. Çalışanlarınızla konuştuğunuzda onlar sizi anladıkları şekilde yanıt verirler. “Anlatabildim mi?” “Anlatabiliyor muyum?” şeklinde sık kullanılan sorgulamalar ya istenilen şeyden emin olunmadığı yada çalışana güven duyulmadığını gösterir. Sizin yönetim tavrınız çalışan tarafından keşfedildikçe ona göre davranılmaya başlanacaktır. Ör. “Ne derse mutlaka evet diyelim ama bildiğimizi yapalım” “Sabahları konuşmayalım” “Çok sık fikri değiştiği için söylediklerini hemen yapmayalım” gibi.

Örneğin birini bir seminere gönderip oradaki yeni fikirleri getirmesini söylüyorsunuz, giden kişi geldiğinde size birçok fikir ve görüş getiriyor ve siz hiç ilgilenmiyorsunuz. Sonucun ne olmasını beklersiniz?

Beklediğiniz ya da zorladığınız davranışları alırsınız

İnsanlara bir şeyleri gerçekleştirmeleri için ödüller vaad ederiz. Bu kimi zaman para, prim, taile gönderme kimi zamanda kıdem olur. Burada Amerikalıların “fine tunning” ince ayar dediği nokta çok önemli. Eğer her şeyi ödüle dayandırırsanız ödülsüz işler aksar. Bu çok basit kuralıda yazmazsam ölürdüm. İnsanlar ödüllendirildikleri ya da cezalandırılmadıkları şeyleri tercih ederler.

Kendimizi kendi nedenlerimizle eleştiririz, çalışanları ise yaptıkları şeylerle

Kendi hatalarımıza yönetici olmamız sebebiyle veya başka türlü örttüğümüz düşüncesiyle çok fazla dikkat etmeyiz. Ama çalışanlar işe geç gelip erken çıktıklarında ortalığı alt üst ederiz. Aslında iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırmamız gerektiğini nedense unuturuz.

Çalışanlar istenmeyen davranışlara girerlerse onları nasıl istenilen şekilde davranma konusunda motive etmeye odaklanmamız gerekir, cezalandırmak değil. Bu davranışlarının arkasındaki sebepleri keşfetmeli, gerekiyorsa konuşmalı ama ne olursa olsun onları motive edecek çözümleri bulmak için ciddi enerji harcamalıyız.

Şimdi biraz düşünün ve çevrenizdeki insanları bu yukarıda bahsettiğim şeylerle motive ederseniz, çevrenizde motive bir sürü insanla neler başarabileceğinizi düşünün.