Etiket arşivi: öğretmen

Öğretmenlerin kulağına küpe

Yapılan bir araştırmada öğretmenler açısından aşağıdaki maddelerin eksikliği en önemli problemler olarak ortaya çıkmış, bende sizlerle paylaşmak istedim;

Öğretmenler;

Öğrencilerine zaman kazanma metodlarını öğretmelidirler. Çünkü ayakta kalmanın ve başarı zamanı satın almakla ve zamanı iyi kullanmakla gerçekleşiyor.

Sınıf içi kuralları öğrencileri ile beraber belirlemelidirler. Bu uzun vadede kişinin katılımcı olmasını ve “kabul görme duygusunu” güçlendirecektir.

Öğrencilerin pratik yaparak öğrenmelerini sağlamalı, öğrendiklerinden emin olmalıdırlar.

Ellerindeki malzeme ile yaratıcı yaratıcı eğitimler ortaya koyabilmelidirler.

Bir öğrencinin öğrenme isteğini artırabilmeli, öğrenmeye ilişikin gayretini desteklemeli ve öğrenme amaçlı aktivitelere katılımı cesaretlendirmelidir.

Okumaya devam et

Paylaşın:

Koyunsak çoban lazım!

Hergün negatif ve kontrollü mesajlarla iç içe olan bir toplumda yaşıyoruz. Öğretmenlerimizin ve anne-babaların çocuklarımızı, gençleri cesaretlendirecek pozitif mesajlar vermeye odaklanmaları ve vurgulamaları gerekiyor. Şöyle bir baktığımda birçok kişinin çoban değilde koyun olduğunu görünce üzülüyorum.

Ne zaman öğretmen arkadaşlarımla konuşsam çocukların yaratıcı ve kritik karar verme mekanizmalarını geliştirecek ne tip eğitimlerin teşvik edildiğini sorarım. Sadece müfredat’a yapılan eklemelerle bu konuda ilerleme sağlanamayacağı konusunda hemfikir olduğumuz bir sohbet oluşur ama sonuç?

Çocuklarımız için en iyisini sınırsızca isteyebilirken, mevcut kurallar ve müfredatlar karşısında koyun gibi kalıyoruz. Eğer metaforik olarak koyun olduğumuzu kabul edersek o zaman çok iyi çobanlara ihtiyacımız var demektir. Ama şimdikiler gibi önceki çobandan üstün körü görevini devralmış, yeterki kaçmasınlar kimse bana kızmasın diye düşünen bir çoban değil. Çocuklarımıza yeni fırsatların kapısını açabilecek, onların kapasite ve yeteneklerini en iyi şekilde geliştirmeyi esas alan bir düşünce yapısına sahip çobanlara.

Düşünce tarzı çok önemli. 21. yüzyılın çocuklarının ihtiyaçları nelerdir? Bu çocukların gelecekteki hayatlarında başarılı olmaları için onlara nasıl eğitim vermeliyiz? diye mi sorulmalı yoksa “Çocukların bunları bunları bilmesi lazım diyerek geleceği umursamayan bir düşünce tarzına mı?

Ailelerin okullarda uygulanan yöntem, verilen eğitim müfredatı gibi konulara olan ilgileri çok önemlidir. Giden zamanı geri kazanmak mümkün değil. Bu yüzden çocuklarımızın en iyi şekilde eğitilmeleri için herkes elinden gelenin en iyisini yapmalıdır. Bunun alternatifi yoktur. Ancak ve ancak eğitimli bir kuşak gelecekte bu ülkeyi hak ettiği yaşam ve refah seviyesine ulaştırabilir.

İlber Ortaylı Son İmparatorluk Osmanlı kitabında “okuyan zümre ile okumayan zümreenin çatışması kaçınılmaz” diyor. Eğer bizler okuyan zümreyi ne kadar çok büyütebilirsek ki bence bunun temelinde eğitim yatıyor, bu savaşı kazanan tarafıda belirlemiş olabileceğiz.

Hayatı sadece bir kukla sahnesi gibi görmemek gerekiyor.

Sadece kukla yada kuklacı olunmamalı.

Akıllı olunmalı.

Bir şeyler yapılmalı.

Paylaşın:

Çocuğu dijital dünyaya hazırlamak

level_01_imageHiçbir çocuk dijital çağın gerisinde kalmamalı diye yola çıkacağım bugün. Anne ve babaların dijital çağa geçişte çocuklarımızın en büyük esin kaynakları ve kılavuzları olduğu düşüncesiyle bu konuda yapılan ve yapılabilecek yaratıcı uygulamalarla ilgili fikirler vermeye çalışacağım.

Çocukların klavye becerilerini geliştirin – İleride her ne konuda çalışacak olursa olsunlar çocuklarımızın klavyeyi tanıması önemli. Sadece bir şeylere bakarak yazma ile başlayabilecek bu çalışma zamanla kendi yaratıcılıklarınıda ortaya çıkaracaktır.

Çocuklarınızın öğretmenleri ile yapılan veli toplantılarında çocuğunuzun internet ve bilgisayar kullanımına ilişkin alışkanlıklarını sorgulayın, çocuğunuzun okulda ve evde doğru yönlendirilmesini sağlamaya çalışın, gerekiyorsa öğretmeninden ricada bulunun ve bu konuda yol gösterin.

Çocuklarınıza okul dışında evde kullanabilecekleri DOĞRU ve FAYDALI siteleri önerin, mümkünse yaptıklarını takip edin.

Çocuklarınızla internet üzerinden bilgi paylaşın, msn vb. araçlarla iletişim kurun, eposta kullanın.

Çocuğnuzun internette, ilgi ve yeteneğine göre kendisine uygun bir şeyler bulmasına yardımcı olun..

Çocuklarınızın ders ve aktiviteler anında fotoğraflarını yada videolarını çekin ve internete koyun.

Bir mesaj grubu oluşturarak(yahoogroups vb.) tüm arkadaşlarını bir grup yapın ve onlarla aileleri olarak  düzenli olarak bilgi mesajları gönderin.

Bir blog açarak günlük olarak sınıfta yaşadıklarını oraya kısaca aktarmasını isteyebilirsiniz.

Bilgisayarınızda onun için bir dosya açın ve onunla ilgili bilgileri orada saklayın. Yıl sonunda burada biriken bilgilerden harmanladığınız bir CD’yi sürpriz yapabilirsiniz..

Herhangi bir dokümanın daha sonra kolayca bulabilmek için her dosya ismini nasıl bir mantıkta yazması gerektiğini öğretin.

Tüm dosyalarını bir CD yada başka bir bilgisayara mutlaka yedekleyin.

Google Earth vb. programları kullanarak çocuğunuzu dünya turuna çıkartın. Artık bu sayede Mısır Piramitlerini gerçek uydu görüntüleri ile gösterebilirsiniz. Dünyanın yedi harikasını görmek için tıklayın

Dünyanın başka yöresindeki okullarla iletişime geçerek çocuğunuzun farklı kültürlerle buluşmasını sağlayabilirsiniz.

Çocuğunuz dijital doğmuş olanlardan ise  yukarıdakileri iki kere düşünmelisiniz.

Paylaşın:

Ben “Cin Ali” ile okumayı öğrendim!

Bazen birine kızdığımda “Sen Cin Ali hiç okumadın mı?” diye sorarım. Çoğu kimse bunu anlamaz. Ben Cin Ali ile okumayı öğrenen kuşaktan biri olarak bunun gerçekten önemli bir şey olduğuna inanırım. Bu yazıyı sonuna kadar okursanız neden önemli olduğunu anlayacaksınız.

“Koş Cin Ali koş”, “Bu topu al”, “Pat pat oyna”, “Baba bana topaç al”… 60’lı, 70’li yıllarda doğan çocuklar, çöp çocuk Cin Ali’nin fişlerini heceleyerek ezberledik sözcükleri, cümleleri. 1968’de genç öğretmen Rasim Kaygusuz’un yarattığı bu küçük Anadolu çocuğunun hikayesini eşi Remziye (Alişan) Kaygusuz şöyle anlatıyor;

“Eşim önce ‘Bir dergi çıkaracam’ dedi, sonradan ‘Ben bir kitap yazıcam’ dedi. Bir gün oturup yazdı öyle kötü bir kağıda… Sonra ‘Ben birinci kitabı yazdım’ diye bize getirdi. Kardeşim de var. ’Bi okuyun’ dedi. Okuduk. Böyle çöpten resimler yapmış, çöp resim benim eşimin buluşudur… ’Cin Ali’nin atı’ yazmış ama o cümlelere göre bir resim de yapmış. Cin Ali’nin atı diyor, bir at var; Cin Ali’nin annesi diyor, anne var. Ama hiçbir giyim yoktu. Ha, onu da söyleyelim, Cin Ali basım aşamasına gelince bir matbaa buldu eşim. Sahibinin adı Ali olan bir matbaaya. O da yeni başlamış işe, parası pulu yok. Fakat cin gibi bir adamdı. Ondan sonra bu, yahu buna bir ad koyalım, ne koyalım, cin gibi bir Ali, Ali adını koyalım diyorlar. Orada karar veriyorlar, cin gibi görüyorlar ya Ali beyi de… Cin Ali çok satıldı. 1988’de eşimi kaybettik, o zamana kadar satılıyordu.Yalnız piyasada bir gerileme başlamıştı o tarihlerde. Piyasada ahlak değişmişti, artık çekmiş, senetmiş, onun hiç önemi yoktu. Ve biz de Mustafa beye telif hakkını sattık. O yürütüyor ama eser tabii yine bizim.” (Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2003/07/17/pazar/paz09.html )

Türkiye’de minimalist akımın ilk örneğiydi çöpten oğlan; giysiyi, eşyayı bir tarafa bırakalım, gövdesi bile kolu bacağıyla aynı kalınlıktaydı. Ama nedendir bilinmez başındaki kasketi hiç çıkarmazdı.

Cin Ali’nin yaratılması Türk eğitim sisteminde tam anlamıyla bir devrimdir. Rasim Kaygusuz’un öğrencileri üzerinde 7 yıllık uygulamalar sonucunda hazırladığı ve başarısını önce kendine kanıtladığı fişler, okumaya girişte parçalı okuma sistemini bitirdi. Öğrencilerinin heceleyerek okumaya zor geçiş yaptığını gören Rasim Öğretmen, kendi sistemini geliştirdi. Bu sisteme, okumaya girişte tümdengelim sistemi deniliyor. “Baba bana top al” cümlesini bir anda, hecelemeden kavrayan beynin daha kolay ve hızlı okuyabildiğini keşfeden Rasim Hoca, okumanın bir şartlandırma işi olduğunu söylermiş. Günümüzde Rasim Öğretmen’in fişleri, ilkokul birinci sınıfların değişmez demirbaşı.

Uslu değil yaramaz

Rasim Kaygusuz, Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra Anadolu köylerinde öğretmenlik yaptı. Geliştirdiği fişlerin, öğretmen arkadaşlarından da olumlu tepkiler aldığını görünce bu fişleri bir kitap içinde toplamaya karar verdi. Tanıdığı tek yayıncı Ali Çiçek’e başvurdu. Kitabına isim gerektiğini o zaman öğrendi. “Fişlerimde en çok geçen isim Ali. Senin de ismin Ali. Okulda bir lakabın var mıydı?” diye sordu. Kahramanımızın isim babası Ali Çiçek, “Cin Ali” deyince Rasim Öğretmen, bu ismin tam da hayalindeki öğrenci tipine uyduğunu söyledi. Kitap 20 yıl boyunca tüm Türkiye’deki ilkokulların vazgeçilmez demirbaşı oldu.

Papyonlu Cin Ali

Genç öğretmenin o zamanlar kendi öğrencileri, daha sonra ise bütün Türkiye’li çocuklar için oluşturduğu karakter Cin Ali, 1990 yıllında aniden imaj değiştirdi. 90’lı yıllara belirgin bir yüz, siyah saçlar, kulağında bir çiçek, papyon ve fiyonklu ayakkabılarla giren çöp çocuk, kamyonlarla Anadolu’ya dağıtılıyordu. Bu dönemde orijinal metindeki tek değişiklik, Cin Ali’nin evinde radyo yerine televizyonun bulunmasıydı. Resimlerdeki yeni imajı Mustafa Delioğlu çizdi. İmaj değişikliğinin sebebini sorduğumuz Mustafa Torun’un konu ile ilgili açıklamaları ise oldukça ilginç:

“Eğitim camiası Rasim Kaygusuz’u kıskandı. Çünkü o Talim Terbiye Kurulu’nun yapamadığı işi yapmıştı. Öğrenciler için birşeyler üretmesi gereken kurul ve bürokratlar o dönem ortaya hiçbirşey koyamıyorlardı. Rasim Hoca gece gündüz çalışıp dersler verip fişleri hazırlıyor ve onları uyguluyordu. Öğrencilerinin zorlandığı kelimeleri derhal iptal ediyordu. O dönem sıkça kullanılan, bugün köy okullarında başvurulan çözümlü alfabe sınıf aracı Rasim Hoca’nın icadıdır. Devletin bürokratları çalışıp Türkiye için üreten bir köy öğretmenini çekemediler. Talim Terbiye, müfettişlere baskı yapmaya başladı. Okulları denetleyen müfettişler, müdürleri Cin Ali almamaları konusunda uyarıyordu. İmaj değişikliği işte bu döneme rastlar. Nereden çıktı bilmiyorum ama o dönemde “çöp adam, çocukların görsel sağlığına aykırıdır” dediler. Çöp adam eğitsel açıdan doğru değilmiş. Cin Ali’yi baskı altına soktular.”

Bu gelişmelerin ardından Rasim Hoca’nın kızı Nevin Apaydın sonunda bir değişiklik yapılmasına karar verdi. Baskılardan bunalan Apaydın, hikayelerin kesinlikle değiştirilmemesi ve yeni hikayelerin eklenmemesi hususunda anlaşarak imaj değişikliğine izin verdi. Bu değişiklik, Rasim Öğretmen’in ölümünden iki yıl sonra oldu.

(Kaynak: http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/01/06/yasam/yasam3.html)

Paylaşın:

Allah aşkına kıyaslamayın

Ben kıyaslanan bir kuşaktanım. Daha ana sınıfından itibaren yüksek notlar almak, sınıf birincisi olmak, komşunun oğlundan daha hızlı koşmak vb. bir çok konuda kıyaslandım. Kıyaslanmaktanda yoruldum, kıyaslamaktanda.

Sürekli bir rekabet ortamı içinde yetiştirildik. Ailelerimiz, öğretmenlerimiz ve yöneticilerimiz bizi hep birileriyel kıyasladılar ve kıyaslamaya devam ediyorlar. Hata eminim özellikle özgüveni yeterince gelişmemiş olanlarda kendilerini diğerleri ile kıyaslıyorlardır.

Bir ana sınıfı düşünün: Çocuklara resim yaptırılmış ve en iyi 1-2-3 diye duvara 3 resim yapıştırılmış ve bu bir sergi şeklinde sunuluyor. Olacak şey mi bu?

Bütün çocuk resimleri güzeldir ve birincidir. Siz daha en küçük yaşlarda diğerlerini geçmeyi erdem olarak öğreteceksiniz ancak bunu yaparken ahlaki ve etik kuralları yeterince öğretmeyeceksiniz, sonuç ne olur? Şimdi çevrenize bakın ve sonucu görün. (Tabiki her şeyi böyle bir geçmişe dayandırmıyorum ama belki sizleri biraz düşündürebilirim diye yazıyorum.)

Şimdi şu senaryoya bakalım. 2 kişi var: Ahmet ve Mehmet. Ahmet kıyaslamalar sonucu hep herkesi geçmeye kendini zorlamış, okul ve iş hayatı derken artık kıyaslama kendisnde kalıcı davranış değişikliğine neden olmuş olsun. Her şeyi bir diğer şey ile kıyaslayarak başarısını ölçüyor. Rakibinin satışlarının gerisinde kalırsa her türlü strateji ve taktik ile öne geçmeye çalışıyor, birisi son model biraraba alırsa kendisi özel yapım başka bir araba alıyor. Başkalarının giydiklerini giymiyor çünkü hayatını kıyaslanma belirlediği için “kıyaslanmak istemiyor”

Mehmet ise hep birileri tarafında geçilmiş, hatta ailesi tarafından da “bak komşunun oğlu neler yaptı sen yapamadın” tenkitleriyle büyümüş, içine kapanık, üniversiteden sonra zar zor iş bulmuş, “gözlerimi kaparım işimi yaparım” diyen biri haline gelmiş. Kıyaslanmaktan yorgun düşmüş, yenilmiş.

O kadar çok böyle insanlar var ki çevremde, gerçekten üzülüyorum.

Bence eğitimin en önemli unsurlarından insanlara herkesin ayrı bir birey olduğunu, herkesin kendine has bir güzelliği ve özelliği olduğunu belletmektir. Bu konuda anne-babalara, öğretmenlere çok zor bir iş düşüyor. Çünkü tüm hayatları boyunca “kıyaslanmış” olan bizlerin “kıyaslamamayı başarmamız” ve bunu ”çocuklarımıza öğretmemiz” gerekiyor.

Hem herkesin şartları eşit değil hemde herkesin yetenek ve beceriler iaynı değil. Kıyaslama ancak eşit özellikteki şeyler arasında yapılırsa anlamlı olabilir ki buda belki 2 şirketin pazarlama sonuçları yada 2 farklı maddenin ateşe karşı hassasiyetini karşılaştırma gibi. Aam o kadar yani bilimsel anlamda bizlere bir şey katmak adına kıyas-karşılaştırmanın gerekli olduğunu kabul edebilirim.

Son sözüm: Lütfen insan hayatını/yaşamını hiç bir şey ile kıyaslamayın.

Paylaşın:

Anne ve Babalara Öneriler – 3

Benden bu kadar. 3 bölümde topladığım bu maddelerin %95’ini zaten bildiğinizden eminim. %5’i de inşallah işinize yarar. Bizlerin bu ülke, bu dünya ve tüm insanlar için “insan gibi insanlar” yetiştirmemiz lazım.

Hepimize kolay gele..

Çocuğunuzun günde kaç saat TV seyrettiğini belirleyin.

Onun TV seyrettiği zamanlarda sizde onunla seyredin.

Ailecek seyrettiğiniz bir diziyi düşünün. Oradaki konuşmalara benzer konuşmalar yapıyor musunuz?

TV seyretmek yerine okumak, şarkı söylemek vb .başka aktiviteler seçin

TV’yi bir bebek bakıcısı gibi görmeyin.

Çocuğunuzun sevdiği programları seyretmesi, seyrettiği programlarında ona okumayı sevdirmesi önemli. Ör. Küçük tiyatrolar, belgeseller, tarih)

TV’yi ceza yada ödül olarak kullanırsanız ona çok önem veriyor olursunuz.

Sadece çocuk odasında TV olmasın, salonda herkesin izlediği yerde olsun.

Ödev ve yemek zamanı TV’yi kapatın. Ödev veyemek bitmeden TV izlenmemesi kuralını koyun.

Gerçek hayat ile TV arasındaki farkı ona anlatın.

Kendi TV seyretme alışkanlıklarınızı gözen geçirin, örnek alınacaksınız.

Çocuğunuza uygulanan sınav ve testler hakkında yeterince bilgi sahibi olun.

Sınavlara ilişkin sorularınızı öğretmenlerine mutlaka sorun.

Çocuğunuza uygulanan sınav ve yanıtlarına erişebiliyor musunuz? Çocuğunuzun doğru değerlendirildiğini bilmek isteyebilirsiniz.

Sınavlarını çocuklarınız ile birlikte evde gözden geçirebilirsiniz.

Sınavlardan alınan notların ileride neyi nasıl etkileyeceğini (orta öğretim puanı vb.) öğrenin.

Çocuğunuza okulda eğer varsa bilgisayar konusunda ne kadar eğitim ve imkan verildiğini öğrenin.

Internet kullanıyorlar mı? Internet erişimlerinde beirli kısıtlamalar yapılmış mı?

Bilgisyar kullanımında kız-erkek ayrımı yapılıyor mu? Kız çocuklarının kullanım konusunda cesaretlendirilmeleri gerekebilir.

Öğretmeni bilgisayarı nasıl kullanıyor?

Paylaşın:

Anne ve Babalara Öneriler – 2

Çocuklarınıza ilişkin şu soruların yanıtlarını özellikle öğretmenlerinden öğrenmeye çalışın?

  • Çocuğum yaşına göre yaşıtlarının ilerisinde mi gerisinde mi yoksa normal mi? Okumada, yazmada, matematikte, fen bilimlerinde vb…
  • Çocuğum ödevlerinde ne kadar başarılı veya vakit ayırıyor?
  • Benim çocuğumun güçlü ve zayıf olduğu noktalar, konular nelerdir?
  • Okul benim çocuğumun ihtiyaçlarını gideriyor mu?
  • Çocuğumun özel desteğe, eğitime ihtiyacı var mı?
  • Çocuğunuz yaptığı resimler, defterleri vb. saklanıyor mu? Evde saklıyorsanız bunlara beraberce göz atıyor musunuz?
  • Çocuğunuzun yakın arkadaşları var mı? Yalnız mı? Diğer öğrencilerle arası nasıl?
  • Çocuğunuzun derslerinde daha başarılı olması için evde ona destek olmanız gereken şeyler var mı?
  • Çocuğumun zamanını daha iyi kullanabilmesi için neler yapabilirim?
  • Çocuğumun bir üst okula hazırlanması için neler yapmalıyım?
  • Çocuğumun zararlı maddelere alışmaması ve bunlardan uzak durmasını nasıl sağlayabilirim?
  • Çocuğumun mezun olması yada bir üst sınıfa geçişi için gerekli olan kurslar var mıdır?
  • Çocuğumun doğru okul-bölüm tercihi yapmasına nasıl destek olabilirim?
  • Çocuğunuza okumayı sevdirin ve buna ne kadar erken başlarsanız o kadar iyi. Daha bebekken onun yanına oturup renkli kitaplardan masallar okuyarak başlayabilirsiniz. Kitaplarda özellikle çocuğunuzun gerçeğini görebileceği objeleri mutlaka gösterin.
  • Okurken sesinizin tonunu değiştirin, şarkı söyler gibi okuyun, ellerinizi hareket etrii ve yüzünüzü komik şekillere sokun. Bebeğinizin ilgisini çekmeye çalışın.
  • Çocuğunuzun kitaplara dokunmasını ve tutmasını sağlayın.
  • Kısa ve sık aralıklarla okuyun.
  • Çocuğunuza kitap okurken elinizle okuduğunuz yeri takip edin. Böylece soldan sağa doğru okuma refleksini geliştirmeye başlayın
  • Kafiye ve şarkı gibi okumak özellikle kullanacağı dile alışması açısından çok önemlidir.
  • Evinizde mutlaka kitap bulundurun ve özellikle boş zamanlarında okumalarını sağlayın. (Aslında kitap okumak ciddi bir iştir, boş zamanda okumaktansa ona zaman ayırmak gerekir.)
  • Çocuğunuzla sürekli konuşun ve onu konuşturun.
  • Gerek TV reklamı, gerekse gazetedeki bir bölüm, her fırsata ona okuyun.
  • Çocuğunuzun sizi okurken ve bundan keyif aldığınızı görmesini sağlayın.
  • Varsa okul kuralları kitapçığını edinin ve okuyun.
  • Çocuğunuzla bu kuralları değerlendirin ve olası cezaları ona anlatın.
  • Okulda öğretmenlere karşı bir tavır, okul malzemelerine zarar verme alışkanlığı veya çeteleşme olup olmadığını araştırın.
  • Çocuğunuzal sürekli okulunun atmosferini konuşun. Onun için güvenizleşen bir şey olup olmadığına dikkat edin.
  • Okulda erken ve geç saatlerde kimlerin olduğunu öğrenin. Çocuğunuz okula erken gider veya geç çıkarsa okulda kimlerin kalacağı önemlidir.
  • Okulda güvenlik önlemleri nelerdir? Ziyaretçiler nasıl kabul ediliyor? Okul dışı güvenli mi?
Paylaşın:

Anne – Babalara Öneriler– 1

Amerika’da ve Avrupa’da özellikle anne ve babaların okula giden çocuklarına ilişkin dikkat etmeleri gerekenleri yazılı olarak hazırlayıp bedava dağıtırlar.

Biraz araştırma yaptığımda en elle tutulur, içerik olarak sade – anlaşılır olması hasebiyle Florida Eğitim Bakanlığının (fldoe.org) hazırladığı bir dokümandan işinize yarayacağını düşündüğüm maddeleri sizin için derledim. Sanırım 3 bölümde tamamlayabileceğim.

* Okulun ilk günü okula onu mutlaka siz götürün.

* Okulun önemli bir yer olduğunu anlatın. Ev ödevleri ile ilgili size rahatlıkla soru sorabileceği ve derslerini rahatlıkla çalışabileceği bir ortam hazırlayın.

* Okuldan eve gönderilen herşeyi mutlaka okuyun; ödev konuları, karne, öğle yemeği programı, servis çizelgesi vb.

* Çocuğunuzun öğretmenini ve okul müdürünü tanıyın. Eğitim ile ilgili eitim, konferans, seminer vb. katılıp katılmadıklarını öğrenmeye çalışın.

* Okul içi kuralları, yönetmelik ve tüzükleri inceleyin. Okula ilişkin anlamadığınız kurallar var ise sorun.

* Okul aile birliği vb. okul sosyal aktivitelerine destek olun, vakit ayırın.

* Normal bir ders vaktindede okulu ziyaret edin ve işleyişi izleyin. Sadece veli toplantılarında gitmeyin.

* Aynı okulda çocuğunu okutan diğer ailelerle tanışın.

* Çocuğunuzun eğitimine katılın. Sadece eğitim almasını sağlamayın onun eğitimini önemsediğinizi gösterin.

* Yakın çevrenizdeki akrabalarınızı özellikle çocuğunuzla birebir iletişimde olanları okul aktivitelerine davet edin.

* Sözlerinizin değil ama yaptıklarınızın onda hayatı boyunca etki bırakacağını unutmayın.

* İçki, sigara ve uyuşturucunun gerçek zararlarını ona açıklayın.

* Çocuğunuza model olun; sağlıksız, tehlikeli ve yasal olmayan bir hayatınız olmasın

* Ebeveyn olmayı önceliğiniz yapın. Çocuğunuzla ilgili bir takım kurallar koyun ve buna sadık kalın. Kurallar onu önemsediğinizin göstergesidir.

* Kendilerine içki yada sigara teklif eden olursa nasıl hayır diyeceklerini öğretmelisiniz.

* Çocuklarınızın arkadaşlarını bilin ve onlarında anne-babaları ile tanışın.

* Gençlerin alkol, uyuşturucu ve sigaraya başlama sebeplerinden birisi stres. Stres ile nasıl mücadele edebileceklerini öğretin.

* Kendinizi yetiştirin. Çocukların alışkanlıkları, eğilimler, trendler konusunda bilgili olun.

* Çocuğunuzu zararlı alışkanlıklardan koruyacak program ve dersler hakkında okulundan bilgi alın.

* Çocuğunuzun ödevlerin yapacağı ve ders çalışacağı yeri TV, radyo ve diğer gürültülerden uzak tutun.

* Gerekli olan tüm kırtasiye malzemesini hazır tutun.

* Ödevlerini günlük olarak yapabileceği bir plana alıştırın.

* Eğer ödev yapmada zorlanıyorsa onunla ve öğretmeniyle konuşun. Gerekiyorsa destek alın.

* Ödevleri hakkında öğretmenlerinin ne söylediğini sorun.

* Eğer hastalık vb. sebeplerle okula gidememişse onun ödevlerini yada derslerini takip edebileceğiniz bir arkadaşının iletişim bilgilerini alın.

* Ödev yaparken yemek yedirmeyin. Her şeyin yeri ayrı.

* Ödev yaparken kısa aralar verdirin.

* Çocuğunuzun ders notlarını ve gelişimini izleyin. Anlamadığınız noktaları öğretmenine sorun.

* Eğer çocuğunuz özel bir sınıftaysa onun ihtiyaçlarına özel planlar geliştirebilirsiniz.

* Çocuğunuzun okul kurallaına uymadığı için fiziksel olarak cezalandırılamayacağını unutmayın.

* Çocuğunuz sadece sizin izniniz doğrultusunda okul aktivitelerine katılmamalıdır.

* Eğer çocuğunuz bir disiplin cezası almış ise nedenlerini araştırmalısınız.

* Okulun çocuğunuzun kız yada erkek olması sebebiyle yapabileceği olası ayrımcılıkları izlemelisiniz.

Paylaşın:

Ev ödevi efsanesi

Biz yapmadığımızda kırık not aldığımız, en az 10 sayfa hazırlamamız gereken ev ödevleri ile okuduk. Ev ödevlerini sonradan dönem ödevleri izledi. Her gece yapacak/yazacak bir şeyimiz mutlaka olurdu.

Ev Ödevi konusunu esas alan (The Homework Myth-Ev Ödevi Efsanesi (Da Capo Press; 243 sayfa) yazarı Alfie Kohn ve (The Case Against Homework – Ödeve Karşı Dava (Crown; 290 sayfa) adlı kitsaplardaki bazı bölümlerin ailelerin ve öğretmenlerin ilgisini çekeceğini düşünerek paylaşmak istiyorum :

• ABD’de 2004 yılında 2,900 çocukla Michigan Üniversitesi’nin yaptığı çalışmada 1981 yılından bu yana çocukların ev ödevlerine harcadıkları sürenin %51 arttığı görülmüş.

• Yük yaş küçüldükçe artmakta. 6- 8 yaş arası çocuklar 1981 yılında ev ödevleri için ortalama 52 dakika harcarlarken 1997’de 128 dakika olmuş. Bu yıl AOL ve Associated Press’in yaptığı araştırmada göre ilköğretim öğrencilerinin gecede ortalama 78 dakika ev ödevi ile uğraştıkları bulunmuş.

• Ev ödevlerinin çocukların akademik başarılarına ölçülebilir faydası olduğunu ispatlayan herhangi bir çalışma bulunamamış. Gerçekten ilköğretimde dökülen ter ve gözyaşı kimseyi daha iyi bir okuyucu yada matematikçi yapmamış.

• Ödev arttıkça geri dönüşler azalmış. Ödevlere ayrılan süre sınıf yükseldikçe artarken çocukların başarısının düştüğü gözlenmiş.

• Öğrenci başarısını gözlemleyen ülkeler(Japonya, Danimarka, Çek Cumhuriyeti) ödevleri azaltırken, başarısı düşük ülkelerin(Yunanistan, Tayland ve İran) ödev yükünü artırdığı izlenmiş.

Ev Ödevi’nin çalışma alışkanlığı kazandırma, kendini disipline etme ve zaman yönetimi konusunda faydasını savunanlar bu ödevlerin çocuğu aynı zamanda okuldan soğuttuğunu ve aile içi ilişkilerde çatışmalara yol açtığını kabullenmiş durumdalar. Çocuğun öğrenme şevkini kıracak ezbere veya sadece sayfa doldurmaya odaklı ödevlerin çocuklara zarar verdiğini söylüyorlar.

Önerilen çözümlerde ise ödev politikası olmaması ve hayatın içinden örneğin ailesi ile aile tarihçesinin ropörtajını yapmak, mutfak kimyası yada ailesi ile birlikte kitap okumak gibi faaliyetler öneriliyor.

Bir diğer öneride her sınıf için 10 dakikalık ödeve vakit ayırma, tatil ödevi vermeme,haftada en fazla 2 test yapma, haftasonuna az ödev verme ve pazartesileri özellikle sınav yapmama.

Umarım eğitmenlerimizin işine yarayabilecek birkaç kelime karalayabilmişimdir.

Paylaşın: