Etiket arşivi: tenkit

Sürekli Şikayet Edenler

Çevremde ve sosyal medyada sürekli şikayet eden, kronik şikayet etme problemi olanlar var. Onlar için hava ya soğuk ya da sıcak, patron ya da çalışan her zaman kötü, trafik her zaman berbat vb.

Sürekli bardağın boş tarafını gördükleri gibi bunu diğer insanlara yansıtmaktan çekinmiyorlar. Herkesin derdinin başından aşkın olduğunu, bir de kendi dertleriyle ya da manasız şikayetleriyle onları bunaltmamaları gerektiği hassasiyetine sahip değillerdir.

Yanlış olan şikayet edilebilir ama kronik şikayetçiler ya da sürekli şikayet edenler çevrelerindeki insanları mutsuz ediyorlar. Çalıştıkları departman ya da şirketlerine zarar veriyorlar.

Bu konuda çeşitli çalışmalar yapılıyor. Bir Alman şirketi o gün kendinizi iyi hissetmiyorsanız şirkete gelmemenizi kabul ediyor. Bu tip davranışların üzerine gitmenin onu daha da kötüleştirdiği yönünde görüşler de var. Dikkat edilmesi gereken şeyler var;

1- Onları neşelendirmeye çalışmak işe yaramıyor. Davranışımız, bizim onun hissettiği acı ya da sıkıntıya sahip olmadığımızı gösteriyor. Aslında istenen aynı ya da daha fazla acıya sahip olduğumuzu göstermemiz.

2- Çözüm önermek işe yaramıyor. “Şunu denedin mi?” “Şunla konuştun mu?” gibi çözümler işe yaramıyor. Şikayet edene göre sıkıntısı ciddi ve bir iki cümle ile iyileştirilemez. Aslında bizi probleminin çözülemeyeceğine ikna etmeye çalışır.

3- Hakısın demek işe yaramıyor. Sadece şikayet etmenin işe yaramayacağını, şikayeti kesip bir şeyler yapması gerektiğini söyleyebiliriz.

4- Şikayet edenlerin çalışmadığını söyleyerek şikayet etmemeliyiz. Şikayet edenlerden şikayetçi olmamamız lazım.

5- Şikayet edenleri görmezden gelmek ya da red etmek işe yaramıyor. İstedikleri ilgi çekmek olduğu için görmezden gelmek sadece şikayetin dozunu artırıyor.

6- Berber şikayet etmek işe yaramıyor. “Bence de o aptal biri, yemekler gerçekten berbat” gibi sözlerle ona doğru düşündüğünü hissettirebiliriz. Fakat bu sefer o bizim şikayetlerimiz konusunda yardımcı olmaya çalışır.

7- Karşı çıkmak işe yaramıyor. Şikayeti yasaklamak yer altında inmesine ve yayılmaya devam etmesine yol açıyor. Şikayetleri yüksek sesle ve aleni hale getirmek gizli kalmasından daha iyidir.

Sürekli şikayet eden birine “Gerçekten bu kadar problem ve sıkıntı ile yaşamak çok zor olmalı?” diye sorabiliriz. Büyük ihtimalle yanıt “O kadar kötü değil” olacaktır. Empati kurmak, “Seni anladım ve senin gözünle yaşadıklarını gördüm. Gerçekten çok zor bir durumdasın” mesajını vermemiz gerekiyor. Alaycı olmamaya çalışmamız ve onu ciddiye aldığımızı göstermemiz gerekiyor.

Paylaşın:

Suçlama Kültürü

Kurumlarda ya da toplumlarda kültür başarının anahtarıdır. Suçlama, kültür içinde ciddi bir yere sahipse kmse risk almayı istemeyecektir.

Suçlamanın Yönü

Eğer yaşanan bir olumsuzlukta hemen astlara yönelik suçlamalar geliyorsa problem var demektir. Suçlama, üstlere doğru olursa o zaman adı tenkit, şikayet olur.

Nadiren süreçleri suçlarız

Suçlama genellikle bir insana, sürece, ya da duruma yöneliktir. Suçlamadan önce özeleştiri yapabilmek gerekir. Önce suçlama yapılıyorsa problem var demektir.

Hep birini suçlarız

Tek ya da daha fazla kişiyi problemden sorumlu tutmak ve suçlamak kolaya kaçmaktır. 

Elçiye zarar veririz

Kötü durumları erken fark etmek sizi bir çok zarardan kurtarabilecekken genellikle bu tipte erken uyarı mesajı getirenleri uzaklaştırır ya da dikkate almayız. İşte bu noktada suçlanması gereken kimdir?

Herkes kendini korumak ister

Herhangi bir olumsuz durumda eğer kişi suçlanacağını hissederse kendisini korumak için her fırsatı kullanacaktır. Bu yüzden suçlama kültürü olan kurumlarda kendi koruma kalkanlarına normal işlerinden daha fazla efor harcayan bir çok kişi görebilirsiniz.

Yaşanan sıkıntıları mevcut politikaları yeniden düzenleyerek çözmeye çalışmak

Ne zaman kötü ya da istenmeyen bir şey yaşansa hemen yeni kurallar ve prosedürler çıkar. Böyle yaparak problemi çıkaranları suçlamış, yeni kurallar ile düzeni getirmiş oluruz ki tartışmalıdır.

Başarmak için politikalar değiştirilmez

Eğer işler yolunda gidiyorsa politika ve prosedürlerimizin işe yaradığını düşünür ve bir şeyleri değiştirme ihtiyacı duymayız. Aksine barış zamanları daha rahat olunmaz mı yeni bir şeyler geliştirmek için?

Kazananları gösteririz

İyi bir şeyler olduğunda bir başaran ya da kazanan işaret edilir. Kahramanlar, siperler arkasından çıkarılır. Kötü bir şeyler olduğunda idam sehpası hazırlanır.

Yazılı olmayan kurallara uymayanları suçlarız

Yazılı olan kurallar kadar yazılı olmayan kurallar da şirket içinde kabul görürler ve bu kararlara uyulmadığında birileri suçlanır.

Yancılık

Özellikle kağıt oyunlarında seyredenler, oyuncuların yanlış hamle yapmasını eleştirirler. Yancılar, hep doğruyu bilirler, yanlış yapanı suçlarlar. İş oynamaya geldiğinde aynı hataları tekrar edebileceklerini, düşünmezler.

Herkesin başına gelir

Herkes bir yerlerde hata yapar. Önemli olan yapacağınız hata karşısında kurum kültürünün nasıl davranacağını önceden bilip hazırlıklı olmanızdır.

Suçlamak kötüdür ama en kötüsü insanın kendisini suçlamasıdır. Kendini suçlamak çözümden çok karmaşa getirir.

Eğitim içerikleri ve detaylı bilgi;

  1. Portföy Yönetimi
  2. Proje Ölçütleri ve Ölçüt Yönetimi
  3. Projelerde Temel Performans Göstergeleri – KPI
  4. Proje Yönetimi Dokümanları ve Uygulamaları
  5. Projelerde Süre Kısaltma Teknikleri

Sipariş vermek için tıklayınız.

 
Paylaşın:

Allah aşkına kıyaslamayın

Ben kıyaslanan bir kuşaktanım. Daha ana sınıfından itibaren yüksek notlar almak, sınıf birincisi olmak, komşunun oğlundan daha hızlı koşmak vb. bir çok konuda kıyaslandım. Kıyaslanmaktanda yoruldum.

Sürekli bir rekabet ortamı içinde yetiştirildik. Ailelerimiz, öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz bizi hep birileriyle kıyasladılar ve kıyaslamaya devam ediyorlar. Özgüveni yeterince gelişmemiş olanlar, kendilerini diğerleri ile kıyaslamaya devam ediyorlar.

Bir ana sınıfı düşünün: Çocuklara resim yaptırılmış ve en iyi 1-2-3 diye duvara 3 resim yapıştırılmış ve sergi şeklinde sunuluyor. Olacak şey mi bu?

Bütün çocuk resimleri güzeldir ve birincidir. Daha en küçük yaşlarda diğerlerini geçmeyi erdem olarak öğreteceksiniz ancak bunu yaparken ahlaki ve etik kuralları yeterince öğretmeyeceksiniz, sonuç ne olur?

Şimdi şu senaryoya bakalım. 2 kişi var: Ahmet ve Mehmet. Ahmet kıyaslamalar sonucu hep herkesi geçmeye kendini zorlamış, okul ve iş hayatı derken artık kıyaslama kendisinde kalıcı davranış değişikliğine neden olmuş, olsun. Her konuda kıyaslayama yaparak başarısını ölçüyor. Rakibinin satışlarının gerisinde kalırsa her türlü strateji ve taktik ile öne geçmeye çalışıyor, birisi son model bir araba alırsa kendisi özel yapım başka bir araba alıyor. Başkalarının giydiklerini giymiyor çünkü hayatını kıyaslama belirlediği için “kıyaslanmak istemiyor”

Mehmet ise hep birileri tarafında geçilmiş, hatta ailesi tarafından da “bak komşunun oğlu neler yaptı sen yapamadın” tenkitleriyle büyümüş, içine kapanık, üniversiteden sonra zar zor iş bulmuş, “gözlerimi kaparım işimi yaparım” diyen biri haline gelmiş. Kıyaslanmaktan yorgun düşmüş, yenilmiş.

O kadar çok böyle insanlar var ki çevremde, gerçekten üzülüyorum.

Bence eğitimin en önemli unsurlarından birisi insanlara herkesin ayrı bir birey olduğunu, herkesin kendine has bir güzelliği ve özelliği olduğunu belletmektir. Bu konuda annelere, babalara, öğretmenlere çok zor bir iş düşüyor. Çünkü tüm hayatları boyunca “kıyaslanmış” olan bizlerin “kıyaslamamayı başarmamız” ve bunu ”çocuklarımıza öğretmemiz” gerekiyor.

Kimsenin şartları, yetenek ve becerileri aynı değil. Kıyaslama ancak eşit özelliktekiler arasında yapılırsa anlamlı olabilir. Ör., benzer 2 şirketin pazarlama sonuçları ya da 2 benzer maddenin ateşe karşı hassasiyetinin karşılaştırılması gibi. Bilimsel anlamda bizlere bir şey katmak adına kıyas ve karşılaştırmanın gerekli olduğunu kabul edebilirim.

Son sözüm: Lütfen insan hayatını/yaşamını hiç bir şey ile kıyaslamayın.

Paylaşın: