Etiket arşivi: eleştiri

Saygınlık Üzerine Önermeler

Küçüklüğümüzden beri büyüklerimize, komşularımıza, öğretmenlerimize vb. saygı duyma konusunda eğitildik ama tam öğrenemedik. Çünkü bize saygın olmak için ne yapmamız gerektiği öğretilmedi veya bizim keşfetmemiz beklendi.

Hayat bana parmak şıklatmayla saygı elde edilemediği tatlı ve acı yollardan öğretti. Saygın veya saygıdeğer olmak için gayret etmek gerekiyor. Saygınlığı elde etmek zor iken bir anda kaybedebiliyorsunuz.

Aşağıdaki soruları kendime sormaya çalıştım;

  • Ben yokken çalışanlarım daha huzurlu ve mutlu çalışıp daha iyi iş çıkarıyorlar mı?
  • Çalışanlarım benim yerime başkasıyla çalışmayı tercih ederler mi?
  • Ben söylemeden işlerini yapıyorlar mı?
  • Benim hakkımızda bir şey sorulduğunda güzel şeyler söylüyorlar mı?
  • Bana yöneticileri mi yoksa insan olduğum için mi saygı duyuyorlar?

Bu soruların çoğuna “evet” diyebiliyorum çünkü yapabildiğim kadarı ile aşağıdakileri yapmaya çalıştım;

  1. Ettiğini buluyor insan. En alttan en üste saygılı olmaya çalışmamız lazım.
  2. Çalışanların önce insan olduğunu unutmamamız gerekiyor.
  3. Çalışanlarımızı tanımaya çalışmalıyız.
  4. Çalışanlarımızı potansiyellerini ortaya çıkarmaya çalışmalıyız.
  5. Ast veya üst fark etmeksizin motive etmeye çalışmalı, b irini motive etmenin diğerlerini motive etmeye yetmediğini anlamamız lazım.
  6. Adaletli olmalıyız.
  7. Çalışanların işlerini daha iyi yapabilmeleri için desteklemeliyiz.
  8. Doğru işe doğru kişiye vermeliyiz.
  9. Sorumluluk veriyorsak yetki de vermeli ama kontrol etmeyi ihmal etmemeliyiz.
  10. Çalışanlarımıza güvenmeli ve güvendiğimizi göstermeliyiz.
  11. Hak ettikleri ücreti almaları için uğraşmalıyız.
  12. Yüksek performans gösterenleri ödüllendirmeliyiz.
  13. Herkesin içinde tebrik etmeli, yalnızken eleştirmeliyiz.
  14. Hatalarını açık yüreklilikle dinlemeli ama tekrar etmemesi, kalıcı çözümler üretmeleri için cesaretlendirmeliyiz.
  15. Kişiliklerine ve değerlerine saygı göstermeli, ayrımcılık yapmamalıyız.
  16. Çalışanlarımızla empati kurmalı ama bizimle empati kurmaya cesaretlendirmeliyiz.
  17. Çalışanlarımıza bir bütünün parçaları olduğumuzu sık sık hatırlatmalı ve önemli olduklarını hissettirmeliyiz.
  18. İş dışında da konuşacak ve paylaşacak bir şeyler bulmalıyız.
  19. Yapıcı eleştiriler yapmalıyız.
  20. Bizden beklentilerini dinlemeli, önemsediğimizi göstermeli ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmalıyız.
  21. Bazen alışkanlıklarımız ayağımıza takılabilir ama at gözlüğümüzü çıkarıp, esnek olmaya çalışmalıyız.
  22. Yağcılığı kabul etmemeli, dürüstlükleri ödüllendirmeliyiz.
  23. Her fırsatta fikirlerini sormalı, dinlemeli, karşı olsak bile daha iyi bir hale nasıl getirilebileceğinin peşine düşmemiz lazım.
  24. İnandıkları konularda desteklemeli, şans tanımalı, alan yaratmaya çalışmalıyız.
  25. Ne kendi kusurlarımızı ne de geçmişte yaşanan sıkıntıları saklamamalıyız.
  26. İlgilenmeliyiz.
  27. Şikayet ve mazeret üretmek yerine ellerinden geleni yapmaları konusunda cesaretlendirmeliyiz.
  28. Yapılan işi olumsuz etkilemediği sürece herkesin kendine has iş yapma tarzına ses çıkarmamamlıyız.
  29. Ne iyi ne de kötü haberleri saklamamalı, yüz yüze vermeliyiz.
  30. Hiç bir çalışanımıza diğerlerinden farklı davranmamalıyız.
  31. Keyfi taleplerde bulunmamamlıyız.
  32. Haberdar edilmesi gereken herkesi zamanında haberdar etmeliyiz.
  33. Samimi yaklaşmalı ama asla laubali olmamalıyız.
  34. Her ortamda “Biz” demeye çalışmalıyız.
  35. İstisnalar dışında yeterlilik ve kapasitelerini aşırı yüklememeye çalışmalıyız.
  36. İstisnalar dışında kişisel zamanlarına (tatil ve mesai sonrası) saygısızlık etmemeye, iş vermemeye çalışmalıyız.
  37. İşi işte bırakmaya hem kendimizi hem de çalışanlarımızı cesaretlendirmeliyiz.
  38. Son dakika iş vermekten kaçınmalıyız.
  39. Çalıştığımız ortamlara uygun temiz, düzgün ve şık giymeliyiz.
  40. Kendi konularımızda iyi olmak için okumayı ve öğrenmeyi hiç bırakmamalıyız.
  41. Zamanımızı yönetebilmeyi öğrenmeliyiz.
  42. Etik olmanın bir erdem olduğunu ve her türlü ticari işlemde etik olunması gerekliliğini benimsemeliyiz. İmam-cemaat ilişkisini aklımızdan çıkarmamamız lazım.
  43. Reaktif değil proaktif olmaya çalıştım.
  44. Hatalarımı kabullendim ve gerektiğinde açık yüreklilikle paylaşmaya çalıştım.
  45. Kabalaşmamak ve karşımdakileri kırmamak için elimden geleni yaptım.
  46. Kibrimi kontrol etmeye ve kimseyi aşağılamamaya çalıştım.
  47. “Çalışırmış” gibi yapmadım.
  48. Ağırbaşlı ve alçakgönüllü olmalıyız.
  49. Olumsuz davranışlara ve şiddete şirket içinde izin vermemeliyiz.
  50. Söylediğimiz şeyleri yapmalıyız “Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” sözü burada şirketlerde geçerli değildir.
  51. Herkesten bir şeyler öğrenmeye çalışmalıyız.
  52. Başaramadığımızda tekrar tekrar denemeliyiz.
  53. Kafamızın dikine gitmemeli, farklı görüş ve önerileri dikkate almalıyız.
  54. Erişilebilir olmalı, açık kapı politikası uygulamalıyız.
  55. Affetmeyi ve unutmayı öğrenmeliyiz. Çalışanlarımıza asla ve asla kin tutmamalıyız.
  56. Herkesin yararına kararlar almaya çalışmalıyız
  57. İşleri izlediğimizi göstermeli ve çalışanlarımıza her zaman yanlarında olduğumuzu hissettirmeliyiz.
Paylaşın:

Eğer size saygıları yoksa

imageSizi sürekli eleştiren ve yaptığınız her şeyde negatif ve küçümseyen bir tavrı olan patronunuz var diyelim. Sadece “patron” olduğu için saygı duyulmalı mıdır? Eğer patronun sizden daha iyi olduğunu veya böyle bir tavrı hak ettiğinizi düşünüyorsanız tabiki saygı göstereceksiniz ama bu başka bir problemin varlığını gösterir. Yani sağlıklı olmayan bir durum olduğunu.

Her halukarda doğru dürüst muameleyi hak etmek için işinizi en iyi şekilde yapmanız gerekir. Eğer yaptığımız işin objektif olarak iyi olduğunu düşünüyorsak – ki bazen kendimizi kandırdığımız olabilir, ve buna rağmen gereksiz şekilde eleştiriliyorsak, buna izin veriyoruz demektir. Ama işimizi gerçekten iyi yapamıyorsak daha iyisini yapabilmek ve bu suretle saygıyı hak edebilmek için yollar aramamız gerekir.

Hakaret ya da aşağılayıcı sözlere maruz kaldığınızda;

Mücadele edebilirsiniz

Bu durumda patronunuza yapıcı eleştirilerini dinleyebileceğinizi fakat kötü muamele istemediğinizi söyleyebilirsiniz. Eğer buna rağmen size kötü davranmaya devam edecekse onun parasını kendi zamanınızı israf etmeye gerek yoktur. Hem ruhsal hem de fiziksel sağlığınız açısından alternatifleri düşünmeye başlayacaksınız.

Bu tipteki ezici haraketler genellikle astın üstüne tepki vermediği, şikayet etmediği durumlarda devam eder. Büyük olasılıkla bu saldırgan tavrı durdurma konusunda ciddi olunursa tavır değişebilecektir. Burada halk deyimiyle “patrona posta koymaktan” bahsetmiyorum. Sadece rahatsızlığınızı dile getirmekten bahsediyorum.

Bazen büyük kurumlarda işi resmi şikayete taşımakta mümkündür fakat bu durumda başkalarının düşmanlığını kazanma, misilleme ya da durumun daha kötüleşmesine yol açabilirsiniz. Bu zor bir karardır,  dikkatli olmak gerekir. Çünkü geri tepebilir.

Kabullenmek

Bu durumda patronunuza saygı duyulmayı hak etmeyen biri olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Zaten siz böyle düşünüyorsanız başkasının size saygı duyması da doğru olmayacaktır. Eğer kendinize olan saygınızı yitirmişseniz zor bir durumdasınız demektir. Çünkü muhtemelen başka iş bulamayacak şekilde niteliklerinizin yetersiz olduğunu, yaşınızın geçtiğini vb. şekilde düşünüyorsunuzdur. Sizin özgüveninizi yenilemeye ve cesarete ihtiyacınız var demektir.

Ayrılmak

Eğer bir şeylerin düzelmeyeceğini düşünüyorsanız işten ayrılmak son çare olarak karşınıza çıkar. Benim inancım mutlu ve verimli olabileceğiniz başka bir yerde çalışacağınıza hakaret ve aşağılanma ile bir yerde çalışmanızın doğru olmadığı yönünde. Bu şekilde sağlıksız bir ortamda sizden iş çıkmasıda beklenemez, işte çıkmaz zaten.

Paylaşın:

Çalışanlarımı nasıl motive ederim?

Yapılmasını istediğiniz bir şeyi yapmaları için çalışanlarınızı nasıl motive edeceğinizi soruyorsanız, cevabı çok basit: Yapamazsınız!

Biz insanları motive edemeyiz. İnsanlar zaten motivedirler. Fakat biz onları neyin motive edeceğini anlayabilir ve bu bilgiyi onların enerjilerini kurumsal amaçlarımıza yöneltmede kullanabiliriz.

Herkes motivedir

İnsanlar musluklardaki su gibidir. Tek yapmanız gereken akmaları için gereken fırsatı yaratmak. Su akmaya hazırdır ama musluğu açmanız gerekir.

Bazıları nehirler gibidir. Kendi kanallarında akarlar. Eğer bırakırsanız mutlaka denize varırlar. İnsanlarda kendi hedeflerine varmak için gereken enerjiyi kolaylıkla harcarlar. Bizim yöneticiler olarak yapmamız gereken onların varmaya çalıştıkları sonuçların kurumsal faydasını izlemektir.

İnsanlar birçok şeyi kendi görüşlerine göre yaparlar, size göre değil.

Biz yönetim olarak çalışanlara yaptıkları işin onlara faydasını göstermeli ve kurumun yararına tavır benimsemelerini sağlamaya çalışmalıyız. Bunun en önemli yollarından biriside başarılı oldukları konularda ödüllendirme ve takdir etmektir.

İnsanları acı değiştirir.

Eğer sürekli aynı konumda kalma acısı, değişme acısını geçese insanlar değişirler. İnsanların doğru yönde değişmeleri için mevcut durumlarının onlar için dezavantajlı hale gelmesi gerekir. Örneğin benzin fiyatları tırmandığında dizel arabalara yönelim başladı. Yani benzin fiyatının verdiği acı dizel arabalara ödenecek yüksek fiyat acısını geçti.

En etkin iletişim sorgulama ile başlar.

Eğer bir şey kişisel hale gelirse önemi artar. Eğer müşterileriniz yada çalışanlarınız “Biz kimiz veya neyiz?” konusunu sorgulamaya başlamışlarsa iyi şeyler geliyor demektir. Örneğin Kodak, fotoğraf filmi satmıyordu, “Anılarınızı bize emanet edebilirsiniz” diyordu.

Çalışanların kuruma sadakati konusu hep üzerinde durulan bir konudur. Fakat onların sadakat göstermeleri için kişisel beklentileri olduğu hep atlanır. Buyüzden onların sadakatini sağlamak onları anlamaktan ve onlara kurumu iyi anlatmaktan geçer. Çalışanlara şirket için ne yaptığınızı değil onlar için ne yapacağınızı anlatmalısınız. Ör. Sizin için teknik becerilerinizi geliştirmek için bir eğitim programı hazırladık. Temel ihtiyaçlarınız için bir kılavuz hazırladık vb.

İnsanların ilgilenmelerini istiyorsanız önce sizin onlarla ilgilenmeniz gerekir.

İnsanları dinlemek sadece onları duymak demek değildir. Dinlemek aktif, duymak pasif bir eylemdir. Eğer çalışanları yeterince dinlerseniz hem sıkıntılarını hemde problemleri öğrenebilirsiniz. Ayrıca çalışanlarınızın tuttuğu takımları, hobilerini, alerjilerini vb. bilmeniz önemlidir.

Övmek en güçlü motivatördür.

Herkes bir şeylerden gurur duyar. Eğer insanların kendileri ile gurur duyacakları şeyleri yakalarsanız motivasyon için mükemmel bir kapı açmış olursunuz. Ayrıca övmek ya da iftihar ettiğinizi göstermek kişinin özgüvenini pekiştirecektir. Eğer çalışanlarınızın özgüveni yerindeyse yani onları kırmamışsanız çok iyi bir durumdasınız demektir. Çünkü kendisi ile ilgili ne hissediyorsa size ve müşterilerinize onu verecektir. Kendini iyi hissetmeyen çalışanlarla kurumunuzun ileri gitmesi mümkün değildir.

İnsanları değiştiremezsiniz sadece davranışlarını değiştirirsiniz.

Davranışı değiştirmek içinde duyguları ve inançları değiştirmeniz gerekir. Yani size güven duyulmuyorsa önce bunu değiştirmeniz gerekir. Bunu iyi düşünün!

Çalışanların algılayışı yöneticilerin gerçekliğidir.

En önemli noktalardan biriside budur. Çalışanlarınızla konuştuğunuzda onlar sizi anladıkları şekilde yanıt verirler. “Anlatabildim mi?” “Anlatabiliyor muyum?” şeklinde sık kullanılan sorgulamalar ya istenilen şeyden emin olunmadığı yada çalışana güven duyulmadığını gösterir. Sizin yönetim tavrınız çalışan tarafından keşfedildikçe ona göre davranılmaya başlanacaktır. Ör. “Ne derse mutlaka evet diyelim ama bildiğimizi yapalım” “Sabahları konuşmayalım” “Çok sık fikri değiştiği için söylediklerini hemen yapmayalım” gibi.

Örneğin birini bir seminere gönderip oradaki yeni fikirleri getirmesini söylüyorsunuz, giden kişi geldiğinde size birçok fikir ve görüş getiriyor ve siz hiç ilgilenmiyorsunuz. Sonucun ne olmasını beklersiniz?

Beklediğiniz ya da zorladığınız davranışları alırsınız

İnsanlara bir şeyleri gerçekleştirmeleri için ödüller vaad ederiz. Bu kimi zaman para, prim, taile gönderme kimi zamanda kıdem olur. Burada Amerikalıların “fine tunning” ince ayar dediği nokta çok önemli. Eğer her şeyi ödüle dayandırırsanız ödülsüz işler aksar. Bu çok basit kuralıda yazmazsam ölürdüm. İnsanlar ödüllendirildikleri ya da cezalandırılmadıkları şeyleri tercih ederler.

Kendimizi kendi nedenlerimizle eleştiririz, çalışanları ise yaptıkları şeylerle

Kendi hatalarımıza yönetici olmamız sebebiyle veya başka türlü örttüğümüz düşüncesiyle çok fazla dikkat etmeyiz. Ama çalışanlar işe geç gelip erken çıktıklarında ortalığı alt üst ederiz. Aslında iğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırmamız gerektiğini nedense unuturuz.

Çalışanlar istenmeyen davranışlara girerlerse onları nasıl istenilen şekilde davranma konusunda motive etmeye odaklanmamız gerekir, cezalandırmak değil. Bu davranışlarının arkasındaki sebepleri keşfetmeli, gerekiyorsa konuşmalı ama ne olursa olsun onları motive edecek çözümleri bulmak için ciddi enerji harcamalıyız.

Şimdi biraz düşünün ve çevrenizdeki insanları bu yukarıda bahsettiğim şeylerle motive ederseniz, çevrenizde motive bir sürü insanla neler başarabileceğinizi düşünün.

Paylaşın:

Allah aşkına kıyaslamayın

Ben kıyaslanan bir kuşaktanım. Daha ana sınıfından itibaren yüksek notlar almak, sınıf birincisi olmak, komşunun oğlundan daha hızlı koşmak vb. bir çok konuda kıyaslandım. Kıyaslanmaktanda yoruldum.

Sürekli bir rekabet ortamı içinde yetiştirildik. Ailelerimiz, öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz bizi hep birileriyle kıyasladılar ve kıyaslamaya devam ediyorlar. Özgüveni yeterince gelişmemiş olanlar, kendilerini diğerleri ile kıyaslamaya devam ediyorlar.

Bir ana sınıfı düşünün: Çocuklara resim yaptırılmış ve en iyi 1-2-3 diye duvara 3 resim yapıştırılmış ve sergi şeklinde sunuluyor. Olacak şey mi bu?

Bütün çocuk resimleri güzeldir ve birincidir. Daha en küçük yaşlarda diğerlerini geçmeyi erdem olarak öğreteceksiniz ancak bunu yaparken ahlaki ve etik kuralları yeterince öğretmeyeceksiniz, sonuç ne olur?

Şimdi şu senaryoya bakalım. 2 kişi var: Ahmet ve Mehmet. Ahmet kıyaslamalar sonucu hep herkesi geçmeye kendini zorlamış, okul ve iş hayatı derken artık kıyaslama kendisinde kalıcı davranış değişikliğine neden olmuş, olsun. Her konuda kıyaslayama yaparak başarısını ölçüyor. Rakibinin satışlarının gerisinde kalırsa her türlü strateji ve taktik ile öne geçmeye çalışıyor, birisi son model bir araba alırsa kendisi özel yapım başka bir araba alıyor. Başkalarının giydiklerini giymiyor çünkü hayatını kıyaslama belirlediği için “kıyaslanmak istemiyor”

Mehmet ise hep birileri tarafında geçilmiş, hatta ailesi tarafından da “bak komşunun oğlu neler yaptı sen yapamadın” tenkitleriyle büyümüş, içine kapanık, üniversiteden sonra zar zor iş bulmuş, “gözlerimi kaparım işimi yaparım” diyen biri haline gelmiş. Kıyaslanmaktan yorgun düşmüş, yenilmiş.

O kadar çok böyle insanlar var ki çevremde, gerçekten üzülüyorum.

Bence eğitimin en önemli unsurlarından birisi insanlara herkesin ayrı bir birey olduğunu, herkesin kendine has bir güzelliği ve özelliği olduğunu belletmektir. Bu konuda annelere, babalara, öğretmenlere çok zor bir iş düşüyor. Çünkü tüm hayatları boyunca “kıyaslanmış” olan bizlerin “kıyaslamamayı başarmamız” ve bunu ”çocuklarımıza öğretmemiz” gerekiyor.

Kimsenin şartları, yetenek ve becerileri aynı değil. Kıyaslama ancak eşit özelliktekiler arasında yapılırsa anlamlı olabilir. Ör., benzer 2 şirketin pazarlama sonuçları ya da 2 benzer maddenin ateşe karşı hassasiyetinin karşılaştırılması gibi. Bilimsel anlamda bizlere bir şey katmak adına kıyas ve karşılaştırmanın gerekli olduğunu kabul edebilirim.

Son sözüm: Lütfen insan hayatını/yaşamını hiç bir şey ile kıyaslamayın.

Paylaşın: